Trakya Üniversitesi’nden Geleceğin Teknolojisi Biyoteknoloji Projesi

Trakya Üniversitesi’nden Geleceğin Teknolojisi Biyoteknoloji Projesi. Trakya Üniversitesi’nin himayesinde, “TÜBİTAK 4005 118B116 No’lu Proje” kapsamında düzenlenen “Geleceğin Teknolojisi Biyoteknoloji” başlıklı program ve etkinlikler dizisi, 16-22 Temmuz 2018 tarihleri arasında Türkiye’nin çeşitli illerinde görev yapan, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı, toplam 20 Fen ve Teknoloji ile Biyoloji öğretmeninin katılımıyla gerçekleştirildi.

Trakya Üniversitesi ev sahipliğinde Balkan Kongre Merkezi salonlarında, Teknoloji Araştırma ve Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde (TÜTAGEM) ve Mühendislik Fakültesi GBM Biyoteknoloji Laboratuvarı’nda gerçekleştirilen “Geleceğin Teknolojisi Biyoteknoloji” projesi faaliyetlerine, Düzenleme Kurulu adına Proje Yürütücüsü ve Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Semra Hasançebi, Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Fen Bilgisi Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yılmaz Çakıcı, Proje Koordinatörü MSc. Mete Arslan Konak, Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Gürkan, Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Necmi Beşer, Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Yabaş, Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ufuk Bağcı, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Figen Oymak, Kariyer Uygulama ve Araştırma Merkezi Öğr. Gör. Yağmur Dublen Göksu, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Arı, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Eğitimi Dr. Öğr. Üyesi Melek Altıparmak Karakuş, Fen ve Teknoloji Öğretmeni Mustafa İsmet Yağcı, Organizasyon Komitesi Üyeleri Emrah Akpınar, Metin Burak Tatlıses, Gül Çiçek Kılıç, Zeynep Çisem Mutafçılar, Pınar Altınoluk, Nebiye Pelin Türker, Özlem Balta, Gamze Korkut ile akademisyenler, Türkiye’nin çeşitli illerinden öğretmenler ve öğrenciler katıldı.

Programda, Trakya Üniversitesi tanıtım filminin izlenmesinin ardından ilk konuşmayı “Geleceğin Teknolojisi Biyoteknoloji” projesi Etkinlik Düzenleme Kurulu adına Trakya Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Semra Hasançebi gerçekleştirdi.

Doç. Dr. Semra Hasançebi, “Biyoteknoloji, yaşadığımız yüzyılın en önemli bilimsel devrimi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yeni ve önümüzdeki yıllara damgasını vuracak teknoloji olarak görülen biyoteknoloji ve bu alandaki gelişmeler, ilerleyen yıllarda öncelikle tarım ve sanayi üretiminde, sağlıkta ve pek çok alanda toplumsal yaşamın tüm alanlarında yansımalarını bulacak. İnsanlar, yüzyıllardır mikroorganizmaları, bitkileri ve hayvanları kullandı. Biyoteknolojinin gelişimi yaşam düzeyimizi yükseltmek için organizmaların genetiğini yeni yöntemlerle değiştirmeye ve bunları ya da bunların ürünlerini kullanmamıza olanak tanıyor. Şarap ve peynir yapımında mikroorganizmaların kullanımı ve çiftlik hayvanlarının seçilerek üretimi gibi yüzlerce yıl öncesinin uygulamaları biyoteknolojiye birer örnek teşkil ediyor.” dedi. Gelişen ve yenilenen teknolojinin günümüzde canlıların söz konusu olduğu pek çok alanda önemli soru ve tartışmaları da beraberinde getirdiğini belirten Doç. Dr. Semra Hasançebi, “Büyük bir gelişme kaydederek teknolojisi ve uygulama alanları ile insanlığın geleceğini şekillendirecek potansiyele sahip bu popüler bilim alanı sosyal, siyasi ve ekonomik tartışmaları da beraberinde getirdi. Biyoteknolojide takip edilemeyecek hızla artan bilgi ve teknolojiler, ülkemizde aynı hızla öğretim müfredatlarına yansıtılamıyor, konuların kapsamı yetersiz, öğretimi teorik ve yüzeysel kalıyor. Yapılan araştırmalar özellikle ilk ve ortaöğretim düzeyinde öğrencilerin kodlanan bilgiden (genden) aktif ürüne (proteine) giden süreci, klonlama, rekombinant DNA (rDNA) gibi kavramları zihinlerinde canlandırarak görselleştirmekte zorlandıklarını ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu.

Proje Koordinatörü MSc. Mete Arslan Konak ise projenin amacının öncelikle Fen ve Teknoloji ile Biyoloji öğretmenlerinin biyoteknoloji konusunda gerekli bilgi ve donanıma sahip olmalarını sağlamak olduğunu ifade ederek “Nihai noktada öğretmenlerimize, müfredatla ilişkili somut, işlevsel ve uygulamalı öğretim yöntemlerinin kazandırılması amaçlanıyor. Bu sayede biyoteknolojideki temel konular ve kavramları öğrencilere anlaşılır, kalıcı, basit araç ve gereçlerle aktif katılımlı ve eğlenceli bir biçimde aktarmaları hedefleniyor. Etkinliğin uzun vadeli hedefi ise genç neslin bu teknolojiyi ve çıktılarını doğru anlaması, meslek seçimince bilinçlendirilmesi ve ülkemizin geleceğinin şekillenmesine katkı sağlanması. Trakya Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşecek eğitim programının düzenlenmesinde önemli katkılar sunan başta Trakya Üniversitesi Rektörlüğü olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarıma, çeşitli üniversitelerden Edirne’ye gelen Düzenleme Kurulu üyelerine ve katılımcılara teşekkür ediyorum.” dedi.

Trakya Üniversitesi bünyesinde çeşitli etkinlikler, teorik ve deneysel uygulamalar, yapılandırmacı yaklaşım, 5E Modeli ve iş birlikli öğrenme ile alanında uzman ve yetkin akademisyenler eşliğinde gerçekleştirilen proje dahilindeki eğitimler, 22 Temmuz 2018 tarihinde sona erdi.

Kaynak : Trakya Üniversitesi

Bilim, Endüstri ve Teknoloji Dünyası İstanbul’da Bir Araya Geliyor

Bilim, Endüstri ve Teknoloji Dünyası İstanbul’da Bir Araya Geliyor. Temiz oda, biyoteknoloji ve yaşam bilimleri, endüstriyel tesislerde bakım teknolojileri, big data, endüstri 4.0 ya da dördüncü sanayi devrimi, bakım mühendisliği… “İleri teknoloji” kavramının içini doldurmaya yeten bu terimlerin profesyonelleri, İstanbul’da bir araya geliyor. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda eş zamanlı olarak düzenlenecek üç fuar, “Bilim, Endüstri ve Teknoloji dünyasının buluşmasına” ev sahipliği yapacak.

21-23 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek Biotech Eurasia Biyoteknoloji ve Yaşam Bilimleri Fuarı, Cleanroom İstanbul Temizoda Teknolojileri Fuarı ve Maintenance İstanbul Endüstriyel Bakım Teknolojileri Fuarı, sektör profesyonellerini ağırlayacak. “bilim, endüstri ve teknoloji dünyasının önemli bir buluşması” olarak da tanımlanan fuarlar, son dönemde iş ve hükümet çevrelerinden sıkça duyduğumuz “Dördüncü Sanayi Devrimi”ne de ışık tutacak. 150 firmanın katılımcı olduğu, bin 200 ürün ve markanın sergileneceği bu fuarların, beş bin profesyonel tarafından izlenmesi bekleniyor. Akdeniz Tanıtım tarafından düzenlenen fuarlar sırasında katılımcı firmalar ve akademisyenler tarafından gerçekleştirilecek sunumlarda ise en yeni ürünler, teknolojiler ve teknik bilgiler aktarılacak.

Geleceğin teknolojisi
Biotech Eurasia” Biyoteknoloji ve Yaşam Bilimleri Fuarı; geleceğin teknolojisi olarak tanımlanan bu alanda ülkemizde yapılmakta olan ilk fuar. Tıbbi, zirai ve endüstriyel alanlarda çok geniş sektörlere hizmet veren Biyoteknoloji, geleceğe yön verecek yepyeni çözümler sunuyor. Hem özel sektör ve üniversitelerin hem de kamunun çok büyük yatırım alanı olan Biyoteknoloji, birbirinden zengin etkinliklerle de fuarda özel olarak ele alınıyor.

Temizoda çözümleri
Temizoda Teknolojileri Fuarı; sağlık tesisleri, İlaç fabrikaları, uzay sanayi ve savunma sanayinin en önemli konusu olan steril alanların teknolojileri ve tasarlanması üzerine bir etkinlik olarak ön plana çıkıyor. Birçok bilimsel ve mesleki eğitim ve etkinlik programları ile zenginleştirilen Cleanroom İstanbul, üç gün boyunca gerek ülkemizin dört bir yanından gerekse komşu ülkelerden gelecek olan profesyonelleri ağırlayacak. Türkiye bu konuda, Suudi Arabistan’dan, Tunus’a, İran’ dan Kazakistan’a kadar geniş bir coğrafyada teknolojik üstünlüğü ile yönlendirici bir ülke konumunda da bulunmakta.

Endüstriyel bakım
Endüstriyel tesislerde sürdürülebilirlik ve üretimin kesintiye uğramaması için gerekli bakım teknolojilerinin yer aldığı “Maintenance İstanbul”, Endüstriyel Bakım Teknolojileri Fuarı, ülkemizin sanayi üretimi açısından son derece önemli bir misyon üstleniyor. Önleyici ve kestirimci bakım teknolojileri, ölçümleme ve proses bakımı gibi hassas teknolojilerin yanı sıra ağır endüstriyel bakım tekniklerinin de yer aldığı fuar, ülkemizin dört bir yanında bulunan büyük sanayi kuruluşlarının bakım mühendislerini ağırlayacak.
www.maintenanceistanbul.com www.expocleanroom.com www.biotecheurasia.com

Bilim, Endüstri ve Teknoloji Dünyası İstanbul'da Bir Araya Geliyor

Geleceğin Teknolojisi “Organik Işık Yayan Diyotlar”

Geleceğin Teknolojisi “Organik Işık Yayan Diyotlar”. Organik ışık yayan diyotlar (OLED’ler) ışıklı duvar kağıdının ve geceleri bir ışık kaynağına dönüşen pencere camlarının gerçeğe dönüştüğü bir dünya yaratıyor. Uzmanlar, önümüzdeki birkaç yıl içinde umut veren bu enerji tasarruflu teknolojinin aydınlatma sektöründe devrim yapabileceğini düşünüyor.
Üç metre yüksekliğindeki ağır ve karanlık asırlık kapının ardında aydınlatmanın geleceği geliştiriliyor. Prof. Dr. Karl Leo’nun ofisi burada, Almanya’daki Dresden Teknoloji Üniversitesi’nde bulunuyor. Leo, ekibi ile birlikte çok özel bir aydınlatma paneli geliştiriyor. 53 yaşındaki bilim adamı üniversitenin Uygulamalı Fotofizik Enstitüsü’nde çalışıyor. Aynı zamanda Dresden’deki Fraunhofer Organikler, Malzemeler ve Elektronik Cihazlar Araştırma Enstitüsü’nü (COMEDD) de yöneten Leo, uluslararası arenada organik ışık yayan diyotlar (OLED’ler) alanında bir öncü olarak tanınıyor. O ve ekibi OLED’leri, doğal ışığı mümkün olduğu kadar doğru biçimde taklit edecek şekilde hayata geçirmeyi amaçlıyor. Leo coşkuyla “OLED’ler yapay aydınlatmayı tamamen tekrar düşünebilmemizi sağlayan teknolojik bir sansasyon” diyor.

Verimlilik için rekabet

OLED’lerden beklentiler öyle yüksek ki, OLED’lerin mevcut tüm ışık kaynaklarından daha verimli hale gelmeleri ve bir gün enerji tedariğinin neredeyse %100’ünü ışığa çevirebilmeleri bekleniyor. Bu önemli idealler hem araştırmacılar hem de aydınlatma üreticileri üzerinde baskı oluşturuyor. Elektrikli ampuller, halojen lambalar ve enerji tasarruflu ampullerde enerjinin büyük bir kısmı ışık yerine ısıya dönüştürülüyor, örneğin 100 watt’lık bir ampulün yüzeyi yandığında 200oC’ye ulaşıyor. Dresden’de geliştirilen OLED’ler ise tam tersine, her zaman 30oC civarında kaldığı için her zaman vücut sıcaklığından daha soğuk ve sonuçta daha güvenli oluyor. Ticari OLED’lerin aydınlatma verimliliği şu anda watt başına 45 ila 60 lumen arasında değişiyor. Laboratuvarda watt başına 90 lumeni aşkın sonuçlara şimdiden ulaşıldı. Eğer bir karşılaştırma yaparsak; standart bir flüoresan tüpünün verimliliği watt başına 45 ila 75 lumendir. OLED’lerin 10.000 saatlik ömürleri de bu aşamada bile umut veriyor. Leo ve ekibi bu değerleri daha da iyi hale getirmek için çalışıyor. Büyük aydınlatma üreticilerinin OLED’leri geniş çapta üretime dahil edebilmesi için on bin saatin birkaç katı ömre ulaşmaları ve mevcut flüoresan tüplerinin yaklaşık iki katı verimliliğe sahip olmaları gerekiyor.

Verimliliği Arttırmak

Aydınlatma verimliliği her bir elektrik watt’ı başına üretilen ışığı gösterir ve watt başına lumen birimi ile ölçülür (lm/W).

cq5dam.web.16-9.12 (1)
Kaynak: ABD Enerji Departmanı: Genel Aydınlatma Uygulamalarında Katı Haldeki Aydınlatmaların Enerji Tasarrufu Potansiyeli 2010 – 2030, Elektrizitätswerke des Kantons Zurich (EKZ).

İyiliğin ışığı

OLED’lerin geleceğin ışık kaynağı olmasının tek sebebi verimlilikleri değil. Philips Aydınlatma’nın baş tasarımcısı Rogier van der Heide “OLED ışıkları diğer tüm ışık kaynaklarından daha yumuşak, güzel ve kusurları kapatıcı. Onlara “iyiliğin ışığı” dememin sebebi de bu” diyor. ‘İyi hissettirme’ faktörlerinin sırrı ışığı yayma biçimi ile ilgili. Geçmişteki ve şimdiki tüm yapay ışık kaynaklarının aksine, OLED’ler yassı ışık kaynaklarıdır ve ışığı tek bir noktadan yaymazlar. Leo “OLED’lerle renk ısısını düzenlemek ve ışığı günün saatine göre ayarlamak mümkün” diye açıklıyor. Yani sabah ve akşam saatleri için sıcak beyaz ışık, gün içinde ise soğuk beyaz ışık elde etmek mümkün. Leo “Bu, aydınlatmada daha önce pek görülmemiş bir şey” diyor. OLED’lerin başka bir özelliği de aydınlatma tasarımcılarına ilham veriyor. İncecik organik malzemelerden yapıldıkları için yakın bir gelecekte, duvar kağıtlarının, tavanların ya da pencerelerin üzerine ikinci bir yüzey gibi yerleştirilmeleri mümkün olabilir. Bu bir tavanda yaz mevsimindeki gökyüzünün tam bir yansımasını oluşturmayı veya bir duvarın sanal bir bahar çayırı haline gelmesini mümkün kılabilir.

OLED’ler kapalı olduklarında beyaz, yansıtıcı veya şeffaftır, bu nedenle gün ışığını içeri alan, karanlıkta ise yassı lambalar haline gelen pencereler yaratmak için kullanılabilirler. Gelecekteki bugün bildiğimiz anlamdaki lambalar tamamen ortadan kalkmış olabilir.

OLED’ler, LED’ler ile aynı prensiple çalışırlar. Her iki türde de ışık yarıiletkenler kullanılarak üretilir. Bunlar bazı şartlar altında elektriği ileten katılardır. Elektrik yarıiletkenlerden geçtiğinde, bu yarıiletkenler ışımaya başlarlar. LED’ler ile OLED’ler arasındaki fark olan “o” harfi “organik” sözcüğünü simgeliyor. LED’ler örneğin galyum nitrür bazlı minik inorganik kristalleri kullanırken, OLED’ler normalde buhar biriktirme yoluyla bir baz malzemeyi kaplamakta kullanılan pigmentlere benzer organik bileşenlerden yapılıyor. OLED’lerin yapısı sandviçlere benzer. Organik katmanlar insan saçından yaklaşık 100 kez daha ince olan ve çıplak gözle görülemeyen iki yassı elektrotun arasına yerleştirilmiştir. Organik katmanlardaki moleküller içlerinden elektrik akımı geçtiğinde parlamaya başlarlar. Kırmızı, yeşil ve mavi maddeler bir araya getirilirse beyaz ışık üretilir. Leo “Şimdiye kadar baz olarak yalnızca cam kullanmıştık, ama orta vadede esnek malzemeler kullanılacak gibi görünüyor” diyor. Organik yarıiletkenlerin buhar ve havaya karşı iyi korunması ve düzgün bir biçimde kapsüllenmesi gerekiyor. Bunu yumuşak malzemeler ile başarmak hala biraz zor.

Ateşböcekleri – doğanın OLED’leri

OLED’lerin başlangıcı Çin kökenli Amerikalı kimyager Profesör Dr. Ching W. Tang’in Kodak’ın ABD’deki araştırma departmanındaki güneş pilleri üzerinde çalışırken organik maddede parlayan mavi bir fenomen keşfettiği 1979 yılına dayanıyor. Sekiz yıl sonra Tang ve meslektaşı Steven Van Slyke organik katmanlardan yapılan ilk ışık yayan diyotları sundular. Bu prensip hayvanlar aleminde çok daha eskilere uzanıyor: Ateşböcekleri doğanın OLED’leri gibiler. Vücutlarında lusiferin adı verilen bir enzim sayesinde oksijen ile reaksiyona giren doğal bir madde bulunuyor. Üretilen enerji neredeyse tamamen ışık olarak yayılır; fakat ateşböceklerindeki ışıklı moleküller çözülürken OLED’lerde eski durumlarına geri dönerler.

BASF gibi şirketler moleküllerin şu ana kadar olandan daha uzun süre ve daha verimli bir biçimde ışık üretmesi için çalışıyorlar. BASF bu organik maddelerin sunduğu en büyük zorluk olan mavi ışıklı maddelerin geliştirilmesi konusunda lider konumda. Dr. Karl Hahn’ın dediği gibi, “mavi ışığın yeşil ve kırmızıya oranla enerjisi çok daha fazla. Bu da moleküllerin çözülerek etkisini kaybedebileceği anlamına geliyor.” Hahn BASF’da organik elektronik alanında araştırma yapmakla görevli. BASF’nin araştırmacıları, ilk atılımı birkaç yıl önce verimliliği yüksek moleküller ile gerçekleştirdiler. Şimdi de ömürlerini uzatmak ve diyotlar adı verilen sağlam aydınlatma sistemlerini geliştirmek üzerinde çalışıyorlar.

Pratik uygulamalar

Aydınlatma endüstrisinin tanınmış üreticileri şimdiden yeni teknolojileri kullanmaya başladılar. Öncülük eden iki şirket Osram ve Philips oldu. Yaklaşık beş yıl önce Siemens’in bir iştiraki olan Osram piyasaya ‘Erken Gelecek’ olarak bilinen ilk OLED ışık heykelini sundu. Osram o zamandan bu yana bu işi geliştirdi ve müşterileri için OLED ve LED aydınlatmaları birlikte kullanarak konferans odaları tasarladı. Şirket 2011 yılında Regensburg’daki ilk OLED pilot üretim hattını açarak bu tür uygulamaların yakın gelecekte daha büyük ölçekte üretilmesini sağladı. Osram burada bu hassas ışık panellerinin endüstriyel ölçekte nasıl işlenebileceğini araştırıyor. Hollandalı Philips şirketi 2010 yılında dünyanın en büyük OLED ışık montajı olarak sunduğu ilk OLED aydınlatma modülüne Lumiblade ismini verdi. Bu duvar 1.000’in üzerinde küçük panelden oluşuyor. Bir kamera önünde yapılan her hareketi kaydediyor ve panelleri ayrı ayrı aydınlatan elektrik dalgalarına dönüştürüyor. Doğal olarak ‘iyi hissettiren’ ışık gelecekte hastanelerde ve doktorların ameliyatlarında da kullanılabilecek. UV ışınları ve güçlü ısı salınımı olmayan yumuşak bir ışık kaynağı ile ilgilenen müzelerden de talepler geliyor. Japonya şimdiden bir adım önde; burada OLED’lerle donatılan ilk sergi salonları yapıldı bile.

Bir OLED, ampule göre kaç kat daha uzun süre kullanılabiliyor?
5-10

Bir LED kaç saat kullanılabiliyor?
40,000

Bir OLED şu anda kaç saat kullanılıyor?
10,000

Seri üretimin başlangıcı

Yeni teknoloji özellikle Asyalı üreticilere ilham veriyor. Panasonic organik aydınlatma bölümünün Araştırma Müdürü Dr. Takuya Komoda’ya göre Japonya’da Fukushima nükleer felaketinin ve çoğu nükleer enerji santralinin geçici olarak kapatılmasının ardından neredeyse herkes mümkün olan her yerde enerji tasarrufu yapmaya çalışıyor. Aydınlatma, Japonya’nın toplam enerji tüketiminin %16’sını oluşturuyor. Komoda “Aydınlatmada enerji tüketimini azaltmak için acilen yeni nesil aydınlatma cihazlarının sunulması gerekli. OLED’ler hem yüksek enerji tasarrufu hem de mükemmel aydınlatma ortamı sunabildikleri için gelecekte çok önemli bir ışık kaynağı olacaklar” diyor. Enerji tasarruflu ampuller şimdilik daha verimli olsa da bu durum değişecek. “OLED’lerin enerji verimliliğini 2018 yılına kadar watt başına 100 lumene çıkarmayı planlıyoruz.” 2011 yılında OLED’ler konusunda uzman olan Lumiotech adlı Japon şirket pahalı olmayan askılı ışık panelleri ve OLED masa lambalarını sırası ile 410 ve 650 dolardan satışa sunarak pazara yeni bir hareket getirdi. Buna ek olarak, Konica Minolta da Symfos ışık panelleri ile geleceğin aydınlatma devriminde yerini alıyor. Şirket, OLED’ler için bir tür baskı kafası ile de manşetlere konu oldu. Türünün ilk örneği olan bu cihaz mürekkep yerine elektronik fonksiyonel malzemeler kullanıyor, bu şekilde de organik ışıkları ‘basabiliyor’.

Politikaya yön verenler de bu verimli enerjili mucize ışıkların potansiyelini gördüler ve yıllardır geliştirilmelerini destekliyorlar. ABD’de Enerji Departmanı 2003 yılından bu yana LED’ler ve OLED’ler gibi verimli ışık kaynaklarının araştırılmasını, geliştirilmesini ve üretimini “Katı Durumda Aydınlatma Programı” ile destekliyor. Hükümet, aydınlatma amaçlı elektrik tüketimini azaltmayı amaçlıyor. Avrupa Birliği (AB) 2020 yılına kadar sera gazı emisyonlarında %20 oranında azalma sağlamayı amaçlıyor. AB, bu hedefe ulaşabilmek için geleceğin enerji tasarruflu ve çevre dostu teknolojisi olan OLED’ler de dahil olmak üzere enerji sektöründe araştırmaları destekliyor. Bilim çevreleri ile sektörün, en verimli OLED’leri geliştirmek üzere birlikte çalıştığı Avrupa’daki araştırma projelerine milyonlarca Avro akıyor. Almanya’da Federal Hükümet, araştırma ve geliştirmeyi OLED 2015 programı ile destekliyor. İş ortakları ile birlikte 2006 yılından bu yana 1 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Bu teşvik odağın aydınlatma piyasası için maliyet açısından verimli OLED bileşenleri geliştirmekte olduğu 2012 baharında başlayan ve ortakları arasında BASF ve Philips gibi şirketler bulunan Kobalt Projesi gibi takip girişimlerini de içeriyor.

Ekranlarda OLED’ler

OLED’ler ekran sektöründe şimdiden yayılmış durumda. Örneğin, Koreli Samsung şirketi son model cep telefonu ve tabletlerinde şimdiden toplu üretilen yassı ışık panellerini kullanıyor. Bu, OLED’lerin gerçek kapasitesini göstermesi için bir şans. Kendileri ışık yayıyor ve arka plan ışıklandırma gerektirmiyorlar, bu da elektrik tasarrufu sağlıyor. Yüksek kontrastlığı olan resimler çabucak yükleniyor. Tasarım da aynı ölçüde büyüleyici: Samsung ve Koreli elektronik grubu LG tarafından sunulan ilk 55 inç OLED TV’ler sadece birkaç milimetre kalınlığında. OLED’ler hakkında bilgi edinmek için internette dolaşırken geleceğe göz atmak mümkün: Resimlerde esnek ekranlı prototipler görünüyor; örnekler peçete gibi katlanabilen e-kitapları ve rulo yapılabilen cep telefonlarını içeriyor.

İş beklentileri yüksek

Dresden’den Prof. Dr. Leo “Küçük OLED ekranların yıllık satış rakamları şimdiden 4 milyar dolara yaklaşıyor” diyor. Bu rakam birkaç yıl içinde çift haneli sayılara çıkacak. Maliyetlerin düşüşü ve verimliliğin de artması sonucunda uzmanlar OLED devriminin önünde durabilecek bir şey olmadığına inanıyorlar. BASF Yeni İş Alanları bölümünden Dr. Felix Christian Görth “LED’ler 40 yılı aşkın süre araştırıldı, bu nedenle de bugün çok üstün durumdalar. Fakat OLED’lerin LED’ler ile karşılaştırılabilecek bir enerji verimliliğine ulaşmaları halinde her iki çözüm de tam olarak birbirini tamamlayan alternatifleri temsil ettikleri için aydınlatma piyasasından kendi payını alacak” diyor.

Organik ışık panelleri bu nedenle gelecekte bile pazarın tamamını tekeline alamayacak. Arabaların farları gibi bazı uygulamalar için nokta ışık kaynaklarına hala ihtiyaç var. Bu nedenle LED’ler nokta ışık kaynaklarının, OLED’ler ise yassı lambaların geleceği olabilir. Görth’e göre OLED teknolojisinin ticari başarıya ulaşıp ulaşmayacağı artık bir soru değil. BASF uzmanı “OLED’ler 2011 yılından beri her şeyin ötesinde cep telefonu ekranlarında önemli rol oynuyorlar. Halen tartışmaya açık olan tek şey pazarın nihai olarak ne kadar büyük olacağı.” diyor. Prof.Dr. Leo’nun Dresden’deki ofisine bakıldığında OLED’ler için büyük atılımın henüz gelmediği anlaşılıyor. Halen masasında geleneksel bir okuma lambası var, oda da tavandaki geleneksel flüoresan lambalarla aydınlatılıyor, ama şu konuda ikna olmuş durumda: “OLED’lerin benimki gibi birçok ofiste kullanımının sıradan hale gelmesi çok uzun bir zaman almayabilir.”

Geleceğin Teknolojisi Organik Işık Yayan Diyotlar