Akıllı Pencereler Işık ve Isıyı Kontrol Edebilir, Mikroorganizmaları Öldürebilir

Akıllı Pencereler Işık ve Isıyı Kontrol Edebilir, Mikroorganizmaları Öldürebilir. Akıllı pencereler, sadece güzel bir manzaradan daha fazlasını sunabilir. Güneş ışığının geçirgenliğini kontrol edebilir, güneş ışığını ısıya dönüştürerek binaların iç kısımlarını ısıtabilir ve cam üzerinde yaşayan E. coli bakterilerini neredeyse ortadan kaldırabilir. Gelecekte, bu tür akıllı pencereler uçaklarda, hastanelerde, toplu taşımalarda ve diğer alanlarda kullanılabilir.

Pencereleri geliştiren Çinli Bilim insanlarına göre birden fazla işlevi tek bir akıllı pencereye entegre etmek, birçok farklı bir materyal bileşimi gerektirir. Örneğin, görünür ışık iletimini kontrol eden akıllı pencereler için en yaygın olarak kullanılan malzemelerden biri, WO3’tür (tungsten trioksit). Elektrokromik bir materyal olarak WO3, elektrokimyasal şarj ve deşarja yanıt olarak optik geçirgenliği tersine çevirebilir. Öte yandan, kızılötesi güneş ışınımını ısıya dönüştüren akıllı pencereler metal nanopartiküllerini içerir. Ayrıca, bakır kullanarak ta pencerelerin antimikrobiyal özelliklere sahip olması sağlanır.

Şimdiye kadar, tüm bu özellikleri tek bir malzemede birleştirmek bir zorluk olarak görülmekteydi.

Yeni çalışmada araştırmacılar, altın nanopartikülleri ve nano çubukları ile gömülmüş petek benzeri bir yapı içinde 3D W03’ten oluşan bir elektrokromik fototermal film tasarladılar. WO3 pencereden geçen görünür ışığın miktarını kontrol ederken, altın nanoyapılar, bina iç kısmını ısıtmak için gelen güneş ışığını termal enerjiye dönüştürür.

Xia,”Bu, elektrokromik filmler üzerinde güneş enerjisi kazanımı optimizasyonu yoluyla mükemmel fototermal dönüşümü sağlayan yeni bir stratejidir ve daha önemlisi, optik iletim sırasında fototermal verim ayarlanabilir” diyor.

Araştırmacılar, pencerenin tamamen şeffaftan, zifiri siyaha birkaç dakika içinde değişebileceğini gösterdi. Ayrıca, yakın kızıl ötesi lazerin pencerenin sıcaklığını yaklaşık beş dakika içinde 24 ° C arttırdığını göstermişlerdir. Pencerenin antimikrobiyal özelliklerini araştırmak için araştırmacılar E. coli kullandılar ve yakın kızıl ötesi lazerle ışınladılar. Bakterisidal etkinin pencerenin karanlık halindeyken en güçlü olduğunu bulmuşlardır, ki bu etki tüm bakterileri hemen hemen ortadan kaldırabilir. Tersine, etki şeffaf durumda pencerelerin yanı sıra sadece WO3’ten yapılanlar için daha zayıftı. Sonuçlar, bakterisid etkilerin çoğunun pencerenin fototermal özelliklerinden kaynaklandığını göstermektedir.

Xia, “Steril akıllı pencere, uçaklarda ve hastanelerde özellikle yararlı olacaktır. Özellikle de çok işlevli olmalıdırlar, örneğin, görünür ışık iletimini dinamik olarak kontrol etmek, yakın kızıl ötesi güneş radyasyonunun ısı dönüşümünü ayarlamak ve mikroorganizmaların saldırılarını azaltmak gibi” diyor.

Kaynak : phys

Türk Bilim İnsanları Termal Kamuflaj Geliştirmeyi Başardı

1

Türk Bilim İnsanları Termal Kamuflaj Geliştirmeyi Başardı. Doğada, uyarlama ve işaretleme için renklendirme etkili bir şekilde kullanılmış, görülebilir ve ultraviyole ışığın yansıtıcılığını ayarlamak için çeşitli biyolojik mekanizmalar gelişmiştir. En son teknolojiye sahip gece görüş cihazları ise, termal görüntüleme sistemine dayanmaktadır. Termal kameralar, bir nesnenin yaydığı kızılötesi radyasyonu algılar ve nesnenin sıcaklığına bağlı olarak görüntü sinyalleri artar. Bir gece görüş cihazı ile bakıldığında, insanlar ve diğer sıcakkanlı hayvanlar daha serin bir arka plana karşı durmaktadır. Daha önce, bilim insanları çeşitli uygulamalar için termal kamuflaj geliştirmeye çalışmışlardır, ancak yavaş tepki hızı, farklı sıcaklıklara uyumsuzluk ve materyal yapısı gibi sorunlarla karşılaşmışlardır.

Araştırmacıların yeni kamuflaj sistemi, gözenekli bir polietilen (PE) membran ve bir arka altın-elektrot üzerinde çok tabakalı grafen elektrottan oluşmaktadır. Çok katmanlı grafenler kimyasal buhar biriktirme yöntemi kullanarak nikel folyolar üzerinde sentezlenmiştir. Elektrotlar arasındaki katman, pozitif ve negatif yüklü iyonları içeren iyonik bir sıvı ile ıslatılmış bir zardır. Küçük bir voltaj uygulandığında, iyonlar grafenin içerisine girerek, kamuflaj yüzeyinden kızılötesi radyasyon emisyonunu azaltır. Sistem ince, hafif ve nesnelerin etrafında bükülebilmesi kolaydır. Ekip, bir kişinin elini termal olarak kamufle edebileceğini gösterdiler ve metaryali hem sıcak hem de daha serin ortamlarda çevreden termal olarak ayırt edilemez hale getirebilmeyi başardılar. Araştırmacılar, sistemin termal kamuflaj ve uydular için uyarlanabilir ısı kalkanları için yeni teknolojilere yol açabileceğini söylüyor.

Çalışma Ekibi :

 Department of PhysicsBilkent University, 06800, Ankara Turkey
 Department of PhotonicsIzmir Institute of Technology, 35430 Izmir, Turkey
§ Department of Biological EngineeringMassachusetts Institute of Technology Cambridge Massachusetts 02139-4307, United States,
 Department of ChemistryBilkent University, 06800, Ankara Turkey
 School of Materials and National Graphene InstituteUniversity of ManchesterOxford Road, Manchester, M13 9PL, United Kingdom

Kaynak : ACS

Lityum Piller İçin Turboşarj Artık Mümkün Olabilir

Lityum Piller İçin Turboşarj Artık Mümkün Olabilir. Bir grup malzeme araştırmacısı, lityum pillerdeki elektrotlar için özellikle uygun bir kompozit malzeme üretmeyi başardı. Elde edilen nanokompozit malzeme, pillerin depolama kapasitesini, ömrünü ve bunların şarj hızını önemli ölçüde artırmaya yardımcı olabilir.

Lityum-iyon piller, cep telefonları, tablet cihazları ve elektrikli araçlar için vazgeçilmez bir malzemedir. Depolama kapasiteleri ve güç yoğunluğu diğer şarj edilebilir pil sistemlerinden çok daha üstündür. Bununla birlikte, yapılan tüm ilerlemelere rağmen, akıllı telefon pillerinin şarjı sadece bir gün sürmekte ve elektrikli araçların şarj edilmesi için saatlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bilim adamları bu nedenle, pillerin güç yoğunluklarını ve şarj oranlarını iyileştirmek için yeni yollar üzerinde çalışıyorlar.

Enerji ve İklim Araştırmaları Enstitüsü’nden (IEK-1) Dina Fattakhova-Rohlfing, “Önemli bir faktör anot malzemesidir.”

Fattakhova-Rohlfing, “Prensip olarak, kalay dioksite dayanan anotlar daha yüksek özgül kapasitelere ulaşabilir ve bu nedenle şu anda kullanılan karbon anotlardan daha fazla enerji depolayabilirler. Daha fazla lityum iyonunu emebilme yetenekleri vardır. Saf kalay oksit, çok zayıf döngü stabilitesi sergiler. ( pillerin depolama kapasitesi sürekli olarak azalır ve sadece birkaç kez şarj edilebilir) Anotun hacmi her bir şarj ve deşarj döngüsü ile değişir ve bu da parçalanmasına yol açar” diyor.

Bu problemi çözmenin yolu, hibrit malzemeler veya nanomateryaller içeren nanokompozitlerdir. Bilim adamları, grafen taban tabakası ile uyumlu antimon ile zenginleştirilmiş kalay oksit nano tanecikleri içeren bir materyal geliştirdi. Grafen taban, malzemenin yapısal stabilitesine ve iletkenliğine yardımcı olur. Kalay oksit parçacıkları, üç milimetreden daha küçüktür. Parçacıkların küçük boyutu ve grafen tabakası ile iyi temas hacim değişikliklerine toleransını arttırır ve lityum hücre daha stabil hale gelir.

Bir saat içinde üç kat daha fazla enerji

Fattakhova-Rohlfing, “Nanoparçacıkların antimon ile zenginleştirilmesi, malzemenin son derece iletken olmasını sağlamakta. Bu, anotu çok daha hızlı hale getiriyor, geleneksel grafit anotlara kıyasla bir buçuk kat daha fazla enerji depolanabiliyor. 1 saatlik normal şarj süresi ile kıyaslandığında ise üç kat daha fazla enerji depolayabiliyor”.

Daha hızlı şarj döngüleri her zaman kapasitede hızlı bir düşüşe yol açar. Ancak, geliştirilen antimonla katkılı anotlar, 1000 çevrimden sonra bile orijinal kapasitelerinin % 77’sini korumayı başardı.

Nanokompozit anotlar kolay ve uygun maliyetli bir şekilde üretilebilir. Ve uygulanan kavramlar ayrıca lityum iyon piller için diğer anot malzemelerinin tasarımı için de kullanılabilir. Çalışmanın, enerji yoğunluğu ve çok kısa şarj süreleriyle birlikte lityum iyon pillerin geleceği açısından umut vaat ediyor.

Kaynak : sciencedaily

Yeni Geliştirilen Tekstil Malzemeleri Elektrik Üretip Hem de Yüksek Sıcaklıklara Dayanabilir

Yeni Geliştirilen Tekstil Malzemeleri Elektrik Üretip Hem de Yüksek Sıcaklıklara Dayanabilir. Koreli araştırmacı ekibinin geliştirmiş olduğu yeni bir ipek bazlı tekstil ürünü hem elektrik üretip hem de yüksek sıcaklıklara dayanabilir. Elektronik veya e-tekstiller özellikle giyim, ambalaj veya diğer nesnelere gömülebilirse, yeni nesil portatif, esnek elektronik cihazlara olanak verebilir. Ancak, grafen oksit kaplı naylon, pamuk, polyester ve ipek gibi mevcut e-tekstillerin üretilmesi karmaşık bir işlemdir ve ısıya veya yüksek sıcaklık işlemlerine dayanamaz.

İpekböceğinden gelen doğal ipek Bombyx mori, aşırı sıcaklıklara (2800 ° C’ye kadar) dayanabilen biyopolimer proteinlerin zincirlerinden oluşur. Byung Hoon Kim ve meslektaşı ipek proteinlerinin bu özelliği ısıl işlem görmüş, gerilmiş e-tekstil ürünleri oluşturmak için kullandılar. Pyroproteinler (LO-Py) 800 ° C ila 2800 ° C arasında değişen farklı sıcaklıklarda gerdirilir ve ısı ile işlenir (veya tavlanır) ve daha sonra iplik ve e-tekstiller halinde üretilir.

Pyroproteinlerden üretilen e-tekstiller, ipeklerin esnek özelliklerini korurken, hem de (10 3 S / cm mertebesinde) iletken ve termal olarak dayanıklıdır. Elektrik iletkenliği de sıcaklık 30-400 ° C arasında arttıkça artar, ancak soğutulduğunda orijinal değerine döner.

Araştırmaya öncülük eden Byung Hoon Kim, “Bu, e-tekstillerin pyroprotein’den üretildiği ilk denemedir. Üretim yöntemi daha önce bildirilen e-tekstillere kıyasla çok basittir ve kumaş oldukça iletken ve termal olarak dayanıklıdır” diyor.

İpekin doğal mukavemeti ve esnekliği, e-tekstilin, iletkenliği kaybetmeden bükülme döngülerine dayanabileceği anlamına gelir. Bu arada, ipek bazlı e-tekstiller yüksek sıcaklıklara dayanabildiği için, püskürtme veya buharlaştırma gibi standart teknikler kullanılarak kumaş yüzeyine başka malzemeler bırakılabilir. Bu özellik elektriksel özellikleri uyarlamak için kolay bir yol sağlar. Örneğin, sırasıyla ZnO, niyobyum nitrit (NbN) veya molibden diselenide (MoSe 2 ) biriktirmek, e-tekstile yarı iletken, süper iletken veya ışık yayan özellikler verir.

Araştırmacılar, piezoelektrik, termoelektrik veya fotovoltaik cihazlar gibi enerji toplama cihazları için pirotein bazlı e-tekstilleri araştırmaya devam ediyor.

Makaleye ulaşmak için : https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1369702118301391?via%3Dihub

Kaynak : materialstoday

Bilim İnsanları, Ne Yediğinizi İzleyebilecek Dişe Takılabilen Sensör Geliştirdiler

Bilim İnsanları, Ne Yediğinizi İzleyebilecek Dişe Takılabilen Sensör Geliştirdiler. Mühendisler, doğrudan diş üzerine monte edilebilen ve bir mobil cihazla kablosuz olarak iletişim kurarak, glikoz, tuz ve alkol alımı hakkında bilgi iletebilen minyatür sensörler geliştirdiler. Araştırmacılar, bu sensörlerin gelecekteki adaptasyonlarının, çok çeşitli besinlerin, kimyasalların ve fizyolojik durumların saptanmasını ve kaydedilmesini sağlayabileceğini belirtiyorlar.

Vücudumuzun içinde neler olup bittiğinin gerçek zamanlı olarak izlenmesi sağlık hizmetleri veya klinik çalışmalar bağlamında paha biçilemez. Ancak bunun yapılması çok kolay değildir. Tufts Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ndeki araştırmacıların geliştirdiği minyatür sensörler, bir dişe doğrudan monte edilebilmekte ve bir mobil cihazla kablosuz olarak iletişim kurarak glikoz, tuz ve alkol alımı hakkında bilgi aktarabilmektedir. Araştırmacılar, Advanced Materials dergisinde yayınlanacak araştırmalarda, bu sensörlerin gelecekteki uyarlamalarının, çok çeşitli besinlerin, kimyasalların ve fizyolojik durumların tespitini ve kaydedilmesini sağlayabileceğini belirtiyorlar.

Tufts üniversitesinden bilim insanları dişin yüzeyine esnek bir şekilde uyum sağlayabilen ve tutunabilen sadece 2mm x 2mm’lik bir sensör geliştirdiler. Sensörler gelen bir radyofrekans sinyaline cevap olarak verilerini kablosuz olarak iletebilmektedirler.

Sensörler üç katmandan oluşur: tespit edilecek olan besinleri veya diğer kimyasalları emen merkezi bir “biyolojik tepki” tabakası ve iki adet kare şeklinde altın halkadan oluşan dış tabakalar.

Üç tabaka, küçük bir anten gibi davranır ve radyo frekansı spektrumunda dalgaları toplar ve iletir. , bir kısmı mavi renkteki boyayı emer ve maviyi gözlerimize yansıtır.

Gelen bir dalga sensöre çarptığında, rengini değiştirebilir. Örneğin, eğer orta tabaka tuz ya da etanol alırsa, elektriksel özellikleri değişecektir, bu da sensörün değişen yoğunlukta farklı bir radyo frekansı dalgaları spektrumunu emmesine ve iletmesine neden olacaktır. Besin ve diğer analitlerin nasıl tespit edilip ölçülebileceğinin temeli budur.

Araştırmacılar, “Teoride, diğer kimyasalları tespit edebilmek için bu sensörlerdeki biyolojik tepki katmanını değiştirebiliriz. RFID [radyofrekans Kimligi] teknolojisini, bir dişe, cilde veya başka bir yüzeye yapıştırılmış olsun, çevresiyle ilgili bilgileri dinamik olarak okuyabilen ve aktaran bir sensör paketine genişlettik ” diyorlar.

Kaynak : sciencedaily

Silisyumun Tahtı tehlikede; Geleceğin Enerjisini GaN Şekillendirecek

2

Silisyumun Tahtı tehlikede; Geleceğin Enerjisini GaN Şekillendirecek. Dünyanın enerji ihtiyacı katlanarak artıyor. Elektrik ise enerji ihtiyacının en fazla öne çıktığı, talebin katlanarak yükseldiği en önemli kaynaklardan biri. Elektrik enerjisinin kapsamına giren güç elektroniği teknolojisinde kullanılan silisyum, mikro elektronik cihazlar pazarını domine eden malzemelerin başında geliyor. Ancak günümüzde silisyumun yerine yeni nesil elektronik cihazlarda hem elektrik israfını azaltacak hem de enerjinin daha verimli kullanımını sağlayacak yeni materyallere ve teknolojilere geçiliyor. Ve silisyumu tahtından edecek malzemelerin başında da Galyum Nitrat (GaN) geliyor.
Yüksek dayanıklılık isteyen elektrikli otomobiller, güneşten elektrik üreten foto voltaik paneller, otomobil aydınlatma ekipmanları, uydular, hızlı trenler, enerji nakil hatları, savunma sanayide kullanılan radarlarda kullanılan GaN’ın yakın bir gelecekte enerji, bilişim ve uzay teknolojileri başta olmak üzere daha fazla kullanılması ve ana sanayi alanlarında vazgeçilmez olması bekleniyor.

Enerjide geleceği şekillendirecek bu alanda çalışmalar yürüten bilim insanlarından biri de Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazlı Dönmezer. Lisans ve yüksek lisansını ODTÜ Makine Mühendisliği’nde tamamlayan; doktorasını ise 2009-2013 tarihlerinde Atlanta’da Georgia Institute of Technology’de yapan Dönmezer, 2017 Temmuz ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başladı.

Güç teknolojilerinde kullanılmakta olan GaN tabanlı transistörlerin (çipler) ısıl davranışlarını ölçümler ve modellemelerle anlamak üzerine çalışmalar yürüten Dönmezer ve araştırma grubu, çok yüksek güç/frekans koşullarında çalışan radarlar veya elektrikli arabalar gibi uygulamalarda kullanılan bu çiplerin güç ile birlikte ortaya çıkan ısınma sorunlarının anlaşılabilmesi için çalışmakta.

Bahsi geçen çiplerin yoğun ısınma bölgelerinin nanometre boyutlarında olması nedeniyle mevcut ölçüm teknolojilerinin kapasiteleri çerçevesinde, oluşan sıcaklığı noktasal ölçüde ölçebilen bir sistem olmadığını belirten Dönmezer, ‘’Söz konusu sıcaklıklar ölçülemese dahi modellenebilir mi?’’ sorusunun cevabını almaya çalıştıklarını ifade ediyor. Dönmezer, Aralık 2017 itibariyle yürütmekte olduğu TÜBİTAK 1003 projesi kapsamında da, çalışma esnasında nano boyutta yoğunlaşmış ısı bölgeleri yaratan bu aygıtlarda ısı iletiminin nasıl olduğunu anlamaya çalıştıklarını; bu aygıtların ısınma sorunlarına yönelik modelleme ve tasarım boyutunu da ilgilendiren çözümler geliştirdiklerini ifade ediyor.

‘’Bu aygıtlarda ısınma problemi çok ve sıcaklıkla birlikte performanslarında düşüş olabiliyor veya çok daha erken bozulabiliyorlar; çiplerin sıcaklıklarını ölçtüğümüz daha doğrusu anlayabildiğimiz zaman aygıtların bozulmadan ne kadar süre dayanabileceğini de anlamış oluyoruz ve hatta aygıtların ömrünü uzatabilecek tasarımlar geliştirilmesine de yardımcı olabiliyoruz.”

Bu kapsamda Aselsan ile ortak çalışmalara imza attıklarını belirten Nazlı Dönmezer, Türkiye’de ilk defa Galyum Nitrat transistör ve entegre devre üretimine 2014 yılında başlayan Aselsan ile Bilkent Üniversitesitarafından kurulan Aselsan Bilkent Mikro Nano Teknolojileri Sanayi ve Ticaret A.Ş. (AB-MikroNano) şirketi bünyesinde üretilen aygıtlar üzerinde çeşitli çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekliyor;

‘’Çip üretimi kolay bir işlem değil, belli bir bilgi birikimi ve yatırım gerektiriyor. Biz bu anlamda Silisyum trenini yakalamakta oldukça geride kaldık. Ancak Galyum Nitrat teknolojisine geçmek için önümüzde hala bir fırsat var. Aygıt tasarımında dene yanıl yöntemi önemli maliyet ve zaman sorunlarına yol açıyor. Şu anda örneğin dünyada bu tür aygıtları elmas alt taşlar üzerinde üretmeye çalışıyorlar çünkü elmasın ısı iletkenliği çok fazla. Ancak bir yandan da elmas pahalı bir malzeme. Dolayısıyla elmas kullanımının gerçekten olumlu sonuç getireceği koşulları saptamak çok önemli. Biz de bu ve benzeri amaçlarla hem ısıl hem elektriksel modellemeler yapmaya çalışırken bir yanda da ölçüm konusuna odaklanıyoruz. İleri teknoloji ürünü yüzey analizi, mikro analiz ve detaylı karakterizasyon yapabilen cihazların mevcut olduğu Boğaziçi Üniversitesi İleri Teknolojiler AR-GE Merkez Laboratuvarları’nda bu tür ölçümler yapıyoruz.’’

Kaynak : Boğaziçi Üniversitesi

Mikrobiyal Yakıt Hücreleri İle Elektrik Üretebiliriz

Mikrobiyal Yakıt Hücreleri İle Elektrik Üretebiliriz. Araştırmacılar modifiye edilmiş grafit keçe kullanarak mikrobiyal yakıt hücrelerinin (MFC) verimliliğini arttırmaya çalışıyorlar. İlk sonuçlara göre, yeni MFC’nin normal hücrelere göre yüzde 20 daha yüksek gerilim üretebileceğini gösteriyor.

Son 20 yılda insan kaynaklı emisyonların yaklaşık dörtte biri fosil yakıtlardan kaynaklandı. Kirliliğin artırılması ve fosil enerji kaynaklarının azalması, bilim insanlarını yeni temiz ve sürdürülebilir alternatif enerji kaynakları aramaya teşvik etmektedir. Mikrobiyal yakıt hücreleri (MFC), geniş kullanım olanakları ve bilinen en temiz enerji kaynaklarından biridir. MFC’ler canlı mikroorganizmalar tarafından temiz ve sürdürülebilir özelliklere sahiptir, doğal koşullar altında çok çeşitli organik substratlardan elektrik üretebilirler.

Kaunas Teknoloji Üniversitesi (KTU) Araştırmacılarından Dr. Kristina Kantmnien, “Mikrobiyal yakıt üretimi, muhtemelen, oda sıcaklığında organik bileşiklerin oksidasyonundan elektrik üretilen tek teknolojidir. Diğer bir deyişle, hiçbir şey yakmak gerekmez ve süreç güneş ışığına bağlı değildir” diyor.

KTU araştırmacılarına göre, MFC teknolojisi, çok işlevli uygulanması nedeniyle benzersizdir. Atık su arıtma tesislerinde toplanan atık su ve çamur, bakteriler için gıda olarak da kullanılabilir. MFC’nin atıksu arıtma sistemine entegrasyonu ile, elektrik enerjisinin kullanımını önemli ölçüde azaltılacak. MFC tarafından üretilen enerji fazlalığı elektrik şebekesine entegre edilebilir ve başka yerlerde kullanılabilecek.

Mikroorganizmaların elektriği üretebileceği fikri 1911’de ortaya atılmış olsa da, 2000’li yıllarda daha aktif olarak araştırılmıştır. Dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar grubu, hücrelerin verimliliğini arttırmaya çalışan MFC teknolojisi ile çalışıyorlar.

Mikrobiyal yakıt hücrelerinin etkinliği büyük oranda kendilerine bağlı olduğu için, KTU araştırmacıları MFC anotlarının niteliklerini ve biyouyumluluk özelliklerini test ediyorlar. KTU araştırmacıları, anod olarak değiştirilmiş grafiti kullanan bir MFC prototipi geliştirdiler.

Anodun değiştirilmesi hücrenin voltajını arttırmasına olanak verdi, normal anota göre yüzde 20 daha yüksek verim elde edildi.

Araştırmacılar, MFC teknolojisinin küçük atık su arıtma tesislerinde veya elektrik enerjisinin sınırlı olduğu uzak bölgelerde yararlı olabileceğini tahmin ediyorlar.

Kaynak :  Sciencedaily