2. Lif ve Polimer Araştırmaları Sempozyumu İle Eş Zamanlı AR-GE Proje Pazarı Zirvesi Yapıldı

2. Lif ve Polimer Araştırmaları Sempozyumu İle Eş Zamanlı AR-GE Proje Pazarı Zirvesi Yapıldı. “UTİB Türkiye Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe AR-GE Proje Pazarı Zirvesi”nin dokuzuncusu uluslararası düzeyde 27-28 Nisan 2017 tarihinde, “2. Lif ve Polimer Araştırmaları Sempozyumu” ile eş zamanlı olarak BUTEKOM Demirtaş yerleşkesinde Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ve BEBKA Organizasyon Ortaklığında gerçekleştirildi.

Açılış töreninde Ar-Ge Proje pazarı etkinliğine en fazla proje ile tasarım gönderen üniversiteler ödüllendirildi. Açılışta ayrıca Türkiye Tekstil İnovasyon Ligi’nde finale kalan 9 firmanın temsilcilerine ödülleri verildi.

Sektörün geleceğine ışık tutuyor…

Zirvede yaptığı açılış konuşmasında organizasyonun tekstil sektörüne ciddi katkılar sağladığını belirten Bursa Vali Yardımcısı ve Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) Genel Sekreter Vekili Yunus Fatih Kadiroğlu, “BEBKA olarak, bölgemizde gelişen ve gelişmekte olan diğer sektörlerde olduğu gibi tekstil sektöründe de AR-GE ve inovasyon kapasitesinin artırılması bizim için önceliklidir. Günümüz şartlarında ulusal ve küresel rekabet gücümüzü artırmanın yolu, araştırma, geliştirme ve ileri teknolojiyi de kullanarak farklı ürün yelpazesi sunabilmekten geçmektedir. Bu nedenle 2012 yılı 4. Ar-Ge Proje Pazarı Zirvesi’nden itibaren BTSO ve UTİB işbirliğinde bu organizasyonu düzenlemekteyiz. Ar-Ge Proje Pazarı, uluslararası proje ve yeniliklerin paylaşıldığı, sektör için önemli adımların atıldığı, tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin geleceğine ışık tutan bir etkinliktir” şeklinde konuştu.

Uluslararası Ar-Ge Proje Pazarı’nı bu yıl 9. kez düzenlediklerini kaydeden UTİB Ar-Ge Proje Pazarı Yürütme Kurulu Başkanı Ersan Özsoy, “Geride kalan 8 yılda yaklaşık 13 bin katılımcıyla düzenlediğimiz Proje Pazarlarımıza yaklaşık 1.600 proje sunuldu. Bu projelerin 65’i sanayi alanında olmak üzere 135’i ortaklığa dönüştü. Bu yılki zirvemizde de Türkiye’mizin hedefleriyle aynı doğrultuda uzay, havacılık ve savunmadan kompozite, inşaattan spora, ekolojiden konutlara kadar teknik tekstilin kullanım alanlarındaki projelere öncelik verdik. Toplamda da 215 proje başvurusu gerçekleşti. İnşallah bu projeler de önemli ortaklıklara ve ekonomik değere dönüşecektir. Yurt içinden akademisyenlerimizle birlikte bu yıl ilk defa etkinliğimize katılım sağlayan doktora, yüksek lisans ve lisans öğrencileri ile Belçika, İtalya, İspanya, İngiltere, Mısır ve Portekiz gibi ülkelerden öğretim üyeleri ve araştırmacıları da ihracatçılarımızla buluşturacağız” diye konuştu.

Bursa, tekstilin kalbi…

Bursa’nın tekstil sektörünün kalbi olduğunu dile getiren Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Abdülkadir Karlık da, “Ülkemizin katma değerli üretim ve ihracat hedeflerinde tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Bundan 10-15 yıl kadar önce sektörün geleceğinden endişe ediliyordu. Ancak bu karamsar tablo sektöre inancını yitirmeyen girişimcilerimiz sayesinde ortadan kalktı. Ürün kalitemiz, moda ve trendleri belirleme gücümüz, rekabet anlayışımız da kıtaların ötesinde bir üne ulaştı. Sektörün bugünkü gücünü sürdürülebilir kılması çok önemli. Bu noktada çalışmaların yoğun bir şekilde devam ettiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Tekstil İnovasyon liginin galibi Sun Tekstil oldu.

Zirvenin açılışında ayrıca Türkiye Tekstil İnovasyon Ligine katılarak finale kalan 9 firma ya ödülleri verildi. Birinciliği Sun Tekstil’in kazandığı İnovasyon Ligi’nde; Can Tekstil, Çalık Denim Tekstil Sanayi, Gamateks Tekstil Sanayi, Harput Tekstil Sanayi, Kipaş Mensucat İşletmeleri, Korteks Mensucat Sanayi, Martur Sünger ve Koltuk Tesisleri ile Polyteks Tekstil Sanayi Araştırma ve Eğitim firmalarının ödüllerini, UTİB Ar-Ge Proje Pazarı Yürütme Kurulu Başkanı Ersan Özsoy, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı Abdulkadir Karlık ve Bursa Vali Yardımcısı ve BEBKA Genel Sekreter Vekili Yunus Fatih Kadiroğlu’nun elinden aldılar.

İki gün boyunca devam eden zirvede ENDÜSTRİ 4.0, HORIZON 2020 Destekleri, KOBİ’lerde Kriz Yönetimi, 3 Boyutlu baskı, Ar-Ge Merkezlerinin Teknoloji Transferindeki Rolü gibi sektörün büyük önem verdiği konularda gerçekleştirilen panel ve çalıştaylar katılımcılardan yoğun ilgi gördü.

Kaynak : BEBKA

NASA Manyetik Bağlantıların Gizemini Çözecek

NASA Manyetik Bağlantıların Gizemini Çözecek. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Güneş ve Dünya’nın manyetik alanları arasındaki gizemli ilişkiyi çözmek amacıyla uzaya dört gözlem aracı gönderdi.
Birbirine tıpatıp benzeyen dört gözlem aracını taşıyan Atlas roketi, Florida’daki Cape Canaveral Üssü’nden fırlatıldı.Proje Müdürü Craig Tooley, uzay araçlarının fırlatılıştan iki saat sonra başarıyla roketten ayrıldığını ve manyetosferde önceden belirlenen dikdörtgen şeklindeki bir yörüngeye yerleştirildiklerini söyledi.Birbirlerinden 10 kilometre ve 402 kilometre uzaklıkta konumlandırılan gözlem araçları, manyetik bağlantıların üç boyutlu görüntülerini çekecek.

MANYETİK BAĞLANTILARIN GİZEMİNİ ÇÖZECEK
Sekizgen gözlem araçlarının her biri 3,35 metre genişliğinde, 1,22 metre yüksekliğinde ve bin 360 kilogram ağırlığında. Yaklaşık 1,1 milyar dolara mal olan gözlem araçlarının gönderdiği veriler, bilim adamlarının manyetik bağlantıların gizemini çözmesine yardımcı olacak.
Manyetik bağlantılar, Dünya ve Güneş’in etrafındakiler gibi manyetik alanların bir araya gelip ayrılması, sonra yeniden bir araya gelmesi sonucu meydana geliyor. Manyetik bağlantı sırasında çok büyük miktarda enerji ortaya çıkıyor. Bu süreç sürekli tekrarlanıyor.

nasa

 

Kaynak : ekonomi.haberturk

O gezegende su bulunduğu kesinlik kazandı

Güneş Sistemi’ndeki Asteroit Kuşağı’nda yer alan Ceres adlı cüce gezegende su bulunduğu kesinlik kazandı.Ceres’teki iki bölgeden uzaya buhar bulutu çıkışı olduğunu saptayan bilim adamları, gayzer adı verilen buzdan oluşmuş yanardağ benzeri yapılardan püskürdüğü sanılan bu bulutların, gezegende su olduğunun ilk kesin kanıtı olduğunu vurguladı.

Avrupa Uzay Ajansı’ndan Michael Küppers başkanlığındaki bilim ekibince yapılan araştırma, Nature dergisinde yayımlandı. Dergide yayımlanan araştırmada gezegende 30 yıldan beri büyük miktarda su bulunduğunun sanıldığı bildirildi.

Küppers, ESA’ya ait Herschel Uzay Gözlemevi yardımıyla yapılan keşfe ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu, Ceres ve genelde de Asteroit Kuşağı’nda su bulunduğuna ilişkin yapılan ilk saptamadır” dedi.

Yapılan tanıma bağlı olarak, Güneş Sistemi’nde yer alan bir cüce gezegen veya Asteroit Kuşağı’nın en büyük asteroiti olan Ceres, adını Roma mitolojisinde ziraat tanrıçası Serez’den alıyor.

İlk kez İtalyan rahip ve astronom Giuseppe Piazzi tarafından 1801’de keşfedilen 950 kilometre çapındaki Ceres, güneşe 2,8 gök birimi uzaklıkta bulunuyor. Gök birimi terimi, dünya ile güneş arasındaki ortalama uzaklık olan 150 milyon kilometrelik bir mesafeyi ifade ediyor.

Ceres’de bir su çözünümü olan hidroksit formunda su bulunduğuna ilişkin 1991’de bir araştırma yayımlanmış ancak bu bulgu daha sonra yapılan araştırmalarda doğrulanamamıştı. Küppers ve arkadaşlarının keşfi sözkonusu bilimsel araştırmayı doğrulamış oldu.

ceres

 

Kaynak : milliyet

2014 Uluslararası Kristalografi Yılı Olarak İlan Edilecek

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, 2014’ü “Uluslararası Kristalografi Yılı” ilan ederek, BM’nin bu alanda farkındalığı artırmayı amaçladığını söyledi.
BM Enformasyon Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, 2014 Uluslararası Kristalografi Yılı olarak kutlanacak ve bugün Paris’te düzenlenecek toplantı ile yıl boyu sürecek etkinliklerin ilki gerçekleşecek.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun konuyla ilgili olarak yayımladığı mesajında, 2014’ün modern kristalografinin doğuşunun yüzüncü yıl dönümü olduğunu vurguladı. Kristalografinin maddenin yapısının anlaşılmasının temelini oluşturduğunu belirten Ban, bu sayede bilim, sağlık, tarım ve biyoteknoloji alanlarında sağlanan ilerlemede kristalografinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Günümüzde kristalografi sayesinde yeni kuşak materyaller ve hayat kurtaran ilaçların üretilebildiğini anımsatan Ban, 2014’ü Uluslararası Kristalografi Yılı ilan ederek BM’nin bu alanda farkındalığı artırmayı amaçladığını vurguladı.
Ban, bilim adamlarına bilimin gücünü sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi amacıyla daha fazla kullanmaları çağrısında da bulundu.

– Neden Uluslararası Kristalografi Yılı?
Açıklamada, sağlığın korunmasından enerji üretimine, madencilikten tarım üretimine, temiz su elde edilmesine kadar insan yaşamı için büyük önem taşıyan birçok alanda ciddi ilerlemeler elde edilmesine katkı sağlamasına rağmen, kristalografinin, çok sayıda kişi tarafından yeteri kadar tanınmadığına işaret edilerek, bu alandaki bilincin geliştirilmesi ve kristalografiye ulusal ve küresel seviyede desteğin artırılması için Birleşmiş Milletler’in 2014’ü Uluslararası Kristalografi Yılı olarak kutlayacağı bildirildi.

– Kristalografi ne anlama geliyor?
Maddenin atom ve moleküler halini inceleyen kristalografi bu nedenle modern bilim, mühendislik, kimya, fizik ve matematik ve sanayi üretiminde yararlanılan diğer tüm uygulamalar için büyük önem taşıyor.
Kristalografi uzay çalışmalarında da kullanılıyor. Amerikan uzay ajansı NASA tarafından Mars’a gönderilen Curiosity (Merak) isimli araç, Mars toprağını x-ray kristalografi teknolojisi kullanarak tetkik ediyor.
Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni röntgen cihazları ve benzer cihazlar sayesinde kristalografi aracılığıyla atomların incelenmesinin çok daha başarılı biçimde yapılır hale geldiğine değinilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Artık, biyoloji, kimya, sanayi, fizik, arkeoloji ve jeoloji alanlarında kristalografi yaygın olarak kullanır bir hal aldı. Bu sayede, arkeologlar kazılardan çıkan eşyaların tam yaşını belirleyebiliyor, jeologlar meteor ve ay taşlarını analiz edebiliyor, küresel ısınmaya yol açan karbon salımının azaltılması için kullanılan yalıtım malzemelerinin üretimi sağlanıyor, özellikle kimya sanayisinde çevreye zararlı atıkların önlenmesinde önemli adımlar atılıyor.

Kristalografi sayesinde bilgisayar hafıza kartlarından akıllı televizyonlara, arabalardan uçaklara kadar birçok alanda kullanılan yeni malzemeler geliştirilebiliyor. Kristalografi sayesinde sadece maddelerin atom yapıları incelenmekle kalınmıyor, malzemelerin farklı özelliklere sahip olması da sağlanabiliyor. Üreticiler, mallarına “parmak izi” bırakabiliyor ve böylece telif hakkı alanında dahi önemli bir rol oynanmış oluyor.”
BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ve Uluslararası Kristalografi Birliği (IUCr) tarafından ortaklaşa düzenlenen Uluslararası Kristalografi Yılı (IYCr2014) bugün Paris’te yerleşik UNESCO genel merkezinde yapılacak toplantılarla resmen başlatılmış olacak. Toplantının, önde gelen bilim adamlarının, tanınmış sanayicilerin ve şahsiyetlerin katılımıyla gerçekleşmesi bekleniyor.

Kendrew & Perutz with models

 

Kaynak : spothaber

Uzay’da ‘dev’ keşif, Tüm teoriler alt üst oldu..

Uzay’da ‘dev’ keşif, Tüm teoriler alt üst oldu.. ABD’li bilim adamları, Güneş Sistemi’nin dışında, sistemin en büyük gezegeni olan Jüpiter’den 11 kat daha büyük olan bir gezegen keşfetti.ABD’deki Arizona Üniversitesi’nden bilim adamlarının liderliğinde çalışan uluslararası ekibin yaptığı araştırma, Güneş Sistemi dışında yer alan dev bir gezegenin varlığını ortaya çıkardı.

“HD 106906 b” adı verilen gezegen, Dünya’ya 299 ışık yılı mesafedeki Crux Takımyıldızı’nda yer alan HD 106906 yıldızının etrafında dönüyor. Kütlesi, Güneş Sistemi’ndeki en büyük gezegen olan Jüpiter’in 11 katı büyüklüğündeki HD 106906 b, dev yapısı ve bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki çok büyük mesafe nedeniyle bilim dünyasında şaşkınlık yarattı.

Arizona Üniversitesi’nin internet sitesinde yayımlanan yazıda, gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki mesafenin, Dünya’nın Güneş’e ortalama uzaklığının 650 katı olmasının gezegen oluşumlarına ilişkin teorileri alt üst ettiği vurgulandı.

Bundan 4,5 milyar yıl önce oluşan Dünya ile kıyaslandığında 13 milyon yıl önce oluşmuş genç bir gezegen olan HD 106906 b, oluşum aşamasındaki ısısının bir kısmını hala muhafaza ediyor. Bu nedenle 1500 santigrat derecelik bir yüzey sıcaklığına sahip olan gezegen, etrafına gözle görülemeyen kızıl ötesi ışık saçıyor.
Gezegenin varlığını Şili’deki Atacama Çölü’nde bulunan Magellan Teleskobu üzerine yerleştirilen termal kızıl ötesi kameralar yardımıyla keşfeden bilim ekibi, gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla birlikte hareket ettiğini ise Hubble Uzay Teleskobu’nun 8 yıl önce, başka bir araştırma programı için elde ettiği verileri inceleyerek teyit etti. Megallan Teleskobu üzerindeki

“Folded-port InfraRed Echelette (FIRE)” spektrografı sayesinde keşfettikleri gök cisminin doğası ve yapısı hakkında detaylı bilgiye ulaşan araştırmacılar, böylece HD 106906 b’nin bir yıldızın yörüngesinde dönen bir gezegen olduğunu bilimsel olarak ortaya koydu.

TEORİLERİ ALT ÜST ETTİ
Bilim dünyasında kabul gören teorilerden birine göre, Dünya gibi, bağlı bulunduğu yıldızın yakınında yer alan yıldızlar, oluşum halindeki bir yıldızın çevresindeki, başlangıç diski olarak adlandırılan, disk biçimindeki toz ve gaz bulutu içinde oluşan küçük asteroit benzeri yapıların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Ancak bu teori, çok ağır işleyen bir süreç gerektirmesi nedeniyle, HD 106906 b gibi çok genç, bağlı bulunduğu yıldızdan çok uzakta ve dev yapıdaki bir gezegenin nasıl oluştuğunu açıklamaya yetmiyor.

Diğer teori ise dev gezegenlerin, başlangıç diskini oluşturan materyalin direkt olarak çökmesi durumunda hızla oluşabileceğini öngörüyor. Ancak başlangıç disklerinin dış alanındaki kütlelerinin HD 106906 b gibi bir gezegeni oluşturacak bir büyüklüğe erişmesinin çok zor olması nedeniyle bu da söz konusu dev kütleli gezegenin oluşumunu açıklamak için yeterli görülmüyor.

Bilim ekibinin başı Arizona Üniversitesi Astronomi Bölümü yüksek lisans öğrencisi Vanessa Bailey, yaptıkları keşfin, gezegen ve yıldız oluşumlarına ilişkin bilinen hiçbir modelin gözlemlenen bu sistemi açıklayamaması nedeniyle özel bir önem taşıdığının altını çizdi.

dev gezegen

 

Kaynak : ntvmsnbc

NASA 2015’te Ay’da bitki yetiştirmeye başlayacak. Gidecek bitkiler arasında fesleğen ve turp da olacak.

NASA 2015’te Ay’da bitki yetiştirmeye başlayacak. Gidecek bitkiler arasında fesleğen ve turp da olacak..ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 2015 yılında Dünya’dan Ay’a gönderilecek ‘müstakil habitat’ birimleriyle yeni bir deney başlatacak. Her biri 1 kg ağırlığında olacak habitatlar, Ay’da yaşamayı hayal eden insanlık için potansiyel kolonideki yaşam şartlarını analiz etmekte kullanılacak. Ay’a gidecek bitkiler arasında fesleğen ve turp da olacak.
NASA, insanlığın Uzay’da kolonileşme planlarını bir adım öteye taşımak için 2015’te Ay’da bitki yetiştirmeye başlayacak.

Ticari uzay araçlarıyla Ay’a gönderilecek olan ve kendi kendine hayatta kalabilen habitatlar, Dünya’nın uydusunda yaşama ayak uydurmaya çalışacak. Her biri 1 kg ağırlığında olacak habitatlara yerleştirilecek alıcılar ve kameralar, Dünya’ya veri gönderecek.

Lunar Plant Growth Habitat adı verilen projenin başarılı olması, Dünya dışındaki bir gök cisminde ilk kez bitki yetiştirebileceği anlamına gelecek ve Ay’da yaşam potansiyelini güçlendirecek.
NASA, “Eğer bitkiler hayatta kalırsa, insanlar da muhtemelen hayatta kalabilir” açıklamasında bulundu.

Tohum ve çimlenmesini sağlayacak materyal içerecek olan habitatlar, 2015 yılında Moon Expres adlı özel bir şirketin üretimi uzay aracıyla Ay’a gönderilecek. NASA, bitkilerin Ay’a gönderildikten sonra içinde bulundukları modülden su alacaklarını ve Dünya’dan düzenli olarak kontrol edileceklerini belirtti.

Independent’ın haberine göre, Ay’a gönderilecek bitkiler arasında Arabidopsis, fesleğen ve turp olacak.

UZAY’DA YAŞAMANIN OLASILIĞI
Ay’a gönderilecek bitkiler, büyümenin yeterli olduğu 5-10 günlük süre boyunca gözlemlenecek. Bu süre esnasında yerçekimi farklılığı ev radyasyon gibi faktörlerin bitkilere etkisi ölçülecek.

Deney, farklı çevre şartlarında bitkilerin nasıl gelişeceğine ışık tutacakken, Evren’in farklı bölgelerinde saklı yaşam olasılıkları hakkında da önemli bilgiler verecek. Bitkilerin genetik materyalinin radyasyon ve diğer etkenlerden nasıl etkilendiği, insanlar için de benzer tahminlerin yapılmasını sağlayacak.

Forbes’un verdiği bilgiye göre, NASA için bu tür bir deneyin maliyeti on yıllar önce en az 300 milyon dolar olacakken, bugün deneyin bütçesi sadece 2 milyon dolar olacak.

NASA

 

 Moon Express uzay aracına ait prototip

 

Kaynak : ntvmsnbc

NASA “20 yıldır Uzay’da denizanası yetiştiriyoruz”

NASA “20 yıldır Uzay’da denizanası yetiştiriyoruz “Bilim insanları uzay-havacılık tarihi boyunca birçok ilginç deneye imza attı. Bu deneylerin başında hayvanlar üzerinde yapılan deneyler öne çıkarken, NASA’nın 20 yıldan bu yana Uzay’a binlerce denizanası gönderdiği ortaya çıktı. NASA, 1991’de yapılan deneyde Uzay’da 60 bin denizanası yetiştirdi.

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), 1991’de başlattığı Spacelab Life Sciences (SLS-1) görevinde yerçekimsiz ortamın canlılar üzerindeki etkilerini gözlemlemeyi amaçladı. Bu deneyler kapsamında Uzay’a gönderilen canlılar arasında denizanaları geliyordu.

The Atlantic sitesinin haberine göre, Columbia uzay mekiği ile yapay deniz suyu ile dolu şişe ve torbalar içine konan 2 bin 478 yavru denizanası, Uzay’a ateşlendi. Astronotlar da yerçekimsiz ortamda denizanalarının hareket etmesini ve büyümesini sağlamak için yapay deniz suyuna kimyasallar enjekte etti. Görevin sonlarına doğru NASA deneyi önemli bir aşama kat etmişti. Dünya’nın yörüngesindeki denizanası sayısı 60 bine ulaştı.

Bilim insanları Uzay’daki deneyde denizalarının yerçekimsiz ortamda nasıl gelişim gösterdiğini görmenin yanı sıra, bu canlıların insanlarla beraber sahip olduğu bir özelliği net bir şekilde gözlemledi: Yerçekimsiz ortama uyum sağlamak.

NASIL BAŞARDILAR?
Bir bilim insanı, Atlantic’e denizanalarının bu işi nasıl yaptıklarını açıkladı:

“Denizanası büyüdükçe, gövdesinin kenarlarında kalsiyum sülfat kristalleri oluşturur. Küçük bir hücre torbasında yer alan kristaller, aynı zamanda özelleşmiş tüylerle kaplıdır. Düzenli bir şekilde yayılan kristaller, denizanası hareket ettiğinde yer aldığı paketin dibine iner. Hareket eden tüyler sinirlere sinyal gönderir ve denizanaları aşağı-yukarı algısını yapar. Sahip oldukları tek şey yerçekimidir.”

İnsanlar, denizanalarına benzer olarak iç kulaklarındaki kalsiyum kristaller sayesinde dengelerini sağlıyor. Bu kristaller ultra-hassas hücre tüylerini uyararak beyne, yerçekiminin bizi ne tarafa çektiğini iletir.

Advances in Space Research dergisinde yayımlanan STS-1 (Space Transportation System) deneyinin sonuçlarına göre, Uzay’daki denizanaları morfolojik olarak Dünya’dakilerden fazla farklılık göstermezken, Dünya ve Uzay’daki hareketleri arasında farklılık olduğu belirtildi. Denizanaları, Dünya’ya döndüklerinde hareketlerinde de sorunlar yaşadı.

denizanası

 

Kaynak :ntvmsnbc