Erzurum Teknik Üniversitesinde Gerçekleşen Uluslararası Katılımlı Nobelyum Bilim Kongresi Sona Erdi

Erzurum Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Genaktüel Kulübü tarafından organize edilen ve Erzurum’daki ilk Moleküler Biyoloji ve Genetik Öğrenci Kongresi olan “Uluslararası Katılımlı Nobelyum Bilim Kongresi” tamamlandı.

14-15 Nisan 2018 tarihleri arasında İbrahim Erkal Dadaş Kültür Merkezinde düzenlenen kongrenin açılış programına Erzurum Valisi Seyfettin AZİZOĞLU, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mevlüt DOĞAN, Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muammer YAYLALI, Erzurum İl Emniyet Müdürü Mehmet ASLAN Erzurum Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Songül DUMAN, Prof. Dr. Bayram ŞAHİN ve ETÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Vedat KAYA’nın yanı sıra, aralarında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülünü alan İngiliz biyokimyacı Tim HUNT’ın da yer aldığı 13 bilim insanı katıldı. Programa ayrıca Türkiye’nin birçok şehrinden yaklaşık 450 akademisyen ve öğrenci katıldılar.

Saygı duruşu ve istiklal Marşının okunmasıyla başlayan programda Erzurum Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğrencisi İlknur ÇİLTAŞ’ın açılış konuşmasının ardından Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muammer YAYLALI ve Erzurum Valisi Seyfettin AZİZOĞLU katılımcıları selamladılar.

İki gün süren ve moleküler biyoloji, immünogenetik, moleküler genetik, biyoteknoloji, kanser, nanoteknoloji, nörobilim, kök hücre, mikrobiyoloji, biyoinformatik, genetik mühendisliği, evrim ve ilaç teknolojisi alanlarında dünyadaki trendler ve teknolojik gelişmelerin öğrencilere ve akademisyenlere aktarıldığı kongreye TİM HUNT damgasını vurdu.

“Hücre bölünmesindeki kontrol proteinleri” keşfiyle 2001 yılında Nobel Tıp veya Fizyoloji ödülünü alan İngiliz biyokimyacı Sir Richard Timothy “Tim” HUNT Nobel yolundaki hikayesini anlattı.

1965’te katıldığı bir konferansta dinlediği iki bilim insanın konuşması sonrası bilime bakış açısının değiştiğini dile getiren Hunt, “Konferanstaki bir bilim insanı yaptığı çalışmada, hemoglobin yapısının oluşturduğu hem grubunun öneminin ortaya konulmasına ilişkin işlemini gerçekleştirmiş. Bu bilim insanı hem grubunun hemoglobin içindeki önemini, canlıların yumurtalarında döllenme olduktan sonra protein sentezi miktarının arttığını ortaya koydu.” dedi. Hunt, konferansın ardından “Bu bilim insanı, ribozom hem grubuna geldiğinde globinin proteine nasıl bağlanacağını nereden biliyor?” sorusundan yola çıkarak arkadaşlarıyla laboratuvarda konuşurken o bilim insanının bu konuyu yanlış bildiğini fark ettiklerini ve sorunun çözümü için çalışmaya başladıklarını ifade etti.

“YANGIN BİZİM EN BÜYÜK ŞANSIMIZMIŞ”

Hunt, “çalışmalarımızı sürdürürken laboratuvarımızda yangın çıktı. Dünyamız yıkılmıştı. Her şeyin bittiğini düşünürken yeni bir laboratuvara taşındık. Aslında yangın bizim için bir fırsatmış. Bir biriyle alakası olmayan ve desteklemeyen bir çok sonuç kül olmuştu. Yangının ardından yeni bir yaklaşım ve bakış açısıyla deneylerimize devam ettik. 7 yılda çözemediğimiz problemi sadece 6 ayda çözdük. Hem grubu ve eIF2-alfa protein kinaz varlığında, protein sentezinin durdurulabildiğini keşfettik.” dedi.

Tim Hunt programın son bölümünde salondaki katılımcıların sorularını cevaplandırdı. Nobel Ödülü sahibi bilim adamı Tim HUNT’a konuşması sonrasında ETÜ Rektörü Prof. Dr. Muammer YAYLALI tarafından plaket ve hediye takdimi yapıldı.

Kongrenin ilk gününün sonunda katılımcı bilim insanlarını rektörlük makamında ağırlayan Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muammer YAYLALI, konuklarına, Üniversitemizin Erzurum’da böyle bir organizasyona imza attığı için gurur duyduğunu ve kendilerini ağırlamaktan mutluluk duyduğunu ifade etti.

Kongrenin ikinci gününde yapılan oturumların ardından kapanış programına geçildi. Sahnede söz alan Prof. Dr. Muammer YAYLALI böyle büyük ve kapsamlı bir kongreyi organize etmenin hiç kolay olmadığını söyleyerek başta ETÜ GENAKTÜEL kulübüne ve emeği geçen herkese tebrik ve teşekkürlerini iletti. YAYLALI, nitelikli, donanımlı ve kendilerine güvenen Erzurum Teknik Üniversitesi öğrencileriyle gurur duyduğunu ve üniversite yönetimi olarak kendilerine her türlü desteği vermeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.

İki gün süren ve akademik çevrelerce yoğun ilginin olduğu gözlemlenen “NOBELYUM BİLİM KONGRESİ” çekilen hatıra fotoğrafları sonrası sona erdi.

Kaynak : http://erzurum.edu.tr

Kediler Kansere Çare Olabilecek Mi ?

Kediler Kansere Çare Olabilecek Mi ? Kedi dışkısında bulunan bir çeşit parazitin kanser tedavisinde zararlı hücreleri yok etmede etkili olduğu anlaşıldı. Yapılan ön testlere göre, parazitler ur ve yumurtalık kanseri tedavisinde kullanılabilir.Toxoplasma gondii adlı tek hücreli parazit, normal koşullar altında insan ve kedilerde bir takım hastalıklara sebep oluyor. Ancak Dartmouth-Hitchcock Sağlık Merkezi’ndeki bilim adamları, parazitin kanserli hücrelere karşı silah olarak kullanılabilecek yeni bir versiyonunu üretmeyi başardı. Sağlık merkezinden Mikrobiyoloji ve Bağışıklık bilimi Profesörü David J. Bzik, ürettikleri parazitin kanserli hücrelerle mücadele etmek için bağışık sistemini harekete geçirdiğini belirtti. Araştırma ekibinden Barbara Fox ise laboratuvar koşullarında üretilen parazitin normalinden farklı olduğunu belirterek, “Dönüştürdüğümüz parazit, tümörü ve kanserli hücreleri temizlemek için bağışıklık sistemini yeniden düzenliyor.” dedi.

Henüz test aşamasında olan ve zararlı etkilerinin bulunup bulunmadığı araştırılan yeni yöntem kullanılabilir hale gelirse, gelecek nesillerin kedilere bakışı farklı bir boyut kazanacak.

kediler-kansere-care-olabilecek-mi

 

Kaynak : www.zaman.com.tr

Türkiye Yeni Kanser Üssüne Kavuşuyor

Türkiye Yeni Kanser Üssüne Kavuşuyor. Türkiye, birçok hastalığın tedavisinde kullanılacak bitkilerin ileri düzeyde araştırılmasını sağlayacak uluslararası yeni bir merkeze kavuşuyor.

Yurtdışından gelecek araştırmacılara da açık olacak merkezde kanser ve genom araştırmaları yapılabilecek. Çankırı Karatekin Üniversitesi bünyesindeki 3 bin 300 metrekarelik alanda kurulan araştırma merkezinin inşaat bedeli yaklaşık 4 milyon lira.
Hürriyet ‘ten Erdinç Çelikkan’ın haberiıne göre Rektör Prof. Dr. Ali İbrahim Savaş, “ Türkiye için endemik bitki en önemli potansiyellerimizden biridir ve bu alandaki çalışmalar istenilen düzeyde değildir. Bu merkez, tedavide kullanılabilecek bitki türleri üzerinde ileri düzeyde araştırmalar yapma imkânı sağlayacaktır” dedi. Merkezde kimya ve biyoloji bölümleriyle gıda ve kimya mühendislikleri 28 laboratuvarda çalışacak. Eylülde açılması planlanan merkeze, “Namık Tanık Kanser Araştırma Merkezi” adı verilecek.

kanser2

 

Kaynak : Radikal

Kimya Sanayi Çalışanları Bu Riskin İçinde…

Kimya Sanayi Çalışanları Bu Riskin İçinde…Türkiye genelinde yapılmış kapsamlı bilimsel bir araştırma olmasa da sağlık Bakanlığı’nın desteklediği bir çalışma gösteriyor ki; ülkemizde prostat kanseri endüstrinin geliştiği İstanbul, Ankara gibi bölgelerde daha sık görülüyor. Diğer bölgelere oranlara gelişmiş endüstri bölgelerinde sık görülmesi ise, bazı meslek gruplarına bağlanıyor. Özel olarak tanımlanmış bir meslek grubu olmasa dahi, böcek ilacına maruz kalanlar, petrol ve kimya sanayi çalışanları, yüksek manyetik alan ve elektrik sanayi çalışanlarında prostat kanserinin daha sık görüldüğü bildiriliyor. Buna karşın mesane kanserinde ise durum daha farklı ve mesleklerle yakından ilişkili ilerliyor. Mesane kanseri kimyasallarla yakından ilgili olduğu için, özellikle kauçuk, boya, deri, kaplama ve alüminyum sanayi çalışanları ve kimya sanayi çalışanlarında artmış bir risk söz konusu oluyor. Tüm bu etkenler ek olarak sigara içimi de diğer tüm kanser hastalıklarında olduğu gibi prostat ve mesane kanserine yakalanmak ihtimalini büyük oranda artıyor.

‘1 Dakikalık Muayene ve Kan Taraması Hastalıkları Erken Evrede Yakalayabiliyor!’

Prostat Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Faruk Yencilek; ‘günümüzde, endüstrileşme, kimya sanayisinin büyümesi ve sigara kullanımının artmasıyla beraber artış gösteren prostat ve mesane kanseri, 1980’li yıllarda ve 90’ların başında geç evrelerde saptanabiliyorken, bugün her iki kanser türü de gelişen teknolojiyle beraber erken evrede yakalanıp başarı ile tedavi edilebiliyor. Prostat kanserinde ise 1 dakikalık rektal muayene ve kanda yapılan PSA ölçümü teşhis edilebiliyor’ diyor.

Mesane kanseri hastalarının doktora başvurmada ilk şikayeti, %85 oranında idrarda ağrısız kanama olarak öne çıkıyor. Bunu takip eden şikayetler ise enfeksiyonla karıştırılmakla beraber, idrarda yanma ve sık idrara çıkma isteği olarak kendini gösteriyor. Prostat kanserinde, günümüzde kanser taraması daha sık yapıldığından hiçbir belirti yokken hastalığı yakalamak mümkün olabiliyor. Hastalıkta, kesin bir belirti olmamakla birlikte zorlu idrar yapmak, kesik kesik idrar yapma ve sık tuvalete çıkma gibi sıkıntılara görülebiliyor. Prostat kanseri vakalarında en sıkıntılı durum ise, herhangi bir belirti olması durumunda erken evrenin geçirilmiş olması. Doç. Dr. Faruk Yencilek, özellikle vurgulanan tarama testlerinde amacın, hastalığın prostatın dışına çıkmadan yakalanmasını sağlamak olduğunu dile getiriyor.

Prostat Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Faruk Yencilek; doktordan çekinen hastalara ise bazı hatırlatmalar yaptı: “Doktordan çekinerek sağlıklı olma yolunda yapılan tüm girişimler sağlıksızdır. Hangi test olursa olsun bütün bunların bireysel olarak yorumlanması ve değerlendirilmesi için hekime ihtiyaç vardır. Prostat kanserinde önemli olan hastalığı daha prostatın dışına çıkmadan yakalamaktır. Çünkü erken aşamadaki prostat kanseri ameliyat dışında HIFU gibi farklı yaklaşımlarla da tedavi edilebiliyor.”

‘Sigaraya hiç başlamamak en iyi risk azaltıcı yaklaşımdır!’

Prostat Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Faruk Yencilek; ‘mesane kanseri için en önemli riskin sigara olduğunu söylüyor ve ekliyor : ‘Ağır içici olarak adlandırılan ve günde 1 paketten fazla sigara içenlerde risk 5 kat daha yüksektir. Sigara bırakıldığında mesane kanseri gelişme riski ilk 4 yılda %30, sonraki 25 yılda %60 oranında azalır. Ancak hiçbir zaman sigara içmeyenler seviyesine inmez. Dolayısıyla sigaraya hiç başlamamak en iyi risk azaltıcı yaklaşımdır. Ayrıca kimyasal sanayi çalışanları, kemoterapi kullananlar, radyoterapi görmüş olanlar, uzun süreli taşı olanlar ve uzun süreli sondalı kalanlar da risk grubu içindedir.’

“Prostat kanserinden korunmak için; Hayvansal yağ ve kırmızı et tüketimine dikkat edilmeli’

Prostat kanseri korunmak için fazla hayvansal yağ ve kırmızı et tüketilmesinden kaçınmalı ve meyve, sebze tüketimi artırılmalıdır. Fazla kalorili fast food beslenmeyi terk etmeliyiz. Obezite ile mücadele edilip ideal kiloya spor yaparak düşülmelidir. Mesane kanserinden korunmak içinse sigara kullanılmamalı ve pasif içici olmamalıyız. Kimya sanayi çalışanıysak veya kimyasallarla ilgili işimiz varsa mutlak olarak kimyasallardan direk temastan kaçınmalıyız ve mesleki koruyucu tedbirlere uymalıyız.

Prostat kanserinde 3 risk grubu

Prostat kanserinde en önemli risk grupları genetik, ırk, yaş olarak öne çıkıyor. Birinci derece yakınlarda 1 kişide prostat kanseri varsa risk 3 kere, 2 yakınında varsa risk 5 kere, 3 yakınında varsa risk 11 kere yüksektir. Ayrıca yaş ilerledikçe paralel bir şekilde artan prostat kanseri en çok Amerikalılarda ve siyah ırklarda görülüyor.

hastane

 

Kaynak : Milliyet

Giresun Üniversitesi Kimya Bölümü Fındık Kabuğundan Kanser İlacı Üretmeye Hazırlanıyor.

Giresun Üniversitesi Kimya Bölümü Fındık Kabuğundan Kanser İlacı Üretmeye Hazırlanıyor. Giresun’da yürütülen projeyle, soba ve fırınlarda yakacak olarak kullanılan fındık kabuğundan, kanser tedavisinde etkili olabilecek ilacın aktif maddesinin üretilmesi hedefleniyor.Giresun Üniversitesi (GRÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Taş, fındığın içi kadar, çok kıymetli olmasına rağmen kabuğunun yeterince değerlendirilmediğini söyledi.

Türkiye’de fındık kabuğunun ısınma amaçlı kullanıldığını belirten Taş, “Oysa fındığın kabuğu da ürünün içi kadar kıymetli. Belki de içinden daha kıymetli. Biz yeterince değerini bilmiyoruz. Böyle değerli üründen daha fazla faydalanmak yerine, sadece ısınma amaçlı olarak kullanarak adeta ziyan ediyoruz” dedi.
Fındık kabuğundankanser ilacı üretmek için proje hazırladıklarını ifade eden Taş, şöyle konuştu:

“Fındık kabuğundan, dünyada kullanılan beş antikanser ilacından birinin aktif maddesi olan ‘paklitaksel’ üretimi mümkün. Paklitaksel üretimi için ‘Fındık Kabuklarından Makro Seviyede Paklitaksel ve HMF Eldesi Projesi’ hazırladık. GRÜ Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Saim Topçu ve Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil İbrahim Uğraş ile hazırladığımız projede bu hedefimize ulaşmak için çalışacağız.”

Proje kapsamında ilk olarak fındık kabuğu örneklerinde paklitaksel ve değişik türevlerinin izole edilmesi için uygun yöntemin belirleneceğini dile getiren Taş, belirlenen bu yöntemlerin makro seviyede numunelere uygulanarak yöntem ve yöntemlerin kullanılabilirliğinin test edileceğini anlattı.

Taş, projeyle fındık kabuğundan paklitakseli izole etmenin yanı sıra, kalan kısmından da büyük oranda endüstriyel girdi olan Hidroksimetil Furfural (HMF) elde edilmesi de hedeflendiğini belirterek, şöyle dedi:
“Böylelikle fındık kabuğuna ilave bir katma değer oluşturulmasını amaçladık. Türkiye’nin kanser ilaçlarının aktif maddeleri yurt dışından ithal ediliyor. Proje başarıyla tamamlandığında Türkiye artık aktif maddeleri ithal etmek zorunda kalmayacak Böylece ithalat için her yıl ödenen ciddi kaynak milli ekonomiye kazandırılmış olunacak.”

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca projelerinin “San-Tez” programı kapsamında desteklenmeye değer bulunduğunu ifade eden Taş, proje sözleşmesinin imzalanmasının ardından projenin 2 yıl içerisinde tamamlanmasını hedeflediklerini aktardı.

fındık kabuğundan kanser ilacı

 

Kaynak : A.A

Türkiye’nin İlk Biyoteknolojik İlacı 2017 Yılında Üretilecek.

Türkiye’nin İlk Biyoteknolojik İlacı 2017 Yılında Üretilecek. İlko İlaç ile Güney Koreli biyoteknoloji firması Genexine ortaklığı olan İlkogen, 32.4 milyon dolar yatırım yapacak ve kanser hastalarının devam tedavisinde kullanılacak ilacı 2017 yılında üretecek.

Selçuklu Holding bünyesinde faaliyet gösteren İlko İlaç ile Güney Koreli biyoteknoloji firması Genexine arasında yüzde 50’şer ortaklıkla kurulan İlkogen firması, Türkiye’nin ilk biyoteknolojik ilaç araştırma- geliştirme, üretim ve uluslararası pazarlama yatırımı olma özelliğini taşıyor. İlkogen’in ilk etap yatırım miktarı 32.4 milyon dolar olması öngörülürken, kanser hastalarının devam tedavisinde kullanılacak ilk ilacın 2017 yılında üretileceği açıklandı.

Biyoteknoloji bir fırsat

İlacın stratejik bir ürün olduğunu ve Türkiye’nin ulusal ilaç firmalarına ihtiyaç duyduğunu belirten İlko İlaç’ı bünyesinde barındıran Selçuklu Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Öncel; Güney Koreli Genexine ile birlikte çalışmalarının arkasındaki motivasyonu anlatırken; “Yerli ilaç sanayi denildiğinde jenerik ilaçları kast ediyoruz. Kimyasal moleküle dayalı ilaçlarda dünya tıkanma noktasına geldi. Artık yükselen trend biyoteknoloji. Bu alan Türkiye için de bir fırsat olabilir, zira dünyada da yeni.” diyerek, bu alana yöneldiklerini belirtti.

5 yeni ürün geliyor

120 milyon liranın üzerinde bir büyüklük ile Anadolu’daki en büyük ilaç yatırımını gerçekleştirdiklerini ve tesislerini 2012’de tamamladıklarını anımsatan İlko İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel ise bu ortaklığın tohumlarının, ABD’nin Şikago kentinde geçen yıl gerçekleştirilen Biotech 2013 – Uluslararası Biyoteknoloji Konferansı’nda atıldığını kaydetti. Öncel, şu anda İlko’nun 12 ilacı olduğunu, 5 yeni ürünü piyasaya sunmaya hazırlandıklarını ve sadece iç pazarda değil, dış pazarda da etkin olmak izin çalışmalara başladıklarını belirtti. Kazakistan, Azerbaycan, Irak, Moldova, Özbekistan, Gürcistan, Libya ve Yemen’de ruhsatlandırma işlemlerine başladıklarını, bu ay Azerbaycan ve Gürcistan’a ilk ilaç ihracatını yapacaklarını söyledi. Avrupa ilaç pazarında da yer alabilmek için de İngiltere Sağlık Bakanlığı’na bağlı İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurulu’na yaptıkları başvurunun ruhsatlandırma işlemlerinin yılın ikinci yarısında tamamlanacağını” kaydetti.

Hacettepe Üniversitesi Teknokent içinde “İlko Argem” adındaki Ar-Ge şirketlerini hatırlatan Hatice Öncel, “Burada bir biyoteknoloji laboratuvarı oluşturuyoruz. Burada Genexin’in kurucusu Dr. Young Chul Sung’un keşfi ‘platform’ ile birlikte yeni biyoteknolojik ilaçları da geliştirilecek” diye konuştu.

Gelecek için çok önemli bir adım2007’DE sahip oldukları Biofarma firmasını, yatırım fonlarına satan Öncel Ailesi katma değeri yüksek ve dünyada söz sahibi olacakları yeni bir alana yönelerek Türkiye’nin geleceği için önemli bir adım atmış. Güney Kore’nin de gelecek 10 yıl için öncelikli sektörlerden birisi olarak Biyoteknolojiyi seçmiş olması bu konuda önemli bir ipucu veriyor olsa gerek. Biyoteknoloji ile üretilen insan vücuduna uyumlu moleküller, biyoteknolojik ürünler olarak adlandırılıyor ve küresel ilaç endüstrisinin geleceği olarak nitelendiriliyor.

ilaçç

 

Kaynak : haber.gazetevatan

Tüm Gözler Uludağ Üniversitesi Akademisyenlerinin Kanser Kök Hücrelerini Yok Eden Çalışmasında

Tüm Gözler Uludağ Üniversitesi Akademisyenlerinin Kanser Kök Hücrelerini Yok Eden Çalışmasında. Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Veysel T. Yılmaz ve ekibinin yürüttüğü TÜBİTAK projesinde sentezlenen patim ve palladyum bazlı metal komplekslerin kanser kök hücrelerini tamamen yok ettiği ortaya çıktı.

ONKOLOJİ DÜNYASININ KULAĞI TÜRK EKİPTEN GELECEK HABERDE

Türk bilim adamlarından kanseri kökten bitirecek çözüm geldi. TÜBİTAK desteğiyle yapılan araştırmada ‘platin’ ve ‘palladyum’ bazlı metal komplekslerinden bazı bileşiklerin kanser kök hücresini yok ettiği belirlendi. Tıp dünyasında geniş yankı bulan çalışma Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü Anorganik Kimya Anabilim Dalından Prof. Dr. Veysel T. Yılmaz’ın yürüttüğü TÜBİTAK projesi kapsamında yapıldı. Keşfedilen iki palladyum bileşiğinin, Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalından Prof. Dr. Engin Ulukaya ve ekibi tarafından güçlü derecede anti kanser etkili oldukları bulundu. Türk Patent Enstitüsü’ne başvurularak bileşiklerin patenti alındı.

Akciğer tümörlerinde etkili

Uludağ Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde ve bölümlerinde çalışan öğretim elemanları tarafından kurulmuş olan Uludağ Multisipliner Kanser Araştırma Grubu’nun araştırmasında, palladyum bileşiklerinin, platin bazlı ilaçlara oranla suda çözünürlüğünün yüksek olduğu, dolayısıyla anti kanser etkisi açısından avantajlı durumda bulunduğu tespit edildi. Kanser Araştırma Grubu, bugüne kadar meme, akciğer ve prostat kanserleri üzerinde anti kanser etkiyi ayrıntılı olarak araştırdı.

İlk umut veren çalışma

TÜBİTAK tarafından 200 bin TL’ye kadar desteklenen ‘Karışık Ligantlı Platin ve Palladyum-Sakkarin Kompleksleri’ projesinde kanser kök hücrelerinin öldürüldüğünün tespit edildiği görüldü. Prof. Dr. Engin Ulukaya, “İngiltere’de prostat kanseri kök hücreleri üstündeki etkisi klinikte kullanılan ilaçlara göre daha etkili bulundu. Palladium bileşiklerinin prostat kanseri kök hücreleri üzerindeki etkisi açısından bu çalışma dünyadaki ilk çalışmadır ve sonuçları ümit vaat etmektedir” dedi.

DÜNYADAKİ ÇALIŞMALAR

Türkiye’de ve dünyada az sayıda bu alanda çalışma bulunuyor. Türkiye’de TÜBİTAK MAM bünyesinde Dr. Ceyda Açılan ve ekibi tarafından çalışmalar yapılıyor. Yurt dışında ise Yunanistan’da deney hayvanları üstüne, Hırvatistan’da hematolojik tümörler üstüne ve İngiltere’de prostat kanseri kök hücreleri üstüne etkisi halen araştırılıyor.

Genlere tümör savar kodu

Türk ve Fransız bilim adamları, TÜBİTAK ile Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi ortaklığında yürütülen projeyle genlerin kodlanarak kanser tedavisinde kullanılan ilaçların, sadece kanserli hücreleri etkilemesini sağlamak üzere çalışıyor. İzmir Ekonomi ve Dokuz Eylül üniversiteleri ile Sorbonne, Paris Est ve Kuzey Paris üniversitelerindeki uzmanlar “Parametre kanserli hücrelerin yayılmasının, sağlıklı hücrelere zarar verilmeden durdurulması amacıyla bir araya geldi.

Tedavi herkeste aynı etkiyi gösterecek

Projenin lideri Prof. Dr. Cüneyt Güzeliş, yaptığı açıklamada, kullanılan ilacı bir hücrenin içine alıp almamasına genlerin karar verdiğini belirterek, araştırmada genlerin, birbirleriyle etkileşiminde davranış biçimlerini incelediklerini kaydetti. Güzeliş, çalışmalarını gen haritası tamamen bilinen tek canlı olan kolibasili üzerinde gerçekleştirdiklerini, nihai hedeflerinin kanser için ilaç üretilmesi olduğunu belirtti.

uludağ kanser

 

Kaynak :haber.stargazete