Kimya Alanında Haritalama Çalıştayı Yapıldı

Kimya Alanında Haritalama Çalıştayı Yapıldı. Kimya alanında meslek standardı hazırlama çalışmalarına temel teşkil edecek meslek haritasının hazırlanması amacıyla “Kimya, Petrol, Lastik ve Plastik Sektörü Kimya Alanı Meslek Haritalama ÇalıştayıKİPLAS’ın katkıları ile Mesleki Yeterlilik Kurumu koordinasyonunda 30 Mart 2018 tarihinde Ankara’da yapıldı.

Açılış konuşmasını MYK Meslek Standartları Dairesi Başkanı Yaprak AKÇAY ZİLELİ’nin yaptığı çalıştayda Birim Koordinatörü Hilal DOĞRUÖZ ÖZER tarafından katılımcılara Ulusal Yeterlilik Sistemi, Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun amacı, yapısı, görevleri ve kimya, petrol, lastik ve plastik sektöründe bugüne kadar gerçekleştirilen faaliyetler hakkında sunum yapıldı.

Haritalama çalışmasında petrokimya ürünleri ve türevleri, plastik ve polimer işleme, boya üretimi, inorganik ve organik kimyasallar, gübre üretimi, beşeri ve veterinerlik ilaçları üretimi, biosid ve diğer zirai kimyasallar, tüketici kimyasallarının üretimi, kimyasalların yönetimi ve laboratuvar hizmetleri gibi ana alanlar ve bunların alt alanları belirlendi.

Süreç belirlenen alanlarda standart geliştirilmesi için MYK ve KİPLAS işbirliği içerisinde devam edecek.

Türkiye’nin Alternatif Enerji Kaynağı ” Gaz Hidrat “

Türkiye’nin Alternatif Enerji Kaynağı ” Gaz Hidrat “. Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Çifçi, alternatif bir enerji kaynağı olarak uzun süredir üzerinde çalışılan gaz hidratların yakın gelecekte sektörde yerini alacağını belirterek, “Türkiye’nin denizlerinde yüksek miktarda gaz hidrat rezervi var. Ne kadar gaz hidrat rezervimiz olduğunun anlaşılması gerekiyor. Tahmin edilen rezervlerle bile Türkiye başta enerjide dışa bağımlılığı olmak üzere birçok problemini çözebilir.” dedi.

Prof. Dr. Çifçi, ‘yanan buz‘ da denilen ve uluslararası literatürde geleceğin enerji kaynağı olarak tanımlanan gaz hidratlar konusunda, Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri AA muhabirine değerlendirdi. Dünyada karasal, denizler ve deniz tabanında bulunan gaz hidrat birikimlerinin sadece küçük bir kısmının ticari potansiyeli olduğuna dikkati çeken Çifçi, “Gaz hidratlar, içerdikleri büyük metan hacmi nedeniyle geleceğin enerji kaynağı olabilirler. Dünyadaki karasal ve deniz tabanında bulunan gaz hidrat birikimlerinin sadece küçük bir kısmı bile yıllarca enerji ihtiyacını karşılayabilir. Bu konuda çalışan bilim insanlarının ortak görüşü küçük bir gaz hidrat potansiyelinin bile dünyanın yıllarca enerji ihtiyacını karşılayabileceği yönündedir.” diye konuştu.

Türkiye'nin Alternatif Enerji Kaynağı Gaz Hidrat 1Çifçi, gaz hidratların kesin varlığının bilindiği en geniş alan olan ABD’nin Blake Sırtı’ndaki küçük bir alandan çıkarılan kaynakla ülkenin 105 yıllık doğalgaz gereksiniminin karşılanabileceğinin hesaplandığını kaydederek, şöyle devam etti:

“Alternatif bir enerji kaynağı olarak uzun yıllardır üzerine çalışılan gaz hidratların yakın gelecekte sektörde yerini alacağını düşünüyorum. Türkiye’nin denizlerinde yüksek miktarda gaz hidrat rezervi var. Türkiye’de ne kadar gaz hidrat rezervi olduğunun anlaşılması gerekiyor. Tahmin edilen rezervlerle bile Türkiye başta enerjide dışa bağımlılık olmak üzere birçok problemini çözebilir.

Karadeniz, Akdeniz ve Marmara denizlerinin yoğun gaz hidrat birikimlerine sahip zengin sular olduğu biliniyor.

Gaz hidratlar büyük bir olasılıkla dünyanın gelecekteki birincil enerji kaynağı olacaktır. Karadeniz; bu konuda Almanya, Fransa, Rusya ve ABD tarafından yoğun olarak araştırılmaktadır. Japonya ise milli bir program oluşturarak Japon Ulusal Petrol Şirketi ile gaz hidratların üretimini başardı. Asya’nın Japonya ve Güney Kore bölgesinde bulunan rezervlerinin sadece yüzde 10’unun üretimi ile bu ülkelerin 100 yıllık metan gazı ihtiyacı karşılanabilir.”

Dünyada ve Türkiye’de gaz hidrat çalışmaları

Çifçi, gaz hidrat konusunda dünyada 1982 yılında ilk araştırma programının 8 milyon dolar maliyetle ABD’de başladığını belirterek, 1990’lardan bugüne kadar rezerv araştırması ve fizibilite çalışmalarına, başta ABD olmak üzere, Japonya, Hindistan, Güney Kore, Çin, Rusya ve Ukrayna tarafından 1 milyar 700 milyon doların üzerinde harcama yapıldığını kaydetti.Ekonomik ve hatta çevresel anlamda çok sayıda çalışmalar yapılmasına karşın, Türkiye’de gaz hidratlar üzerine çalışan araştırmacı sayısının son derece az olduğunu ifade eden Çifçi, Türkiye’de konu ile ilgili ilk çalışmaların ise 2000’li yılların başında Karadeniz’deki gaz hidrat oluşumlarını ele alan bir TÜBİTAK projesi olduğunu söyledi.Halen Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde yer alan sismik laboratuvarı Seislab’da Ulusal Denizlerde Gaz Hidrat Araştırma konulu proje kapsamında Koca Piri Reis araştırma gemisiyle bir çalışma yürütüldüğünü belirten Çifçi, bu kapsamda veri toplanması, yorumu, işlenmesi amacıyla 2005 yılından bu yana çaba harcandığını anlattı.

“Gaz hidratlar petrol ve doğalgaza göre daha ekonomik”

Gaz hidratların fiziksel özelliklerine de değinen Çifçi, 1 metreküp gaz hidtrattan 164 metreküp metan gazı elde edildiğini ve verimin mevcut doğalgaz ve petrole göre oldukça yüksek olduğuna işaret etti. Çifçi, sözlerini şöyle tamamladı: “Gaz hidratlar, petrol ve doğalgaza oranla daha yüzeysel alanlarda bulunan, sondajı ve çıkarılması nispeten daha kolay maddelerdir. Ekonomik yollarla çıkarılmasına yönelik teknolojilerin geliştirilmesine devam ediliyor, buna ek olarak gaz hidratların bulunduğu coğrafyalarda sera gazını artırıcı yönde metan salımı gerçekleşiyor, bu gaz, ozon tabakasını olumsuz etkiliyor. Bu maddenin bulunduğu yerde topraktan veya denizden çıkarılıp işlenerek enerji kaynağı haline getirilmesi gerekir. Böylece gazın işlenmesi ve ekonomiye kazandırılmasıyla çevreye verilen zarar da en aza indirgenerek, çifte fayda sağlanmış olacak.”

Kaynak ( haber ve fotograflar ) : Milliyet & Habertürk

En Büyük Petrol Kaynağı 2020 Yılına Kadar ABD

En Büyük Petrol Kaynağı 2020 Yılına Kadar ABD. Uluslararası Enerji Ajansı, ABD’nin 2020 yılına kadar küresel petrol arzının en büyük kaynağı olacağını açıkladı.  
Enerji ajansının bu açıklaması, Amerika’nın petrol üretim gücüne yönelik soru işaretlerinin arttığı bir ortamda kritik önem taşıyor.  Amerika’da son iki haftadır açıklanan verilerin, sondaj sayısında düşüş olduğunu ortaya koyması, fiyatlarından Ocak ayının ortasından itibaren yükselmesine yol açtı. Brent petrolü, Amerika’nın üretimine ilişkin endişeyle kısa süre içinde 45 dolardan neredeyse 60 dolara tırmandı. Ancak Amerika’da açıklanan diğer verilerin petrol stoklarının rekor düzeye çıktığını göstermesi fiyatların daha da yükselmesinin önüne geçti.

ÜRETİM BİTMEYECEK, ARZ DURAKLAYACAK
Son olarak Uluslararası Enerji Ajansı’ndan, Amerika’nın üretimine ilişkin kaygıları azaltacak türden bir açıklama geldi. Orta Vadeli Petrol Piyasası Raporu’nu yayımlayan Enerji Ajansı, ABD’nin 2020’ye kadar küresel petrol arzının en büyük kaynağı olmaya devam edeceğini söyledi. Enerji Ajansı, petrol fiyatlarındaki düşüşün üretimin sonunu getirmeyeceğini, ancak arz artışında duraklamaya yol açacağını öngördü. Petrol fiyatlarına yönelik tahminlerini de paylaşan ajans, 2015 ortalama Brent petrolü beklentisini 55 dolar, 2016 tahminini ise 60 dolar olarak duyurdu. Fiyat beklentilerinin geçen yıl açıklanan rapora göre ciddi oranda düşürülmüş olması ise dikkat çekti. Enerji Ajansı OPEC petrolüne yönelik talep tahminini yükseltirken, küresel petrol talep artış beklentisini 2015 için 910 bin varil, 2016 içinse 1 milyon 130 bin varil olarak açıkladı.
Kaynak. CNBC-E

image

Dünya Enerji Talebi 2040 Yılında Yüzde 35 Artacak

Dünya Enerji Talebi 2040 Yılında Yüzde 35 Artacak.ABD’li enerji şirketi ExxonMobilin, Petrol talebinin, 2040’da yüzde 30 artacağını açıkladı. Dünyada enerji talebinin 2040’da yüzde 35 artacağı, petrolün en çok tüketilen enerji kaynağı olmaya devam edeceği ve doğalgazın daha yaygın kullanılacağı bildirildi.

ABD’li enerji şirketi ExxonMobilin hazırladığı ”2015 Enerji Görünümü: 2040’a Bakış” raporunda, gelişmekte olan ekonomilerin giderek büyümesi ve dünya nüfusunun 2 milyar aratacak olmasının enerji talebindeki artışın en önemli nedenleri olarak gösterildi.

Petrol talebinin 2040’da yüzde 30 artarak dünya enerji talebinin dörtte üçünü oluşturacağı belirtilen raporda, Kuzey Amerika ülkelerinin 2020’de petrol ihracatında Rusya ve Hazar bölgesini geçeceği ifade edildi.

Asya-Pasifik bölgesinin petrol ithalatının 2040’da yüzde 80 artacağına yer verilen raporda, bölgenin doğalgaz ithalatının da yüzde 170 oranında yükseleceği ve dünyanın en büyük doğalgaz ithalatçısı olacağı vurgulandı.

Doğalgazın düşük emisyon nedeniyle en hızlı büyüyen yakıt türü olacağı öngörülen raporda, 2040’da geleneksel olmayan doğalgaz üretiminin dörde katlanacağı, sıvılaştırılmış doğalgaz ticaretinin de üç kat artacağına dikkat çekildi.

Raporda, doğalgaz kullanımının 2040’da kömürü geçeceği, Çin ve Asya-Pasifik’teki büyüme nedeniyle nükleer enerjinin de yüzde 75 yaygınlaşacağı, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının 2040’da dünyanın enerji talebinin yüzde 15’ini oluşturacağı da kaydedildi.

PETROL

 

Kaynak : dunya

Petrol İstasyonlarının Yerini Güneş İstasyonları Alıyor

Petrol İstasyonlarının Yerini Güneş İstasyonları Alıyor. 20. yüzyıl petrolün saltanat çağıydı. Bilim ve teknolojideki çeşitli buluşlarla birlikte petrol dünyaya egemen yegane güçtü. Ancak artık bu devir çok gerilerde kalmaya başlıyor, Ve yerini Güneşin, Suyun, Rüzgarın vb. aldığı yeni nesil enerji kaynaklarına bırakıyor.

Bunların hepsi ayrı bir enerji kaynağıdır. Hem de ilk çağlardan beri insanların bildiği ve kullandığı kaynaklar. Aslında insanoğlunun bunlarla ilgili deneyimleri daha fazladır. Ama 19. ve 20. yüzyılın küresel politiği karbon egemenliğini yaratmıştır.

Hatırlarsınız, Auguste Mouchout isimli bir Fransız bilim adamı 1860’larda Cezayir’de çeşitli denemeler yaparak güneşten elde ettiği enerji ile buz üretmiştir. Ancak aynı yıllarda güçlü İngiltere’nin kömür fiyatlarını düşürmesi ardından da Fransa’ya “aramız bozulur ha!” kabilinden aba altından sopa göstermesi ile Fransız hükümeti, İngilizlerle arayı bozmamak için ingiltere’den kömür ithal etmişti. Arkasından da petrolün hükümranlığı gelmiştir. Böylece de kömür ve karbona dayalı saltanat Avrupa’ya yerleşmiş, rüzgâr ve güneş unutulup gitmişti.

Ancak günümüzde durum farklılaşıyor. Başta Almanya ve Danimarka gibi Avrupa ülkeleri olmak üzere Çin’in de dahil olduğu pek çok ülke sınırlı ülkenin tekelindeki karbon kaynaklara bağımlılıktan kurtulmak için proje üstüne proje geliştiriyorlar. Yaklaşık 40 yıldır enerji ithalatçısı olan ABD de artık konseptini değiştiriyor.

Bugün dünyanın dört bir yanında gündelik tüketim amaçlı var olan güneş ve rüzgar enerjisi sistemleri devasa projeler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Günısı denilen geleneksel sistemler devasa güneş tarlalarına dönüşürken nostaljik yel değirmenleri de dağlarda tepelerde bütün görkemiyle yeniden arz-ı endam etmektedir.

Enerjiyle ilişkisi yüksek hemen her ülke yeni projelerin peşinde ve artık yeni bir ekonomi doğuyor. Sanayi devrimi, ilkel tarım ve sınırlı ticaret ekonomisini aşan ikinci ekonomi devri idi. Fordist ve post fordist çağın teknoloji temelli (bilgi) ekonomisi üçüncü ekonomi iken artık yenilenebilir kaynaklara dayalı başka bir ekonomi çağı başlıyor.

Kaynak neyse ekonomi de odur. Başta Japon teknolojisi olmak üzere ABD’de ve bir çok Avrupa ülkesinde taşıt enerjisi olarak güneşin kullanımı prototip düzeyinde yıllardır kullanılıyor ve geliştiriliyor. Ancak bugün gelinen noktada yenilenebilir kaynakların üretim ve tüketimi kitlesel üretim seviyesi işaretleri vermektedir.

Mesela başı Norveç’in çektiği Avrupa ülkeleri genelinde elektrikli araçların satışı bu yıl geçen yıla göre % 77 artmış durumda (enerjigunlugu.net).
“Eee, ne var bunda, ne de olsa henüz elektrikli, yenilenebilir enerjili değil” denilebilir. Ancak yenilenebilir enerjinin solar piller gibi depolama araçları ile depolanmasında ilerleme kaydedildikçe, yenilenebilir enerji “Güneş İstasyonu” gibi adlarla yarın bir gün karşımıza çıkacak güneş enerjisi istasyonlarında araçlara yüklenebildiğinde durum tamamen değişecek.

Petrol istasyonlarının yerini güneş istasyonları alacak, petrol temelli tüketim piyasasının yerini güneş ve rüzgar benzeri temellere göre üretilmiş tüketim malları alacaktır. Bu da başlı başına bir ekonomi demektir.

Ülkemizin güney bölgelerindeki geleneksel güneş ısıtma sistemleri çok geçmeden yüksek teknolojiyle donanmış olarak dünyanın dört bir yanında ısıtma, aydınlatma ve diğer enerji tüketimi alanlarında karşımıza çıkacaktır. Bu konuda artık onlarca istatistik tablo oluşturmak mümkün.

Güneş ve rüzgar artık belirgin bir şekilde karbonun yerini alıyor. Adım adım ekonominin temeline sektörel tabanlı olarak yerleşiyor. Bu milim milim ilerleyiş hiç kuşkusuz ki on yıla kalmaz tartışmasız bir ekonomik üstünlük de kuracaktır. Hatta ABD ekonomisinin bu yeni alana yönelik yatırımlarla krizi aşmaya çalıştığı görülmektedir. Gelen haberlere göre ABD’de yenilenebilir enerji alanındaki istihdam hızla artıyor.

Diğer tüm doymuş sektörleri düşününce tamamen bakir bir alan olan yenilenebilir enerji ekonomisinin ABD gibi krize boğulmuş ekonomiler için yegâne çıkış yolu olduğu da görülüyor. Ki göreceğiz de bunu çok geçmeden.

Petrol İstasyonlarının Yerini Güneş İstasyonları Alıyor

 

Kaynak : enerjigunlugu

22.Dünya Petrol Kongresi İstanbul´da

22.Dünya Petrol Kongresi İstanbul´da. İstanbul, 2017 yılında gerçekleştirilecek olan 22. Dünya Petrol Kongresi’ne (WPC) ev sahipliği yapma hakkı kazandı.

23 Ekim 2013 tarihinde Kanada´nın Calgary kentinde toplanan Dünya Petrol Konseyi yıllık toplantısında yapılan oylamada, Kopenhag, Astana ve Houston gibi güçlü rakipleri geride bırakan İstanbul, daha önce iki kez talip olduğu Dünya Petrol Kongresi’ni bu defa ülkemize kazandırdı. Son turda Dünya Petrol Konseyi üyesi ülkelerin %55’inin oyunu almayı başaran İstanbul ile birlikte Türkiye bu haklı gururu yaşayan 18. ülke olacak.

İlk kez 1933 yılında İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen dünyanın en prestijli petrol ve doğalgaz Kongresine “This Time – Istanbul” sloganıyla hazırlanan Dünya Petrol Konseyi Türk Milli Komitesinin, süreç boyunca yürütmüş olduğu yoğun diplomasi ve tanıtım faaliyetlerinin yanı sıra ülke temsilcileri ile kurduğu yakın temas İstanbul’un ev sahibi olarak seçilmesinde büyük rol oynadı. Özellikle oylama günü Türk Milli Komitesinin adaylık sunumunda farklı ve yeni bir konsept olarak ileriye sürdüğü “Oilympics” (Petrol Oyunları) izleyenler ve delegeler arasında büyük beğeni topladı.

2017 yılında gerçekleştirilecek 22. Dünya Petrol Kongresi’nin İstanbul’da düzenlenmesine ilişkin iyi niyet anlaşması Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Dünya Petrol Konseyi Başkanı Renato Bertani, Türkiye Petrolleri Genel Müdür Vekili ve Dünya Petrol Konseyi Türk Milli Komitesi Başkanı Besim Şişman ve çok sayıda davetlinin katılımlarıyla 09 Nisan 2014 Çarşamba günü Ankara’da imzalandı.

İstanbul’un bu dev organizasyona ev sahibi olmasından dolayı büyük mutluluk duyduğunu belirten Yıldız, “Samimi ve kalbi bütün duygularımızla iyi bir ev sahipliği yapacağımıza inanıyoruz. Özel sektör, kamu ve hükümetimiz olarak çok istekliydik. Bu manada İstanbul`da düzenlemesi için çok fazla gayret gösterdik. Türkiye büyüyen, ilerleyen ve gelişen bir ülke. Son 11 yılda üç kat büyüdük ve inşallah 2017`ye kadar daha çok ilerleme kaydedeceğiz.” diye konuştu.

Türkiye’nin son yıllarda yakaladığı yüksek performanslı büyümeye dikkat çeken Dünya Petrol Konseyi Başkanı Renato Bertani ise “Diğer ülkeler arasından Türkiye’nin seçilmesinin nedeni Türk Milli Komitesi’nin çalışmaları, hükümetin tam desteği ve Türkiye’nin ekonomik ve kültürel canlılığa sahip olmasıdır. Türkiye, kültürleri, kıtaları, doğu ve batı arasındaki piyasaları birleştiren bir ülke.” dedi. İstanbul’un ev sahibi olacağı 22. Dünya Petrol Kongresi’ne 7000’e yakın delegenin yanı sıra, 500’ün üzerinde şirket CEO’su ve/veya üst yöneticisi ile 50’ye yakın Devlet Başkanı ve/veya temsilcilerinin gelmesi bekleniyor.

22.Dünya Petrol Kongresi İstanbul´da

Türkiye Enerji’de Aktör Olabilir Mi ?

Türkiye Enerji’de Aktör Olabilir Mi ? ‘Karadeniz’de boşuna petrol aramayın’ Londra merkezli Global Resources Corporation Başkanı Mehmet Öğütçü, “Türkiye, Çin’in yaptığı gibi, Kore’nin yaptığı gibi çevre ülkelerde yatırım yapmalı. Doğu Karadeniz’de 3 milyar dolar harcayıp petrol aramanın anlamı yok. Çünkü bugün Irak’ta Kürt Bölgesi’nde bir varil petrolü 2,5 dolara çıkartıyorsunuz” dedi.

Öğütçü, dünya ve Türkiye’de enerji sektörünün gelişimini değerlendirdi.

Dünyada enerji alanındaki oyunun kurallarının da, oyuncuların da değiştiğini aktaran Öğütçü, şunları söyledi:

“Talep bölgeleri değişti, eskiden talebin çoğunluğu OECD ülkelerinde olurdu. Bugün artık Çin ve Hindistan’ın başını çektiği Doğu Asya’dan geliyor. Dünya enerji kaynaklarının 3’te 2’sinin bulunduğu Körfez Bölgesi bile talepte muazzam bir konuma erişmiş vaziyette.

Arz bölgeleri de değişti. Eskiden Körfez Bölgesi derdik, Sovyet coğrafyası derdik, biterdi? Bugün artık petrolde, doğalgazda Mozambik’ten tutun Angola’ya, Türkmenistan’a kadar değişik bölgelere yayılmış durumda. Amerika bugün dünyanın hem petrolde hem doğalgazda üretimdeki lideri olma yolunda. 2017’den itibaren dünya petrolünün en büyük bölümü Amerika’dan çıkacak.”

Amerika’da kaya gazı (shale gas) çıkarma maliyetinin çok düşük olduğuna dikkati çeken Öğütçü, “Kaya gazı yaklaşık 3,5-4 dolara çıkıyor. Biz Türkiye’de buna 12 dolar ödüyoruz. Avrupa 14-15 dolar ödüyor. Japonya 18 dolar ödüyor. Fiyat farklılıkları da oluşmuş vaziyette. Bu da rekabeti etkiliyor. Yani Amerikalı sanayici bugün enerjiyi çok daha ucuza elde edebiliyor. Ürettiği malı dünya piyasalarında daha rahat satabiliyor” diye konuştu.

“Ukrayna sonrası sürecin değerlendirilmesi lazım”

Türkiye’nin doğalgazda yüzde 98, petrolde yüzde 93 oranında dışa bağımlı bir ülke olmasına karşın, konumu gereği enerji kaynakları ve enerji alıcıları arasında ticaret yapabileceğini anlatan Öğütçü, Türkiye’nin avantajlarını iyi kullanması halinde enerjiyi iç pazarda daha ucuza tüketebileceğini söyledi.

Türkiye’nin çevresinin enerji zengini ülkelerle dolu olduğunu belirten Öğütçü, “Irak, İran, Rusya, Azerbaycan, Doğu Akdeniz? Buralarda muazzam kaynaklar var. Türkiye’nin akıllı bir yaklaşımla hem yatırımcı olarak buralarda hem ticaretin koşullarını bilen, siyasi olarak elindeki ‘manivela’ gücünü kullanabilen bir ülke olarak akıllı bir stratejiyle maliyetleri azaltabilir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de enerji tüketiminde maliyeti artırıcı unsurlardan önemli bir tanesinin de vergiler olduğuna dikkati çeken Öğütçü, şöyle devam etti:

“Vergiler çok ağırdır. Rekabet gücünü çok olumsuz etkileyen vergilerdir. Özellikle şimdi Kırım’da, Ukrayna’da yaşanan krizden sonra Avrupa Birliği’nin enerjiye bakışı değişecek. Yeni kaynak ülkelerin, talep ülkelerinin ortaya çıkmasıyla enerjinin akış yönü değişecek. Türkiye tam bu noktada aslında ideal bir konumda bulunuyor. Ukrayna sonrası süreci mevcut hükümetin ve önde gelen Türk şirketlerinin değerlendirmesi lazım.”

Türkiye’de enerji şirketleri arasındaki yönetişimin zayıflığından yakınan Öğütçü, “Tüm Türk enerji şirketlerini toplayın, toplam varlık değerine bakıyorsunuz, Malezya’daki bir tek petrol firmasının değerine ulaşamıyoruz. Böylesine bir ülke? Enerji bağımlılığı, 60 milyar dolara varan enerji ithalatı, güneşten tutun petrole doğalgaza, elektriğe yatırımlar?. Ve bir Malezya şirketi edecek varlığımız yok” örneğini verdi.

“Türkiye’deki tüm özel sektör enerji şirketlerini toplasanız bir Petronas etmiyor”

Dünyada 2035 yılına kadar 37 trilyon dolar enerji yatırımı gerektiğini, Türkiye içinse önümüzdeki 10 yıl için 150 milyar dolar gerektiğini anlatan Öğütçü, “Bu parayı nereden bulacaksınız? Türkiye’nin devlet kaynakları bu parayı bulması mümkün değil. Özel sektörü zaten söyledim. Türkiye’deki tüm özel sektör enerji şirketlerini toplasanız bir Petronas etmiyor? Nereden bulacaksınız bu parayı? Bu konuda Türkiye’nin strateji geliştirmesi gerekiyor” dedi.

Türkiye’nin petrole en fazla para ödeyen OECD ülkesi olduğunu hatırlatan Öğütçü, enerji yatırımlarında stratejik avantajlara dikkati çekerek şunları kaydetti:

“Oysa biz bunu Irak’tan, İran’dan son derece ehven fiyatlara alabiliyoruz. Bir; o vergi konusuna iyi bakmak lazım. Azaltmak lazım. İki; şu andaki piyasa hem doğalgazda hem petrolde muazzam bir bolluk yaşanacağını gösteriyor. Böyle bir ortamda Türkiye çok daha rahat kontak müzakereleri yapabilir. Daha ucuza temin edebilir. Türkiye, Çin’in yaptığı gibi, Kore’nin yaptığı gibi çevre ülkelerde yatırım yapmalı. Doğu Karadeniz’de 3 milyar dolar harcayıp petrol aramanın anlamı yok. Çünkü bugün Irak’ta Kürt Bölgesi’nde bir varil petrolü 2,5 dolara çıkartıyorsunuz. Libya’da, Suudi Arabistan’da, Kazakistan’da 3 aşağı 5 yukarı aynı oranlara çıkarabiliyorsunuz. Onun için Türkiye’nin bu finansal yatırım çerçevesini iyi çizip, kendi ihtiyaçları doğrultusunda ilerlemesi lazım.”

“Çimentoydu, demir-çelikti, alüminyumdu? Girmeyin böyle şeylere”

Türkiye’nin enerji yoğun endüstrilerden süratle geri çekilmesi gerektiğini savunan Öğütçü, “Batının yaptığı gibi enerji yoğun endüstrilerden çıkacaksınız? Daha ‘smart’ dediğimiz, az enerji kullanan, katma değeri yüksek olan sektörlere kayacaksınız. Yok çimentoydu, demir- çelikti, alüminyumdu? Girmeyin böyle şeylere. Çünkü bunlar muazzam enerji tüketiyor. Enerji zengini ülkeler bile girmek istemiyorlar. Dolayısıyla yeniden yapılanma sürecinde her bir konu başlığının tek tek göz önünde bulundurulması lazım. Elbette yenilenebilir enerji çok önemli ama abartmamak lazım. Bugün yenilenebilir enerjinin hidroelektriği devre dışı bırakırsanız eğer Türkiye’nin enerji karışımındaki payı son derece küçük” ifadelerini kullandı.

“Türkiye gibi bir ülkenin enerji bileşiminde en az yüzde 10’luk bir nükleer payı olmak zorunda”

Kendisinin daha önce Uluslararası Enerji Ajansı’nda (IEA) 2050’ye ilişkin futurist projeksiyonlar hazırladığını, bu tarz çalışmaların genellikle kağıt üzeinde kaldığını aktaran Öğütçü, “Kağıt üstünde kalıyor çünkü öyle gelişmeler oluyor ki bir anda oyun yeniden değişiyor. Bunlardan bir tanesi shale gas? Kim bilirdi 10 yıl önce Amerika’da böyle bir şeyin çıkacağını. Şimdi Avustralya çıktı ortaya? Kimse Avustralya’yı hesaba katmazdı. Katar’dan bile önemli şu anda sıvılaştırılmış doğalgazında (LNG)? Daha Türkmenistan, İran çıkmadı ortaya. Dolayısıyla uzun vadeli planlamalar önemli” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin nükleer enerji konusundaki tutumunu “akıllıca” bulduğunu dile getiren Öğütçü, “Yani istediğiniz kadar nükleer yandaşı ya da karşıtı olun biraz objektif baktığınızda, Türkiye gibi enerji kaynağı olmayan bir ülkenin enerji bileşiminde en az yüzde 10’luk bir nükleer payı olmak zorunda” dedi.

deniz petrol

 

Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/