Geleceğin Mesleği “Biyoinformatik ve Genetik Uzmanlığı”

Geleceğin Mesleği “Biyoinformatik ve Genetik Uzmanlığı”. Kadir Has Üniversitesi Biyoinformatik ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kemal Yelekçi Biyoinformatik ve Genetik bölümünün geleceğin en parlak bölümü olduğunun altını çizerek mezun olan öğrencilerin yurt içinde ve yurt dışında işsiz kalmayacağını belirtti.

Canlıya ait biyolojik verilerin (DNA, RNA ve Protein) üstel bir hızla çözülerek artması, bu verileri analiz ederek tıbbın ve ilaç geliştiricilerinin hizmetine sunacak yetişmiş elemanlara olan gereksinimi de artırmaktadır.
Sağlık, Gıda, ilaç ve biyoteknoloji gibi pek çok alana yayılmış bir meslek dalı olan Biyoinformatik ve Genetik Uzmanlığı, son zamanların popüler meslekleri arasında yer alıyor.

Biyoinformatik ve Genetik alanında uzmanlığına sahip bir kişi bilgisayar ve bilgi teknolojilerini kullanarak bu verileri dijital ortama aktararak biyolojik süreçleri çözme, anlama ve sonuç çıkarma işlerini yapar. İlk mezunlarını veren Kadir Has Üniversitesi Biyoinformatik ve Genetik Bölümü, Türkiye’de bu bölümün öncücüsü olmayı ve geliştirmeyi amaçlıyor.

“Biyoinformatik ve Genetik Uzmanlığı ile Donanımlı Bireyler Yetişiyor”

Kadir Has Üniversitesi Biyoinformatik ve Genetik Bölümü öğrencisinin donanımlı olarak mezun olduğunu belirten Biyoinformatik ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kemal Yelekçi, “Türkiye’de diğer bazı üniversitelerde sadece bir ders olarak okutulan bu konu Kadir Has Üniversitesi’nde ayrı bir bölüm olarak yer alıyor. Bu bölümde eğitim alan her öğrenci ilgili matematik, fizik, istatistik ve bilgisayar programlarını öğrenerek; genom dizilemesi (gelecek nesil sekans analizler), genlerin belirlenmesi, protein yapı ve işlevinin belirlenmesi, İlaç tasarımı, doku tipleme çalışmaları, kişiye özel ilaç tasarımı, hastalıklarda genetik farklılıkları anlama ve moleküler modelleme simülasyon gibi çeşitli veri bankalarından verilerin indirilmesini ve nasıl yorumlaması gerektiğini öğreniyor ” dedi.

“Öğrenciler Kendini Geliştiriyor”

Biyoinformatik ve Genetik Bölümü’nün Türkiye’de başka okullarda da açılarak yayılacağını dile getiren Yelekçi; “Bölümümüzden yurt içinde ve yurt dışında staja giden öğrencilerimiz, gittiği yerden iş teklifi alarak geri dönüyor. Geleceği olan, parlak bir bölüm. Kadir Has Üniversitesi’nde öğrencilerle birlikte proje geliştirerek, öğrencilerin daha tecrübeli olması ve mezun olduktan sonra ellerinde mevcut proje ile her yere girebilmelerini istiyoruz. Bunun en son örneklerinden biri de, okulumuzda öğrenimine devam eden Biyoinformatik ve Genetik Bölümü ikinci sınıf öğrencimiz Beril Tiryakiler oldu. Araştırmaya çok meraklı olan ve ikinci sınıfın sonunda Amerika’da staj yeri ayarlayarak mesleğini öğrenmeye başlayan Beril, verilen bilgileri almaktan çok kendisinden bir şeyler katarak yeni projeler üretmeye başladı. Bu bilgi ve merakı sayesinde kendini gösterme şansı yakaladığı için şu anda staj yaptığı Oregon Health & Science Üniversitesi, Hesaplamalı Biyoloji Departmanından iyi bir pozisyonda iş teklifi aldı. Öğrenciler, kendilerine verilen bilgileri yetenek ve uzmanlıkları ile birleştirebilirlerse, açılmayacak kapı yoktur” dedi.

Elastik İpek Benzeri Protein Bazlı Daha Dayanıklı Protein Hidrojel Geliştirildi.

Elastik İpek Benzeri Protein Bazlı Daha Dayanıklı Protein Hidrojel Geliştirildi. Dr. Hyung Joon Cha (Kimya Mühendisliği Bölümü) ve araştırmacılardan oluşan bir ekip mekanik dayanıklı hidrojel oluşturmak için deniz anemon davranışını incelediler. Deniz anemone vücut uzunluğu ve genişliği hızla küçülen ve uyarıcı altında yavaş yavaş genişleterek neredeyse on kat değişir, araştırma ekibi bu kasılması ve gevşemede önemli bir rol oynayanın mekanik dayanıklı protein olduğunu kabul ettiler. Araştırma biomacromolecules’ te yayınlandı.

Hidrojeller, 3 boyutlu ağ yapılı hidrofilik polimerden oluşur, su içinde kuru ağırlığının on bin katını absorbe eden iyi şişme özelliğine sahiptir. Hidrojellerin su yakalama kapasitesi yumuşak ve kauçuk benzeri bir esnekliğe sahip ve hücrelere sürekli emilim yapar. Bu avantajlar, hidrojellerin, gövde dışı bir biyo-yapay organ, boşluk dolgu malzemesi, ve dağıtım aracı olarak geliştirilmesine olanak tanımaktadır. Ancak hidrojellerin taşıma, sterilizasyon ve mekanik özelliklerinde bazı sınırlamaları vardır. Bunlar arasında, düşük mekanik özellik hidrojellerin araştırmasında tek dezavantaj olarak kabul edilmiştir.

Deniz anemonu türevli bir DNA seri üretim için E. coli sisteminin içine sokulmuştur, E. coli, hızlı büyür ve deniz anemonundan daha iyi bir protein ürettiği için bu yol seçilmiştir. Bu rekombinant protein, aneroin adlandırılır ve amino asitten oluşur, ve bunlar arasında, tirosin aneroin zengin amino asitlerden biridir.

Dityrosine çapraz bağlama yöntemi ile aneroin çözelti birkaç saniye içinde bir 3 boyutlu hidrojel-bazlı yapı iskelesi dönüştürüldü. Mekanik olarak, aneroin hidrojeller, yaygın hidrojel malzemeleri olan kolajen, jelatin, elastine göre önemli ölçüde daha güçlü ve daha sert özellikler sergiledi. Aynı zamanda yaklaşık ipekböceği ipeği ile karşılaştırıldığında 4 kat daha güçlü mekanik özellikler sergiledi. Biyoloji, aneroin hidrojel hücre büyümesi için yeterli bir ortam sağladı. Hidrojel içinde memeli hücreleri uygun bir hücre boyutu ve sağlıklı morfolojisi ile iyi şekilde çoğaldı.

Araştırmacılar elde edilen sonuçlar ile aneroin hidrojelerin biyomalzeme, hücre taşıyıcı yamalar, biyo-yapay greftler için ve çeşitli biyomedikal uygulamalarda kullanılabilir hale gelmelerinin yakın olduğunu belirtiyorlar.

Elastik İpek Benzeri Protein Bazlı Daha Dayanıklı Protein Hidrojel Geliştirildi

 

Kaynak : sciencedaily

“Fen edebiyat öğrencileri formasyon hakkı kazandı, detaylar yakında açıklanacak”

“Fen edebiyat öğrencileri formasyon hakkı kazandı, detaylar yakında açıklanacak” Bursa Uludağ Üniversitesi (UÜ) Fen Edebiyatı Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Naci Cangül, fen edebiyat fakültesi öğrencilerine formasyon hakkı verildiğini, yakında detayların açıklanacağını söyledi.

UÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Biyoloji Topluluğu 5. Ulusal Biyoloji Toplulukları Kongresi, Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde başladı. 3 gün sürecek kongrede, ornitoloji, biyotransformasyon, gen mühendisliği ve biyoteknoloji, ekoloji, kanser araştırmaları, adli bilimler, moleküler biyoloji, genetik, entomoloji, hidrobiyoloji ve fizyoloji gibi konular ele alınacak.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü ve Uludağ Üniversitesi Biyoloji Topluluğu Danışmanı Doç. Dr. Sibel Taş, düzenledikleri kongrede biyoloji ile ilgi son gelişmeleri ele almayı hedeflediklerini belirtti.

FORMASYON HAKKI KAZANILDI

Fen Edebiyatı Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Naci Cangül, Türkiye’deki temel bilimlere bakış açısı nedeniyle dertli olduklarını vurguladı. Prof. Dr. Cangül, “Türkiye’de geçmiş yıllarda başta fizik olmak üzere biyoloji ve kimya gibi temel bilimlere yeterli önem verilmemeye başlandı. Bunun soncunu en çok hisseden ise fen edebiyat fakültesi öğrencileri olarak sizler hissediyorsunuz. Direkt olarak belli alanlarda istihdam edilebilirliğiniz kısıtlandıkça ve sayınız arttıkça rekabet artıyor ve bu rekabet ortamında da sıkıntı yaşıyorsunuz. Bu nedenle de son yıllarda fen edebiyat fakülteleri formasyon hedefini kendi amaçlarına koydu.” şeklinde konuştu. Dekanı Cangül, formasyon alma hakkının verilen mücadele sonrasında kazanıldığını ve yakında detaylarının da açıklığa kavuşacağını sözlerine ekledi.

UÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gürcan Güleryüz ise kongrenin önemine dikkat çekti, bu tür organizasyonların öğrencilerin kendilerini yetiştirmesi açısından son derece önemli olduğunu söyledi.

İNSAN GENOMU PROJESİ KAPSAMINDA TÜM DNA’NIN DİZİSİ ÇÖZÜLÜYOR

Ardından Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Tolun, ‘insan genetiği araştırmalarında yeni teknikler’ konulu sunum yaptı. Aslı Tolun, son 30 yıldır insan genetiği üzerine çalıştıklarını belirterek, “Daha çok hastalık genleri üzerine araştırmalar yapıyoruz. Son tekniklerle özellikle insan genetiğinde son gelişmeleri ele almak istiyoruz. İnsan genomu 3,2 milyar nükleotit ve 24 de kromozomdan oluşuyor. Bunlar çift kopya olduğu için 6 milyar oluyor ama biz onu bilgi açısından 3 milyar gibi sayıyoruz. İnsan genomu projesi kapsamında tüm DNA’nın dizisi çözülüyor. Hala bitmedi bu, insan genonu projesinden sonra da tüm genlerin işlevlerinin anlaşılmasına yönelik çalışmalar yapılıyor.”

Prof. Dr. Aslı Tolun, daha çok insan genlerinin ne işe yaradığına yönelik çalışma yaptıklarını sözlerine ekledi.

uludag-universitesi-fen-edebiyat-fak

 

Kaynak : Memurlar

Bilim Mükemmel Irk Yaratmaya Yakın mı ?

Bilim Mükemmel Irk Yaratmaya Yakın mı ? Bu noktaya gelen bilim dünyasını etik kavramlar frenliyor. Bilimdeki amaç; tek tip insan veya mükemmel insan yaratmak değil daha sağlıklı bir nesil yaratabilmektir.
Dr . Gülay Özgön
Tıbbi Genetik Uzmanı

Gen haritalanması şu anki bilgi ve teknoloji ile mümkün hale geldi. Genom Projesi olarak da adlandırılan gen haritalanması ile daha sağlıklı nesiller için daha geniş kapsama genetik tarama kapsama şansı oluştu fakat bununla birlikte bir çok etik problem de gündeme geldi. Çünkü hiçbir insan mükemmel bir genom içermiyor. İnsanın eksiğiyle fazlasıyla bir bireydir. Eğer genom projesi hayata geçerse tek tip insan yaratmaya doğru gidilebilir. Yeni gelişen teknolojilerle belki beş yıl sonra bütün genomu taramak ve bunun datasını değerlendirmek şansına sahip olunacaktır. Aslında buna doğru adımlar atılıyor, bilim isterse mükemmel insanı yaratabilir. Bilim isterse kendi istediği şekilde davranan, kendi istediği şekilde düşünen insanlar yaratabilir. Bu da bizi renksiz bir dünyaya götürür.

Genetik Danışma Nedir?

Genetik hastalığı olan bireylerin veya genetik testinde taşıyıcılık çıkan bireylerin hastalıklarıyla ve taşıdığı risklerle ilgili bilgilendirilmesine ‘genetik danışma’ denir. Bütün genlerin fonksiyonları bilindiği için gen haritası yapılsa bile hangi değişimin neye yarayacağı ya da yol açacağı bilinmediği için istenmeyen tablolar oluşabilir.
Genetik testler yalnızca hastalıklar için kullanılmaya niyet edilse ister istemez herkes tarafından kullanılacaktır. Bununla birlikte mükemmel ırk da yaratılmaya çalışılacaktır. Temennimiz genetikte yeni teknolojilerle birlikte etik kurallara uyulmasıdır.

Genetik test ne zaman yapılmalıdır?

Genetik test gerektiğinde yapılmalı, doğru yorumlanmalı, hastaya doğru şekilde aktarılmalıdır. Yalnızca genetik test yapayım, yaptırayım isteğiyle genetik testten fayda görülmeyeceğini biliyoruz. Genetik testi özellikle aile hikayesi olduğu durumlarda -ailede herhangi bir hastalık varsa- herhangi belirgin bir özellik yaşamı zorlaştırdığı için çözüm arandığında yaptırılmalıdır. Daha sağlıklı nasıl yaşayabilirim demek için genetik test yaptırmamalıdır. Genetik testlerin istemi ve yorumlanması bir doktor tarafından olmalı, herkese her genetik test uygulanmamalıdır. Çünkü test sonuçları bazen kişi de gereksiz stres kaynağı oluşturabilir.

Hiçbir insan mükemmel gene sahip değildir…

Daha sağlıklı nesiller için daha geniş kapsama genetik tarama kapsamı olabilir. Avrupa’da bir çok merkezde evlenme çağındaki insanlara kadın doğum uzmanına gittiğinde ülkesinde sık rastlanan genetik hastalıklara karşı taşıyıcılık testler yaptırılmaktadır. Bu çok sayıda etik problemlerin gündeme gelmesine sebep olabilir. Çünkü bütün hiç bir insan mükemmel bir gen haritasına sahip değildir. Tüm insanlar eksik ya da fazla gen haritasına sahip bir birey olarak dünyaya gelir. Bu test sonuçları doğrultusunda var olan değişiklikler tamamen kısıtlanıp tek tip insan yaratmaya doğru gidilebilir.

dna sarmal

 

Kaynak : www.milliyet.com.tr

150 senelik bağırsak sırrı çözdü…

150 senelik bağırsak sırrı çözdü…Kanadalı ve Avustralyalı bilim adamları, 150 senelik bağırsak sayesinde ilk defa koleraya sebep olan bakterinin gen haritasını çıkarmayı başardı.Bilim adamları, 1849 senesinde koleradan hayatını kaybeden bir kişinin bağırsağından çıkarılan “Klasik” kolera bakterisi ”Vibrio cholerae”nin DNA’sından gen haritasına ulaştı. Philadelphia’daki tıp tarihi müzesinde saklanan hayatını kaybeden kişiye ilişkin dokuları inceleyen bilim adamları, bu bakterinin ilk köklerine rastladı. Gen haritasını çıkardıktan akabinde bilim adamları bu köklerin, ”El Tor.” olarak önde gelen bakterinin modern kökleri arasındaki farklılıklar hakkında da veri (bilgi) sahibi oldu.

Bağırsaklara ulaştığından ve kemiklerde DNA izi bırakmamasından binaen bakterinin eski örneklerde incelenmesinin fazla zor olduğuna dikkati çeken bilim adamlarından Dr. Hendrik Poinar, enfeksiyon hastalığının gelişimini anlamanın, rahatsızlığın vakit içinde nasıl ilerlediğine, insandan insana bulaşmasının artmasına yol açan etkenlere ışık tuttuğunu, araştırma sonuçlarının daha iyi tedavi ve önlemlerin geliştirilmesine imkan arz ettiğini vurguladı.Araştırmanın sonuçları ”New England Journal of Medicine” dergisinde yayımlandı.Kolera, 19. yüzyılda milyonlarca kişinin ölümüne sebep oldu. Hastalık halen yoksul ülkelerde can almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya genelinde her sene 3 milyon-5 milyon yeni vakaya rastlanıyor, 100 bin-120 bin kişi bu hastalık sebebiyle hayatını yitiriyor.

ilaç araştırma

DNA’nın ikinci şifresi bulundu

Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Washington Üniversitesi’nden bilim insanları, DNA içinde üst kısmında gizlenmiş ikinci bir kod bulduklarını açıkladı. 1961’de ilk çözülen genetik kod, hücrelerin nasıl protein yaptıklarını gösteriyor. İkinci kod, genleri nasıl kontrol edeceğiyle ilgili hücreye talimat veren bilgiyi içeriyor. Araştırmayı yürüten John Stamatoyannopoulos, “Şimdi insan genomunu okuma hakkında temel varsayımda resmin yarısını kaçırdığımızı biliyoruz. Yeni bulgular, DNA’nın inanılmaz güçlü bilgi depo düzeneği olduğuna ışık tuttu” dedi. Bu keşif hastalıkların tedavisine de ışık tutabilir.

dna sarmal

 

Kaynak :sabah

Genetik biliminin babası ve Nobel Kimya ödüllü Frederick Sanger, hayata veda eti.

Çalışmaları ile iki kez Nobel Kimya ödülüne layık görülen İngiliz bilim adamı Frederick Sanger, 95 yaşında hayata veda eti.
“Dünyanın en büyük bilim adamlarından” ve “İngiliz biliminin gerçek kahramanlarından” biri olarak kabul edilen biyokimyager Sanger, DNA’nın yapı taşlarının dizinini ortaya çıkan yöntemlerin öncülüğünü yaparak “genetik biliminin babası” unvanını kazanmıştı. Nobel ödülünü iki kez kazanan tek İngiliz bilim adamı olan Sanger, aynı zamanda proteinlerin yapısını belirleyen teknikler de geliştirmişti.

İngiltere’nin Gloucestershire kentinde 1918 yılında doğan Sanger, doktor babasının izinden gitmeye karar vermesine rağmen Cambridge Üniversitesi’nde Biyokimya Bölümü’nden mezun olmuştu. Sanger, ilk Nobel ödülünü 1958 yılında proteinlerin kimyasal yapısını ortaya çıkaran teknikler geliştirerek kazanmıştı. Proteinleri oluşturan amino asitleri inceleyen Sanger, insülin hormonunun hangi amino asitlerden meydana geldiğini keşfetmişti.

Daha sonra DNA ile ilgilenmeye başlayan Sanger, bir virüsün genom dizisini ortaya çıkarmayı başarmıştı. Sanger, kendi adını taşıyan dizi ile 1980’de ikinci kez Nobel ödülüne layık görülmüştü.

Sanger, 65 yaşına kadar çalışmaya devam etmiş, daha sonra çok sevdiği bahçesine daha fazla vakit ayırmak için emekli olmuştu.

Frederick-Sanger0

 

Kaynak : hurriyet