Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Akademi Ödülleri Açıklandı

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Akademi Ödülleri Açıklandı. TÜBA’nın bilim insanlarını teşvik ve takdir misyonu kapsamında uluslararası düzeyde ihdas edilen TÜBA Akademi Ödülleri açıklandı.

Fen ve Mühendislik Bilimleri, Sağlık ve Yaşam Bilimleri ve Sosyal ve Beşeri Bilimler olmak üzere üç kategoride ve her kategoride bir ödülden oluşan ve bütün bilim insanlarına açık olan TÜBA Akademi Ödülleri’ni almaya bu yıl; Fen ve Mühedislik Bilimleri kategorisinde Linz Johannes Kepler Üniversitesi (Avusturya) Öğretim Üyesi Niyazi Serdar Sarıçiftçi, Sağlık ve Yaşam Bilimleri kategorisinde Toronto Üniversitesi (Kanada) Öğretim Üyesi ve Ağa Han Üniversitesi (Pakistan) Kadın ve Çocuk Sağlığı Mükemmeliyet Merkezi Direktörü Zulfiqar Ahmad Bhutta, Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde ise İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Genç hak kazandı ve Akademi Madalyası’nın ve 30 bin doların sahibi oldu.

TÜBA Akademi Ödülleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, 14 Aralık 2015 Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle tevdi edilecek.

Her yıl Fen ve Mühendislik Bilimleri, Sağlık ve Yaşam Bilimleri ve Sosyal ve Beşeri Bilimler olmak üzere üç kategoride ve her kategoride bir ödülden oluşan TÜBA Akademi Ödülleri bütün bilim insanlarına açık. Aday gösterme esasına dayanan ödüller ilgili alanda özgün, öncü ve çığır açıcı çalışmaları olan bilim insanlarına tevcih edilen uluslararası nitelikteki Akademi Ödülleri’nin her yıl bir tanesinin, üç kategori arasında dönüşümlü olarak, Türkiye’den veya Türkiye bağlantılı bilim insanlarına verilmesi kararı alındı. 2015 yılı için Türkiye bağlantılı ödül Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisi olarak belirlendi.

2015 yılında TÜBA üyeleri, Türkiye’deki üniversite rektörlükleri ve dünyadaki bilim akademileri aday göstermeye davet edilmişlerdir. Ulusal ve uluslararası hakem görüşleri ve alan komitelerinin değerlendirmesi sonucunda TÜBA Akademi Konseyi’nce ödül tevcih edilen bilim insanları:

Fen ve Mühendislik Bilimleri kategorisinde Linz Johannes Kepler Üniversitesi (Avusturya) Öğretim Üyesi Niyazi Serdar Sarıçiftçi. Avusturya Bilimler Akademisi tarafından aday gösterilen Sarıçiftçi, güneş enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürülmesinde en etkin yöntemlerden biri olan C60 molekülü ile iletken polimerleri etkileştirmek suretiyle geliştirdiği organik fotovoltaik piller alanındaki çalışmaları nedeniyle TÜBA 2015 Akademi Ödülü’nü almaya hak kazandı.

Sağlık ve Yaşam Bilimleri kategorisinde Toronto Üniversitesi (Kanada) Öğretim Üyesi ve Ağa Han Üniversitesi (Pakistan) Kadın ve Çocuk Sağlığı Mükemmeliyet Merkezi Direktörü Zulfiqar Ahmad Bhutta. Pakistan Bilimler Akademisi tarafından aday gösterilen Bhutta; aile sağlığı alanında, yeni-doğanlar dahil, anne-çocuk sağlığı konusunda yürüttüğü epidemiyolojik araştırmalar ve sağlık politikalarının oluşturulmasına temel oluşturan çalışmaları nedeniyle ödüle layık görüldü.

Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Genç. TÜBA Üyesi Mustafa Çiçekler tarafından aday gösterilen Genç, geliştirdiği yöntem ve bakış açıları (iaşecilik, gelenekçilik ve fiskalizm üçlemesi) ve yaptığı keşif ve izahlar (iltizam, malikane, esham, yed-i vahid) ile Osmanlı iktisat tarihinin ve sisteminin anlaşılmasına yaptığı katkılar nedeniyle ödüle hak kazandı.

Niyazi Serdar Sarıçiftçi, 1961’de Konya’da doğdu. 1980 yılında İstanbul Avusturya Lisesi’nden mezun oldu. 1986 yılında Viyana Üniversitesi’nde Fizik alanında yüksek lisans unvanını aldı. 1989 yılında yine aynı üniversitede Fizik alanında doktora derecesine ulaştı. Doktora sonrası çalışmalarını ilk olarak 2 yıl Stuttgart Üniversitesi’nde, 1996 yılına kadar da Santa Barbara Kaliforniya Üniversitesi’nde (UCSB) iletken polimerler ve güneş pilleri üzerinde sürdürdü. Ardından; Nobel Kimya Ödülü’nü (2000) alan Prof. Alan J. HEEGER ile başarılı çalışmalar gerçekleştirdi. Sarıçiftçi doçent unvanını 1992 yılında Türkiye’de aldı. Avusturya Bilimler Akademisi Üyesi ve aynı zamanda Avusturya’nın en prestijli Bilim Ödülü olan Wittgenstein Ödülü’nün de sahibi olan Sarıçiftçi, 1996 yılından beri Avusturya Linz Johannes Kepler Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor.

Zulfiqar Ahmad Bhutta, 1977’de Peshawer/Pakistan Khyber Medical College’ı en iyi derece ile tamamladı. 1980’de Londra/İngiltere’de Royal College of Physicians and Surgeons’da Çocuk Sağlığı Uzmanı oldu. 1981’de İngiltere’de M.R.C.P. Pediatri, 1987’de Pakistan College of Physicians & Surgeons’da FCPS: Fellowship in Paediatrics, 1990’da Edinburg’da Fellowship of Royal College of Physicians (FRCP), 1996’da Stockholm Karolinska Enstitüsü’nde PhD, 1997’de İngiltere’de Fellowship of the Royal College of Paediatrics & Child Health (FRCPCH), 2004’te Pakistan Academy of Sciences’da Fellow, 2009’da American Academy of Pediatrics’de Honorary Fellow, 2012’de Londra Royal College of Physicians Honorary Fellow, 2013’te Fellow of International Union of Nutrition Scientists (IUNS) unvanlarını aldı. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Kanada’da da değişik üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak bulunan Bhutta; çocuk sağlığı alanında özellikle yeni-doğan, enfeksiyon hastalıkları ve beslenme konularında, faklı ülkelerde hem hizmet sunumunda, hem araştırmada, hem de Dünya Sağlık Örgütü gibi küresel politika belirleyici kuruluşlarda çalıştı. Halen Küresel Çocuk Sağlığı ve Politikası Robert Harding Başkanlığı Eş Direktörü, Çocuk Hastalıkları Hastanesi Araştırma Enstitüsü Pediatri, Beslenme Bilimleri ve Halk Sağlığı profesörü olarak çalışan Zulfiqar Ahmad Bhutta, Karaçi/Pakistan Aga-Khan Üniversitesi Kadın ve Çocuk Sağlığı Mükemmeliyet Merkezi Kurucu Direktörlüğü görevini de sürdürüyor.

Mehmet Genç, 4 Mayıs 1934’te Arhavi’de doğdu. İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ni takiben Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nde okudu. Bir ara Maiyet Memurluğu ve Kaymakam Vekilliği yaptıktan sonra 1965 İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Türk İktisat Tarihi Enstitüsü’nde asistan olarak akademik dünyaya intisap etti. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi’nde çalıştı. 1990 yılında Misafir Öğretim Üyesi olarak The Center for the Study of Muslim Societies and Civilizations, Washington University, St. Louis/Misouri’de bulundu. 1996’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Genel Sosyoloji ve Metodoloji Dalı’nda Doktora Şeref Diplomasını aldı. 1999 yılında emekli oldu. 1999-2006 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde, 1999-2009 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde Öğretim Üyeliği yaptı. 2006-2013 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora dersleri verdi. Mehmet Genç, İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi olarak akademik hayatını sürdürüyor.

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Akademi Ödülleri Açıklandı

Gelişen Kök Hücre Teknolojisinin Birçok Hastalığa Çare Olacak

Gelişen Kök Hücre Teknolojisinin Birçok Hastalığa Çare Olacak. İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından düzenlenen “Nanoteknoloji ve Doku Mühendisliği, Güncel Sorunlar ve Gelecek Öngörüleri” adlı toplantıya katılan Maryland Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Jesse Kenneth Placone, gelişen kök hücre teknolojisinin birçok hastalığa çare olacağını açıkladı.

İstanbul Kültür Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü tarafından bu sene ikincisi düzenlenen “Nanoteknoloji ve Doku Mühendisliği, Güncel Sorunlar ve Gelecek Öngörüleri” isimli toplantı İstanbul Kültür Üniversitesi, Ataköy Yerleşkesi Akıngüç Oditoryumu’nda düzenlendi. “Herkes için erişilebilir bilim” temalı toplantıda açıklamalarda bulunan Maryland Üniversitesi Biyomühendislik bölümü öğretim üyesi Dr. Jesse Kenneth Placone kök hücreler sayesinde birçok hastalıklara çözüm bulacaklarını açıkladı. Kök hücrelerin doku mühendisliği uygulamalarında etkili bir biçimde kullanılacağını ifade eden Placone, “Doku mühendisliği uygulamaları sayesinde kişilerin kök hücrelerini hastalıkların iyileştirilmesi için kullanacağız” dedi.

Kök hücreler sayesinde sağlık sektöründe önemli ilerlemelerin gerçekleşeceğinden de söz eden Placone, “Kök hücreler ileriki yıllarda ilaç ve genetik alanlarında kullanılacak. Kök hücreler sayesinde vücut kendi kaynaklarını kullanarak hastalıkların çözümünü ve sorunların giderilmesini sağlayacak. Doku mühendisliği sayesinde önümüzdeki yıllarda kemik hastalıkları ve birçok genetik hastalık çözüme kavuşacak” dedi.

Dünyadaki ve Türkiye’deki Nanoteknoloji ve Doku Mühendisliği’ndeki gelişmelerin aktarıldığı toplantının ilk gününde; Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Emir Baki Denkbaş, farklı biyomedikal uygulamalar açısından nanoteknolojik yaklaşımları, Koç Üniversitesinden Dr. Kerem Pekkan; embriyolarda ve pediyatrik hastalarda kardiyovasküler doku mühendisliği uygulamaları, Sabancı Üniversitesi’nden Doç. Dr. Devrim Gözüaçık; temel bilimlerden nanoteknoloji süreçlerine, otofajik süreçlerin terapotik anlamda kullanımı üzerine gerçekleştirmiş olduğu çalışmaları, KOEK Biyoteknoloji’den Dr. Selçuk Kılınç, mikroakışkan sistemler ile sağlıklı sperm seçimine yönelik olarak in vitro fertilizasyon tekniklerinde öncü olabilecek bir ürünün tanıtımını gerçekleştirdi.

Toplantının ikinci gününde de Georgia Technology Enstitüsü ve Emory Üniversitesi Kök Hücre Bölüm Başkanı Prof. Dr. Todd McDevitt; 3 boyutlu kök hücre kültürlerinin yönlendirilmiş doku gelişimi ve morfogenezi ile ilgili çalışmalarından örnekler sunacak. Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seda Kızılel, biyolojik yapılardan esinlenerek tasarlanan yumuşak dokulu biyomateryallerin doku mühendisliğinde kullanım alanları üzerine bir konuşma gerçekleştirecek. Sempozyumun son konuşmacısı İstanbul Kültür Üniversitesi 2014 yılı Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü mezunu Baki Gezgen, ekibi ile geliştirmiş olduğu 3 boyutlu yazıcı “Zone3D team” hakkında bilgi aktaracak.

Gelişen Kök Hücre Teknolojisinin Birçok Hastalığa Çare Olacak

 

Kaynak :  haber3

Organik Işık Yayan Diyotlar İle “Mavi” Gelecek Geliyor

Organik Işık Yayan Diyotlar İle “Mavi” Gelecek Geliyor. BASF araştırmacıları 1897 yılında ilk kez yapay indigo renginin pigmentini ürettiler. Daha önce Hindistan’dan ithal edilen pahalı ve lüks bir ürün olan bu boya bir anda ekonomik hale geldi ve bugün neredeyse her kot pantolonda kullanılıyor. Şirket şimdi yine mavi renk içeren bir inovasyon yaratmak istiyor ama bu sefer aydınlatma pazarı için.

Organik ışık yayan diyotun (OLED) beyaz ışığı, sadece kırmızı, yeşil ve mavi ışığın doğru karışımıyla meydana gelebiliyor. Fakat üreticiler bunu oldukça verimsiz olan mavi bir boyayla yapabiliyorlardı. Piyasadaki mevcut floresan yayıcıları, enerjinin dörtte birinden daha azını ışığa çevirirken, kalanını ısıya çeviriyor. BASF’nin organik elektronikler alanındaki araştırmasını yürüten Dr. Karl Hahn “Ancak portatif ısıtıcı değil lamba yapmak istiyoruz” diyor. Bu nedenle BASF kimyagerleri, birkaç yıl önce “mavi problemine” bir çözüm aramaya başladılar ve mavi parlayan moleküllerin, enerjiyi neredeyse tamamen ışığa dönüştürebildiklerini keşfettiler. Bu moleküller, OLED’lerde kullanılan yüksek derecede verimli fosforesan yayıcılarına aitti, ancak sadece birkaç dakikalık ömre sahiptiler.

Yüksek derecede verimli OLED’lerin uzun ömürlü kırmızı ve yeşil seçenekleri mevcutken, renk paletinde mavi renk halen bulunmuyor. Mavi ışığın oldukça agresif olmasından kaynaklanan bu durumu Hahn “Oldukça kısa dalgalı ve bu nedenle yüksek derecede enerjiyle dolu. Bu yüzden mavi ışık, diğer ışıkların aksine moleküler bağları yok edebiliyor” diye açıklıyor. BASF araştırmacılarının çabası, uzun bir süre boyunca bu güçlü enerjiye dayanabilecek molekülleri bulmak üzerine yoğunlaşıyor. Bir OLED’in lamba, cep telefonu ekranı ve TV seti gibi uygulamalara uygun olabilecek şekilde uzun ömürlü olması gerekiyor. Ancak doğru boyayı bulmak yetmiyor, mavi OLED tabakasındaki diğer malzemelerin de OLED’lerin uzun süre parlamasını sağlayacak kadar güçlü olması gerekiyor.

BASF, bu nedenle mavi diyotlar için malzemelerin tümünü kapsayan bir sistem üzerinde çalışıyor ve bu aktif bileşenler için dünya çapında öncü tedarikçi olmayı hedefliyor. BASF, daha önceki moleküllerin birkaç dakikalık ömürlerini birkaç bin saate uzatmayı zaten başardı. “Ancak lamba üreticileri, on binlerce saatlik ömür istiyor” diyor Hahn. BASF araştırmacıları, bu hedefe ulaşabilmek için şirketin kimya laboratuvarlarında sürekli çalışıyor. Laboratuvar asistanları her gün, küçük cam levhaları boya molekülleri ve malzemelerle kaplayarak parlatmak için buharlı bir takım teknikler uyguluyor. Bu şekilde sayısız diyot üretiliyor. Japonya’dan Kimyager Dr.-Ing. Soichi Watanabe, “Sürekli olarak yeni kombinasyonları deniyoruz” diyor.

Baştan aşağı koruyucu giysiler içindeki Watanabe, “Diyot üzerindeki incecik katmanlara hiçbir şekilde toz partikülleri bulaşmamalı” diye açıklama yapıyor. “En ufak bir toz zerresi bile, çok daha küçük moleküler katmanlar üzerinde bir dağa dönüşüyor ve lambayı bozuyor. Buhar ve oksijen de organik moleküllerin düşmanı. Hızlı bir şekilde bozulabiliyorlar. Tıpkı suşi gibi. Birkaç gün beklemek yerine taze yemeyi tercih ederim” diyor Watanabe.

Laboratuvar asistanlarının, tüm molekülleri yerleştirdikten sonra her bir cam levhayı başka bir cam levhayla derhal kapatması gerekiyor. Tamamlanmış diyotlar, iki odada test ediliyor. İlk odada, ışık yoğunluğu ve diğer parametreler üzerinde denemeler yapılıyor. Küçük bir kayıt stüdyosuna benzeyen ikinci odada ise, dayanıklılık testi gerçekleştiriliyor. Çok sayıda kumanda panosu, elektrikli kabinlere ve bilgisayarlara bağlı durumda. Siyah kabinlerde, 360 diyot kesintisiz olarak günlerce parlıyor.

Ekranlardaki rakamlar, üzerinde çalışılmaya değer olan lambaları gösteriyor. Watanabe ve çalışma arkadaşları sürekli bu verileri değerlendiriyor. BASF, mavi boyanın ve ilgili sistem bileşenlerinin 2014’te aydınlatma piyasası için hazır olacağını umuyor. 2016 yılında ise BASF mavisinin ekran sektörü için gerekli derinliğe ulaşmış olması bekleniyor. Araştırmacılar, o zamana kadar gerçekleşecek ilerlemenin her adımında çok sıkı mücadele vermeleri gerektiğinin farkında. “Öncülük edecek bir gelişme üzerinde çalışıyoruz ve bu, ekibin keşif ruhunu her gün yeniden canlandırıyor” diye sözlerini sonlandırıyor Hahn.

Organik Işık Yayan Diyotlar İle Mavi Gelecek Geliyor

B.Ü Kimya Bölümü Karbon Keçeden Platine Eşdeğer Malzeme Üretti

B.Ü Kimya Bölümü Karbon Keçeden Platine Eşdeğer Malzeme Üretti. Bingöl Üniversitesi (BÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramazan Solmaz, hidrojen enerjisi üretim maliyetlerinin düşürülmesi konusunda yaptığı çalışmada karbon keçeden platine eşdeğer malzeme geliştirdi.

Malzemelerin dayanımı ve malzeme bilimi, korozyon, yenilenebilir enerji kaynakları, hidrojen enerjisi, piller, yakıt pilleri ve iletken polimerler alanlarında yaptığı çalışmalardan dolayı Bilim Kahramanları Derneğince 2013 yılı “Genç Bilim İnsanı” ödülüne layık görülen Doç. Dr. Solmaz, platine eşdeğer karbon keçeden malzeme hazırladı.
Çalışması hakkında AA muhabirine konuşan Doç. Dr. Solmaz, aldığı ödülün kendisini daha çok motive ettiğini söyledi.
Solmaz, BÜ laboratuvarlarında daha ucuz ve verimi artırıcı malzeme geliştirmeyle ilgili bilimsel çalışmalar yaptıklarını kaydetti.

Malzeme alanında dünya bilimine yaptıkları katkılar dolayısıyla 2012 yılında Türkiye Korozyon Derneğince, Avrupa Korozyon Federasyonu (EFC) tarafından 3 yılda bir verilen “Kurt Schwabe” ödülünü kazanan Türkiye’nin ilk bilim insanı unvanına sahip olduğunu bildiren Solmaz, çevreye, insan sağlığına, bitki örtüsüne ve canlılara herhangi bir zararı olmayan hidrojen enerjisinin günlük yaşamda kullanılması için platine eşdeğer malzeme geliştirdiklerini aktardı.

İnsanların aklına “Neden petrol istasyonlarında hidrojen yok” gibi soruların geldiğini anlatan Solmaz, verimi ve çevreye olumsuz etkisi daha az olsa bile daha ucuz yakıtın tercih edildiğini, hidrojenin pahalı olduğunu söyledi.
Hidrojenin pahalı olmasının en büyük nedenlerinden birinin kullanılan malzemeler ve bu reaksiyonu en iyi katalize eden platin grubu malzemelerinin olduğunu belirten Solmaz, saf platinin altından bile pahalı olduğunu dile getirdi.
Solmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Karbon keçe çok hafif. Bildiğimiz sünger gibi nano metre boyunda liflerden oluşan bir malzeme. Platine göre nisbeten daha ucuz nikel polipten ve kobalt gibi metallerle çok mikro metre boyutlarında ince filmlerle bunları kapatıyoruz. İşte kilogramlarca platin kullanmak yerine gram başına mili gram mikro gram olarak çok az bir miktarda bunların yüzeyine serpiştirerek elektrotlar geliştiriyoruz. Böylece çok daha az platin kullandığımız için malzemelerin maliyetini düşürmüş oluyoruz.”
Enerji üretimi konusunda en önemli katalizörün platin maddesi olduğuna dikkati çeken Solmaz, şunları kaydetti:
“Yaptığımız çalışmalara göre platine göre daha ucuz ve bir o kadar da verimli yeni malzemeler geliştirdik. Bunlar sanayicilerimize ve dünya bilimine önemli katkı sunacak. Bu malzemeyle ilgili makalelerimizi de yayınladık. Konuyla ilgili bilim adamlarına da önemli bir rehberlik taşıyacak çünkü malzemenin geliştirilmesiyle ilgili yeni teknikler, yaklaşımlarda bulunduk.”

Karbon Keçeden Platine Eşdeğer Malzeme

 

Kaynak : bloomberght

Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü Öğrencileri İstanbul’dan Ödüllerle Döndüler

Uludağ Üniversitesi Kimya Bölümü Öğrencileri İstanbul’dan Ödüllerle Döndüler. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Kimya Topluluğu öğrencileri, İstanbul Üniversitesi mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü tarafından düzenlenen “5. Ulusal Kimya Öğrenci Kongresi”nden 5 ödül alarak döndü.

http://www.kimyahaberleri.com Kimya Paylaşım Platformumuza İstanbul Üniversitesinden Ödül.

Beyazıt Kampusü’nde 17-19 Mayıs 2014 tarihlerinde yapılan etkinliğe Uludağ Üniversitesi 2’si sözlü, 17 poster sunumla katıldı. Yapılan değerlendirme sonunda,

1- Gülser GÖÇER, Banu Emine TEFON, Ayşegül AYDIN, Belgin İZGi, “Çikolatada Antioksidan Kapasitesinin Folin-Cıocalteu Yöntemi İle Belirlenmesi”

2- İlhan KÜÇÜK 1, Aslı A. KAYA , “Karbonil Gerilme Titreşimine Sübtitüent Etkisinin Kuramsal İncelenmesi”,

3- Murat Uygun, Emrah Sevil, Ayşegül Aydın, Belgin İzgi, “Keçi Sütünde Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrometresi İle Element Tayini”,

4- Erdem MUTLU, İlhan KÜÇÜK, Emin DEDE, “Kimya Haberleri, Yenilikçi Kimya Haber ve Paylaşım Platformu”,

5- Çiğdem YÜKSEL, Büşra ÖRNEK, Saliha ŞAHİN, Cevdet DEMİR,“Farklı Çözücü Ekstraksiyonu İle Hazırlanan Prunella L. Ekstraklarının Antioksidan Özelliklerinin Belirlenmesi”,

konulu posterler ödüle değer bulundu.

kimya

‘Chemport’ 5 Milyar Dolar Yatırımla Biga’da Kurulacak

‘Chemport’ 5 Milyar Dolar Yatırımla Biga’da Kurulacak. Kimya ihtisas bölgesi somutlaşıyor. 5 milyar euroyu bulabilecek projenin fizibilitesi tamamlandı. Kimya ihtisas bölgesi somutlaşıyor. 5 milyar euroyu bulabilecek projenin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, bir yıl önceden verdiği ‘fizibilitesini getirin’ talimatıyla fizibilitesi tamamlandı. Babacan, bu kez projenin başlatılması talimatı verdi. Bu gelişmeleri Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Timur Erk anlattı. Erk,”Sanayi Bakanımız Fikri Işık’a da sunum yapıldı. Sanayi Bakanlığı’nda teknik komite kurulduğunu öğrendik” dedi.

Bu projenin önemi şuradan geliyor: Türkiye, akaryakıt, yağlar vs. hariç kimyasallar dış ticaretinde 25 milyar dolar açık veriyor. Bu bölge, özellikle ithalata konu olan bu ürünleri, ara girdileri üretmeyi amaçlıyor. Erk’in analizine göre bu 25 milyar dolarlık açığın en azından yarısının üretilmesi mümkün… Kimya İhtisas Bölgesi işte bunu yapacak. Bu projenin başka bir özelliği daha var: Türkiye’de şimdiye kadar kurulmuş bütün ihtisas bölgelerinden daha komplike bir yapıya sahip olacak. Bunun için alt ve üst yapılar dahil nihayetinde 5 milyar euroluk bir yatırım gerekecek. 5 milyar euro, dolar olarak ifade edersek 7 milyar dolar demek!

A.T. Kearney fizibilite yaptı

Projenin fizibilitesini A.T. Kearney yaptı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’a 29 Nisan’da yapılan sunumda şirket yetkilileri de bulundu. Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Timur Erk, “Ben daha önce konuyu TOBB Ekonomi Şurası’nda günde getirmiştim ama zaten 1.5 – 2 yıldır üzerinde çalışıyoruz. Bir yıl önce sayın Babacan, çalışın talimatı vermişti. Uzman şirketler vasıtasıyla sağlıklı bir fizibilite çalışması yapılmasını istemişti. Onu tamamladık, A.T. Kearney’le yaptık. Projenin çok fizibil olduğu ortaya çıktı. Sanayi Bakanlığı’nda Teknik Komite kuruldu. Kimya sanayinin dış ticaret açığı 25 milyar dolardır, yağlar ve yakıt hariç… Bu proje daha önceden gerçekleşmiş olsaydı, bunun yarısından kurtarırdık. Ayrıca sektörün 2023 ihracat hedefi açısından da böyle bir proje zorunlu” dedi.

Fizibilite sırasında proje için gerekli olan binlerce dönüm arazi konusu da araştırıldı. Erk, “Biga ile Bandırma arasında 30 bin dönümlük bir alan tespit edildi. Başlangıçta 15 bin dönümle yola çıkılabilir. Burada 20-25 arası şirket, Türkiye’de üretimi olmayan ara girdi niteliğinde, katma değeri yüksek ürünlerin üretimine başlayabilir” dedi.

Birim kilo fiyatı 3 dolar kriteri

“İhtisas Bölgesi” statüsünde olması düşünülen bölgede isteyen her firma değil de bir kümelenme yaratabilmek için, birbirini destekleyen, Türkiye’nin ithalatı yüksek ara girdileri üreten firmalar tercih edilecek. Başka bir kriter de katma değeri yüksek ürünler üretmek. Timur Erk, “Bir kriteri de ihracatta birim kilo fiyatı 3 doların üzerinde olması” dedi. Türkiye’nin toplam ihracatında birim kilo değerinin 1.5 dolar civarında! Erk, bundan sonraki gelişmeler konusunda şu bilgileri verdi: “Şimdi biz Chemport Kimya Sanayicileri Platformu gibi bir yapı oluşturacağız. Kamulaştırma yapılacak. Bölgede kamu arazileri ve küçük özel mülkler var. Meyilli bir arazi. Denize yakın. Arkasından enerji hattı geçiyor. Demiryolu geçiyor. Burası belirlenecek metrekare fiyattan sanayicilere 30 yıllığına tahsis olacak. Kümelenme modeli. Her bir üretici birbirini destekleyen ürünler üretecek. Fabrikalar arasında boru hattı bağlantıları düşünüyoruz.”

En önemli yapı liman

Projede neler olacak? Bu 5 milyar euroluk yatırım nereye gidecek? Timur Erk’in ifadeleri şöyle: “Burası limansız olmaz. Tehlikeli kimyasalların Boğazlar’dan geçişini de önlemek için liman zorunlu. A.T Kearney raporuna göre 3 milyar euroluk altyapı yatırımı gerekiyor. Liman, iskele, su, elektrik, enerji hatları vs. Üst yapısı da rahat 2 milyar euro dediğimizde 5 milyar euroluk bir proje. Bunun örnekleri var dünyada. Biz de zaten o örneklerden yola çıktık.”

p

 

Kaynak : ekoayrinti

Kimya Sektörü’nün Yılın İlk İki Ayında İhracatı 2,8 milyar Dolar.

Kimya Sektörü’nün Yılın İlk İki Ayında İhracatı 2,8 milyar Dolar. İKMİB’den yapılan yazılı açıklamaya göre, şubat ayında 1 milyar 454 milyon dolarlık ihracata imza atan sektörün, ocak–şubat dönemindeki ihracatının da yüzde 3,55 artışla 2 milyar 853 milyon dolara yükseldiği belirtildi.Otomotiv ile hazır giyimin ardından Türkiye’nin en çok ihracat yapan üçüncü sektörü olan kimya sektörü, şubat ayında en fazla ihracatı Malta, Irak ve Mısır’a yaptı.

Kimya sektörünün şubat ayı ihracatında Birleşik Arap Emirlikleri, Almanya, İtalya, İran, Rusya, Ürdün ve Amerika Birleşik Devletleri üst sıralarda yer alan diğer ülkeler olarak sıralandı. Yüzde 804 ihracat artışının yaşandığı Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanı sıra Hırvatistan, Güney Afrika ve Tunus’a yapılan rekor artış da dikkat çekti.
Yılın iki aylık döneminde en çok ihracatı yapılan ülke yine Malta olurken, bu ülkeyi Mısır, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Almanya, İtalya, İran, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve Ürdün takip etti. Bu dönemde Ürdün’e yüzde 72, İtalya’ya yüzde 52, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ise yüzde 315 oranlarında bir artış yaşandı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, ihracatçının gündemdeki sıcak gelişmelerden etkilendiğini belirterek, “Döviz kuru ve siyasi gelişmelerden kaynaklanan belirsizlik halen devam ediyor. Bundan sonraki dönemde önümüzü görmemiz gerekiyor ki uzun vadeli satışlar yapabilelim. Ekonomik istikrarın devamı ve güven ortamının sürmesi en büyük dileğimiz” değerlendirmesinde bulundu.

Yılın iki aylık döneminde Avrupa’daki toparlanmanın devam ettiğini de aktaran Akyüz, “Bu dönemde özellikle Almanya, İtalya ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerine olan ihracatımızda artış oldu. 2023 vizyonumuz çerçevesinde plastik, kozmetik, boya, ilaç ve eczacılık ürünleri gibi alt sektörlerimizde çalışmalarımız ciddi anlamda sürüyor. UR-GE kapsamındaki ticaret heyetlerimiz ve milli katılımlı fuar organizasyonlarımızın önümüzdeki aylardaki ihracat rakamlarımıza olumlu yansıyacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

sektör

 

Kaynak : hakimiyet