Ege Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyeninden Atık ve İçme Sularının Temizlenmesinde Önemli Buluş

Ege Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyeninden Atık ve İçme Sularının Temizlenmesinde Önemli Buluş. Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde görevli Kimyager Dr. Tülin Deniz Çiftçi, atık ve içme sularındaki ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesinde kullanılan adsorbanı farklı bir yüzeye uygulayarak önemli bir buluşa imza attı. Kimyager Dr. Çiftçi’yi ziyaret eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yeni buluşun patent çalışmasının tamamlanmasının ardından ticarileşeceğini belirtip, atık ve içme sularının temizlenmesinin, daha ekonomik, hızlı ve kolay yapılacağına dikkat çekti.

EÜ Kimya Bölümü Analitik Kimya Anabilim Dalında görev yapan kimyager Dr. Tülin Deniz Çiftçi, atık ve içme sularındaki ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesinde kullanılan adsorbanı farklı bir yüzeye uygulayarak önemli bir buluş gerçekleştirdi. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, başarılı bir çalışmaya imza atan Kimyager Dr. Çiftçi’yi tebrik etti. Günümüzde, ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesinde kullanılan adsorbanın ayrıca toplanması gerektiğini hatırlatan Rektör Budak, “Hocalarımız, özellikle içme suları, atık sular, termal havuzlarda su içindeki arsenik gibi ağır metallerin arındırılmasına yönelik kullanılan adsorbanı farklı bir yüzeye uyguladı. Bu araştırmanın geliştirilmesi ve patent sürecinin tamamlanmasının ardından, özellikle insan vücuduna zarar veren kirleticilerin birçok ortamdan temizlenmesi açısından çığır açacağını düşünüyorum. Çalışmalarından dolayı hocalarımızı tebrik ediyorum. Patent çalışmaları tamamlandıktan sonra yerel yönetimler, belediyeler açısından da yeni bir dönemin başlayacağını düşünüyorum” dedi.

DAHA EKONOMİK, HIZLI VE KOLAY BİR SİSTEM

Günümüzde içme ve atık sulardaki ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesiyle ilgili bilgiler veren Kimyager Dr. Tülin Deniz Çiftçi, “Bugünkü sistemde adsorban temizlenmek istenen suya bırakılıyor daha sonra ağır metal ve diğer kirleticiler adsorban tarafından toplanıyor. Ardından bir başka işlem yapılarak adsorban sudan çıkartılıyor. Bizim geliştirdiğimiz sistemle adsorbanı toplama gibi bir işlem yapmanıza gerek kalmıyor. Ağır metal ve diğer kirleticileri tek işlemde bitiriyorsunuz. Bulduğumuz yöntemle elde edilen ürünü buzdolaplarında, klimalarda, hava temizleme cihazlarında, su arıtma işletmelerinde, fabrika proses gazı filtre üretiminde, dezenfeksiyon amaçlı, egzoz gazı filtreleyici gibi farklı amaçlarla ve farklı sektörlerde de kullanabileceğiz. Ayrıca, atık ve içme sularının temizlenmesi, daha ekonomik, hızlı ve kolay olacak” diye konuştu.

Kaynak : Ege Üniversitesi

İTÜ Kimya Bölümü Akademisyeni Prof. Dr. Yusuf Yağcı, Belçika Polimer Derneği Ödülüne Layık Görüldü

İTÜ Kimya Bölümü Akademisyeni Prof. Dr. Yusuf Yağcı, Belçika Polimer Derneği Ödülüne Layık Görüldü. Polimer kimyası alanında yaptığı evrensel düzeydeki çalışmalarıyla tanınan İTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Yağcı, Belçika Polimer Derneği Ödülü’nü Türkiye’den alan ilk bilim insanı oldu.

İTÜ’den yapılan açıklamaya göre, dünyanın saygın kuruluşlarının başında gelen Belçika Polimer Derneği, iki yılda bir polimer bilimine önemli katkılarda bulunan bilim adamlarını ödüllendiriyor.

Bu yıl ödüle, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Yağcı değer görüldü. Prof. Dr. Yağcı, bu ödüle layık görülen ilk Türk bilim insanı oldu.

Prof. Dr. Yusuf Yağcı’ya ödülü Blankenberge şehrinde düzenlenen Belçika Polimer Kongresi sırasında takdim edildi. Prof. Dr. Yağcı ödülünü, Derneğin Başkanı Agfa Araştırma Müdürü Dr. Dr Johan Loccufier ve derneğin ilk başkanlığını üstlenen Prof. Eric Goethals’ın elinden aldı.

“Ödül almak bir sonuçtur”
Açıklamada konuyla ilgili görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Yusuf Yağcı, ödülle ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:

“Bu ödül, Belçika Polimer Derneği tarafından iki yılda bir polimer bilimine uluslararası düzeyde önemli araştırmalar yapan ve Belçikalı polimer bilimcilerle iş birliği yapan bilim insanlarına veriliyor. Bugüne kadar sadece 9 bilim insanına verilen ödüle değer görülmekten dolayı son derece mutluyum. Ödül almak bir sonuçtur. Ödüle değer görülmek, başarılı işler yapabildiğimizin bir göstergesidir. Ödül, çok daha önemli işlerin ortaya çıkmasında teşvik edicidir. Polimer bilimine ve daha büyük ödüller alabilecek gençlerin yetişmesine katkıda bulunmaya devam edeceğim.”

Dünyada sadece 10 bilim insanı bu ödüle değer görüldü

Belçika Polimer Derneği tarafından verilen ödüle, bugüne kadar dünyanın çeşitli ülkelerinden 10 bilim insanı değer görüldü. ABD’den Prof. Craig Hawker, James L. Hedrick, Hollanda’dan Prof. Bert Meijer, Almanya’dan Prof. Christopher Barner Kowollik, Prof. Ullrich Schubert, Prof. Dr. Klaus Müllen ile Prof. Dr. Manfred Stamm, Polonya’dan Prof. Dr. Stanislaw Penczek, Japonya’dan Prof. Dr. Minura Matsuda ve Türkiye’den Prof. Dr. Yusuf Yağcı ödül alan isimler olarak tarihe isimlerini yazdırdı.

Kaynak : A.A

Pamukkale Üniversitesi Kimya Bölümü Tarafından, Renk Değiştirebilen İletken Polimer Geliştirildi

Pamukkale Üniversitesi Kimya Bölümü Tarafından Renk Değiştirebilen İletken Polimer Geliştirildi. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Ak tarafından geliştirilen, uygulanan elektrik potansiyeline bağlı olarak renk değiştirebilme özelliğiyle ‘Bukalemun Malzemeler’ olarak da adlandırılan geleceğin teknolojisi olan ‘İletken Polimer (Plastik)’, katlanabilir ekranlardan, yapay kaslara, süperkapasitörlerden biyomedikal uygulamalara kadar çok sayıda teknolojik uygulamalarda kullanılabilecek.

21. yüzyılın en önemli buluşlarından biri olan ‘iletken plastik malzemeler’ sayesinde artık Silisyum tabanlı elektronikler yerini organik elektroniklere bıraktığını belirten Prof. Dr. Metin Ak, İleri Polimerik Malzemeler Araştırma Laboratuvarı’nda (İPAL) özel amaçlar için tasarlanan iletken plastiklerin potansiyel uygulama alanları olan sensörler, çevre ve insan sağlığı ile askeri alanlarda uygulamalarına yönelik kullanımları incelenmekte olduğunu ifade etti.

İleri Polimerik Malzemeler Araştırma Laboratuvarı’nda, TÜBİTAK ve Pamukkale Üniversitesi’nin desteği ile elektriksel akım ile renk değiştirebilen polimerler elde eden Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Ak ve ekibi, bu elektrokromik polimerler ile şeffaf halden birkaç renk elde edilmesinin yanında, aynı malzemeden uygulanan potansiyele göre onlarca renge sahip olabilen polimerler sentezledi. Değişik renklerin bu polimerler aracılığı ile elde edilebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Ak, bu iletken polimerlerin cam üzerine kaplanarak birbirinden farklı alanlarda uygulanabilir olduğunu belirtti. Geliştirdiği teknolojiyi örnek vererek açıklayan Prof. Dr. AK, iletken polimer (plastik) malzemeyle hazırlanan akıllı camlar ile evlerimizin, ofislerimizin pencerelerini istendiğinde veya güneş ışığının şiddetine göre farklı renklerde ve tonlarda ayarlanabildiğini, arabaların camı da bu teknoloji ile renk değiştirebildiğini söyledi.

Kişinin Moduna Uyum Sağlayan Bukalemun Gözlük ve Kıyafetler

Tüm bunlara ek olarak Prof. Dr. Metin AK, geliştirdiği iletken plastik malzeme (bukalemun malzeme) kullanılan camlar ile tasarlanacak gözlüklerde gözlük çerçevesi içerisine gizlenen ufak bir pil vasıtasıyla; ruh halimize, kıyafetimize ya da gün ışığına göre farklı renklerde kullanabileceğini ifade etti. Bu teknolojinin tekstil alanında kullanıldığında ise günlük hayatta renk değiştiren kıyafetlerin tasarlanabileceğini söyleyen Prof. Dr. Metin Ak, geliştirilen bukalemun malzemenin askeri kıyafetlerde kullanıldığında ortama göre renk değişiminin sağlanması ile çok daha kolay kamuflaj olunabileceğini belirtti.

İnsan ve Çevre Sağlığına Zararlı Maddeleri Saptayan ‘Bukalemun Malzemeler’

İletken Polimer (Plastik) Malzemenin uygulanabildiği diğer bir alanın ise sensörler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Ak, İletken Polimer Malzeme’nin sensör sistemlerinde algılayıcı eleman olarak kullanılabildiğini belirtti. Sistemi açıklayan Prof. Dr. Metin Ak, ‘Sensör sistemleri algılanması istenen hedef moleküllerle etkileşebilen ve bunun sonucunda kütle artışı, elektriksel direnç değişimi veya renk değişimi gibi çeşitli fiziksel ve kimyasal tepkiler sağlayabilen algılayıcı elemanlara ihtiyaç duymaktadır. İletken polimerlerin yapı taşları göz önüne alındığında ise çevre ve insan sağlığına önemli etkileri olan, bazı hastalıkların habercisi bio-markerlar olan uçucu organik kimyasallarla yapısal olarak büyük benzerlik gösterirler. Bu nedenle iletken polimerler, bu kimyasallarla etkileşebilmektedir. Bu durum iletken polimerlerin; düşük maliyet, küçük boyut ve yüksek güvenilirlikle sensör üretimine imkân veren Mikro-Elektro-Mekanik-Sistemler (MEMS) olarak adlandırılan teknoloji ile birleştirilerek hem iletken polimer hem de MEMS teknolojisinin üstün özelliklerini içeren yeni sensör uygulamaları için büyük bir fırsat yaratabilecektir. Bu konuyla ilgili olarak da Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Serdar Tez ile ortak verdiğimiz bir proje TÜBİTAK tarafından desteklenmektedir. Bu projenin çıktılarının uzun vadede patlayıcı, narkotik veya endüstriyel uçucu moleküllerin rahatlıkla saptanması ve şeker hastalığı, akciğer kanseri gibi bazı hastalıkların erken teşhisinde kullanılabileceği düşünülmektedir’ şeklinde konuştu.

Sensör sistemleri elektriksel ve mekanik bileşenleri olan kompleks sistemler olabildiği gibi aynı zamanda sadece renk değiştirme özelliğine sahip basit kağıt şeritler olarak da algılama amaçlı olarak kullanılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Metin Ak, bu tip uygulamalar özellikle, çevre ve insan sağlığı açısından metal kirliliğinin sahada hızlı ve etkin şekilde saptanması için önemli olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Metin Ak, ‘Bu amaçla ön işlem ya da cihaza gerek kalmaksızın iletken polimerlerin renk değiştirme özelliği sayesinde hazırlanacak basit şeritleri numune içerisine daldırarak hızlı ve güvenilir bir şekilde ağır metal konsantrasyonları ölçülebilmektedir’ dedi.

İletken Polimer Malzeme ile Elektronik Aletler Hızlı Şarj Edilebilecek

Son olarak da günümüzün en önemli sorunlarından birisi enerji sorununa değinen Prof. Dr. Metin Ak, bu soruna çözüm olarak iletken polimerler kullanılarak süperkapasitör yapmayı hedeflediklerini söyledi. Süperkapasitörler sayesinde cep telefonları saniyeler içinde şarj edilip saatlerce kullanılabileceğini belirtti.

Pamukkale Üniversitesi çatısı altında, başta Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Bağ olmak üzere, PAÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi (BAP) ve TÜBİTAK gibi diğer araştırma kurumlarından da aldıkları destekle Türkiye ortalamasının çok üzerinde akademik çalışmalar gerçekleştirdiklerini vurgulayan Prof. Dr. Metin Ak, ‘Elde ettiğimiz bilgi ve tecrübeyi artık endüstriyel olarak son ürüne dönüştürmeye yönelik çalışmalarla ülke ekonomisine katkı sağlamayı hedeflemekteyiz’ şeklinde konuşmasını tamamladı.

Kaynak : Pamukkale Üniversitesi

XVII. Kromatografi Kongresi Başladı

XVII. Kromatografi Kongresi Başladı. Hitit Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen XVII. Kromatografi Kongresi (Kromatografi-17) Meslek Yüksekokulumuzda başladı.

Gerçekleştirilen açılış törenine Rektör Prof. Dr. Reha Metin Alkan, Fen Edebiyat Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Emre Güler, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Menderes Suiçmez, Kimya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Gökmeşe, Kongre Başkanları Prof. Dr. Adil Denizli ve Doç. Dr. Dursun Ali Köse ile öğretim elemanları ve çok sayıda konuk akademisyen katıldı.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan Fen Edebiyat Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Emre Güler, Fen Bilimleri alanında bir etkinliğin ev sahipliğimizde yapılıyor olmasından dolayı duydukları memnuniyeti dile getirerek 17. Kromatografi Kongresini düzenlemenin gurur verici olduğunu belirtti. Etkinliğin düzenlenmesinde başta Rektörümüz Prof. Dr. Reha Metin Alkan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür eden Prof. Dr. Güler, “İnşallah bilim tadında keyifli oturumlar olur, katılımlarınız için teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı.

Kimya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Gökmeşe yaptığı konuşmada; Üniversitemiz Kimya bölümü hakkında ve yapılan çalışmalarla ilgili bilgiler vererek bölümün yüksek lisans ve doktora programları kapsamında yoğun bir şekilde çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti. Bölüm olarak bu ve benzeri etkinlikleri düzenlemeye devam edeceklerini söyleyen Prof. Dr. Gökmeşe, etkinliğin düzenlenmesinde katkısı bulunanlara teşekkür ederek “Kongrenin hatasız, güzel bir şekilde sonuçlanmasını temenni ediyorum” dedi.

Kongre Başkanı Doç. Dr. Dursun Ali Köse ise bundan sonra daha aktif bir şekilde yeni kongreler düzenlemeye çalışacaklarını ifade ederek etkinliğin düzenlenmesinde başta Rektörümüz Prof. Dr. Reha Metin Alkan olmak üzere emeği geçen herkese ve sponsorlara teşekkür etti.

Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Reha Metin Alkan da “2023, 2053 ve 2071 vizyonları kapsamında bizlere konulan bazı hedefler var. Bunların en başında geleni 30.000 dolarlık Gayrisafi Milli Hasıla’ya (GSMH) ulaşmak, dünyanın ilk 10 ekonomisi içine girmek ve buna bağlı olarak da refah seviyemizin artması. Teknolojiyi sadece kullanan değil teknolojiyi üreten de olmak zorundayız. Yakın zamanda gördüğümüz FETÖ hainlerinin darbe girişimi bizlere gösterdi ki bizim uçağımız yokmuş. F-16’larımız varmış ama yazılım başta olmak üzere pek çok şeyi bize ait değil, içerisindeki pilot yerli ve milli olmayan hain birisi olduğu için F-16’larımızın olmadığını gördük” diyerek sözlerine başladı.

Teknolojideki gelişmelere ve günümüzdeki önemine ilişkin örnekler veren Rektörümüz Prof. Dr. Alkan, “Bugün hemen hemen herkesin cep telefonunda bulunan Whatsapp uygulamasının marka değeri 30 milyar dolar civarında. Google, yaptığı çalışmalarla şuan dünyanın ilk 3 firmalarından bir tanesi. 2006’lı yıllarda cep telefonlarının en önemli özelliği hafif, küçük ve şarjının uzun gitmesiydi. Şuan ise daha büyük, fiyatı yaklaşık 10 katı olan ve tonu 10 milyon dolar civarındaki bir cihazı hepimizin hayatına girdi” diyerek teknolojinin ülkelerin gelişmesinde ve büyümesinde büyük bir rol oynadığını vurguladı.

Prof. Dr. Alkan konuşmasına şu şekilde devam etti: “Bizim ihracattaki kilo başına gelirimiz yaklaşık ortalama fiyatı 1.6 ile 1.8 dolarlar civarında. Eğer 500 milyar dolarlık bir hedefe ulaşmak istiyorsak kilo başına gelirimizin 2.5-3.0 dolara çıkması gerekiyor. Bu da sadece ve sadece yüksek teknolojiye, Ar-Ge’ye dayalı ürünlerin üretilmesiyle olacak. Endüstri 4.0’ın en önemli bileşenleri teknoloji, Ar-Ge ve internet. Tüm bu çalışmaların temelinde de Temel Bilimler var. Temel Bilimler hayatımızın her anında var. Temel Bilimler olmadan bilim olmaz, bilim olmadan da hayatın gelişmesi mümkün değildir.”

Bu ve benzeri etkinliklerin düzenlenmesine büyük önem verdiklerini ve Üniversitemizin kapılarının herkese açık olduğunu ifade eden Rektörümüz Prof. Dr. Alkan, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederek kongrenin başarılı bir şekilde tamamlanmasını temenni etti.

Yapılan konuşmaların ardından Kromatografi Kongrelerinin başlatıcısı, Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adil Denizli tarafından “Kromatografinin Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı sunum gerçekleştirildi.

Biyokimya ve Biyofizik Alanlarında Prof. Dr. Aziz Sancar Onuruna Fulbright Türkiye Özel Bursu Sizi Bekliyor

Biyokimya ve Biyofizik Alanlarında Prof. Dr. Aziz Sancar Onuruna Fulbright Türkiye Özel Bursu Sizi Bekliyor. Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu, 2015 Nobel Kimya ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar’ın onuruna özel olarak düzenlenmiş bir doktora burs programı sunmaktadır. Fulbright Öğrenci Programı’nın bir parçası olan burs, 2018-2019 akademik yılına yönelik olup Prof. Dr. Aziz Sancar’ın akademik danışmanlığında doktora eğitimi almak isteyen kişilere verilecektir. Bursiyerler, North Carolina Üniversitesi’nin Chapel Hill Kampüsü’nde doktora eğitimlerini tamamlayacak ve Üniversite’nin Kimya Bölümü’ne kayıtlı olacaklardır.

Bursun süresi en fazla iki akademik yıldır ve North Carolina Üniversitesi’nin akademik takvimine ve programa bağlı olarak belirlenir. Doktora programının ikinci yılı için bursun devam etmesi, birinci yılın sonundaki akademik başarıya bağlıdır. Burs, doktora programının ilk iki yılını kapsadığından, geri kalan yıllar için bursiyerlerin gerekli maddi desteği kendilerinin (aile, üniversite, asistanlık, vb.) sağlaması gerekmektedir.

Burs miktarı, bir akademik yıl için 50,000 ABD Doları’na kadar olan masrafları kapsamaktadır. North Carolina Üniversitesi’ndeki eğitim ücreti ve masrafları (1,000 ABD Doları kitap masrafı ve 350 ABD Doları yerleşme masrafı bu tutara dahil), aylık yaşam masrafları (Chapel Hill Kampüsü için aylık 1,380 ABD Doları) ve sağlık sigortası burs miktarı limitleri içerisinde karşılanmaktadır. Ek olarak, bursiyerlere gidiş-dönüş uçak bileti satın alınmaktadır.

Profesör Aziz Sancar Doktora Bursu’na başvuruda bulunmayı düşünen adayların, Fulbright Doktora Bursu’nun başvuru şartlarını karşılaması ve tüm başvuru gerekliliklerini yerine getirmesi gerekmektedir.

Fulbright Doktora Bursu başvuru koşullarına ek olarak, Profesör Aziz Sancar Doktora Bursu’na başvurmak isteyen adayların aşağıdaki belgeleri de başvurularında sunmaları gerekmektedir:

Profesör Aziz Sancar Doktora Bursu Dilekçesi (10 Nisan 2017 son başvuru tarihi öncesinde dilekçenizi trprog@fulbright.org.tr adresine mail atınız ve orijinal ıslak imzalı kopyasını Başvuru Paketi’ne ekleyiniz)

Profesör Aziz Sancar Doktora Bursu’na özel Niyet Mektubu (Embark başvuru formuna yüklenen kompozisyonlara ek olarak yazılmalı ve formun 13. sayfasındaki “Additional Upload Page” kısmına yüklenmelidir)

Fulbright Doktora Bursu’na başvuru için adayların TOEFL iBT skorunun en az 75 ya da Akademik IELTS skorunun en az 6 olması gerekmektedir. Ancak, North Carolina Üniversitesi’nin kabul kriterlerinin TOEFL iBT için en az 90 ve IELTS için en az 7 olduğu dikkate alınmalıdır.

Adaylar, aynı anda hem Fulbright Doktora Bursu’na hem de Profesör Aziz Sancar Doktora Bursu’na başvurabileceklerdir. Bunun için tek bir online (Embark) başvuru formu doldurulması ve tek bir Başvuru Paketi hazırlanması yeterlidir. Profesör Aziz Sancar Doktora Bursu’na başvurunuzun dikkate alınması için başvuru paketinize ekleyeceğiniz Profesör Aziz Sancar Doktora Bursu Dilekçesi’ne bakılacaktır.

Adaylar, bursa başvuru koşulları ve başvuru belgeleri hakkında daha detaylı bilgi için Komisyonun Eğitim Danışmanlığı Birimi ile advising@fulbright.org.tr ya da fulb-ist@fulbright.org.tr e-posta adresleri üzerinden iletişime geçebilirler.

Kaynak : AB.İLAN

Yerli “Elektrokimyasal Biyosensör” (MiSens) Cihazı, Kanser İlaçlarının DNA Üzerindeki Etkilerini Anında Ölçecek

Yerli “Elektrokimyasal Biyosensör” (MiSens) Cihazı, Kanser İlaçlarının DNA Üzerindeki Etkilerini Anında Ölçecek. TÜBİTAK BİLGEM ve GTÜ’nün iş birliği ile üretilen ve taşıdığı özellikler bakımından dünyada ilk olan “biyosensör”, başta kanser ilaçlarının DNA üzerindeki etkileri olmak üzere birçok tıbbi analizde kullanılıyor.

TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM) ve Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) Temel Bilimler Fakültesi Kimya Bölümünün iş birliği ile üretilen “elektrokimyasal biyosensör” (MiSens) cihazı, kanser ilaçlarının DNA üzerindeki etkilerini anında ölçüyor.

GTÜ Temel Bilimler Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Gönül Yenilmez Çiftçi, cihazın 2012 yılından itibaren geliştirilmeye başlandığını ve konuyla ilgili projelerin hız kazandığını belirtti.

Çiftçi, cihazda kullanılan biyoçipler için TÜBİTAK BİLGEM tarafından uluslararası patent başvurusu yapıldığına işaret ederek, şunları söyledi:

“Bir ilacın bulunma süreci 20 yıl olduğu düşünülürse bu çok hızlı, etkili, çok daha ileri düzeye götüren başlangıç seviyemizi birkaç yıl öne atan bir cihaz. Kanser hastaları için geliştirilen ilaçların ön tarama testlerini yapmada çok hızlı ve etkili. Şu anda birçok kanser ilacının pek çok yan etkileri var. Dolayısıyla yan etkisi daha az olan ilaçları geliştirebilmek için ilaç geliştirmede öncü olacak bu cihaz. Bilim dünyasında bu amaç için yılda binlerce bileşik sentezlenmekte. Bu bileşiklerin biyolojik aktivite tayinlerinin yapılması oldukça maliyetli ve zaman alıcıdır. Bu bağlamda, burada önemli olan, ilaç adayı yeni moleküllerin hazırlanması devam ederken bir taraftan da bu yeni sentezlenen bileşiklerin etkilerinin hızlı bir şekilde ön tarama testleri ile tespit edilmesidir. Kanser ilaçları araştırmaları adeta yarış halindedir. Biyolojik aktivite testleri fazla zaman ve maliyet gerektiren çalışmalar olmasından dolayı, bu süreci kısaltacak ve maliyeti azaltacak çalışmalar önem kazanmıştır.”

Türk Mühendislerden Dünyada Bir İlk Elektrokimyasal Biyosensör (MiSens) Cihazını Ürettik“VERİ BANKASI OLUŞTURACAĞIZ”

Çiftçi, cihaz üzerinde testlere devam ettiklerini aktararak, bilim insanının yaptığı çalışmaların duyurulmasındaki en etkili aracın literatür olduğunu, yaptıklarını literatürlere vererek dünyadaki diğer araştırmacıların bundan haberdar olmasını sağladıklarını belirtti.

Bu alanda yaptıkları 2 çalışmanın çok etkili bir dergide yayımlandığını dile getiren Çiftçi, şunları kaydetti:

“Üçüncü çalışmamızı makale haline getiriyoruz. Buradaki amacımız sadece bizim kendi laboratuvarımızda sentezlediğimiz 100-200 bileşiğe bakmak değil, GTÜ’deki bütün kimya laboratuvarlarında geliştirilen bileşikleri bu cihazda ön tarama testlerini uygulamaktır ve daha sonra Türkiye’de ve dünyadaki bütün bu alanda çalışma yapan insanların yapmış olduğu bileşikleri, bu cihazdan geçirerek, veri bankası oluşturmaktır. Her bir bilim insanının yaptığı verileri, veri bankasına koyacağız. Bu şekilde bir bilgi ağı oluşturacağız.”

“YÜZDE 100 YERLİ ÜRETİM”

GTÜ Temel Bilimler Fakültesi Kimya Bölümü araştırma görevlisi Dr. Zehra Ölçer ise cihazın geliştirilmesi sürecinde de yer aldığını, biyosensörün ilk etapta manuel çalıştığını belirtti.

Olumlu sonuçlar aldıktan sonra cihazın tamamen otomatik hale getirildiğini bildiren Ölçer, şunları söyledi:

“Literatüre baktığımızda bileşiklerin test edildiği elektrokimyasal biyosensör cihazları var fakat bunların özellikleri tamamen manuel olarak kullanılıyor olması. Tamamen otomatik hale getirilmiş bir elektrokimyasal biyosensör cihazı olarak henüz dünyada yoktu, ta ki bize kadar. Biz bu hedefi gerçekleştirmek için cihazı bütün hale getirdik. Cihazın bütün programlamaları TÜBİTAK tarafından gerçekleştirildi. Cihazımızın özelliği tamamen otomotize olması, içerisindeki mikro akışkan kanal bulunması, içindeki biyoçiplerin tamamen tasarımının yerli olması ve bunlar için uluslararası patent başvurusu yapılmış olmasıdır. Cihazımızın özelliği, mekanik ve elektroniğinden yazılımına kadar tamamen yüzde 100 yerli üretim olması.”

Kaynak : NTV

Tıpta Çığır Açacak Nanomotorlar Türkiye’de İlk Defa SDÜ’de Üretildi

Tıpta Çığır Açacak Nanomotorlar Türkiye’de İlk Defa SDÜ’de Üretildi. Süleyman Demirel Üniversitesi öğretim üyeleri sağlık alanında çığır açacak bir çalışmayla Türkiye’de bir ilke imza attı. Multidisipliner çalışma gurubunca kanser biyobelirteci olarak kullanılan miRNA’larin tayinine yönelik nanomotorlar sentezlendi.

SDÜ öğretim üyeleri sağlık alanında çığır açacak bir çalışmaya imza atarak, TÜBİTAK Projesi kapsamında nanomotor üretmeyi başardı. Enerjiyi hareket ve kuvvete çeviren nano ölçekteki bir saç telinin çapından 200 kez daha küçük cihazlar olarak tanımlanan nanomotorlar sayesinde kalıtsal hastalıkların teşhis ve tedavisi mümkün olabilecek.
Meme kanserinin ön tanısında kullanılacak nanomotorları, manyetik veya ultrason dalgalarla kontrol etmek, yönlendirmek, nanomotorlara istenilen ilaç, teşhis ve tedavi moleküllerini de yüklemek ve bunları istenilen organa yönlendirmek mümkün olabilecek.

BİYOMEDİKAL KULLANIM AMAÇLANIYOR
Çalışma grubu içinde yer alan Ordu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü öğretim Üyesi Proje Araştırmacısı Doç. Dr. Filiz Kurulay, “Ekip, TÜBİTAK destekli biyosensör amaçlı nanomotor projesi için burada toplandı. Projeyle nanomotorların fabrikasyonu ve ardında biyomedikal uygulamaları amaçlanıyor. Nanomotor, enerjiyi hareket çeviren cihazlar. Biyotıpta, çevre analizlerinde, tarım sektöründe uygulamaları var. 2004 yılında ilk kez literatüre kazandırıldı. Bunlar güncel çalışmalar. Dünyada farklı gruplarca yürütülmekle birlikte bu tür çalışmaların sayısı çok az” dedi. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Öksüz ise, “Nanomotorları farklı şekilde hareket ettirmek mümkün. Kimyasal reaksiyonları harekete dönüştürebiliriz. Yönlendirmeler yaptırabiliriz. Ses dalgaları göndererek istediğimiz şekilde hareket ettirebiliriz. Vücutta kullanacağımız uygulamalar için de kullanılacak malzemenin uygun olması gerekir” açıklamasında bulundu.

KANSERİN TEŞHİS VE TEDAVİSİNDE KULLANILABİLECEK
SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lütfi Öksüz da nanomotorları üreten cihazların da yerli üretimle gerçekleştirildiğini belirterek, “Nanomotorlar bir saç telinin 200’de biri çapında oyuk olan sistemler ve biz bunları burada üretebiliyoruz. Bizim ülkemizde de bu tür çalışmada ilk olduğumuzu düşünüyoruz. Kullanım alanı oldukça fazla. Gelecek adına nanoteknoloji üzerinde çalışılması yatırım yapılması gereken bir alan. İnsan vücudunda bu motorları biz dışarıdan kontrol edebiliyoruz. Manyetiksel, ultrasonik dalgalar olarak bunları insan vücudunda istediğimiz yere yönlendirecek şekilde üretebiliyoruz. Bunlar hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılabilecek motorlar. Çok küçük oldukları için istediğiniz yere yönlendirebilirsiniz. Vücuttaki kalıtsal problemleri teşhis edebilir ilaç yükleyerek tedavi yapabilirsiniz. Bizim konularımızdan biri meme kanserinin teşhisinde bu yöntemi kullanmak. Yine ilaç yüklemesiyle tedavide de kullanılabilir” diye konuştu.

Tıpta Çığır Açacak Nanomotorlar Türkiye’de İlk Defa SDÜ’de Üretildi

Kaynak : SDÜ & Milliyet