“Türkiye, 2025’ te Susuzlukla Yüzleşecek”

“Türkiye, 2025’ te Susuzlukla Yüzleşecek” Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı’nın ev sahipliğinde 25-28 Ağustos 2014 tarihlerinde, Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde yapılan VI. Ulusal Limnoloji Sempozyumu, Türkiye’nin su kaynaklarının azlığını ve olası tehlikeleri bir kez daha gündeme taşıdı.
Sempozyumda, çeşitli su kaynakları üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar paylaşılarak, geleceği tehdit eden riskler ortaya kondu.

“BİLİM İNSANI OLARAK UYARIYORUZ”

Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükran Dere, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin bir tatlı su cenneti olmadığını; tam tersine çok yakın bir zamanda su sıkıntısı ile karşı karşıya kalınacağına dikkati çekerek, “Biz bilim insanları, bizleri yönetenleri bilimin ışığında, zaman çok geç olmadan uyararak ne tür önlemler almaları gerektiği konusunu ortaya koymamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Prof. Dr. Şükran Dere sempozyumla, bir uyarı görevini yapmanın yanı sıra gelecek kuşaklara “limnoloji” biliminin önemini anlatmak ve yapılan araştırmaları paylaşarak multidipliner ilişkileri güçlendirmeyi de hedeflediklerini söyledi.

“TÜRKİYE, 2025’TE SUSUZLUKLA YÜZLEŞECEK”

Sempozyuma çağrılı konuşmacı olarak katılan Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Külköylüoğlu da dünyadaki toplam kullanılabilir tatlı su miktarının yüzde 50’sinin tüketildiğini, bu oranın 2025 yılında yüzde 75’e çıkabileceğine dikkat çekerek, Türkiye’nin su azlığıyla 2025 yılında yüzleşeceğini söyledi. Prof. Dr. Külköylüoğlu, Türkiye’nin nüfusunun 2030 yılında 100 milyon olması halinde kişi başına bin metreküp su düşeceğini hesapladıklarını kaydetti.

İç Sularda Biyolojik Çeşitlilik, İç Su Balıkçılığı, İklim Değişimi, İstilacı Türler, Limnobakteriyoloji, Limnobentos, Limnoekoloji, Limnoplankton, Paleoekoloji, Su Kalitesi ve Su Kirliliği, Su Kaynaklarının Korunması, Sucul Kuşlar, Sucul Toksikoloji, Sulak Alanlar ve Uygulamalı Limnoloji alanlarında yapılan araştırma konularının paylaşıldığı sempozyumda,300’e yakın bilim insanı tarafından hazırlanan 59’u sözlü, 66’sı poster olmak üzere 125 bildiri sunuldu.

LİMNOLOJİ NEDİR?

“Limnoloji”, doğal ve yapay göl ve göletlerin fiziksel ve kimyasal niteliklerini, ekolojisini çevreyle etkileşimlerini, içlerindeki su ve enerji akımlarını inceleyen bir bilim dalı olarak biliniyor.

“Türkiye, 2025’ te Susuzlukla Yüzleşecek”

Bakanlık Su Yönetimi Genel Müd

limnonoloji

 

Kaynak : UÜ Rektörlük Basın Bürosu

Çölleşiyoruz ! Son 60 yılda Marmara Denizi’nin 2 katı sulak alan kurudu.

Çölleşiyoruz ! Son 60 yılda Marmara Denizi’nin 2 katı sulak alan kurudu. Doğa Derneği, 2007’den bu yana sürdürdüğü ’Burdur Gölü’nü Kurtarma Projesi’ kapsamında, 17- 18 Eylül günlerinde, ’Kuruyan Göller İçin Uluslararası Buluşma’ başlığıyla uluslararası bir toplantı düzenleyecek. Burdur’daki Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) konferans salonunda iki gün sürecek toplantıya Türkiye’nin yanı sıra, Orta Asya, Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika’dan yaklaşık 10 ülkeden akademisyen, kamu kurumu ve doğa koruma örgütü temsilcisi 19 konuşmacı katılacak.

MARMARA DENİZİ’İNDAN FAZLA SULAK ALAN KURUDU

Toplantıyı düzenleyen Doğa Derneği’nin Genel Müdürü Engin Yılmaz, son 60 yılda yaklaşık 20 bin kilometrekarelik (2 milyon hektar) sulak alanımızın kuruduğu ya da kurumaya terk edildiğini söyledi. Bu rakamın 11 bin 350 kilometrekare (1.1 milyon hektar) yüzölçümüne sahip Marmara Denizi’nin yaklaşık iki katı alana denk geldiğine işaret eden Engin Yılmaz, “Nasrettin Hoca’nın maya çaldığı Akşehir Gölü bugün can çekişiyor. Burdur Gölü’nün sadece geçen yıl kaybettiği su miktarı 3 milyar damacanadan fazla. 20 yıl önce ’Altı Deniz’ denilen Konya Havzası’nda su seviyesi her yıl 1,5 metre düşüyor” dedi.

’TURKANA ÇOCUĞU’NUN EVİ DE GİDİYOR

Dünyada da durumun farklı olmadığını anlatan Yılmaz, bir zamanlar dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral Gölü’nün bugün devasa bir çölden ibaret olduğunu, Ortadoğu’nun en büyük gölü İran’daki Urumiye Gölü’nün yüzde 60’ının, dünyanın en alçak noktası olan Lut Gölü’nün ise üçte birinin kuruduğunu aktardı. Yılmaz, 1,5 milyon yıllık insansı fosillerin bulunduğu Kenya’daki Turkana Gölü’nün de, göle dökülen Omo Nehri’ne yapılacak baraj projesiyle tamamen yok olma tehdidi altında olduğunu dile getirdi.

4 ÜLKEDE 144 KİLOMETREKÜP SU KAYBI

NASA’ya göre, 2003- 2010 yılları arasındaki sadece 7 yıllık süreçte Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ın birçok bölgesinde toplam 144 kilometreküp tatlı su rezervi kaybolduğunun altını çizen Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz, “Bu miktar neredeyse Lut Gölü’nün toplam su hacmine eşit. Ortadoğu, Hindistan’dan sonra dünyada yer altı su rezervlerini en hızlı kaybeden ikinci bölge özelliğine sahip” diye konuştu.

GÖLLERİMİZİ YAŞATMAK MÜMKÜN

Türkiye’de ve dünyada göllerin yok olmasının nedenlerine bakıldığında, çok su tüketen tarım politikaları ile suyun doğal döngüsüne barajlarla müdahale eden su politikaları olduğuna değinen Yılmaz, şöyle devam etti:

“Oysa göllerimizi yaşatmak mümkün. Yöreye uygun ve az su tüketen bitkiler yetiştirerek, tarımda tasarruflu sulama sistemleri kullanarak, en önemlisi göllerin de her canlı gibi suya ihtiyacı olduğunu hatırlayarak, derelerden ve nehirlerden göllere akan suyu barajlarla kesmeyerek.”

DÜNYACA ÜNLÜ GÖLLER KONUŞULACAK

Toplantıda dünyanın önde gelen ve kuruma tehdidi altında olan Turkana Gölü (Kenya), Urumiye Gölü (İran), Lut Gölü (Ürdün-İsrail), Aral Gölü (Özbekistan-Kazakistan), Koroneia Gölü (Yunanistan) gibi göllere yönelik güncel tehditlerin yanı sıra, Hula Gölü (İsrail), Sevan Gölü (Ermenistan), Siranguli (İran), Mezopotamya Sazlıkları (Irak) gibi sulak alanlarda gerçekleştirilmiş başarılı kurtarma çalışmaları da paylaşılacak. Ayrıca gölleri yaşatmak için bölgesel düzeyde işbirlikleri tartışılacak.
çöl

 

Kaynak :hürriyet