Hacettepe Üniversitesi İnovasyon Yarışması Düzenliyor

Hacettepe Üniversitesi İnovasyon Yarışması Düzenliyor. Hacettepe Üniversitesi, Türkiye’nin 2023 vizyonu kapsamında sağlık bilimleri ve ileri teknolojiler alanlarında, teknoloji tabanlı sanayiye uygulanabilir yenilikçi iş fikirleri ve ürünlerin ortaya çıkarılması ve hayata geçirilmesine tam destek verecek. Bu çerçevede, Hacettepe Üniversitesi ve Hacettepe Teknokent Teknoloji Transfer Merkezi (HT-TTM) tarafından planlanan “Hamle İnovasyon Yarışması”na başvurular başladı.

SIRA SENDE HAMLENİ YAP
Katılımcıların, “Sıra sende! HAMLEni yap, dünyayı değiştir!” çağrısıyla davet edildiği yarışma için başvurular, www.hacettepehamle.com web sitesinden kabul ediliyor. Yarışmaya 15 Şubat 2015 tarihine kadar online başvurulabilecek. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, katılımcıları yarışmaya davet etti.

REKTÖR ÇAĞRI YAPTI
Rektör Murat Tuncer, “Sizleri, sağlık bilimleri ya da ileri teknolojiler alanlarında dünyayı değiştirecek bir fikriniz varsa çeşitlilik ve fırsat zenginliği ile donatılmış Hacettepe Hamle İnovasyon Yarışması’na davet ediyor ve “Dünyayı değiştirmek için hamle sırası sizde!” diyoruz” çağrısında bulundu. Üniversitenin ev sahipliğinde yapılan yarışmanın paydaşları arasında TÜBİTAK, Türkiye Ekonomi Bankası (TEB), Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) ve Hacettepe Girişim ve Yatırım Topluluğu (GİYAT) bulunuyor.

DERECEYE GİRENLERE ÖDÜL
Sağlık bilimleri ve ileri teknolojiler olmak üzere 2 ayrı kategoride düzenlenen yarışma sonucunda her kategoride 3’er projeye toplam 60 bin TL’lik para ödülü verilecek. Birinciler 15 bin, ikinciler 10 bin, üçüncüler ise 5 bin TL nakit parayla ödüllendirilecek. Hacettepe Hamle İnovasyon Yarışması, para ödülünün yanı sıra yenilikçi iş fikirleri veya ürünlerini ticari anlamda uygulanabilir bir işe dönüştürme konusunda katılımcıların deneyim kazanmalarını ve dereceye giren projelerin hayata geçirilmesine tam destek vermeyi de amaçlıyor.

Hacettepe Üniversitesi İnovasyon Yarışması Düzenliyor

 

Kaynak : Sabah

Hacettepe Üniversitesinde İlaç ve Kozmetik AR-GE ve Kalite Kontrol Laboratuvarı Açıldı

Hacettepe Üniversitesinde İlaç ve Kozmetik AR-GE ve Kalite Kontrol Laboratuvarı Açıldı.Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) ile Hacettepe Üniversitesi arasında imzalanan protokolle kurulan ”İlaç ve Kozmetik Araştırma, Geliştirme ve Kalite Kontrol Laboratuvarı (HÜNİKAL)” çalışmalarına başladı.

Hacettepe Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, Ankara Kalkınma Ajansı ve Hacettepe Üniversitesi eş finansmanı ile Eczacılık Fakültesi bünyesinde kurulan HÜNİKAL’in açılışı yapıldı.

Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr.Bülent Gümüşel, işbirliği protokolünün ana amacının, üniversite çatısı altında TİTCK laboratuvarlarına ilaç ve kozmetiklerin analizi ve çalışan personelin eğitimleri konusunda destek vermek olduğunu kaydetti.

”Aşı Ar-Ge Merkezi de bu zincire eklenecek”

HÜNİKAL ile Hacettepe Üniversitesi’nin ilaç ve kozmetik alanında yapacağı araştırma ve geliştirme konusundaki çalışmalarla, zincirin halkalarından ilkini oluşturduklarını ifade eden Gümüşel, 4-5 ay sonra binanın ilk katında, Hacettepe Üniversitesi Aşı Ar-Ge Merkezini de bu zincire ekleyeceklerini kaydetti.

Gümüşel, açıklamasında ”Hedefimiz, 2017 yılında hedeflediğimiz aşıların Ar-Ge’sini tamamlamak ve 2019 yılında Türkiye’nin ilk yerli aşı üretimini Keymen’in kuracağı aşı fabrikasında yapmaktır. Zincirin son halkasını ise bu sene yine bu binada Hacettepe Üniversitesi Faz-1 Klinik Araştırma Merkezini kurarak tamamlamak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

Gümüşel, HÜNİKAL çatısı altında, Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi olarak gerek ilaç ve kozmetiklerin analizleri gerekse ilaç ve kozmetik ürünlerin Ar-Ge‘sinde Türkiye’ye önemli katkı vereceklerine inandıklarını belirtti.

Hacettepe Üniversitesi Rektörü Murat Tuncer de bu projelerin daima arkasında olacaklarını ve her türlü desteği vereceklerini bildirdi.

Hacettepe Üniversitesinde İlaç ve Kozmetik AR-GE ve Kalite Kontrol Laboratuvarı Açıldı

 

Kaynak : konhaber

‘1 milyar 300 milyon kişinin elektriğe erişim imkanı yok’

Rusya Nükleer Kamu Şirketi Rosatom Overseas Başkan Yardımcısı Yury Sokolov, dünyada 1 milyar 300 milyon kişinin elektriğe erişim imkanının olmadığını söyledi. 2 milyar 600 milyon kişinin ise biyokütle enerjisiyle yaşamını sürdürdüğünü ifade eden Sokolov, enerji kuruluşları tarafından yapılan çalışmalarda 2035 yılına kadar büyük enerji açığının çıkmasının beklendiğini kaydetti.

Hacettepe Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Doğu Akdeniz’de Enerji Güvenliği Kongresi Mersin’de başladı. Radisson Blue otelde gerçekleştirilen kongreye 9 ülkeden 130 akademisyen katılıyor. Kongrede uluslararası enerji hukuku, enerji ekonomisi, enerji piyasaları ve enerji reformu konuları işlenecek. Hacettepe Üniversitesi Enerji Piyasaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Necmettin Bağdadioğlu, enerjiyi kullandırmanın sahip olmak kadar önemli olduğunu söyledi. “Enerjiye sahip olabilirsiniz kullandıracak kimseyi bulamazsanız elinizde kalır.” diyen Bağdadioğlu, “Ticaret yapan ülkelerin birbiriyle daha az savaştığını görürsünüz daha çok işbirliğine girdikleri örnekleri vardır. Doğu Akdeniz şu anda barışa en fazla ihtiyaç duyulan yerlerden biri. Bu kongrede ele alınacak konuların bu barışı tesis etmeye hızlandırmaya vesile olmasını diliyorum.” şeklinde konuştu.

Rosatom Overseas Başkan Yardımcısı Yury Sokolov ise enerjinin insan gelişimi için gerekliliğine dikkat çekti. Doğu Akdeniz Bölgesinde enerji yoksunluğu ve sıkıntısının söz konusu olduğunu anlatan Sokolov gelişim için gerekli olan enerjinin iklim değişikliği riskiyle de doğrudan ilintili olduğunu söyledi.
Açlık, yoksulluk, çevresel anlamdaki gerekliliklerin hep enerji gerektirdiğini ifade eden Sokolov “Bugün küresel anlamda bakınca 1 milyar 300 milyon kişinin elektriğe erişimi yok. 2 milyar 6 milyon kişi de biyokütle enerjisiyle yaşamını sürdürüyor. 2013’te enerji kuruluşları tarafından yapılan çalışmalarda küresel anlamda 2035’e kadar büyük enerji açığı çıkacak.” diye konuştu.

Yenilenebilir enerjinin ucuz olmadığına dikkat çeken Sokolov, yapılan çalışmalarda güneş enerjisi ile 1 megawaat saatte üretilebilen enerji için 130 dolar gerekli olduğunu ifade etti. Enerji konusunun sanayide ve vatandaşlar anlamında büyük önem taşıdığını anlatan Sokolov, “Bu nedenle hükümetler enerji tedariki anlamında bir politika çerçevesi çizmek istiyor. Bu tür politikalar yerli enerji kaynakları için geçerli ve aynı zamanda tedarikçiler arasında karşılıklı ilişkiler geliştirmekte. Yeni potansiyel enerji kaynakları çeşitlendirme stratejisi anlamında yer bulacak.”

Ülkelerin gelecekte enerji ihtiyacını karşılamak için Nükleer Enerjiye yöneldiğini ifade eden Sokolov şöyle devam etti: “Temmuz 2012’de Birleşik Arap Emirlikleri ilk nükleer santrali kurma konusunda adım attı. 2013’te Belarus ilk NGS kurulumunu başlattı. Bangladeş’te bu yıl ekim ayında aynı girişimde bulundu. Türkiye ve Vietnam da ilk enerji santrallerini kurmak için adım attı. Ürdün bu konuda adım attı ve stratejik ortak olarak da ilgili anlaşmaları yaptı.”

Japonya’daki Fukuşima felaketi sonrasında nükleer enerjinin güvenli olmadığı görüşünün yayıldığına dikkat çeken Sokolov, “Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu bu konuda araştırma yaptı. Birçok ülke nükleer güvenlik konusunda gerekliliklerini yerine getirdi. Gelecekte enerjide nükleer önemli rol oynayacak. Dünyada 67 nükleer enerji santrali halihazırda yapılıyor 47’si Asya’da. Küresel enerjinin güvenliğine tek başına yardımcı olamaz ama uzun vadeli sorunlara yanıt vermeye katkıda bulunacak ve insanlığa yarar sağlayacak.” ifadelerini kullandı.

Öte yandan kongrenin yapıldığı otelin önünde ise bir grup Nükleer Karşıtı Platform üyesi eylem yaptı. Eylemciler davetiyeleri olmadığı için içeri alınmadı. Girmek isteyenler ise polis tarafından engellendi.

elektrik

 

Kaynak : cihan

Savaş Uçakları Boyasının Yurtiçinde Yapılabilirlik Projesi Sonuçlarını Verdi….

Savaş Uçakları Boyasının Yurtiçinde Yapılabilirlik Projesi Sonuçlarını Verdi…. Hacettepe Üniversitenin ortaklığında kurulan teknoparkta yerleşik Hacettepe İleri Boya Teknolojileri ve Kimya Sanayi A.Ş. (HİBTEK) Teknik Danışmanı ve aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Hayrettin Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kıbrıs Barış Harekatı dolayısıyla yapılan özellikle askeri ambargonun, yerli savaş sistemleri geliştirilmesine vesile olduğunu söyledi.

Üniversitede 1989 yılında başlayan SADAK (Savaş Uçakları Boyasının Yurtiçinde Yapılabilirlik Projesi) kapsamında binlerce saat ar-ge yaptıklarını ve sonunda başarıyı yakaladıklarını ifade eden Aydın, şunları söyledi:
‘Boyasız uçağı savaşa göndermezsiniz çünkü uçağın gövdesi alüminyum alaşımdır ve düşman radarları için çok belirgin bir hedeftir.

Projenin adı ‘Savaş Uçakları Boyasının Yurtiçinde Yapılabilirlik Projesi’ydi. Proje çok hızlı gelişti. 1989′da başladık 1990′da 2 adet F-5 uçağını uçurduk. Bir savaş uçağı -60 dereceden çok hızlı bir şekilde pistteki +70 derece sıcaklığa inebiliyor. 130 derece ani ısı değişimi boyayı perişan ediyor. Her hafta uçakların fotoğrafları çekildi ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından boyada ‘atma, kabarma, yıpranma var mı’ diye ince ince kontrol edildi. Yaklaşık bir yıl sonra F-4, F-104, T-37 ve T-38 tipi uçaklarda boyandı. Onlar da bir yıl uçtu herhangi bir sorun olmadı. 30 Nisan 1993′de Hava Kuvvetleri Komutanlığı, boyaların Hacettepe’den alınabileceğine dair Hava Lojistik Komutanlığı’na yazı yazdı. Türkiye’de yaklaşık 20 yıldır bütün askeri uçak ve helikopterler bizim boyalarla boyanıyor. Satışları üniversitenin döner sermayesi üzerinden yapıyoruz.’

Taze boya çok önemli
Savaş uçakları, helikopterleri ve diğer ekipmanlarının hem korozyona karşı korunması hem de kamufle edilmesi gerekliliği nedeniyle boyanması gerektiğini anlatan Aydın, hem yerli hem de daha kaliteli boya yapmak için çalıştıklarını ve başardıklarını bildirdi.
Aydın, ‘Boyanın Türkiye’de yapılması çok önemli çünkü boyaların raf ömrü maksimum 1 yıl. Ama ABD’den gelirken hem daha önceden üretilmiş rafda beklemiş oluyor hem nakliyede vakit kaybediliyor hem de bize göre yüzde 30 daha pahalı. Biz 3′er aylık periyotlarla üretiyoruz ve en önemlisi TSK’daki hangi savaş uçak yada helikopterinin ne zaman boyanacağı belli. TSK’nın ihtyacına göre malzeme teslim ediyoruz’ görüşünü dile getirdi.
Bir yolcu uçağında yaklaşık 300-400 kilo boya kullanılırken, F-16 savaş uçağında ortalama 50-60 kilo boyanın kullanıldığını ifade eden Aydın,

Savunma sanayine iş yapan firmaların da kendilerinden boya aldığını anlattı. Hayrettin Aydın, bu firmaların birinin projesi dolayısıyla yurt dışındaki alt yüklenici firmanın da kendilerinden boya aldığını dolayısıyla ilk ihracatı gerçekleştirmiş olduklarına işaret etti.
HİBTEK’de aynı zamanda Infrared boya da ürettiklerini belirten Aydın, boyalara doğanın ışık yansıma değerlerini verdiklerini dolayısıyla infrared boya ile boyanan askeri araç ve ekipmanların düşman tarafından kolay kolay farkedilemediğini vurguladı.

Radara yakalanmayan boya
Hayrettin Aydın, bugün itibarıyla dünyanın en iyi RAM boyasının (Radar Absorbing Material – Radar Sinyali Emici Materyal) Türkiye’de üretildiğini bildirdi.

Aydın, yurt dışına satılmasının mümkün olmadığını belirttiği boya ile ilgili şu bilgileri verdi:
‘RAM, hiç geriye yansıma yaptırmayan dolayısıyla örneğin uçakların radara yakalanmasını önleyen bir boya. Diğer boyaları herkes yapabilir ama bu boyayı, bu kalitede ABD ve bizden başka kimse yapamıyor, net konuşuyorum. Yapılan testlerde bizim ürettiğimiz boyanın ABD’nin ürettiği boyadan çok daha iyi olduğunu raporlarla ortaya koyduk.
Bugün düşman bir ülkenin sınırlarını RAM boyalı uçakla geçin, radarlar göremeyecektir. Savaş zamanı bu uçak sınırı geçiyor bombayı atıyor sonra radarlara görünmeden çıkıp gidiyor. Bu işte saniyelerin önemi var, uçak ya da yer radarı, hangisi önce görürse diğerini bertaraf edebiliyor.’ ’1 kilo boya mı, 1 litre yakıt mı ? ’Savaş uçakları için ağırlığın çok önemli olduğunun altını çizen Aydın, şu bilgileri de verdi:

‘Formula 1 arabaları da savaş uçakları gibidir ve ağırlık çok önemlidir. Yarışma kuralları gereği arabanın ağırlığının; şoför dahil, benzin hariç en az 642 kilogram olması gerekiyor. Aynı motor gücüne sahip araçtan hafif olan daha hızlı gideceği ve ekstra benzinin ekstra tur anlamına geleceği için formula pilotları kilo anlamında mümkün olduğunca hafif kişilerden seçilir.
Savaş zamanında bir uçak 1 kilogram gereksiz yük yerine 1 litre fazla yakıt alırsa havada daha fazla kalabilir.
Savaş uçaklarında yer radarlarının ve havadaki başka bir uçağın görebileceği yerlerin özellikle RAM ile boyandığını belirten Aydın, ‘Sembolik olarak söylüyorum; bu boyanın kilosunu 1 dolara üreten ABD’ye isterseniz 100 dolar teklif edin, kesinlikle vermez, çünkü stratejik bir ürün’ dedi.

RAM boyanın kamuflaj boyaya göre 4 kat daha pahalı olduğunu anlatan Aydın, bu boyanın F-35 gibi yeni nesil ve pahalı olan savaş uçaklar için hayati önem arz ettiğini söyledi.
Aselsan – Hacettepe ortaklığı RAM boyası üretmeye Aselsan-Hacettepe ortak projesi olarak başladıklarını, on yıldır çalıştıklarını ve radar emici boyayı 9 yıldır ortak ürettiklerini anlatan Aydın, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde olan ve RAM boya ile boyanan bir denizaltının, RAM boya ile boyanmayan denizaltının 300 metre yakınına kadar farkedilmeden geldiğinin altını çizdi. Aydın, RAM’sız denizaltıların ortalama 4-5 deniz mili mesafeden birbirini görebildiğine dikkati çekti.

Dünyada hükümetlerin kontrolünü çok sıkı yaptığı ve diğer ülkelere satışını sınırladığı yüksek teknoloji içeren bu ürünü Aselsan ile yerli olarak ürettikten sonra muhtelif uygulamalar sonrasında yapılan saha denemelerinde de ürünlerin çok yüksek performanslara sahip olduğunun belgelendiğini de bildiren Aydın, ‘Kamuflaj, infrared ve radar sinyallerini emen boyalarımız, Türkiye’nin savaş gücünü kat ve kat artırdı’ dedi.

savaş ucağı

 

Kaynak :haberahval

İstanbul Üniversitesi 5 bakanlığın ödeneğini geride bıraktı

İstanbul Üniversitesi’ne önümüzdeki yıl için öngörülen bütçe ödeneği, 5 bakanlık için ayrılan ödeneği geride bıraktı. Gelecek yıl için Avrupa Birliği Bakanlığına 223,7 milyon lira, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına 652,6 milyon lira, Gençlik ve Spor Bakanlığına 142,8 milyon lira, Gümrük ve Ticaret Bakanlığına 644,7 milyon lira, Orman ve Su İşleri Bakanlığına 519,1 milyon lira bütçe ödeneği öngörülürken bu rakam İstanbul Üniversitesi için 786,5 milyon lira oldu.

Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştaya öngörülen ödeneklerin toplamı bile İstanbul Üniversitesi’ne verilecek ödenek tutarına erişemedi. Gelecek yıl için Cumhurbaşkanlığı (201,5 milyon lira), Anayasa Mahkemesi (39 milyon lira), Yargıtay (152,5 milyon lira), Danıştay (95,3 milyon lira) ve Sayıştay (175,4) için öngörülen ödeneklerin toplamı 663,7 milyon lirada kaldı.
Orta Vadeli Mali Planda (2014-2016) özel bütçeli idarelerin 2014 yılı bütçe ödenek teklif tavanları da yer aldı. Devlet, üniversitelere önümüzdeki yıl için ayırdığı bütçe ödeneğini, 2013 yılına göre yüzde 11 artırarak 16 milyar 749 milyon 950 bin liraya çıkardı.

Toplam 102 üniversite arasında aslan payını, daha önceki yıllarda olduğu gibi yine İstanbul Üniversitesi aldı. İstanbul Üniversitesi, 786,5 milyon liralık bütçe ödeneği ile ilk sırada yer alırken, bunu 551,3 milyon liralık ödenekle Hacettepe Üniversitesi, 541,9 milyon liralık ödenekle de Ankara Üniversitesi izledi. Bütçe ödeneği Gazi Üniversitesi için 537,5 milyon lira, Ege Üniversitesi için 479,1 milyon lira, Dokuz Eylül Üniversitesi için 421,1 milyon lira, Atatürk Üniversitesi için 382 milyon lira, Anadolu Üniversitesi için de 378,8 milyon lira olarak belirlendi.

En az ödenek ayrılan üniversiteler

Orta Vadeli Mali Plana göre toplam 102 üniversite içinde ödenek teklif tavanı en düşük olan ise 29,6 milyon lira ile Türk Alman Üniversitesi oldu. 30,4 milyon lira Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, 34,2 milyon lira ile Bursa Teknik Üniversitesi, 41 milyon lira ile Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ödenek teklif tavanı en düşük üniversiteler arasında yer aldı.

Ödenekte Atatürk Üniversitesi birinci Abdullah Gül Üniversitesi sonuncu
Türk siyasi hayatında iz bırakan devlet adamlarının adlarını taşıyan üniversiteler arasında ise en yüksek ödeneği, 382 milyon lira Atatürk Üniversitesi alacak. Bu üniversiteyi, sırasıyla İnönü Üniversitesi ((275,3 milyon lira), Süleyman Demirel Üniversitesi (247 milyon lira), Celal Bayar Üniversitesi (192,4 milyon lira), Adnan Menderes Üniversitesi (173,8 milyon lira) Necmettin Erbakan Üniversitesi (169,5 milyon lira), Bülent Ecevit Üniversitesi (160,1 milyon lira), Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (98,3 milyon lira) izledi. Ödenekte en son sırayı ise 53 milyon lira ile Abdullah Gül Üniversitesi aldı.

Ödenek teklif tavanları en yüksek olan ilk 20 üniversite şöyle:
1 – İstanbul Üniversitesi 786 bin 510 TL
2 – Hacettepe Üniversitesi 551 bin 282
3 – Ankara Üniversitesi 541.982.000
4 – Gazi Üniversitesi 537.509.000
5 – Ege Üniversitesi 479.132.000
6 – Dokuz Eylül Üniversitesi 421.122.000
7 – Atatürk Üniversitesi 382.000.000
8 – Anadolu Üniversitesi 78.833.000
9 – Marmara Üniversitesi 373.529.000
10 – Selçuk Üniversitesi 342.805.000
11 – Orta Doğu Teknik Üniversitesi 336.810.000
12 – Çukurova Üniversitesi 335.092.000
13 – Uludağ Üniversitesi 310.501.000
14 – İstanbul Teknik Üniversitesi 309.795.000
15 – Akdeniz Üniversitesi 298.099.000
16 – Erciyes Üniversitesi 285.613.000
17 – Karadeniz Teknik Üniversitesi 276.507.000
18 – İnönü Üniversitesi 275.299.000
19 – Ondokuz Mayıs Üniversitesi 272.212.000
20 – Dicle Üniversitesi 253.103.000
istanbul üni

 

Kaynak :Hurriyet

Elektromanyetik alanların sağlığa etkisi mercek altında

Elektromanyetik alanların sağlığa etkisi mercek altında.Türk ve yabancı bilim insanları, elektromanyetik alanların sağlığa etkisini, Ankara’da düzenlenen bir konferans ile mercek altına aldı. Konferansta, yapılan çalışmaların henüz ‘yeterli’ olmadığı, daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu belirtildi.

Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanlığı tarafından Hacettepe Üniversitesi’nde ‘Elektromanyetik Alanlar ve İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri’ başlıklı konferans düzenlendi. Konferansa, Sağlık Bakanlığı yetkilileri, akademisyenler ve yurt dışından ilgili kurumlardan bilim insanları katıldı.

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Daire Başkanı Turan Buzgan, konferansta yaptığı konuşmada, ülke kaynaklarının sağlık alanında koruyucu hizmetler üzerinde yoğunlaştığını dile getirdi. Buzgan, bu kapsamda alana ilişkin her türlü bilimsel gelişmenin takip edildiğini ve buna uygun programların geliştirildiğini söyldi.

Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin ise konuşmasında, Türkiye’nin kanser kontrol programına ilk başlayan ülkeler arasında olduğunu belirtti. Elektromanyetik alanların olası sağlık etkilerinin de bilimsel danışma kurulları ile izlendiğini ifade eden Gültekin, kamuoyuna en doğru bilgiyi en üst düzey bilim adamları ile iletmeye devam edeceklerini dile getirdi. Gültekin, elektromanyetik alanların tartışılan olası kanser etkilerinin ‘menenjiyom, gliyom, akustik nörom’ olduğunu anlattı:

“Biz, bu tümörleri de kayıt altına aldık. Son 5 yıllık istatistiklere bakıldığında bu 3 kanser türünde belirgin artış yokken, Türkiye’nin esas kontrol stratejisi, akciğer, meme ve diğer türler üzerinde yoğunlaşmalıdır.” diyen Gültekin, elektromanyetik alanlar hakkında gelen şikayet ya da soruların da Bilimsel Kurul tarafından en güncel bilgiler ışığında yanıtlandığını bildirdi.

ELEKTROMANYETİK ALANLAR İLE BEYİN TÜMÖRLERİ ARASINDA YETERLİ KANIT YOK

IARC Başkanı Christopher Wild ise konferansta yaptığı sunumda, elektromanyetik alanlara ilişkin yapılan araştırmalarda baz istasyonu antenleri, hava elektrik kabloları, kablosuz internet, televizyonlar gibi kaynakların son derece düşük seviyede ışıma yaptığını belirtti. Yapılan çalışmaların, yeni teknolojilerin gelişmesiyle kablosuz telefonların daha az elektromanyetik alan maruziyetine yol açtığını ortaya koyduğunu ifade eden Wild, şu ana kadar yapılan çalışmalara göre mobil telefon kullanımıyla beyin tümörleri gibi diğer tümörler arasında potansiyel ilişki kurulmasında ‘yeterli kanıtlara ulaşılmadığına’ dikkati çekti.

Wild, baz istasyonu antenleri, elektrik kabloları, Wi-Fi ve televizyonlar gibi kaynakların, mobil telefonlara oranla çok daha düşük ışıma yaptığını dile getirerek, mobil telefonların etkisinde ise baz istasyonu ile olan bağlantı kalitesinin önemli olduğunun altını çizdi. Wild, “Yapılan araştırmalar, mobil bağlantının kalitesine bağlı olarak beyinde daha az etki yarattığını gösterdi. Ayrıca kablolu kulaklık kullanımının, beynin alacağı ışımayı yüzde 90 oranında azalttığını da gördük.” dedi.

“MARUZİYET UZAKLAŞTIKÇA ARTIYOR”

IARC Çevre ve Radyasyon Bölüm Başkanı Joachim Schüz ise Çalışma Grubu’nun çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.
Düşük frekanslı elektromanyetik alanlar ile ilgili son olarak yapılan geniş katılımlı çalışmalarda da cep telefonu kullanımı ile kanser gelişme riskinde belirgin bir artış bulunmadığını belirten Schüz, IARC Çalışma Grubu’nun mobil telefon kullanımına ilişkin yaptığı çalışmaları anlattı. Çalışma sonucuna göre Schüz, cep telefonlarının baz istasyonlarına uzak olmasıyla elektromanyetik alan maruziyetinin arttığını, yakın olmasıyla ise düştüğünü bildirdi.

“BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA TOPLUMU BİLGİLENDİRMEK GEREKİR”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilm Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tunaya Kalkan da Türkiye’de elektromanyetik dalgaların insan sağlığına etkisi konusunda yapılan çalışmaları anlattı. Toplumda, özellikle baz istasyonları ve cep telefonları ile ilgili bir fobi oluşturulduğunu dile getiren Kalkan, “İnsanlar, bu cihazlardan vazgeçemezler. Bunu anlatırken, korku yaratmak yerine, bilgilendirmek gerekir. Türkiye’deki standartlar, baz istasyonları için dünya standartlarının dörtte bir altındadır. Ölçüm sonuçları ise çok daha az değerdedir” diye konuştu.
manyetik

 

Kaynak :haberyurdum

İsviçre kökenli bir ilaç firması son evresine gelmiş lenf kanseri için yeni bir ilaç keşfetti.

İsviçre kökenli bir ilaç firması son evresine gelmiş lenf kanseri için yeni bir ilaç keşfetti.Kod adı ‘GA101’ olan ve yan etkisi bulunmayan ilaca Türkiye’den 8 merkez bilimsel destek verdi.
Kanserle mücadelede devrim yaratacak yeni bir ilaç geliştirildi. İsviçre’de üretim yapan bir ilaç firmasının 10 milyar dolar bütçe ayırdığı uluslararası çalışmadan olumlu sonuçlar elde edildi. Buna göre son evresine gelen ve artık umut taşımayan lenf kanseri hastalar için yeni bir ilaç keşfedildi. Kod adı GA101 olarak belirlenen ilaç hayvanlar üzerinde olumlu sonuçlar verdi. Ayrıca insanlar üzerinde herhangi bir yan etkiye sebep vermediği anlaşıldı.

60 bilim adamının 8’i Türk

Projede ABD, İngiltere, Fransa gibi 37 ülkeden 60 bilim adamı görev alıyor. Türkiye’nin de öncü rol oynadığı projede 8 ayrı üniversiteden bilim adamı çalışıyor. Bu üniversiteler Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, İzmir 9 Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi olarak sıralanıyor. “GA101” ismini verdikleri lenf kanseri ilacı üzerinde uzun zamandır çalışmalarını sürdüren bilim adamları başarılı sonuca ulaştı.

Projenin Türkiye Başkanı Ankara Üniversitesi İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman İlhan, oldukça başarılı sonuçlar veren bu ilacın kanserin kendisine yönelik tedavi hedeflediğini söyledi. İlacın lenf bezinde kansere yol açan hücreleri bulup yok ettiğini belirten İlhan, “Bunu yaparken de normal dokuyu öldürmüyor. Yani bu kesinlikle kemoterapi olmayıp ondan daha etkili. Tedavisi mümkün olmayan kanser hastalarında kemoterapi olmadan hedeflenmiş ve hastalığı yok eden bir ilaç. İlaç hayvan deneylerinde başarılı sonuçlar verirken insanlar üzerinde de herhangi bir yan etkiye sebep olmadığı anlaşıldı. Şimdi farklı genler üzerinde etkisi deneniyor” dedi.

2015’in başlarında piyasada

Prof. Dr. İlhan, ilacın 2015’in ilk aylarında piyasaya sunulacağını açıklarken, şunları söyledi:

“Burada güzel olan henüz Amerika’daki hastalar kullanmadan deneme amaçlı grubun bu ilacı ücretsiz alması ve Türkiye’nin bilimsel olarak geldiği noktayı göstermiş olmasıdır. Bu açıdan onur verici bir durum. Önceden örneğin Amerika’da keşfedilen yeni bir ilaca biz çok zor ulaşırdık. Ya alamazdık ya da çok geç Türkiye’ye gelirdi. Bugün geldiğimiz noktada Türk hematolojisi uluslararası düzeye ulaştı. Sağlık Bakanlığı’na başvurup ruhsat alacağız.”
lab

 

Kaynak :haber.stargazete