Depresyonu Yenen Molekül Araştırması Ödül Aldı

Depresyonu Yenen Molekül Araştırması Ödül Aldı. Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sinan Çavun, Türkiye’nin en büyük dijital hekim platformu Doktorclub Awards tarafından verilen Türkiye’nin Sağlık Ödüllerinde “Yılın Ar-Ge/ İnovasyon Uygulaması” dalında birincilik ödülüne layık görüldü. Ülkemizde sağlık sektörü profesyonelleri ve paydaşlarının üye olduğu web sitesinin 17 kategoride verdiği “Doktorclub Awards 2018” ödülleri belli oldu.

Toplam 15 bin hekim üyenin oyları sonucunda, “Gly-Gln’in depresyonda kullanımı” konulu araştırmasıyla Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Çavun, “Yılın İlaç Endüstrisi Ödülleri” başlığı altında verilen “Yılın Ar-Ge / İnovasyon Uygulaması” dalında birincilik ödülü aldı.

Prof. Dr. Sinan Çavun ödülünü, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bahaüddin Çolakoğlu’ndan aldı. Çavun, törende yaptığı konuşmada, çağımızın en büyük vebası olarak tanımlanan depresyona bir umut olabilmek adına 10 yıldır çalışmaların devam ettiğini, deney hayvanları aşamasının tamamlandığını belirterek, “Bundan sonra, ilaç firmalarıyla birlikte klinik aşamanın da tamamlanmasıyla Türkiye’den bir ilaç modülünü dünya tıbbına adamaktan büyük mutluluk duyacağım” dedi.

Doktorclub Awards’ın BUÜ Tıp Fakültesi’ne verdiği teşekkür belgesini teslim alan BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya da, Prof. Dr. Sinan Çavun’u tebrik ederek, çalışmanın bundan sonraki süreçleriyle ilgili bilgi aldı.

ÖDÜL GETİREN ARAŞTIRMA

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Çavun ve ekibinin çalışması, “Mutluluk hormonu” olarak bilinen “B-endorfin”in yıkımı sırasında ortaya çıkan ve vücutta sentez edilebilen (Glycyl-glutamine) Gly-Gln’in depresyon tedavisindeki etkinliğini kanıtlamıştı. Klinik deneyler aşamasındaki çalışmaya Avrupa ve ABD patenti de alınmıştı.

Türk Bilim İnsanları Yerli Kanser İlacına Bir Adım Daha Yaklaştı

Türk Bilim İnsanları Yerli Kanser İlacına Bir Adım Daha Yaklaştı. Bir metal kompleks bileşiğinden kanser ilacı üretimi üzerine çalışan Türk bilim insanları, hayvanlar üzerindeki deneyleri başarıyla geçerek ABD Patent Ofisi tarafından patente değer görüldü. 1.5 ay içerisinde de AB’den patent alacak çalışma için sırada 3 fazdan oluşan insan çalışmaları var. İstinye Üniversitesi’ndeki ilaç araştırmasının başında bulunan Prof. Dr. Engin Ulukaya, “Üçüncü faz da başarıyla geçilirse bileşiğe artık ilaç diyebiliriz ve eczane raflarında görebiliriz. Kanser ilacı yapmak için 1 milyar dolara yakın para harcıyorsunuz ama başarılı olması halinde yıllık 10 milyar dolar kazanıyorsunuz” dedi.

İstinye Üniversitesi Moleküler Kanser Araştırma Merkezi Müdürü ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Engin Ulukaya liderliğinde Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz ile birlikte geliştirilen bir metal kompleks bileşiği, hücre kültürü ve deney hayvanları aşamasını başarıyla geçerek ABD Patent Ofisi tarafından patente değer görüldü.

‘Bileşik ilk aşamaları başarıyla geçti’

İstinye Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Engin Ulukaya, “Tamamen bu ülkeye ait bir bileşik ortaya çıkardık ve ilk aşamalardan başarıyla geçti. En büyük hayalimiz ülkemize kanser ilacı hediye etmek” dedi.

Palladyum adı verilen bir metal kullandıklarını aktaran Prof. Dr. Ulukaya, “Palladyum Aterpi, klor, sakkarin, barbitürat gibi yan bileşikler de takarak tamamen kendimize özgü yeni bileşikler ortaya çıkardık. Bu bileşiklerden biri hücre kültür laboratuvarında çeşitli tümör hücrelerinde yapılan testlerden başarıyla geçti. Ümit verici sonuçların alınması üzerine Yunanistan’daki deney hayvanlarında oluşturulan tümörlerde (zenograftlarda) test edildi. Deney hayvanlarında da başarılı bulunması üzerine uluslararası patent başvurusu yapıldı ve yakın zaman önce tescillendi. Ardından, Hollanda’da farmakokinetik çalışmalar da yapıldı. Böylece neredeyse artık insan çalışmaları aşamasına kadar gelindi” diye konuştu.

‘İnsan çalışmalarına uyarlanabilir hale geldi’

Bileşiğin insan çalışmalarına hemen hemen hazır olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ulukaya, “Bileşiği artık ülkemizde insanlar üzerinde test etmek istiyoruz. Bileşik hem ülkemizde hem de Amerika’da koruma altında. Birde 1 buçuk ay içerisinde Avrupa Birliği’nden (AB) patent gelecek. Bir ilacı geliştirmek 10-12 yılı alıyor. Eskiden 15 yıla kadar çıkıyordu şimdi birkaç yıl kısaldı. Önümüzdeki yıllarda 8-9 yıla belki daha da kısa sürelere düşecek. Şimdi biz 4-5 yılını geçirmiş gibi olduk. Sırada 3 fazdan oluşan insan çalışmaları var. Üçüncü faz da başarıyla geçilirse bileşiğe artık ilaç diyebiliriz ve eczane raflarında görebiliriz. Kanser ilacı yapmak için 1 milyar dolara yakın para harcıyorsunuz ama başarılı olması halinde yıllık 10 milyar dolar kazanıyorsunuz. Tabi bu arada inanılmaz bir zaman ve emek harcanıyor” dedi.

‘Kanseri yok etmek şimdilik mümkün değil ama hasta onlarca yıl yaşayabilecek’

Kanseri tamamen yok etmenin bazı kanser türlerini hariç tutarsak şimdilik mümkün olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ulukaya, “Ama kanser hastasının uzun süre yaşaması mümkün olacak. Kronik hastalıklar gibi örneğin 20-25 yıl yaşayabilecek. Tümörümüz olacak bir yerde ama metastaz (sıçrama) yapma şansı olmayacak, biz ona metastaz yaptırmayacağız. Dolayısıyla uzun yaşam sürelerine ulaşılmış olacak. Şu andaki en iyi senaryo bu, yoksa kanseri tamamen yok etmek günümüz teknolojisi ve bilgi birikimiyle halen mümkün gözükmüyor. Çünkü çok akıllı bir hücreyle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

Kanser Araştırma Merkezi’nde yapılan çalışmalar

Prof. Dr. Engin Ulukaya, İstinye Üniversitesi Moleküler Kanser Araştırma Merkezi’nde (İSÜMKAM) birkaç ana başlıkta çalışmalar yürüttüklerini söyledi. En önemli çalışmalarının kanser hastalarına yönelik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ulukaya, “Kanser hastasının tedavisi artık hastanın moleküler yapısına göre belirlenmelidir. Ancak bu şekilde uzun yaşam sürelerine ulaşılabilir çünkü her insanın kanseri farklı, dolayısıyla her hastanın farklı ilaç kullanması gerekiyor. Merkezimizde, bu amaca yönelik hem araştırmalar hem de bizzat hastaya yönelik test hizmetleri (örneğin, likit biyopsi veya immünoterapi için test gibi) başlamış durumdadır. Ayrıca, kanser hastalarına ücretsiz danışmanlık hizmeti de verilmektedir. Tüm bu hizmetlerin ortak amacı, hekime hastasına özgü tedavi verebilmesi için laboratuvar desteği sağlamaktır” diye konuştu.

Kaynak : CNNTÜRK

Türk Akademisyenlerin Bitkileri Dondan ve Soğuktan Koruyan Buluşu Artık Tarlada

Türk Akademisyenlerin Bitkileri Dondan ve Soğuktan Koruyan Buluşu Artık Tarlada. Uludağ Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (UÜ-TTO) akademik bilginin ekonomik değere dönüşmesi konusunda bir çalışmaya daha imza attı. UÜ-TTO, akademisyenlerin donu önlemeye yönelik geliştirdikleri üç patenti, Ar-Ge Endüstriyel adlı firmaya lisansladı. Lisanslanan buluşlar, bitkilerin soğuk ve dona dayanıklılığını arttırıyor. Lisansı alan firma, ürünü yurtiçi ve yurtdışında hemen satmaya başlayacağını söyledi.

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’nden Doç. Dr. Asuman Cansev, Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehmet Cansev, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hatice Gülen ve Dr. Müge Kesici, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üy. Sergül Ergin tarafından 2011 yılından beri yürütülen çalışmalar sonucunda, bitkilerin büyüme ve gelişmelerini teşvik eden ve stres toleransını artıran bazı moleküller bulundu. Daha sonra buluşlara ilişkin üç adet patent alındı. Söz konusu patentler son olarak, Uludağ Üniversitesi TTO tarafından Ar-Ge Endüstriyel firmasına lisanslandı.

Yardımcıları Prof. Dr. Aslı Hockenberger, Prof. Dr. Mehmet Yüce ve TTO Müdürü Oğuz Yapar ile birlikte lisans imza törenine katılan Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Uludağ Üniversitesi’nin sadece eğitim yapan değil, projelerle araştırma yapıp, bunları ticarileştirerek topluma yansıtmayı hedefleyen 3. Nesil bir üniversite olmak için var gücüyle çalıştığını söyledi. Üniversitelerde çok sayıda bilimsel çalışma yapıldığını ancak bunların çok azının ticarileştirilebildiğini belirten Ulcay, “Biz akademisyenlerimizi firmalar açısından düşünüp araştırmalarını patentleştirmelerini, firmalara da gelir getirici patentler satmayı, böylece ülke ekonomisine kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.

Ar-Ge Endüstriyel Firması sahibi Tamer Tezgören, üç nesildir bu işi yaptıklarını ve kendi çabalarıyla yapamayacakları konularda üniversitelerle çalıştıklarını belirterek, Uludağ Üniversitesi’yle de çalışmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.

Ar-Ge Endüstriyel Genel Müdürü Vedat Karakaya da, daha önce bitkileri (-7) dereceye kadar dondan koruyabiliyorduk. Uludağ Üniversitesi hocalarının geliştirdikleri bu buluş sayesinde bunu (-9) dereceye çıkardık. Ürünü pazarlamak için imzanın atılmasını bekliyorduk. Hemen yurtiçi ve yurtdışında satışa başlayacağız” dedi.

Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyenleri Kolon Kanserini Tedavi Edecek Yeni Bileşik Geliştirdi

Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyenleri Kolon Kanserini Tedavi Edecek Yeni Bileşik Geliştirdi. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü doktorları, kolon kanserinin tedavisinde yeni bir bileşik bulundu. Türk akademisyenlerin buluşu olan ve hayvanlar üzerinde olumlu sonuçlar elde edilen bileşik, gönüllü insanlar üzerinde denendikten sonra eczanelerdeki yerini alacak.

Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden 3 doktor kolon kanseri tedavisi için 2011 yılında başlattıkları projenin sonuna geldi.

Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz, Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ceyda İçsel ve İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Ulukaya, kolon kanseri tedavisi için 2011 yılında başlattıkları araştırma üzerinde keşfettikleri bileşikleri fareler üzerinde denemeye başladı. Fareler üzerinde denemesi yapılan bileşiğin kolon kanseri tümörünü küçülttüğü ve yan etkisinin daha az olduğu gözlemlendi.

Türkiye’nin ilk kanser ilacı olma yolunda hızla ilerleyen projede hayvanların üzerinde olumlu sonuçlanan bileşiğin insanlar üzerinde denenmesi aşamasına gelindi. Bileşiğin gönüllü insanlar üzerinde denendikten sonra ilaç yapımı için çalışmaların başlayacağını belirten Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Ulukaya, “Öncelikle ürettiğimiz bir bileşiğin, yani ilaç değil. Bunun adına ilaç demek için henüz erken. Keşfettiğimiz bileşiği fareler üzerinde denediğimizde gördük ki kanserli tümörde küçülme oluyor. Ayrıca bizim bulduğumuz bileşik, şu anda piyasada var olan kanser ilaçlarına oranla çok daha zararsız. Piyasadaki kanser ilaçları insanlarda yan etki yapabiliyor. Ama bulduğumuz bileşik için böyle bir etki söz konusu değil. Ayrıca piyasadaki kanser ilaçlarını farelere yüksek dozda verdiğimizde onların öldüğünü gördük. Ama bizim bileşik farelere yüksek dozda verdiğimizde kanser tümörünün yok olduğunu gözlemledik” şeklinde konuştu.

Bileşiğin son aşamasına gelindiğini ifade eden Prof. Dr. Ulukaya, “Şu anda bileşik insanlar üzerinde deneme aşamasına geldik. Elbette gönüllü insanlar üzerinde denemesi yapılacak. Sonuç alınması halinde bileşik ilaç haline getirilecek ve 4 yıl içinde eczanelerde satılmaya başlayacak. Bir ilacın ülke ekonomisine yıllık 10 milyar dolar getirisi vardır. Dünyanın en fazla satan 10 kanser ilacına bakarsanız o ülkeye yıllık getirisi 8 ile 10 milyar dolar” diye konuştu.

Bileşik için Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan 20 yıl süreyle ‘İncelemeli Patent’ aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz ise, “Özellikle Japonya,Güney Kore ve Çin, bizim yaptığımız gibi kendi ilacını üretti ve şu anda kullanıyor. Amerika’dan artık ilaç almıyor. Proje için Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yıllar önce ‘Bizim de ilacımız olsun’ dedi. Bizde şimdi kendisinden destek bekliyoruz” dedi.

Bileşik ilaç haline gelmesinden sonra Türkiye’nin milli bir ilaca sahip olacağını aktaran Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, “Üniversitede yapılan çalışmaların mutlaka sanayiye yansıması da olmalı. Bileşiği yapan arkadaşlarımız patenti aldılar. Patenti almak önemli ama bu patent sağlık sektöründe olduğu için ilaca dönüşmediği sürece bir anlamı yok. Bunu başkalarına kaptırmamak lazım” şeklinde konuştu.

Kaynak : Bursadabugün

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri Depresyonu Yenen Molekül Buldu

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri Depresyonu Yenen Molekül Buldu. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Çavun ve ekibi, yürüttükleri araştırmayla insan vücudunda bulunan “Glycyl-glutaminin” (Gly-Gln) molekülünün depresyon tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koydu.

“Mutluluk hormonu” olarak bilinen “B-endorfin”in yıkımı sırasında ortaya çıkan ve vücutta sentez edilebilmesi nedeniyle yan etkisi bulunmadığı belirtilen Gly-Gln’in depresyon tedavisindeki etkinliğini kanıtlayan çalışmaya “Avrupa Patenti” alındı.

Prof. Dr. Çavun, depresyonun Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, büyük yıkım ve ciddi sıkıntılar oluşturan 4. sıradaki hastalık olduğunu söyledi. Bu rahatsızlığın, DSÖ verilerine göre, 2020’de iskemik kalp hastalıklarından sonra en sık yıkıma yol açacak ikinci hastalık olarak görüldüğünü belirten Çavun, “Halen var olan tedavi seçenekleri, mevcut depresyonun hemen hemen yarısında ya cevap vermiyor ya da depresyonun yeniden tekrarlanmasına yol açıyor. O yüzden halen depresyonla ilgili etkin bir tedavi yöntemi yok. Yine mevcut ilaçların ciddi yan etkilere sahip olması, bu ilaçların kullanımını hekimler tarafından kısıtlayan bir olgu” diye konuştu.

VÜCUTTA VAR OLAN BİR MOLEKÜL

Depresyon tedavisinin ciddi bir araştırmaya ihtiyaç duyduğunu, bu ihtiyaçtan yola çıkarak bir çalışma yaptıklarını anlatan Çavun, şunları söyledi:

“Bu çalışma sonucunda, Glycyl-glutaminin diye bir molekül bulduk. Bu, vücutta halihazırda var olan bir molekül. Rahatlatıcı, gevşetici hormon olarak bilinen B-endorfin’in parçalanmasıyla ortaya çıkıyor. Biz 2-3 yıl önce bunun serotonin düzeylerini artırdığını bulmuştuk. Bu buluştan sonra ‘Acaba bu serotonin düzeylerindeki artış, depresyon tedavisinde etkili olur mu’ diye bir soru belirmişti kafamızda. Buna bağlı olarak bölümümüzden ekip arkadaşlarımızla bir takım deneyler gerçekleştirdik. Deney hayvanlarında yapılan çalışmalar neticesinde, Glycyl-glutaminin’in etkisinin çok bariz bir şekilde depresyonu engellediğini ortaya koyduk. Bunun üzerine UÜ Teknoloji Transfer Ofisi‘nin de katkılarıyla Türkiye Patent Enstitüsüne başvurduk ve bu girişim olumlu olarak sonuçlandı. Ardından Avrupa ve Amerika’ya patent girişiminde bulunduk. Geçtiğimiz günlerde Avrupa’dan patent onayı geldi.”

KLİNİK DENEYLER YAPILACAK

Çavun, TÜBİTAK’tan 370 bin liralık proje ödeneği almaya hak kazandıklarını dile getirerek, desteği aldıktan sonra araştırmanın klinik boyutuna geçeceklerini anlattı.

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri Depresyonu Yenen Molekül Buldu1Hayvanlarda yapılan toksikolojik çalışmalarda, molekülün tek başına verildiğinde herhangi bir yan etkisinin gözlenmediğini vurgulayan Çavun, “Molekülümüz endojen olduğundan yan etki potansiyelinin hiç olmadığı veya çok çok daha az olduğu varsayımıyla hareket ediyoruz. Klinik çalışmalarda bunu çok daha net bir şekilde ortaya koyacağız” dedi.

Karşılaştırmalı deneyler yapacaklarını belirten Çavun, “Molekülün mevcut antidepresanlara göre etkisini ortaya koyacağız. Ardından etki mekanizmasını tam olarak ortaya koyacağız. Ayrıca yan etki potansiyelini değerlendireceğiz. Bu aşamayı geçtikten sonra Amerika’da devam eden patent sürecini takip edeceğiz. Son aşama olarak da bir takım muhtemel ilaç firmalarıyla görüşme yapmamız gerekecek” değerlendirmesinde bulundu.

AVRUPA PATENTİ ALINDI

Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Sertaç Yılmaz da 6 kişilik ekiple klinik öncesi çalışmaları tamamlamak için uğraştıklarını dile getirerek, “Bu bağlamda klinik öncesi çalışmaları tamamlayıp klinik, yani faz 2-3 ve 4’e ilerlemek üzere çalışıyoruz. Bu sırada aldığımız patentin, Uludağ Üniversitesi’nin aldığı ilk Avrupa Patenti dolması da bizim için gurur verici” diye konuştu.

Bundan sonraki aşamaları da mümkün olduğunca hızlı tamamlayacaklarını vurgulayan Yılmaz, “Depresyon ve anksiyete, günümüzde iş hayatında insanların en çok karşılaştığı problemlerden. Bu kapsamda, bu hastalıkların tedavisi için eğer ki bir katkıda bulunabilir, yeni bir ilaç geliştirilmesi için katkıda bulunabilirsek bilim adamı olarak manevi tatminimiz bu olacak. Bunun için uğraşıyoruz” dedi.

Kaynak :U.Ü

Türk Bilim Kadınları Geleceği Şekillendiriyor

Türk Bilim Kadınları Geleceği Şekillendiriyor. Uludağ Üniversitesi, “V. Bilgilendirme ve Ar-Ge Günleri”nde genç yaşta elde ettikleri başarıları ile bilim dünyasında büyük takdir toplayan iki Türk kadınını ağırladı. ABD’de “Bilimin Mevlanası” olarak tanınan Harward Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Tecnology’de (MIT) görev yapan Dr. Canan Dağdeviren ile “İnsan Genomu” projesinde dünyaca ünlü Prof. Ronald W. Davis’le birlikte çalışan Dr. Naşide Gözde Durmuş, bilim dünyasına katkılarını ve bundan sonra yapmayı düşündüklerini anlattı.

Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Yaşamın Her Alanında Teknoloji “ konulu panel, büyük ilgi gördü.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabalim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Sağdilek’in yönettiği panelde, genç yaşında elde ettiği başarılar nedeniyle Amerikalıların “Bilimin Mevlanası” adını verdikleri Dr. Canan Dağdeviren “Yenilik Kalpte Başlar: Giyilebilir Biyonik tercümanlar”, Stanford Üniversitesi Genom Teknoloji Merkezinde “İnsan Genomu” projesinde görev yapan Prof. Ronald W. Davis ile birlikte çalışan Dr. Naşide Gözde Durmuş “Nanoteknobiyolojilerin Tıp ve Biyolojide Uygulamaları”, Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Biyomekanik Anabilim Dalından Prof. Dr. Serdar Arıtan “Spor ve Teknoloji”, Candaş Şişman ve Deniz Kader “Sanat ve Teknoloji”, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalından Prof. Dr. Murat Canpolat da “Temel Araştırmadan Patente Giden Yol” başlıklı konuşmalar yaptı.

CANAN DAĞDEVİREN: ÇILGIN TÜRK KIZI

Fizik okumaya karar verişinden Harvart Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Tecnology’ye (MIT) gelişine dek geçen süreci anlatan Dr. Canan Dağdeviren, 4 ay önce, hiç başvurmadığı halde MIT’den profesörlük teklifi aldığını ve ocak ayında kendi grubunu kurarak çalışmaya başlayacağını söyledi. Fransız fizikçi Pierre Curi ve ekibinin 1880 yılında keşfettiği, bazı maddelere mekanik baskıyla elektrik üretilmesi anlamına gelen ve “piezoelektrik” konularında çalıştığını anlatan Dağdeviren, bilim dünyasında adını “giyilebilir kalp pili” tasarlayarak duyurduğunu söyledi. Bunu yapmak istediğinde Amerikalıların kendisine “çılgın Türk kızı” dediklerini hatırlatan Canan Dağdeviren, “Dedemi hiç görmedim çünkü 28 yaşında kalp yetmezliğinden ölmüştü. Ben de hayal yaşımı 28 olarak belirledim ve o yaşa gelmeden kalp hastaları için bir şey yapmaya karar vermiştim. Ve sonunda, kalp kasılıp gevşedikçe, nefes alıp verdikçe üretilen enerjiyi kullandım. Kalbin üzerine yapıştırdım bir sensör sayesinde kalbin ritmini düzenlemeyi başardım” dedi.

Birçok bilim insanının doğadan ilham aldığını kendisinin ise aile fertlerini kanser, kalp ve beyinle ilgili hastalıklardan kaybetmekten aldığını ifade eden Canan Dağdeviren, parkinson, alzheimer gibi hastalıklarda kullanılan ilaçları başka organlara zarar vermeyecek şekilde sadece beynin ilgili bölümüne gönderen iğne geliştirdiğini dile getirdi ve üzerinde çalıştığı meme kanserinin erken teşhisiyle ilgili çalışmasını şöyle anlattı:

“ZENGİNLİK, GİYDİĞİNİZ ELEKTRONİK ALET SAYISIYLA DOĞRU ORANTILI OLACAK”

“Bunu da meme kanserinden kaybettiğim teyzem için yapacağım. Yapmak istediğim şey, meme kanserlerinin erken teşhisinde kullanılacak aletler üretmek. Bir ve iki boyutlu malzemelerle aletler yaptım yetmedi. Şimdi üç boyutlu aletler yapmaya çalışıyorum. Bundan sonra dört boyutlu aletler olacak. Bir ilacı içtiğinizde vücutta nereye gittiğini, neler yaptığını, tadını, kokusunu, monitörlerden görebileceksiniz. Ben günümüz tıbbının pijama tarzı olduğunu düşünüyorum. Annenizin babanızın arkadaşlarınızın pijamasını giyebilirsiniz. Size uymak zorunda değil, uyuyabilirsiniz, ama ben ceket gibi tam üzerinize oturabilecek elbise peşindeyim. Yani kişiselleştirilebilecek tıp. İlerde malvarlığı, parayla pulla değil; vücudunuza giydiğiniz ve değişiklikleri çok rahat gösterebilecek elektronik aletlerin sayısıyla doğru orantılı olacak.”

Bilim dışında müzikle uğraştığını, yemekler yaparak Türk kültürünü tanıtmaya çalıştığını, gençlerin bilimle uğraşmaları için gönüllü çalışmalar yaptığını anlatan Canan Dağdeviren, “Kadınlar yaratıcıdır hassastır, doğurgandır, benim geliştirdiğim aletler gibi kıvrımlıdır ve çok fonksiyonludur. Ben birçok şeyi yapıyorum. Hiçbir şey çalışmadığım zaman Atatürk gibi düşünüyorum, motivasyonumu kendisinden alıyorum” dedi.

YAKIN KIZILÖTESİ IŞINLA KANSER TEŞHİSİ

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalından Prof. Dr. Murat Canpolat da “Temel Araştırmadan Patente Giden Yol”u kendi çalışmalarından örneklerle anlattı. Buluş ve patent elde edebilmek için hekim kökenli olmayanların tıp fakültelerine girmesi gerektiğini vurgulayan Canpolat, “Toplumun yaşam standardını yükseltmek gerekiyor, akademisyenleri tatmin eden bu olmalıdır” diye konuştu.

Meme kanserini teşhiste yakın kızılötesi ışık kullanılarak hastaya zarar vermeyen, canını acıtmayan, meme üzerine prop konarak 3-4 dakika içinde tümörün yerinin belirlenebildiğini, bugüne kadar pilot çalışma yaptıklarını ve yakında klinik çalışmalarına başlayacaklarını söyledi.

GRAFİKLERİ DANS ETTİRİYORLAR

Candaş Şişman ve Deniz Kader de geliştirdikleri yazılımla yaptıkları animasyonlardan örneklerle, sanatı, alıcıyla etkileşen hale nasıl getirdiklerini anlattı. İkili, çok da örneği bulunmayan projeksiyon tekniği sayesinde, ses sinyallerini hareketli grafiklere dönüştürerek yaptıkları tasarımlarla yeni bir deneyim ve mecra ortaya çıkardıklarını ifade etti.

NAŞİDE DURMUŞ: ‘GELECEĞE DÖNÜŞ’Ü AŞTIK

Lisede okurken “Genom Projesi” sayesinde genetiğe ilgi duyduğunu, çevresindekilerin kendisine “bu alanı seçerken Türkiye’de işsiz kalırsın” dediğini, ancak kendisinin bunları dinlemeyerek bilim macerasını başlattığını anlattı. “İnsan Genomu Projesi”nin yürütücülerinden biri olan Prof. Ronald W. Davis ile Stanford Üniversitesi Genom Teknoloji Merkezi’nde araştırmalarını sürdürdüğünü ifade eden Dr. Naşide Gözde Durmuş halen, nano ve mikro teknolojilerin kanser ve antibiyotik direnci gibi dünyayı tehdit eden sağlık problemleri üzerinde çalıştığını belirtti.

Çalışmalarında motivasyonunu “Geleceğe Dönüş” filminde de öngörülen gelişmelerden aldığını belirten Naşide Gözde Durmuş, “O filmde 2015 yılında geleceğe dönüş gerçekleşiyordu. Bugün o filmde öngörülenlerden çok daha gelişmiş teknolojilere sahibiz. Silikon Vadisi’nin çok yakınındayım ve her gün görüyorum. Bugün artık kendi kendine giden otomobiller, akıllı telefonlar günlük hayatımızda var. Ama ne yazık ki hâlâ kanseri oluşum aşamasında teşhis edemiyoruz, antibiyotik testinde 1960’ların yöntemlerini kullanıyoruz. Ben de buradan yola çıkarak bir şeyler yapmak istedim. Genetikle başlayıp ilgi alanıma biyomedikali, mühendisliği, tıbbı, informatiği ve matematiği de katarak hastalıkların tedavisinde herkesin kolayca alabileceği ucuz aletler geliştirmeye çalışıyorum” dedi.

HÜCRELERİ UÇURUYOR

Kanser teşhisinde “hücreleri uçurma” fikri üzerine çalışmaya başladıklarını ve yerçekimi ve manyetik alandan yararlanarak hücreleri yoğunluklarına göre ayırmayı başardıklarını belirten Naşide Durmuş, “Kan hücrelerini uçurup kendi yoğunluklarına ayırdık ve kanser türlerini teşhis etmeyi başardık” diye konuştu. Durmuş, buldukları bu yöntemi küçük bir kan örneğinden kanser teşhisinin yanı sıra antibiyotik direncinde de uygulamaya çalıştıklarını kaydetti.

SÜPERBAKTERİ TEHLİKESİ

Yapılan araştırmalara göre 2050 yılında insanlığı, kanserden daha tehlikeli bir “süperbakteri”nin beklediğine işaret eden Naşide Gözde Durmuş, “Bu çok korkutucu. Bu süper bakteriden en fazla geri kalmış ülkelerin etkilenmesi bekleniyor. Nedeni de laboratuvarlarındaki sistemlerin çok yavaş olması. Ben de süper bakteriden korkuyorum çünkü 4-5 sene enfeksiyondan acı çekmiştim. Çok fazla hastanede kaldım. Biz de bunu çözmek için çalışmalar başlattık. Hangi antibiyotiğe tepki verdiğinizi anlamak için iki üç gün beklemeye gerek kalmayacak. İlerleyen zamanlarda, doktora gittiğinizde bir saat içinde sizi tedavi edebilecek antibiyotiği alıp gidebileceksiniz” dedi.

“SPORDA TEKNOLOJİ VAR AMA KULLANMIYORUZ”

Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Biyomekanik Anabilim Dalından Prof. Dr. Serdar Arıtan “Spor ve Teknoloji” başlıklı sunumda teknolojiyi ve bilimi kullanarak insan performansının sınırlarının nasıl geliştirilebileceğini örneklerle anlattı.

Kendi yazılımlarını yaparak markerler takarak hareketi üç boyutlu hale getirip istedikleri şekilde ölçmeye başladıklarını ifade eden Arıtan, antrenörlerin göremeyeceği şeyleri görebilir hale geldiklerini söyledi. Arıtan, futbolcunun kalenin dışına doğru vurduğu topun kavis çizerek gole dönüşmesinin de, hem futbolcu açısından hem de top modellemesi açısından tamamen teknik bazı hesaplamalarla yapıldığına dikkat çekerek, “Biz hâlâ dünya kupalarında gol atmaya çalışıyoruz. Ama ne yazık ki Türkiye’de bizden kimse bir şey istemiyor” diyerek spor otoritelerine sitem etti.

Konuşmaların ardından Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, panelistlere teşekkür etti.

Türk Bilim Kadınları Geleceği Şekillendiriyor

Kaynak : Uludağ Üniversitesi

Bursa’ya Enerji Verimliliği Merkezi

Bursa’ya Enerji Verimliliği Merkezi. BTSO, Enerji Verimliliğinde Liderlik Yapmaya Devam Ediyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), enerji verimliliği bilinci ve farkındalığı oluşturmak için yeni projeleri hayata geçirmeyi hedefliyor. BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Şakir Umutkan, BTSO olarak Bursa iş dünyasında enerji verimliliği noktasında işbirliğini güçlendirdiklerini söyledi.

Bursalı firmalar, akademisyenler ve kamu kurum temsilcilerinin yer aldığı Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Enerji Konseyi, sektörün yol haritalarının belirlendiği toplantılarına tüm hızıyla devam ediyor. Enerji Ajansı kurulması için çalışmalarını başlatan, Rüzgâr Türbinleri Kümelenmesini hayata geçiren BTSO Enerji Konseyi üyeleri Oda Merkez Binası’nda toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya, BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Şakir Umutkan, BTSO Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, BTSO Proje ve Kümelenmeler Sorumlusu Mustafa Hatipoğlu, UEDAŞ Genel Müdürü Mesut Efe, BUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Talat Özen ve konsey üyeleri katıldı. Programda konseyin gündemindeki Bursa Enerji Verimliliği Merkezi Programı, Enerji Ajansı ve Rüzgâr Türbinleri Kümelenmesi çalışmalarında gelinen son durum değerlendirildi.

BURSA’YA ENERJİ VERİMLİLİĞİ MERKEZİ

BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Umutkan, Oda öncülüğünde BEBKA desteğiyle 1 milyon 250 bin liralık bütçeyle hayata geçirilen Enerji Verimliliği Merkezi’nin iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılama noktasında büyük fayda sağlayacağını kaydetti. Bursalı firmalar için enerji fiyatlarının önemli bir girdi maliyeti olduğuna dikkati çeken Umutkan, “Sektörel konsey toplantılarımıza mutlaka devam ederek, çalışmalarımızı gözden geçirmeliyiz. Enerji verimliliği ülkemiz ve Bursa’mız için önemli bir konu. Konseyimizin çalışmaları doğrultusunda hazırladığımız Enerji Verimliliği Merkezi’mizi Bursa’ya kazandırdık. Kısa bir süre içinde merkezimizin açılışını yapacağız. Konseylerimizde elde ettiğimiz her güzel sonuç, Bursa’mıza ve iş dünyasına kazanç olarak dönüyor” dedi.

ATIKLARIN ENERJİYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ TARTIŞILDI

BTSO Meclis Üyesi ve Enerji Konseyi Başkanı Erol Dağlıoğlu, Konsey olarak yaptıkları çalışmalar doğrultusunda BTSO öncülüğünde Enerji Verimliliği, Enerji Ajansı ve Rüzgâr Türbini Kümelenmesi konularında önemli çalışmalara imza atıldığını söyledi. Konseyin ikinci tur toplantısına ilişkin değerlendirmede de bulunan Dağlıoğlu, “Enerji Konseyi’mizdeki ortak heyecan ve kararlılık Bursa’mıza büyük bir fayda sağlıyor. Toplantımızda gündem maddelerimiz dışında sanayi şehri Bursa’da atıkların bertarafı ve buradan enerji elde edilmesi konularını da değerlendirdik. Konsey olarak toplantılarımızı daha sık gerçekleştirerek projelerin hızla hayata geçirilmesi noktasında gayret göstermeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

BURSA, RÜZGÂRIN GÜCÜNÜ ARKASINA ALMALI

Rüzgâr Türbinleri Kümelenmesi Başkanı Mehmet Demirci, Bursa’da yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması gerektiğini vurguladı. Bursa ve çevresinin rüzgâr enerjisi alanında önemli bir potansiyel taşıdığını söyleyen Demirci, “Konsey olarak bu konuda bir bilinç oluşturuluyor. Üniversitemiz, özel sektörümüz ve kamu kurumlarımızla birlikte çalışmalarımıza devam edeceğiz. BTSO liderliğindeki bu adımların Bursa için fayda getiren sonuçları beraberinde getireceğine inanıyorum” diye konuştu.

Toplantının sonunda Uludağ Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğretim üyeleri, konsey üyelerine yönelik eğitim programları ve çalışmaları ile ilgili sunum gerçekleştirdi.

Bursa'ya Enerji Verimliliği Merkezi

 

Kaynak : BTSO