Karbon Filtreler, Nükleer Atıkların Temizlemesi İçin Umut Vaat Ediyor

Karbon Filtreler, Nükleer Atıkların Temizlemesi İçin Umut Vaat Ediyor.  Rusya ve ABD’den araştırmacılar, kirlenmiş sudan radyoaktif elementleri çıkarmak için yeni bir yöntem keşfettiler. Yöntem ile, oksijen modifiye karbon (OMC) kullanarak 2011 Fukushima nükleer santrali kazasından sonra suda bulunan çok miktarda radyoaktif maddenin arındırılması umuluyor. İşlenmiş karbon hem ucuz hem de radyoaktif metal katyonlarının emiliminde oldukça etkilidir.

Rice Üniversitesi’nden Profesör James Tour, “Kirli suyun OMC filtrelerden geçirilmesi ile radyoaktif elementleri çıkarıp, suyun okyanusa güvenli bir şekilde geri boşaltılmasına olanak sağlanacak. Bu, Fukushima’daki temizleme çabası için büyük bir ilerleme olabilir. ”

Araştırmacılar, OMC’nin, yağ eksraksiyonu esnasında uranyum, toryum, radyum, sezyum ve stronsiyum gibi yaygın radyoaktif elementleri de tuzaklayabileceğine inanıyorlar.

Önceki araştırmalarda Grafen oksit kullanarak radyonüklidlerin giderildiğini gösteren Solvent Ekstraksiyonu ve İyon Değişimi çalışmaları işe yaramıştı, ancak bu yeni araştırma OMC’nin çok daha uygun maliyetli olduğunu ortaya koyuyor.

Profesör Tour, “İkinci çalışmada, daha pahalı ve daha zor hale gelen grafen oksitten, bu elementleri yakalamak için gerçekten ucuz oksitlenmiş kok ve ilgili karbonlara geçebileceğimizi öğrendik. Elementleri yakalayan karbon, bir nükleer yakıcıda yakılabilmekte ve çok az miktarda radyoaktif kül bırakılarak depolanması çok daha kolay olmaktadır”.

OMC1 – kok’tan üretilen, OMC2 – shungite’den üretilen iki filtreleme ile kirlenmiş sudaki sezyum ve stronsiyum uzaklaştırıldı. 100 ml radyoaktif su içerisinde Sezyumun % 80’inden fazlası ve stronsiyumun % 60’ından fazlası, 800 mg OMC1 ile filtrelendiğinde giderildi. OMC2 ile kombine edildiğinde ve kolon filtresi testleri kullanıldığında, 100 ml’den kirlenmiş suda hem sezyumu hem de stronsiyumun % 100’ün tek bir geçişle absorbe edildi.

Çalışma Karbon dergisin’de yayınlandı.

Kaynak : Labnews

Türkiye’nin “JEOKİMYA” Haritası Çıkarılacak, Madenlerimiz Gün Yüzüne Çıkacak

Türkiye’nin “JEOKİMYA” Haritası Çıkarılacak, Madenlerimiz Gün Yüzüne Çıkacak. Enerji Bakanlığı, Türkiye’nin yeraltı zenginliklerini ortaya çıkarmak için kolları sıvadı. Bakan Berat Albayrak’ın talimatı ile Türkiye’nin her 5 kilometresinden numune alınacak ve incelenecek.

TÜRKİYE’NİN maden ve yeraltı zenginliğini ortaya çıkarmak için yeni bir proje başlatıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yerli kaynakların keşfedilmesi amacıyla Türkiye’nin her 5 kilometresinden toprak, dere ve bitki tortulu alacak. Hangi maden açısından zengin olduğu belirlenecek. İkinci olarak da gökyüzünden görüntüleme ile jeofizik röntgeni çekilecek. Böylelikle tüm maden ve yer altı zenginliği araştırmaları için başvurulacak veri deposu oluşturulmuş olacak.

HANGİ MADEN VAR

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın talimatı ile başlatılan projeyle Türkiye’nin jeofizik ve jeokimya haritaları çıkarılacak. Böylece hangi bölgede hangi madenlerin olma olasılığının daha yüksek olduğu ortaya koyulacak, radyoaktif mineraller, kömür, petrol ve doğalgaz, endüstriyel ham madde ve metalik maden, jeotermal enerji aramaları ile çevre kirliliğinin araştırılması, tektonik hatların belirlenmesi, çevre jeofiziği ve iletken zonların araştırılması gibi tüm yer bilimleri konularında altyapı bilgileri oluşturulacak.

200 ÖRNEK ALINACAK

Türkiye’nin de başvuracağı Jeokimya Haritaları dünyada maden aramacılığında uygulanan yaygın bir yöntem olarak kullanılıyor. Dünyadaki maden yataklarının yüzde 70’nin jeokimya çalışmaları ile bulunduğu kaydediliyor. Bu projeyle, Türkiye’nin kuzeyden güneye, doğudan batıya her 5 kilometresinde bir adet dere sedimanı (toprakların biriktiği alan), bitki ve sulardan numune alınıp periyodik tablodaki altın, bakır, kurşun, demir, molibden, nikel, lityum, uranyum gibi 57 elementin analizi yapılarak bu elementlerin anomali haritaları oluşturulacak. O bölgedeki toprak zenginliğinin ne olduğu, yer altında hangi madenlerin olabileceği ortaya koyulacak. Çalışma kapsamında yıl sonuna kadar 200 adet, 2017 yılında 87 adet dere sedimanı örnek alım işi gerçekleştirilecek. 2017 yılı sonu itibariyle jeokimya haritalarının yüzde 80’i tamamlanmış olacak. Haritalar sektörün hizmetine sunulacak ve maden aramacılığındaki en büyük eksikliklerden biri giderilmiş olacak.

HAVADAN DA ARAŞTIRILACAK

TÜRKİYE’NİN büyük bir kısmının dağlık ve ormanlık oluşu nedeniyle şimdiye kadar jeolojik ve jeofizik araştırmalarında istenen veriler bugüne kadar sağlanamadı. Daha önce tüm jelojik verileri karadan ölçümlerle toplamak büyük zaman ve ekonomik kayıplara yol açtığı için havadan jeofizik veri toplama kararı alındı. 2017-2018 yıllarında yapılacak çalışma ile Türkiye Jeofizik Anomali Haritası yenilenerek radyoaktif mineraller, kömür, petrol ve doğalgaz, endüstriyel ham madde ve metalik maden, jeotermal enerji aramaları ile çevre kirliliğinin araştırılması, tektonik hatların belirlenmesi, çevre jeofiziği ve iletken zonların araştırılması gibi tüm yer bilimleri konularında alt yapı bilgileri hazırlanacak.

Türkiye'nin JEOKİMYA Haritası Çıkarılacak, Madenlerimiz Gün Yüzüne Çıkacak

Kaynak : Hürriyet

Toryum ile Dünya Enerji Haritasını Değiştirebilir miyiz ?

Toryum ile Dünya Enerji Haritasını Değiştirebilir miyiz ? Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) Bilim Komitesi Üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy, “yeşil nükleer enerji” olarak adlandırılan toryumun, dünyanın enerji problemini çözebilecek en önemli kaynaklar arasında bulunduğunu belirterek, “Toryumu enerjide kullanmaya başladığımızda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alabiliriz” dedi. Dünyadaki toryum rezervinin yüzde 11’i Türkiye’de bulunuyor.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinde de öğretim üyesi olan Sultansoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’nin cari açığının en önemli iki nedeninin enerji kaynakları ve ileri teknoloji ürünlerin ithalatı olduğunu söyledi.

Sultansoy, 2030 yılında gelişmiş ülkeleri seviyesine çıkabilmek için en az 100 gigavatlık ek güç kurulması gerektiğini belirtti. Yılda 50 ton toryum ile 50 gigavat enerji üretilebileceğini belirten Sultansoy, bu miktarın Türkiye’nin toryum rezervinin onbinde birinden daha az olduğunu ifade etti.

Gelecek 20 yıl içerisinde dünyanın enerji haritasının toryum ile değişeceğini savunan Sultansoy, şunları kaydetti: “Gelişmiş ülkeler, enerjilerinin büyük kısmını nükleer santrallerden sağlamaktadır. Fransa, enerjisinin yüzde 85’ini nükleer santralden karşılarken, biz yıllardır bu santrallerin kurulup kurulmamasını tartışıyoruz. Şu anki bilimsel verilere göre, Türkiye toryum rezervinde dünyada ikinci sırada bulunuyor. Türkiye’nin gelişmesini istiyorsak toryumdan enerji üreten santraller kurmalıyız. 1 gigavatlık enerji için 3,5 milyon ton kömür veya 200 ton uranyum gerekiyor. Aslında 1 ton toryumdan da bu enerji elde edilebilir. Toryum yakıtlı reaktörlerin 2020’li yıllarda ticarileşmesi öngörülüyor. 2030’larda ise elektrik enerjimizin yüzde 50’sini yerli kaynağımız toryumdan üretebiliriz. Türkiye enerji devi olabilir, yeter ki biz bu teknolojiye sahip çıkalım ve uluslararası işbirliklerine katılabilelim.”
“Dünyanın toryum yerine uranyuma yönelmesinin nedeni nükleer silahlanma yarışı”

Toryumla çalışan santraller konusunda dünyada en büyük ilerlemeyi sağlayan ülkenin Hindistan olduğunu belirten Sultansoy, ABD, Norveç, Kanada, Japonya ve Çin gibi ülkelerin toryumu elektrik santrallerinde kullanmak üzere proje ürettiklerini söyledi. Türkiye’nin elektrik enerjisi üretimini OECD ortalamasına yükseltebilmesi için mevcut kapasitesini üç katına çıkarması gerektiğine dikkati çeken Sultansoy, ülkedeki toryum rezervlerinin bin yıllar boyunca enerji gereksinimini karşılayacak kapasitede olduğunu vurguladı.

Sultansoy, toryumun tabiatta şu anki nükleer santrallerde kullanılan uranyumdan yaklaşık üç kat fazla bulunduğu belirterek, dünyanın toryum yerine uranyuma yönelmesinin tek nedeninin nükleer silahlanma yarışı olduğunu savundu.

“Türkiye’nin bu işten karlı çıkması bazı güç odaklarının işine gelmiyor”

Dünyada toryum rezervi açısından üç ülkenin başı çektiğini ifade eden Sultansoy, şöyle devam etti:

“Bilinen toryum miktarı açısından Hindistan ilk sırada bulunuyor. Onun hemen ardından Türkiye ve Brezilya geliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) ve OECD verilerine göre 880 bin ton ile dünyadaki toryum rezervinin yüzde 11’i Türkiye’de bulunuyor. Diğer bağımsız kaynaklar ise ülkedeki rezervlerin bundan 3-4 kat daha fazla olduğunu ve Türkiye topraklarındaki toryumun değerinin 120 trilyon dolar olabileceğini tahmin ediyor. Isparta’da bulunan Çanaklı Madeni’nde kolay işlenebilen torit minerali şeklinde 20 bin ton rezerv var ve sadece bu rezerv 100 yıl boyunca elektrik enerjimizi karşılayabilir. Toryumla beraber atom bombası yapılamayan bir enerji üretilecek. Daha da önemlisi, hızlandırıcı sürümlü toryum yakıtlı sistemler nükleer atık problemini çözmeye imkan sağlayacak. Yüksek miktarda toryum rezervine sahip olan Türkiye’nin bu işten karlı çıkması bazı güç odaklarının işine gelmiyor. Toryumu enerjide kullanmaya başladığımızda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alabiliriz.”

Sultansoy, Türkiye’nin yakın gelecekte kalıcı bir stratejik değer oluşturabilmek için toryumla ilgili ulusal yol haritasını belirlemesi, gerekli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla nükleer teknoloji üniversitesinin ve laboratuarların kurulması gerektiğine dikkati çekti.

Eskişehir’de 2003’te yaklaşık 100 bilim insanının katılımıyla toryum çalıştayı düzenlediğini anımsatan Sultansoy, uzun vadeli bir program hazırlandığını ancak sürecin devam etmediğini sözlerine ekledi.

toryum

 

Kaynak :milliyet

Van Gölü’ndeki Çözünmüş Uranyum’u Kullanabilirmiyiz ?

Van Gölü’ndeki Çözünmüş Uranyum’u Kullanabilirmiyiz ? Fırat Üniversitesi (FÜ) Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yaman, Van Gölü’nde bulunan uranyumun Türkiye’ye Allah’ın bir lütfu olduğunu belirterek, “Bu uranyumu nükleer santrallerde kullanarak elde edeceğimiz enerjiyle kimya sanayi gibi büyük sanayi kuruluşlarının kurulmasını sağlamakla müreffeh bir ülke elde etmemiz mümkündür” dedi.

Yaman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkelerin gelişmesindeki en büyük faktörün otomotiv, tekstil, inşaat, plastik, ilaç, silah sanayi gibi pek çok sektöre ara girdi sağlayan kimya sanayisi olduğunu vurguladı.

Son 10 yıl içerisinde kimya sanayinin hızlı bir yükselişle Türkiye’de lokomotif sektörlerden biri haline geldiğini aktaran Yaman, Türkiye’nin 2023 vizyonunda kilit rol oynayan kimya sanayinde artan enerji maliyetlerinin hem rekabet gücünü körelttiğini hem de yeni girişimcilerin önünü tıkadığını savundu. Ayrıca, Türkiye’nin 2023 hedefi doğrultusunda ekonomisini büyütmek için adımlar atarken, bu hedefleri destekleyecek enerji kaynaklarına bakıldığında yüzde 70’lere varan enerji ithalatı bağımlılığı ile karşı karşıya olduğunu dile getiren Yaman, alternatif enerji kaynakları ortaya konulamadığı sürece bazı çevrelerin karşı çıkmasına rağmen Türkiye’nin nükleer santrallere gebe olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Yaman, gelişmiş ülkelerin artan enerji ihtiyaçlarına bağlı olarak nükleer santrallerden faydalandıklarını anımsatarak, şunları söyledi:

“Gelişmiş ülkelere bakıldığında hemen hemen hepsinde çok sayıda nükleer santralin yanı sıra inşa halinde olanlar vardır. Dolayısıyla devletimizin 2023 hedefini tutturabilmesi de ancak nükleer santrallerin kurulmasıyla mümkündür. Aksi takdirde enerji bedava fiyatına elde edilmez ve girişimcilerin hizmetine sunulmazsa yabancı firmalarla rekabet edilemez. Bu nedenle nükleer santrallerin kurulması zaruridir. Zaten ülkemizdeki mevcut barajların ve termik santrallerin tamamının bitirilmesi bile 2023 hedefi için gerekli enerji açısından yeterli değildir. Bazı raporlarda bu görülmektedir.”

Çevre dostu uranyum
Türkiye’nin elektrik talep artışında Avrupa’da birinci, dünyada ise Çin’den sonra ikinci sırada yer aldığını dile getiren Yaman, bu bağlamda nükleer santrallerin tüm risklere karşın önemli bir alternatif kaynak olarak karşılarında durduğunu vurguladı.

Nükleer santrallerde hammadde olarak zenginleştirilmiş uranyum kullanıldığını açıklayan Yaman, dünyada uranyumun ya cevherden ya da deniz suyundan elde edildiğini anımsattı.

Mehmet Yaman, bazı çevrecilerin nükleer santrallere karşı durmasının nedeninin, daha çok cevherden uranyum elde edilmesi sırasında bir kaç kilogram uranyum elde etmek için tonlarca atığın çevreye atılması ve bu atıkların içerisinde bulunan toryum ve radyum gibi kanserojen özelliğe sahip radyoaktif elementlerin yağmurla yeraltı sularına karışma riski olduğunu bildirdi.

Ancak deniz suyunda çözünmüş halde bulunan uranyumun elde edilmesinde bu durumun söz konusu olmadığını savunan Yaman, “Japonya deniz suyundan 1970’lerden beri uranyum üretmektedir. Uranyumu tutan absorbanları içeren kalıplar denizin içine atılmakta ve belirli bir süre sonra toplanıp içine tutunan uranyum alınmakta ve tekrar denize salınmaktadır” dedi.

Van Gölü’nde uranyum zenginliği
2010 yılında Van Gölü’ndeki kirliliği araştırmak için yaptıkları araştırmalarda göl suyunda yüksek oranda çözünmüş halde uranyuma rastladıklarını belirten Yaman, Türkiye’nin 2023 hedefinde Van Gölü’ndeki uranyumun kilit rol alabileceğini ifade etti.

Yaptıkları hesaplamalarda Van Gölü suyunda çözünmüş halde 50 bin ton civarında uranyum bulunduğunu ve gölden uranyum çekildikçe göl tabanındaki uranyumun çözülmeye devam etmesi ile bu miktarın daha da artacağını söyleyen Yaman, bunun ülkeye büyük bir ekonomik girdi sağlayacağını dile getirdi.

Prof. Dr. Yaman, Van Gölü suyunun sodalı olması bakımından çözünmüş halde bulanan uranyumu elde etme işlemlerinin diğer kaynaklara göre daha avantajlı, ekonomik ve çevre dostu olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Van Gölü’ndeki uranyumun zenginleştirme aşamasında çevreye tonlarca radyoaktif maddenin atılması söz konusu değildir. Ayrıca Van Gölü’ndeki uranyumu kullanmamız halinde bitmemekte, su tekrar dengeye varıncaya kadar gölün tabanındaki uranyum cevherlerinden uranyum çözülmeye devam edecektir. Dolayısıyla bitmez bir kaynak gibi. Van Gölü’ndeki uranyum Allah’ın Türkiye’ye bir lütfudur. Allah’ın bu lütfuna karşın, bu uranyumu nükleer santrallerde kullanarak elde edeceğimiz enerjiyle kimya sanayi gibi büyük sanayi kuruluşlarının kurulmasını sağlamakla müreffeh bir ülke elde etmemiz mümkündür.”

Uranyum enstitüsü kurulmalı
Türkiye’nin doğalgaz, petrol ve kömür gibi enerji kaynakları açısından dışa bağımlı bir ülke konumunda iken, ülkenin enerji sektörüne bakış açısını yeniden şekillendirecek bir alternatif olan nükleer santraller ve Van Gölü suyundaki uranyumun zenginleştirilmesi konusundaki çalışmaların teşvik edilmesi gerektiğini dile getiren Yaman, şunları kaydetti:

“Bu konuda Türkiye’deki Ar-Ge kuruluşları arasında başı çeken TÜBİTAK ve Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurumların araştırmalarında Van Gölü’nü öncelikli alan olarak seçmesi gerekir. Hatta Türkiye’de Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü gibi uranyum enstitüsünün kurulması da büyük önem taşımaktadır.”

Prof. Dr. Mehmet Yaman, Van Gölü’ndeki uranyumun zenginleştirilmesi için yetkili kuruluşlara projeler sunduklarını ancak kabul edilme aşamasının sonuçlanmadığını sözlerine ekledi.

VAN GÖLÜ

 

 

Kaynak :haberciniz