Depresyonu Yenen Molekül Araştırması Ödül Aldı

Depresyonu Yenen Molekül Araştırması Ödül Aldı. Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sinan Çavun, Türkiye’nin en büyük dijital hekim platformu Doktorclub Awards tarafından verilen Türkiye’nin Sağlık Ödüllerinde “Yılın Ar-Ge/ İnovasyon Uygulaması” dalında birincilik ödülüne layık görüldü. Ülkemizde sağlık sektörü profesyonelleri ve paydaşlarının üye olduğu web sitesinin 17 kategoride verdiği “Doktorclub Awards 2018” ödülleri belli oldu.

Toplam 15 bin hekim üyenin oyları sonucunda, “Gly-Gln’in depresyonda kullanımı” konulu araştırmasıyla Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Çavun, “Yılın İlaç Endüstrisi Ödülleri” başlığı altında verilen “Yılın Ar-Ge / İnovasyon Uygulaması” dalında birincilik ödülü aldı.

Prof. Dr. Sinan Çavun ödülünü, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bahaüddin Çolakoğlu’ndan aldı. Çavun, törende yaptığı konuşmada, çağımızın en büyük vebası olarak tanımlanan depresyona bir umut olabilmek adına 10 yıldır çalışmaların devam ettiğini, deney hayvanları aşamasının tamamlandığını belirterek, “Bundan sonra, ilaç firmalarıyla birlikte klinik aşamanın da tamamlanmasıyla Türkiye’den bir ilaç modülünü dünya tıbbına adamaktan büyük mutluluk duyacağım” dedi.

Doktorclub Awards’ın BUÜ Tıp Fakültesi’ne verdiği teşekkür belgesini teslim alan BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya da, Prof. Dr. Sinan Çavun’u tebrik ederek, çalışmanın bundan sonraki süreçleriyle ilgili bilgi aldı.

ÖDÜL GETİREN ARAŞTIRMA

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Çavun ve ekibinin çalışması, “Mutluluk hormonu” olarak bilinen “B-endorfin”in yıkımı sırasında ortaya çıkan ve vücutta sentez edilebilen (Glycyl-glutamine) Gly-Gln’in depresyon tedavisindeki etkinliğini kanıtlamıştı. Klinik deneyler aşamasındaki çalışmaya Avrupa ve ABD patenti de alınmıştı.

Türk Akademisyenlerin Bitkileri Dondan ve Soğuktan Koruyan Buluşu Artık Tarlada

Türk Akademisyenlerin Bitkileri Dondan ve Soğuktan Koruyan Buluşu Artık Tarlada. Uludağ Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (UÜ-TTO) akademik bilginin ekonomik değere dönüşmesi konusunda bir çalışmaya daha imza attı. UÜ-TTO, akademisyenlerin donu önlemeye yönelik geliştirdikleri üç patenti, Ar-Ge Endüstriyel adlı firmaya lisansladı. Lisanslanan buluşlar, bitkilerin soğuk ve dona dayanıklılığını arttırıyor. Lisansı alan firma, ürünü yurtiçi ve yurtdışında hemen satmaya başlayacağını söyledi.

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’nden Doç. Dr. Asuman Cansev, Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehmet Cansev, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hatice Gülen ve Dr. Müge Kesici, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üy. Sergül Ergin tarafından 2011 yılından beri yürütülen çalışmalar sonucunda, bitkilerin büyüme ve gelişmelerini teşvik eden ve stres toleransını artıran bazı moleküller bulundu. Daha sonra buluşlara ilişkin üç adet patent alındı. Söz konusu patentler son olarak, Uludağ Üniversitesi TTO tarafından Ar-Ge Endüstriyel firmasına lisanslandı.

Yardımcıları Prof. Dr. Aslı Hockenberger, Prof. Dr. Mehmet Yüce ve TTO Müdürü Oğuz Yapar ile birlikte lisans imza törenine katılan Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Uludağ Üniversitesi’nin sadece eğitim yapan değil, projelerle araştırma yapıp, bunları ticarileştirerek topluma yansıtmayı hedefleyen 3. Nesil bir üniversite olmak için var gücüyle çalıştığını söyledi. Üniversitelerde çok sayıda bilimsel çalışma yapıldığını ancak bunların çok azının ticarileştirilebildiğini belirten Ulcay, “Biz akademisyenlerimizi firmalar açısından düşünüp araştırmalarını patentleştirmelerini, firmalara da gelir getirici patentler satmayı, böylece ülke ekonomisine kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.

Ar-Ge Endüstriyel Firması sahibi Tamer Tezgören, üç nesildir bu işi yaptıklarını ve kendi çabalarıyla yapamayacakları konularda üniversitelerle çalıştıklarını belirterek, Uludağ Üniversitesi’yle de çalışmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.

Ar-Ge Endüstriyel Genel Müdürü Vedat Karakaya da, daha önce bitkileri (-7) dereceye kadar dondan koruyabiliyorduk. Uludağ Üniversitesi hocalarının geliştirdikleri bu buluş sayesinde bunu (-9) dereceye çıkardık. Ürünü pazarlamak için imzanın atılmasını bekliyorduk. Hemen yurtiçi ve yurtdışında satışa başlayacağız” dedi.

Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyenleri Kolon Kanserini Tedavi Edecek Yeni Bileşik Geliştirdi

Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyenleri Kolon Kanserini Tedavi Edecek Yeni Bileşik Geliştirdi. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü doktorları, kolon kanserinin tedavisinde yeni bir bileşik bulundu. Türk akademisyenlerin buluşu olan ve hayvanlar üzerinde olumlu sonuçlar elde edilen bileşik, gönüllü insanlar üzerinde denendikten sonra eczanelerdeki yerini alacak.

Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden 3 doktor kolon kanseri tedavisi için 2011 yılında başlattıkları projenin sonuna geldi.

Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz, Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ceyda İçsel ve İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Ulukaya, kolon kanseri tedavisi için 2011 yılında başlattıkları araştırma üzerinde keşfettikleri bileşikleri fareler üzerinde denemeye başladı. Fareler üzerinde denemesi yapılan bileşiğin kolon kanseri tümörünü küçülttüğü ve yan etkisinin daha az olduğu gözlemlendi.

Türkiye’nin ilk kanser ilacı olma yolunda hızla ilerleyen projede hayvanların üzerinde olumlu sonuçlanan bileşiğin insanlar üzerinde denenmesi aşamasına gelindi. Bileşiğin gönüllü insanlar üzerinde denendikten sonra ilaç yapımı için çalışmaların başlayacağını belirten Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Ulukaya, “Öncelikle ürettiğimiz bir bileşiğin, yani ilaç değil. Bunun adına ilaç demek için henüz erken. Keşfettiğimiz bileşiği fareler üzerinde denediğimizde gördük ki kanserli tümörde küçülme oluyor. Ayrıca bizim bulduğumuz bileşik, şu anda piyasada var olan kanser ilaçlarına oranla çok daha zararsız. Piyasadaki kanser ilaçları insanlarda yan etki yapabiliyor. Ama bulduğumuz bileşik için böyle bir etki söz konusu değil. Ayrıca piyasadaki kanser ilaçlarını farelere yüksek dozda verdiğimizde onların öldüğünü gördük. Ama bizim bileşik farelere yüksek dozda verdiğimizde kanser tümörünün yok olduğunu gözlemledik” şeklinde konuştu.

Bileşiğin son aşamasına gelindiğini ifade eden Prof. Dr. Ulukaya, “Şu anda bileşik insanlar üzerinde deneme aşamasına geldik. Elbette gönüllü insanlar üzerinde denemesi yapılacak. Sonuç alınması halinde bileşik ilaç haline getirilecek ve 4 yıl içinde eczanelerde satılmaya başlayacak. Bir ilacın ülke ekonomisine yıllık 10 milyar dolar getirisi vardır. Dünyanın en fazla satan 10 kanser ilacına bakarsanız o ülkeye yıllık getirisi 8 ile 10 milyar dolar” diye konuştu.

Bileşik için Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan 20 yıl süreyle ‘İncelemeli Patent’ aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz ise, “Özellikle Japonya,Güney Kore ve Çin, bizim yaptığımız gibi kendi ilacını üretti ve şu anda kullanıyor. Amerika’dan artık ilaç almıyor. Proje için Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yıllar önce ‘Bizim de ilacımız olsun’ dedi. Bizde şimdi kendisinden destek bekliyoruz” dedi.

Bileşik ilaç haline gelmesinden sonra Türkiye’nin milli bir ilaca sahip olacağını aktaran Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, “Üniversitede yapılan çalışmaların mutlaka sanayiye yansıması da olmalı. Bileşiği yapan arkadaşlarımız patenti aldılar. Patenti almak önemli ama bu patent sağlık sektöründe olduğu için ilaca dönüşmediği sürece bir anlamı yok. Bunu başkalarına kaptırmamak lazım” şeklinde konuştu.

Kaynak : Bursadabugün

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu. 100 tematik alanda 2 bin kişiye yönelik aylık bin 550 Lira doktora bursu verilecek üniversiteler ve programları açıklandı. Üniversitelerinizin web sayfalarından duyuruları takip ederek başvuruda bulanabilirsiniz !!!

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki doktoralı insan sayısını artırmak için “100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Projesi”ni başlattıklarını hatırlattı.

Doktoralı insan sayısında gerilerdeyiz

Kalkınmış ülkelere bakıldığında, doktoralı insan sayısının çok yükseklerde olduğuna işaret eden Saraç, Çin’de bin kişiye 2.2, Amerika’da bin kişiye 1.7, Avrupa Birliği ülkelerinde bin kişiye ortalama 1.5 doktoralı insan düşerken Türkiye’de bu sayının bin kişiye 0.4 oranında olduğunu söyledi.

Doktora için bin / bir hedefini koyduk

Ülkenin kalkınmış ülkeler arasındaki sıralamasını yükseltmek için doktoralı insan gücünün artırılması gerektiğinin altını çizen Saraç, “Biz de bu bağlamda bin/bir hedefini koyalım diyoruz. Yani bin kişiye 1 doktoralı kişi. Buradaki maksadımız aslında endüstriye de sanayiye de bir doktoralı iş gücü, doktoralı insan gücü kazandırmak.” dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” kapsamında Türkiye için öncelikli alanlarda nitelikli bilgi üretmek amaçlı doktoralı insan kaynağına olan ihtiyacı karşılamak üzere, devlet üniversitelerindeki doktora programlarında öğrenim gören öğrencileri desteklemek için yükseköğretim tarihinde ilk kez doktora bursu verileceğini hatırlatan Saraç, dünyanın da üniversitelerden, ürettikleri bilginin kullanımında etkin rol oynamasını beklediğine işaret etti.

Artık üniversitelerin sadece kitlesel eğitim ile yetinmediğini, ürettikleri ve öğrettikleri bilginin kullanımının ekonomik, sosyal alanlarda değer bulmasını takip ettiklerini ve hedef olarak gördüklerini ifade eden Saraç, YÖK olarak bu amaçla üniversitelerdeki enstitülerin, araştırma merkezlerinin girişimci doğalarını, disiplinler üstü ve disiplinler arası çalışmalarını desteklemeye kararlı olduklarını vurguladı.

“‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi”

Bu bağlamda doktora programlarının gelişmesine ve bu programlara, mezun olan en parlak öğrencilerin katılabilmesine her zamankinden daha fazla emek harcayacaklarını bildiren Saraç, şöyle devam etti:

“Bu düşünceyle ‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi’ni başlatıyoruz. Bu öğrencileri 100/2000 YÖK Doktora Bursu ile mali olarak destekleyeceğiz. Yani ülkemizin ihtiyacı olan 100 alanda, 2 bin öğrenci YÖK bursu ile, Türkiye’nin güçlü üniversitelerinde doktora yapacak. Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizler de öğrencilerin çalışmalarında gösterdiği başarıyı ve akademik performanslarını dikkate alarak, eğitimleri boyunca, özellikle araştırma kavramına yönelik olarak, kendilerine özgün olanaklar sunmaya çalışacağız.

Bu projenin önemli bir ayağı, YÖK’ün bu doktora programlarının eğitim ve araştırmalarını, ulusal ve uluslararası yaptıkları araştırma ve yayınlarını kalite süreci açısından takip kararı almış olmasıdır.”

YÖK Başkanı Saraç, 100/2000 doktora programını bir mükemmeliyet ve prestij programı olarak gördüğünü belirtti.

Seçilen 100 doktora alanının, 2013’ten itibaren dünya bilim literatürüne katılan “Yükseköğretimde Akıllı Uzmanlaşma-Smart Specialisation” çalışmaları ve onlarca bilim insanının fikri alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Saraç, “Bu kavramın esas gayesi, 21. yüzyılda öne çıkan yüksek teknoloji, inovasyon ve gerekli insani ve sosyal değerlerin çalışmalarını ve araştırmalarını üretmek ve ülkeye bu alanda bilim insanı kazandırmaktır. Bunu yaparken de kamu finansmanını doğru ve verimli harcamak ile yükseköğretim çalışma alanlarında dublikasyonu önlemek de üzerinde durulan diğer iki noktadır. Projeyi başarılı olması dileği ile yükseköğretim camiasına sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bilim alanları

YÖK, 22 Aralık 2016-12 Ocak 2017 tarihleri arasında 100 tematik alanda başvuru ilanına çıktı. Üniversiteler bu alanlar arasından seçtikleri en fazla 10 alt alan için yetiştirecekleri öğrenci sayılarını, kurumsal kapasitelerini ve ilgili alanlarda yetkinliklerine ilişkin YÖK’e başvurdu.

YÖK’e “temel bilimler”, “mühendislik ve mimarlık”, “sağlık” ile “sosyal bilimler” üst alanlarında 73 farklı üniversiteden gelen toplam 635 başvuru ve 2 bin 964 kontenjan talebi ön değerlendirmeden geçirildi.

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye öğrenciler doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

Bu üniversiteler şu şekilde:

“Abant İzzet Baysal, Abdullah Gül, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Anadolu, Ankara Sosyal Bilimler, Ankara, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atatürk, Boğaziçi, Bursa Teknik, Bülent Ecevit, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Düzce, Ege, Erciyes, Erzurum Teknik, Eskişehir Osmangazi, Fırat, Galatasaray, Gazi, Gaziosmanpaşa, Gebze Teknik, Hacettepe, Harran, Hitit, İnönü, İskenderun, Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, İzmir Katip Çelebi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karabük, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Marmara, Mersin, Namık Kemal, Necmettin Erbakan, ODTÜ, Ömer Halisdemir, Sakarya, Selçuk, Süleyman Demirel, Trakya, Türk-Alman, Uludağ, Yalova, Yıldız Teknik.”

Gerçekleştirilen paneller neticesinde, temel bilimler, mühendislik ve mimarlık alanlarında 46 üniversitede 855 kontenjan için alt alanlar şöyle belirlendi:

“Akıllı malzemeler, biyobenzetim, bilgi güvenliği, biyoenformatik, biyomalzeme ve doku mühendisliği, biyomedikal ekipmanlar (tıbbi cihazlar), enerji depolama ve enerji malzemeleri, güç ve depolama teknolojileri, hava ve uzay araçları tasarımı, hidrojen ve yakıt pilleri, insan-bilgisayar etkileşimi, insan beyni ve nörobilim, insansız sistemler, mikro ve nanoteknoloji, mimarlık, nanobiyoteknolojik güdümlü ilaçlar, nükleer enerji, örüntü tanıma analizi, savunma bilişimi, modelleme ve simulasyon, savunma sistemleri entegrasyonu, sensör teknolojileri, sürdürülebilir ve akıllı kentler, sürdürülebilir yapı malzemeleri ve teknolojileri, sürdürülebilir, etkin tarım, ulaştırma akıllı ulaşım sistemleri, veri madenciliği ve veri depolama, yeni 3B eklemeli üretim, yeni nesil kompozitler ve çok işlevli nanokompozit malzemeler, yenilenebilir enerji kaynakları/teknolojileri.”

Sosyal bilimler alanında 28 üniversitede 246 kontenjan için alt alanlar ise şöyle oldu:

“Afrika çalışmaları, aile psikolojisi, anayasa hukuku, Balkan çalışmaları, deniz ticaret hukuku, Ermenice, fikri mülkiyet hukuku, göç çalışmaları, hadis, idare hukuku, katılım bankacılığı, kentsel dönüşüm çalışmaları, klinik psikoloji, manevi danışmanlık, medeni yargılama usulü hukuku, okul öncesi eğitim, Ortadoğu çalışmaları, özel eğitim (yetenekli, engelli vb), sosyal medya çalışmaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, uluslararası güvenlik ve terör, Uzakdoğu çalışmaları, yoksulluk çalışmaları.”

Sağlık alanında 25 üniversite için 299 kontenjan için alt alanlar şöyle:

“Biyomalzeme ve doku mühendisliği, cerrahi hastalıklar hemşireliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğal ve bitkisel ürünler, kozmetik ürünler, farmasötik biyoteknoloji ve ilaç tasarımı, gen tedavisi, gıda-metabolizma etkileşimi, hastane enfeksiyonlarını önleme, iç hastalıkları hemşireliği, kanser epidemiyoloji, metabolizma (obezite, diyabet ve ateroskleroz), moleküler farmakoloji ve ilaç araştırmaları, moleküler onkoloji, moleküler patoloji, moleküler ve hücresel gastroenteroloji, odiyoloji, psikiyatri hemşireliği, tümör immunolojisi.”

Belirlenen alanlarda doktora yapacaklara aylık bin 550 Lira 4 yıl süreyle verilecek.​

100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Türkiye’nin projesi

Saraç, bu projeyi ‘Türkiye’nin projesi’ olarak niteledi ve Yeni YÖK olarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak bu büyük adımla gurur duyuyoruz dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” ne ilişkin detaylı bilgi için:

http://www.yok.gov.tr/web/100-2000/ana-sayfa

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri İpekböceği Kozalarından Ameliyat İpliği Geliştirdi

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri İpekböceği Kozalarından Ameliyat İpliği Geliştirdi. Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Tekstil Mühendisliği Bölümünde yürütülen TÜBİTAK destekli bir projede, Bursa ipeğinden ameliyat ipliği geliştirildi.

Proje yürütücüsü Prof. Dr. Esra Karaca yaptığı açıklamada, Prof. Dr. Sunay Ömeroğlu, Prof. Dr. Aslı Hockenberger ve tekstil yüksek mühendisi Gökçe Coşkun ile bir yıl önce başladıkları projede önemli mesafe katettiklerini söyledi.
Karaca, ameliyat ipliğinin tıbbi tekstiller pazarında çok önemli bir paya sahip olduğunu vurgulayarak, projenin amacının yerli olanaklar ve ipek kullanarak ameliyat ipliği üretmek olduğunu ifade etti.
Karaca, ameliyat ipliği pazarının önemli bir büyüklükte olduğuna işaret ederek, ameliyat ipliklerinin Türkiye’ye, bütün işlemleri tamamlanmış kullanıma hazır paketli halde veya son işlemleri burada yapılacak şekilde yarı mamul olarak ithal edildiğini aktardı.

Türkiye’de ameliyat ipliği pazarının yılda 70 milyon dolar civarında olduğunu, bunun 6 milyon dolarını da ipekten yapılanların oluşturduğunu belirten Karaca, ipek olanlarının tamamının ithal edildiğini, Türkiye’de henüz üretiminin yapılamadığını söyledi.

Projelerinde ameliyat ipliği üretiminde Bursa ve Türkiye için tarihi ve kültürel öneme sahip tekstil malzemesi olan ipeği tercih ettiklerini ifade eden Karaca, şu değerlendirmede bulundu:
“Ne yazık ki, Türkiye’de üretilen kozalardan ipek çekimi yok denecek kadar az. Üretilen kozaların tamamına yakını yurt dışına ihraç ediliyor. Bu da önemli bir katma değer kaybı demek. Böyle bir projeyle hem ülkemizdeki ipekçiliğin canlandırılmasını, hem de yerli kozalarımızın katma değeri yüksek bir alanda ameliyat ipliği olarak değerlendirilmesini hedefliyoruz. Ayrıca önemli bir dış alım maliyetini ortadan kaldırılarak ülkemize kazandırılmasını amaçlıyoruz.”

KALİTELİ KOZALARDAN İPEK ÇEKİMİ

Karaca, ipek ameliyat ipliği üretimini belirli prosesler uygulayarak gerçekleştirildiklerini anlattı.
Yerli kaliteli kozalardan ipek çekimi gerçekleştirdiklerini ve ham ipek üretimi yaptıklarını dile getiren Karaca, şunları aktardı:
“Arkasından ürettiğimiz ipek ipliklerini belirli sayılarda katlayıp büküm işleminden geçiriyoruz. Daha sonra ipeğin yapısında bulunan ‘serisin’ denilen bir maddenin giderilmesi amacıyla pişirme işleminden geçiriyoruz ve pişirilmiş ipek haline dönüştürüyoruz. İpliği son formuna ulaştırmak üzere ipek ameliyat ipliklerini ‘braid‘ dediğimiz bir formda elde etmek için özel bir makine kullanıyoruz. Üretimleri de tamamen kendi bünyemizde gerçekleştiriyoruz. Daha sonra üretilmiş olan ipek ameliyat ipliklerini doğal bir boyar madde ile siyah renge boyayarak silikonla kaplama işlemi uygulayacağız.”
Karaca, ipliğin braid formuna getirilmesi üzerinde çalıştıklarına değinerek, projeyi bir yıl içinde tamamlamayı amaçladıklarını söyledi.

10 MİLYON DOLAR CİVARINDA KAZANÇ

Karaca, üretim aşamasından sonra ürünün bazı testlerden de geçirilmesi gerektiğine işaret ederek, bunun laboratuvar ve deney hayvanları üzerinde yapılacağını dile getirdi.
Proje ile Türkiye’de de ameliyat ipliği üretiminin yapılabileceğini vurgulayan Karaca, “Bu proje daha sonraki çalışmaların da önünü açacaktır diye düşünüyorum. Ülkemizde üretilen bazı tekstil malzemeleri de var mesela poliester gibi. Poliesterden de neden ameliyat ipliği üretilmesin. Bunun da öncüsü olacak bu proje. Projenin başarılması halinde önemli bir dış alım maliyetinin ortadan kalkacağını ve ipekböcekçiliğinin de eski canlılığına kavuşacağını umuyoruz.” dedi.
Karaca, proje başarıyla tamamlandığında ve ipek ameliyat ipliği piyasada kullanılmaya başlandığında Türkiye’nin 10 milyon dolara yakın bir kazanç sağlayacağını sözlerine ekledi.

Kaynak : U.Ü

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri Depresyonu Yenen Molekül Buldu

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri Depresyonu Yenen Molekül Buldu. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Çavun ve ekibi, yürüttükleri araştırmayla insan vücudunda bulunan “Glycyl-glutaminin” (Gly-Gln) molekülünün depresyon tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koydu.

“Mutluluk hormonu” olarak bilinen “B-endorfin”in yıkımı sırasında ortaya çıkan ve vücutta sentez edilebilmesi nedeniyle yan etkisi bulunmadığı belirtilen Gly-Gln’in depresyon tedavisindeki etkinliğini kanıtlayan çalışmaya “Avrupa Patenti” alındı.

Prof. Dr. Çavun, depresyonun Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, büyük yıkım ve ciddi sıkıntılar oluşturan 4. sıradaki hastalık olduğunu söyledi. Bu rahatsızlığın, DSÖ verilerine göre, 2020’de iskemik kalp hastalıklarından sonra en sık yıkıma yol açacak ikinci hastalık olarak görüldüğünü belirten Çavun, “Halen var olan tedavi seçenekleri, mevcut depresyonun hemen hemen yarısında ya cevap vermiyor ya da depresyonun yeniden tekrarlanmasına yol açıyor. O yüzden halen depresyonla ilgili etkin bir tedavi yöntemi yok. Yine mevcut ilaçların ciddi yan etkilere sahip olması, bu ilaçların kullanımını hekimler tarafından kısıtlayan bir olgu” diye konuştu.

VÜCUTTA VAR OLAN BİR MOLEKÜL

Depresyon tedavisinin ciddi bir araştırmaya ihtiyaç duyduğunu, bu ihtiyaçtan yola çıkarak bir çalışma yaptıklarını anlatan Çavun, şunları söyledi:

“Bu çalışma sonucunda, Glycyl-glutaminin diye bir molekül bulduk. Bu, vücutta halihazırda var olan bir molekül. Rahatlatıcı, gevşetici hormon olarak bilinen B-endorfin’in parçalanmasıyla ortaya çıkıyor. Biz 2-3 yıl önce bunun serotonin düzeylerini artırdığını bulmuştuk. Bu buluştan sonra ‘Acaba bu serotonin düzeylerindeki artış, depresyon tedavisinde etkili olur mu’ diye bir soru belirmişti kafamızda. Buna bağlı olarak bölümümüzden ekip arkadaşlarımızla bir takım deneyler gerçekleştirdik. Deney hayvanlarında yapılan çalışmalar neticesinde, Glycyl-glutaminin’in etkisinin çok bariz bir şekilde depresyonu engellediğini ortaya koyduk. Bunun üzerine UÜ Teknoloji Transfer Ofisi‘nin de katkılarıyla Türkiye Patent Enstitüsüne başvurduk ve bu girişim olumlu olarak sonuçlandı. Ardından Avrupa ve Amerika’ya patent girişiminde bulunduk. Geçtiğimiz günlerde Avrupa’dan patent onayı geldi.”

KLİNİK DENEYLER YAPILACAK

Çavun, TÜBİTAK’tan 370 bin liralık proje ödeneği almaya hak kazandıklarını dile getirerek, desteği aldıktan sonra araştırmanın klinik boyutuna geçeceklerini anlattı.

Uludağ Üniversitesi Akademisyenleri Depresyonu Yenen Molekül Buldu1Hayvanlarda yapılan toksikolojik çalışmalarda, molekülün tek başına verildiğinde herhangi bir yan etkisinin gözlenmediğini vurgulayan Çavun, “Molekülümüz endojen olduğundan yan etki potansiyelinin hiç olmadığı veya çok çok daha az olduğu varsayımıyla hareket ediyoruz. Klinik çalışmalarda bunu çok daha net bir şekilde ortaya koyacağız” dedi.

Karşılaştırmalı deneyler yapacaklarını belirten Çavun, “Molekülün mevcut antidepresanlara göre etkisini ortaya koyacağız. Ardından etki mekanizmasını tam olarak ortaya koyacağız. Ayrıca yan etki potansiyelini değerlendireceğiz. Bu aşamayı geçtikten sonra Amerika’da devam eden patent sürecini takip edeceğiz. Son aşama olarak da bir takım muhtemel ilaç firmalarıyla görüşme yapmamız gerekecek” değerlendirmesinde bulundu.

AVRUPA PATENTİ ALINDI

Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Sertaç Yılmaz da 6 kişilik ekiple klinik öncesi çalışmaları tamamlamak için uğraştıklarını dile getirerek, “Bu bağlamda klinik öncesi çalışmaları tamamlayıp klinik, yani faz 2-3 ve 4’e ilerlemek üzere çalışıyoruz. Bu sırada aldığımız patentin, Uludağ Üniversitesi’nin aldığı ilk Avrupa Patenti dolması da bizim için gurur verici” diye konuştu.

Bundan sonraki aşamaları da mümkün olduğunca hızlı tamamlayacaklarını vurgulayan Yılmaz, “Depresyon ve anksiyete, günümüzde iş hayatında insanların en çok karşılaştığı problemlerden. Bu kapsamda, bu hastalıkların tedavisi için eğer ki bir katkıda bulunabilir, yeni bir ilaç geliştirilmesi için katkıda bulunabilirsek bilim adamı olarak manevi tatminimiz bu olacak. Bunun için uğraşıyoruz” dedi.

Kaynak :U.Ü

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

TÜBİTAK tarafından, üniversitelerin girişimcilik ve yenilikçilik performanslarına göre sıralandığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2016 yılı sıralaması Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü tarafından TÜBİTAK’ta düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Bu yılın birincisinin 95,3 puanla Sabancı Üniversitesi olduğunu bildiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, ikinci sırada 85,80 puanla Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ), üçüncü sırada ise 82,63 puanla Bilkent Üniversitesi‘nin bulunduğunu ifade etti.

Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi ile üniversitelerde girişimcilik ve yenilikçilik faaliyetlerinin teşvik edilmesinin amaçlandığını belirten Bakan Özlü, “Bu çalışma, üniversitelerin eğitim kalitesine göre sıralandığı bir liste veya en başarılı üniversiteyi ortaya koyan bir sıralama değildir” dedi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, geçtiğimiz günlerde açıklanan Global İnovasyon Endeksi’nin 2016 yılı sonuçlarında, bir önceki yıla göre 16 basamak birden yükselerek 42. sıraya çıktığımızı bildirdi. Böyle bir endekste çok daha yukarılarda olmamız gerektiğine işaret eden Bakan Özlü, “Eğer dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacaksak, kurumlarımızı da dünya çapında lider kurumlara dönüştürmeliyiz. Özellikle üniversitelerimizi, dünya çapında bilim yapılan ve teknoloji üretilen merkezler haline getirmeliyiz” diye konuştu.

Endeks sıralamasına giren üniversiteleri tebrik eden, listenin hazırlanmasında katkısı bulunan Kurum ve Kuruluşlara da teşekkürlerini sunan Bakan Özlü, girişimcilik ruhunu ve yenilikçilik kültürünü geliştirme noktasında en çok üniversitelerimize güvendiğini belirtti.

Beş yıl önce başlatılan endeks çalışmalarının, bugün başta üniversitelerimiz ve öğrencilerimiz olmak üzere kamuoyu tarafından merakla beklenen bir sıralamaya dönüştüğüne değinen Bakan Özlü, şunları kaydetti:

“Görüyoruz ki son yıllarda üniversitelerimiz bünyesinde girişimcilik ve yenilikçiliğe dair önemli adımlar atıldı, atılıyor. Gençlerimiz de artık kendi işlerini kurmanın, girişimci olmanın hayallerini kuruyor. Dolayısıyla artık üniversitelerimiz için girişimci ve yenilikçi olmak, bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur. Biz de bu endeksi açıklayarak, üniversitelerimizi bu alanlara teşvik ediyoruz. Üniversitelerimizin sanayicilerimizle daha fazla işbirliği yapmalarını amaçlıyoruz. Üniversitenin kapısı sanayiciye, sanayicinin kapısı da üniversitelere açık olmalı. Üniversite, sanayinin ihtiyaç duyacağı bilgiyi üretmeli. Sanayici, sorunlarını aşmak için üniversiteye başvurmalı. Zira, sadece üniversitede, sınıflarda, laboratuvarlarda çalışarak, ekonomik ve sosyal faydaya dönüşen nitelikli bilgi üretilemez.”

2016 Yılı İlk 10 Sıra

1.Sabancı Üniversitesi
2.Orta Doğu Teknik Üniversitesi
3.İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi
4.İstanbul Teknik Üniversitesi
5.Boğaziçi Üniversitesi
6.Koç Üniversitesi
7.Gebze Teknik Üniversitesi
8.Özyeğin Üniversitesi
9.İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
10.Yıldız Teknik Üniversitesi

TAM LİSTE İÇİN TIKLAYINIZ !!

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

Kaynak : TÜBİTAK