15. Tekstil Teknolojisi Ve Kimyasındaki Son Gelişmeler Sempozyumu Sonuç Bildirgesi Yayınlandı

15. Tekstil Teknolojisi Ve Kimyasındaki Son Gelişmeler Sempozyumu Sonuç Bildirgesi Yayınlandı. 15. Tekstil Teknolojisi ve Kimyasındaki Son Gelişmeler Sempozyumu 14-15-16 Mayıs 2015 tarihlerinde Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi’nde gerçekleştirilmiştir. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası ve TMMOB Tekstil Mühendisleri Odasının birlikte düzenlediği sempozyumun ana teması “Ekonomi, Ekoloji, Etkinlik ve İnsan” olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede gerçekleştirilen oturumlarda özellikle çevresel kısıtları dikkate alan, kaynakları etkin kullanan ve alt başlıkta vurgulandığı gibi “Tek Seferde Doğru, Her Seferde Aynı” üretimin gerçekleştirilmesinde yapılması gerekenler ele alınmıştır. Yaklaşık 575 katılımcının yer aldığı sempozyumda, farklı üniversitelerden akademik sunumlar ve sektöre önemli katkısı olan firmaların sunumlarının yanı sıra, başarı öyküleri, ipek üretiminin uygulamalı gerçekleştirilmesi, “Tekstil Sektörünün Yapısal ve Ekonomik Durum Değerlendirmesi” başlıklı panel ve İnegöl Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin Geri Dönüşüm Temalı Defilesi ile etkinlik tamamlanmıştır.

Ülkemizin en önemli üretim, istihdam ve ihracat sektörlerinden biri olan tekstil, hazır giyim ve deri (THD) sektörü, son yıllarda dünyada yaşanan ekonomik ve stratejik olayların seyrine paralel olarak inişli çıkışlı bir gelişme göstermiştir. Mevcut ekonomik veriler ve dış ticaret rakamları tekstil, deri ve hazır giyim sanayilerinin, Türkiye ekonomisinde diğer sanayi kollarına göre göreceli olarak payının düşmesine rağmen, ekonomideki önemli konumunu devam ettirdiğini göstermektedir. TÜİK tarafından 2010 yılında açıklanan verilere göre imalat sanayiindeki girişim sayısının % 23,3’ü, çalışan sayısının ise % 26,3’ü tekstil ve hazır giyim sanayilerinde yer almaktadır. Öte yandan toplam imalat sanayinin üretim değerinin % 14,9’u, katma değerin %15,5’u ve yatırımların % 12,9 u tekstil ve hazır giyim sanayileri tarafından gerçekleştirilmektedir.

Ülkemiz ekonomi dinamiğinin önemli bir parçası olan tekstil sektörünün nasıl sürdürüleceği, geleceğe nasıl taşınacağı, hangi araç ve mekanizmalar kullanılarak ne tür dönüşümlere uğrayacağı ve bu değişim ve dönüşümlerin sektör paydaşları ve etkileşim içinde olduğu diğer sektörler ve ülke insanı üzerindeki etkilerini inceleyen bir master plan bulunmamaktadır. Bu kapsamda sempozyum süresince dile getirilen ve panelde tartışılan konu başlıkları da esas alınarak öncelikli yapılması gerekenler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

1.Enerji ve Üretim Verimliliğinin Arttırılması: Ürün maliyetlerini düşürmek anlamında var olan tesis, makina parkı ve iş gücünden en verimli şekilde yararlanmak, proses kısaltmaları ve enerji tasarrufu sağlayacak çalışmalar yapmak en çabuk sonuç alınacak uygulamalardır. Bu anlamda işletmeler, üniversiteler, meslek odaları, makina ve kimyasal madde üreticileri ortak projelerde yer almalıdırlar.

2.Araştırma-Geliştirme Çalışmalarının Arttırılması: Tekstil sektöründe faaliyet gösteren firmaların aynı tip ürünlerle farklı pazarda birbiriyle rekabet etmek yerine yeni ürün geliştiren, inovasyon kültürünü benimseyen yapıda olmaları gerekmektedir. Bunun yanı sıra sektördesıklıkla vurgulanan katma değer yaratan ürün üretimi özellikle sektörün rekabet edebilirliğini sürdürebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Teknik tekstiller alanında özellikle yeni hammaddeler, kompozit kumaş yapıları, fonksiyonel özellikler kazandırılması gibi pek çok konuda ülkemiz yeterli potansiyele sahiptir. Bu anlamda akademik çalışmaların sektör paydaşları ile desteklenmesi ve yaşama geçirilmesi, gerçekleştirilen çalışmaların mümkün olduğunca kayıt altına alınması ve patentleşme süreçlerinin başlatılması gerekmektedir. İnovasyon kültürünün ayrılmaz parçası olan ARGE Merkezleri, yenilenen desteklerle hızla çoğalmalıdır. Arge personeli yetiştirilmesi de arttırılan desteklerin yanında hızla çözülmesi gereken konulardandır. Yeni değişen arge desteği mevzuatında arge personeli olarak çalışması gereken kişi sayısında azalma olması olumlu bir gelişmedir ancak bu sayılar bile özellikle KOBİ’ler için hala büyük istihdam ve maliyet oluşturmaktadır.

3.Yerli Makina Üretiminin Geliştirilmesi ve Desteklenmesi: Ülkemizde gerçekleştirilen tekstil-hazır giyim ve deri üretimi dünya ölçeğinde üst sıralarda yer almaktadır. Mevcut makine parkı, kalifiye eleman, bilgi birikimi ve yeniliklere açıklık anlamında sektör dinamik bir yapı gösterirken, yerli makine üretiminde aynı başarı yakalanamamıştır. Sempozyum açılış konuşmalarında, dünya ticaretinde makine sektörünün tamamının 2 trilyon dolar, tekstil makine sektörünün ise bu paydaki oranının 25 milyar dolar olduğu vurgulanmıştır. Ülkemizde, tekstil terbiyesi alanında makine üretiminde bir aşama kaydedilmiş ancak hala daha iplik dokuma gibi alanlarda makine üretimi açısından istenen düzeye gelinememiştir. Yerli makine üreticileri açısından bakıldığında dile getirilen sorunların başında üreticilerin tercihlerinde ilk sırada olunmadığı ve kamu tarafından yeterli desteğin verilmediği şeklinde ifade edilmektedir. Hindistan bugün makine üretimi konusunda çok önemli ilerleme kaydetmiştir, bunun en önemli nedenlerinin başında ülkede Tekstil Bakanlığının olması ve doğru politikalarla desteklenmesi gelmektedir. Bunun yanı sıra makine üretim kalitesinin mutlak surette farklı disiplinlerin bir arada çalışmasıyla arttırılacağı açıktır. Bunları sağlamak üzere malzeme, makine, elektrik-elektronik ve bilişim tekniklerini bir arada barındıran teknoloji merkezlerinin makine üreticileriyle birlikte projeler yapması, gelişimin bir ayağı olacaktır. Ayrıca kullanıcıların da üretimde karşılaşılabilecek sorunları ifade edeceği ortak platformlarda bulunması, devlet desteklerinin de itici gücüyle makine imalat sanayinin sıçrama yapması sektörün en önemli gelişmelerinden biri olacaktır.

4.İnsan Kaynağı: Nitelikli ve niteliksiz her aşamada insan kaynağı sektörün en büyük sorunlarındandır. Mevcut ücret politikalarının iyileştirilmesi, hükümet tarafından gözden çıkarılan sektör görünümünden kurtarılması (anti dampingler, arge destekleri, ithalat politikaları ile yerli üretimin desteklenmesi gibi), tekstil meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve mühendislik eğitiminin sanayi ve meslek odaları işbirliği ile güncellenmesi bu alanda yapılması gereken öncelikli çalışmalar olmalıdır. İnsan kaynağı sadece THD sektöründe değil genel olarak tüm üretim sektörlerinde karşımıza çıkmaktadır. İnsan kaynağı sorununu çözebilmek adına Ticaret ve Sanayi Odaları, Organize Sanayi Bölgeleri, Meslek Örgütleri işgücü yetiştirmeye yönelik eğitim programları açmaktadır. Bu programların yerelde duyurulması, firmaların programlara destek olması özellikle sektörde hali hazırda en büyük sorun olarak görülen ara eleman gereksinimini büyük ölçüde rahatlatacaktır.

5.Kümelenme: Lojistik, hammadde, ortak pazar konularında kaynakları verimli kullanmak adına üretimde kümelenme teknikleri kullanılması yararlı olacaktır. Türk tekstil firmalarının büyük çoğunluğu bilgiyi paylaşmak, ürünün bileşenlerinden biri olmak yerine pazarda tek oyuncu olmayı tercih etmektedir. Dikey entegrasyonda partner firmalar olup ortak hedefe gitmenin tüm kaynakların verimli kullanımına, tekrarların önlenmesine, maliyetlerin düşmesine ve sinerjiyle ürün ve üretimin artmasına katkı sağlayacağı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Umarız Türk tekstil firmaları da bu açıdan kümelenmeye sıcak bakarak ortak aklı kullanmayı başarırlar. En son Almanya’da yapılan teknik tekstiller fuarında hemen hemen her ülke firmalarının birlikte aynı alanda standlarının olması, Türk firmalarının ise dağınık şekilde hollerde yer alması, yerleşim alanında bile kümeleşmeyi yapamadığımızın basit bir göstergesi olmuştur.

6.Markalaşma ve Patent: Sadece ürünle pazarda yer almanın artık yetmediği global pazarda mutlaka markalaşmaya yönelinmesi, marka ve tedarik zincirleri oluşturulması, patentli ürün ve proseslerin sayılarının hızla artırılması gerekli ve önemlidir. Bunun yanı sıra standartlar konusunda da ülkemizde yapılabilecek çok çalışma olduğu sempozyumda vurgulanan bir diğer önemli konu olmuştur. Ülkemizin geliştirilen standartların uygulayıcısı konumundan çıkarak, standart koyan konumuna gelebilmesi önemlidir. Bu kapsamda TSE, THD üreticileri, makine üreticileri, akademisyenler ve meslek odaları çeşitli platformlarda bir araya gelmelidir.

7.Çevreye Duyarlı Sürdürülebilir Üretim: Kaynakların artık son derece kısıtlandığı dünyamızda, özellikle tekstil terbiye sektörü ve deri sektörü yoğun bir şekilde su ve enerji tüketmektedir. Bu konuda öncelikli olarak üreticilerin kimyasallar ve prosesler konusunda bilinçli davranması üretimin sürekliliğinin sağlanması açısından son derece önemlidir. Bunun yanı sıra ekolojik dayatmaların maliyet arttırıcı etkileri üzerinde çalışılmalı, rakip ülke üreticilerine fark yaratacak argüman olarak pazara sunulmalıdır. Pek çok firma ekolojik dayatmaların getirdiği artı maliyetler nedeniyle şikayetçidir. Ancak yeşil uygulamalar, karbon ayak izi düşük ürünlerle bu durumu fayda sağlayıcı fırsat haline getirmek, duyurmak, tanıtımını yapmak ve katma değeri yüksek ürün olarak sunmak mutlaka farklılık yaratacaktır.

8.Kayıtdışılık: Çoğunlukla kurumsal olmayan aile şirketleri görünümündeki işletmelerde yoğun kayıt dışı çalışma hem rekabette haksızlığa hem de insan kaynağında sektörden kaçışa sebep olmaktadır. İşçi sağlığı – iş güvenliği anlamında da çalışanların çalışma koşullarına olumsuz etkisi olan kayıt dışılığın önüne geçilmesi için tüm ilgililer ve sorumlular bir an önce harekete geçmelidir.

9.İthalat Rejimi: İplik, ham kumaş, boya ve kimyasal ile makine ithalatında muadil ürünün yerli üretimde karşılanması durumunda üretimi destekleyici düzenlemeler yapılmalıdır.

10.Tasarım Odaklı Çalışmalar Yapılması ve Yeni Dış Pazarlar Yaratılması: Sektörde sıklıkla gündeme getirilen tasarım odaklı çalışma konusunda gerekli alt yapının oluşturulmasına yönelik olarak tasarım eğitimine önem verilmesi, üreticilerin çalışanlarını bu kapsamda desteklemesi, yeni ve yenilikçi fikirleri gerçekleştirme konusunda çaba harcanması gerekmektedir. Özellikle katma değer yaratacak çalışmalar beraberinde yeni dış pazarları da getirecektir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; halen ülkemizde 2. büyük ihracat sektörü olan tekstil, hazır giyim ve deri sektörünün güçlü geleneksel mevcut alt yapısının inovatif, marka olmuş, patentli ürünlere sahip, insan kaynağına değer veren verimli ve çevreye duyarlı anlayışla üretim yapan kurumsallaşmış ve birlikte çalışmanın yararlarını fark etmiş bir yapıya çevrilmesi ve bu yapıyı destekleyen kamu düzenlemelerinin hızla yapılması önem arz etmektedir.
Gelişme ivmesinin hızla artmasını hem işgücü kalitesi hem de makine imalat sektörünün dünya ölçeğinde üretim yapan makine üreticileriyle aynı düzeye gelmesi sağlayacaktır.

TMMOB                                                TMMOB
Kimya Mühendisleri Odası               Tekstil Mühendisleri Odası
Bursa Şubesi                                        Bursa Şubesi

15. Tekstil Teknolojisi Ve Kimyasındaki Son Gelişmeler Sempozyumu Sonuç Bildirgesi Yayınlandı

III. Tehlikeli Kimyasalların Yönetimi Sempozyumu Ve Sergisi Sonuç Bildirgesi Yayınlandı

III. Tehlikeli Kimyasalların Yönetimi Sempozyumu Ve Sergisi Sonuç Bildirgesi Yayınlandı. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şubesi tarafından üçüncüsü yapılan “Tehlikeli Kimyasalların Yönetimi Sempozyumu ve Sergisi 21-22 Mayıs 2015 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir.

Düzenlenen 8 oturumda 31 bildiri sözlü olarak sunulmuştur. T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğü ve diğer bir çok kurum ve kuruluşun değerli temsilcileri ile Üniversite öğretim üyeleri ve seçkin katılımcıların sözlü sunumları ile zengin bir sempozyum gerçekleşmiştir. Sempozyumda Bakanlık temsilcilerinin çalışmalarını aktarma fırsatı bulunduğu için katılımcıların uygulamada karşılaştıkları sorunlarla ilgili sorulara da soru cevap kısmında çözümler oluşturulmaya çalışılmıştır.

Sempozyum, tehlikeli kimyasalların üretiminden, bertarafına kadar olan süreçlerde kimyasalların yarattığı tehlikelerin azaltılması için alınması gereken önlemlerin tartışılmasına olanak sağlamıştır. REACH ve ADR Yönetmeliklerine ilaveten 01.01.2016`dan itibaren pek çok maddesinin uygulanmasına başlanacak olan Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik ve SEVESO Direktiflerine yer verilmiştir, Patlamadan korunma konusu yangın riskleri ve özellikle tehlikeli kimyasalların halk sağlığına etkileri konusundaki çalışmalara değinilmiştir. Sempozyum, bildirilerin içeriği açısından çalışanların toplumun ve çevrenin güvenliğinin arttırılmasına büyük fayda sağlamıştır.

İnsan ve çevreye olacak etkiler nedeniyle, çevreye insanlar tarafından bırakılan kimyasal maddelerin, endokrin fonksiyonlarını bozarak insan sağlığı ve sucul vahşi yaşam türleri üzerinde olumsuz etkilere neden olduğundan risk karakterizasyonunun her toksik madde için ayrıca belirtilmesi gerektiği saptanmıştır. Halkın etkilenmesinin azaltılmasının yanı sıra Sempozyumda evsel toksik maddeler, pestisitler ve herbisitlerin de yanlış kullanımları dahil yaşanan pek çok eksiklik ve aksaklıkların giderilmesine yönelik önlemler sunulmuştur. Kişisel koruyucuların seçiminden kullanımına kadar yine yanlış bilinenler vurgulanmıştır.

III. Tehlikeli Kimyasalların Yönetimi Sempozyumu süresince yapılan tespitler, sorunlar ve çözüm önerileri aşağıda sıralanmıştır.

• Direktiflerin getirdiği yasal zorunluluklar doğrultusunda REACH Tüzüğü kapsamında yalnızca AB ülkelerine ihracat yapan ilgili kuruluşlar değil, ülkemizdeki riskli ortamlarda kullanılan ekipmanlar ve çalışanları açısından da konuya gereken önem verilerek gereklilikleri yerine getirilmelidir.

• Yaşanan iş kazaları denetim ve güvenlik kültürü oluşturmadaki yetersizliğin bir göstergesidir. Güvenlik kültürü oluşturmada ve iş kazalarını azaltmada devlet, meslek örgütleri, üniversiteler ve uzmanlarla işbirliği içerisinde olmalıdır. İş kazalarının önlenmesi için bilimsel çalışmalar yapılmalı gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.

• Tehlikeli kimyasalların afet sürecinde yönetimi için ülke çapında bir acil önlem planı oluşturulmuş ve sunulmuştur Planın daha etkin uygulanması konusunda devlet, meslek örgütleri, üniversiteler ve bilim insanları ile birlikte sistematik bir çalışma yapmalıdır.

• Tehlikeli kimyasalların zararları konusunda bilinçlendirme ile birlikte denetimler de yapılmalıdır. Sağlık Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı denetimlerini artırmalı ve gerekli emisyon ölçümlerini yapmalıdır.

• Kimya mühendisleriyle, kimyagerlerin var olan 6269 sayılı yasa ve uygulama yönetmeliği uygulanmamaktadır. Mevzuat gereği kimya hizmetleri ile kimya teknolojisi ve uygulanmasına ilişkin sanayi işyerleri, bu işlerle ilgili olarak bir “Sorumlu Müdür” bulundurmak zorunluluğu olmasına rağmen bu zorunluluk devletçe denetlenmediğinden sektörde ilkel, kuralsız ve emniyetsiz tesislerin önüne geçilememektedir. Bu sorunun çözümü için Sorumlu Müdür denetimleri artırılmalıdır.

• Tehlikeli Maddeler Ve Müstahzarlara İlişkin Güvenlik Bilgi Formlarının Hazırlanması ve Dağıtılması Hakkında Yönetmeliğe göre üretici ve ithalatçı firmaların bu formları kullanıcılara Türkçe sağlaması gerekmektedir. Bu zorunluluğa rağmen firmalar güvenlik bilgi formlarını kendi dillerinde göndermektedir. Bu konuda denetimin artırılması ve formların Türkçe olarak kullanıcıya ulaştırılması gerekmektedir.

• Afet durumunda tehlikeli kimyasalları yönetebilmek için uygun ve güvenli depolama standartları uygulanmalıdır. Kimyasalların taşınması için ADR kuralları uygulanmaya başlanmıştır ancak etkinliği denetlenmelidir.

• Tehlikeli atıkların bertarafı ile ilgili etkin bir kayıt sistemi oluşturulmalıdır. Atıkların nereye ne şekilde atılacağı ve nasıl bertaraf edileceği konusunda işletmeler bilinçlendirilmeli ve düzenli denetimlerle işletmeler kontrol altına alınmalıdır.

Odamız kendisine düşen kamu görevi ışığında yapması gereken önderlik ve tarafları buluşturarak ülkemizin yararına çözümlere katkı koyma görevini bundan sonraki Sempozyumlarda da sürdürmeye devam edecektir. Katkılarından dolayı tüm katılımcılara şükranlarımızı sunarız

Sempozyum Düzenleme Kurulu

III. Tehlikeli Kimyasalların Yönetimi Sempozyumu Ve Sergisi Sonuç Bildirgesi Yayınlandı

II. Uluslararası Proses Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi 22-24 Ekim 2015 Tarihleri Arasında

II. Uluslararası Proses Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi 22-24 Ekim 2015 Tarihleri Arasında. Önlem Dergisi 2008 yılında yayın hayatına başlamış ve sektörünün ilk özel dergisi olma özelliğini taşımaktadır. 2008 yılından bu yana İSG, yangın, acil durum, risk yönetimi ve çevre yönetimi alanlarında iki ayda düzenli olarak bir yayınlanmaktadır. Dergimizin birinci sayısından itibaren Endüstriyel Kaza Tarihi, Tehlikeli Kimyasalların Yönetimi gibi köşeleri ve benzer yayınları ile Proses Güvenliği konusuna özel bir önem verdi ve Türkiye’nin bu alandaki en zengin arşivini oluşturdu.

Başta kimya sanayi olmak üzere pek çok sektörde yaşanan yangın, patlama, kimyasal yayılması gibi olayların, sadece teknik önlemlerle önlenemeyeceği gerçeğinden hareketle geliştirilen Proses Güvenliği Yönetimi konusunda, Türkiye’de ilk defa I. Uluslararası Proses Güvenliği Sempozyum ve Sergisi’ni gerçekleştirdi.

2014 yılında başarıyla gerçekleştirilen sempozyumdan aldığımız olumlu geri dönüşler neticesinde, II. Uluslararası Proses Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi, 22-24 Ekim 2015 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Mevzuat ve standartlardan proses kontrolüne, patlayıcı ortamlara yönelik çalışmalardan değişim yönetimine, kimyasalların yönetiminden tehlike ve risk analizlerine, fonksiyonel güvenlikten proses kontrol sistemlerine kadar geniş bir yelpaze oluşturan Proses Güvenliği Yönetimi kavramının tartışılacağı bu sempozyumda kurumlerın değerli desteği büyük önem taşıyor.

Bu kapsamda, 22-24 Ekim 2015 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek olan II. Uluslararası Proses Güvenliği Sempozyumu ve Sergisine katılımınızı bekleriz.

Sempozyum Ana Konuları

Güvenli proses tasarımı
• SIS, SIF, SIL belirlenmesi
• Fonksiyonel güvenlik
• Güvenliği arttırıcı proses otomasyon sistemleri
• Kimyasallara maruz kalma etkilerinin incelenmesi
• HAZOP, LOPA, ETA, FTA, gibi proses tehlike analizleri
• Etki şiddetinin belirlenmesine yönelik simülasyonlar
• Domino etkisinin belirlenmesi
• Proses güvenliğinde kullanılan diğer yazılımlar
• ATEX ve ekipman seçimi
• ATEX’e uygun ekipmanların bakımı, işletilmesi
• Tehlikeli bölge sınıflandırması
• Büyük endüstriyel kazaların önlenmesine yönelik politika ve yönetim sistemlerinin geliştirilmesi
• Güvenlik raporu hazırlanması
• PGY açısından iyi uygulama örnekleri
• Tehlikeli kimyasalların yönetimi ve PGY arasındaki ilişki
• Çevre Yönetimi ve PGY arasındaki ilişki
• İSG ve PGY arasındaki ilişki
• Alt işveren yönetimi ve PGY arasındaki ilişki
• Değişiklik yönetimi ve PGY arasındaki ilişki
• Acil durum yönetimi ve PGY arasındaki ilişki
• Güvenlik kültürü inşa süreci
• Çalışanların eğitimi
• PGY ve çalışan yetkinliklerinin yükseltilmesi
• Proses güvenliği ve insan faktörü
• Büyük endüstriyel kazaların incelenmesi
• Türkiye’de PGY açısından mevzuat ve standartlar
• Kamu denetimi ve PGY
• Arazi planlaması ve arazi planlamasının büyük endüstriyel kaza kavramı ile ilişkisi
• PGY’ye dair organizasyon önerileri ve prosedürler

Destekleyen Kurumlar

Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği
Kocaeli Üniversitesi
Türkiye İş Güvenliği İş Adamları Derneği
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası
Petrol Sanayi Derneği

Sempozyum İnternet Sayfası  :  http://www.prosesguvenligi.org/?lang=tr_tr

II. Uluslararası Proses Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi 22-24 Ekim 2015 Tarihleri Arasında

“Tarım Bölgesinde Sülfürik Asitle Madencilik Yapılamaz”

“Tarım Bölgesinde Sülfürik Asitle Madencilik Yapılamaz” Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) ) Çaldağı’nda nikel için yapılmak istenen vahşi madenciliğe karşı bilgilendirme için panel düzenledi. Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’ndaki moderatörlüğünü TURÇEP Eş Dönem Sözcüsü Perihan Hasergin’in yaptığı panele Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür ile TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi Başkanı Saadet Çağlın konuşmacı olarak katıldı. Paneli Çampınar, Musulcalı ve Sarıbey Mahallesi’nden gelen yaklaşık 200 kişi izledi.

Panelin açılış konuşmasını yapan TURÇEP Eş Dönem Sözcüsü Perihan Hasergin, panelde maden şirketi temsilcileri için de yer ayırdıklarını ama her zaman olduğu gibi yine gelmediklerini belirterek, “Oysa kendilerine gönderdiğimiz davet mektubunda konuşma hakları olacağını, projelerini ve ÇED raporunu diledikleri gibi savunabileceklerini de bildirmiştik” dedi.

Vahşi madenciliğe karşı verilen mücadelenin anlamı ve bugüne kadarki mücadeleyi özetleyen Hasergin şunları söyledi: “Bir kez daha söylemek istediğimiz şudur: Yöremizde toprağın üstü altından çok daha değerlidir ve bizler bu madencilik projesinin cennetimizi cehenneme çevirecek kadar tehlikeli olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de bu madencilik projesi iptal edilinceye kadar mücadelemizi sürdürecek, bu vahşi madencilik projesine asla geçit vermeyecek, topraklarımıza ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağız.”

BU BİR MADENCİLİK DEĞİL FACİA OLARAK TANIMLANIR

Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür, Çaldağı’nda nikel madeni çıkartılmak için hazırlanan ikinci Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu üzerindeki eleştirilerini bilimsel belgelerle ve görsel olarak da ortaya koydu. Raporu neredeyse hemen hemen tüm sayfaların yalan ve yanlışlarla dolu olduğuna dikkati çeken Öngür, “Bu yüzden alıntı yaptıkları eklerin ÇED raporunda yer almaması, ısrarla istediğimiz halde bizlere verilmemesi çok anlamlıdır. Eğer dava aşamasında mahkeme kararı ile bu gizlenen ekler istenecek olursa, yalanlar açıkça ortaya çıkacaktır” dedi. Öngür, Çaldağı’ndaki madencilik projesini için “Böyle bir madencilik dünyada kabul görmeyen bir anlayıştır ve temsil ettiğim jeoloji bilimi bu madencilik projesine ‘madencilik’ olarak değil bir ‘facia’ olarak bakmaktadır” ifadesini kullandı.

TARIM BÖLGESİNDE SÜLFÜRİK ASİTLE MADENCİLİK YAPILAMAZ

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi Başkanı Saadet Çağlın, Çaldağı’nda nikel madeni çıkarmak için 18 milyon ton sülfürik asitin kullanılacağına dikkati çekip, böyle bir proje kapsamında doğaya salınacak asit miktarının ve oluşacak asit sisi ve yağmurlarının benzeri olmayan büyüklükte bir faciaya yol açabileceğini söyledi. Çağlın, ikinci ÇED raporu ilgili olarak görüşlerini ise şöyle açıkladı: “Ortada değişen hiçbir şey yok. Sadece işletmeyi kendileri için daha karlı bir hale getirme çabası var. Ne proje değişikliği ne de herhangi bir çevresel önlem söz konusu. Bizler bir kimya mühendisleri olarak bereketli tarım bölgelerinde kimyasal yöntemlerle madencilik yapılmasının karşısındayız. Hele böyle bir yerde sülfürik asitle madencilik yapmanın bir facia olacağını savunuyoruz” dedi.Ayrıca proje kapsamında sülfürik asit fabrikası kurulmasına da bir anlam veremediğini belirten Çağlın, “Bu konu çok muğlak, ne yapmak istedikleri ve amaçları net değil ve çok düşündürücü” diye konuştu.Panel konuşmacılar Öngür ve Çağlın’ın katılımcılar ve TURÇEP yöneticileri ile hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi.

Tarım Bölgesinde Sülfürik Asitle Madencilik Yapılamaz

 

Kaynak : http://www.gazetevatan.com/

II. Ulusal Laboratuvar Akreditasyonu ve Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi 30 Ekim’de Başlıyor

II. Ulusal Laboratuvar Akreditasyonu ve Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi 30 Ekim’de Başlıyor. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Taylan ÇORUH tarafından yayınlanan davet aşağıdaki gibidir.

Bilindiği üzere Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen ve TS EN ISO/IEC 17025 Standardının tüm maddelerinin ve sorunlu alanlarının ele alındığı “1.Ulusal Laboratuvar Akreditasyonu ve Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi” 16-18 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. 500’ü aşkın kişinin katılımın sağlandığı bu etkinliğe gösterilen büyük ilgi, etkinlik sonrası yapılan anket değerlendirmesi ve odamıza gelen yoğun talepler doğrultusunda, bu etkinliğin ikincisinin “2. Ulusal Laboratuvar Akreditasyonu ve Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi” adı altında 30-31 Ekim / 1 Kasım 2014 tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü 2010 Avrupa Kültür Başkenti Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenmesi kararı alınmıştır. Sempozyumun ilk iki gününde TS EN ISO/IEC 17025 laboratuvar akreditasyonu, son gününde ise laboratuvar güvenliği konuları ele alınacaktır.

Dosyayı aşağıdaki linkten indirip detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz !
 2.ULAG 2.DUYURU

II. Ulusal  Laboratuvar Akreditasyonu ve Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi 30 Ekim'de Başlıyor