IV. İstanbul Karbon Zirvesi 26 Nisan’da Yapılacak ve Karbon Cimrileri Ödüllendirilecek

IV. İstanbul Karbon Zirvesi 26 Nisan’da Yapılacak ve Karbon Cimrileri Ödüllendirilecek. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) tarafından İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ev sahipliğinde, Uluslararası Emisyon Ticareti Derneği (IETA) desteğinde 26 Nisan 2017 tarihinde düzenlenecek olan IV. İstanbul Karbon Zirvesi’nde resmi erk, yerel yönetimler, akademi, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları ve gençler bir araya gelerek, karbon yönetimi, karbon finansmanı ve Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele yolu tüm yönleri ile incelenecek.

Zirvede Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansları, Paris’in (COP21) ve Marakeş’in (COP22) ardından yaşananlar ve Kasım 2017’de gerçekleştirilecek olan Bonn(COP23) Konferansına giden yol masaya yatırılarak “Sera Gazı Emisyonları Azaltımı için T.C. Niyet Edilen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkısı” konusunda sanayinin konumu irdelenecek. “Karbon Yönetimi ve Endüstri” oturumunda farklı sektörlerdeki lider firmalarımızın tepe yöneticileri sürdürülebilirlik yönetimlerini, düşük karbon ekonomisi stratejilerini anlatacak.

Karbon azaltımı proje ve uygulama başarıları için karbon cimrisi kişi ve kuruluşlara verilen “Düşük Karbon Kahramanı Ödülü” zirvede takdim edilecek.

İTÜ Öğretim Üyesi ve SÜT-D Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu; “SÜT-D Düşük Karbon Kahramanları Ödülü ile sürdürülebilirlik yönetimi üst başlığı ile karbon yönetiminin yaygın bilinirliği için uğraş veriyoruz, sivil toplum gücümüzü ortaya koyuyoruz. Bu yıl üçüncü ödüllerimizi takdim edeceğiz. Başta enerji ve enerjiyi yoğun kullanan firmalarımızın, kimya sektörünün karbon yönetimi mühim. Sera gazı salımlarını, karbonunu yönetmek her bir üreticinin sorumluluğunda. Kimya sektörü ürünleri ve girdi sağladığı sektörlerin ürünlerine yaptığı etki ile karbon ayak izi yapar. Kimya sektörünün karbon cimrilerini arıyoruz. İstanbul Karbon Zirvemize sektörümüzün ilgisi yüksek. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) ve POLİSAN zirvemizde ilk günden bu yana yol arkadaşımız. Başta Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD) olmak üzere PAGDER, PAGEV, TÇMB, İZODER ve İMSAD bizleri destekleyen sivil toplum kuruluşları. Bu yıl Organik Kimya CEO’su Stefano Kaslowski Karbon Yönetimi ve Endüstri oturumumuzda şirketinin karbon yönetimini delegelerimizle paylaşacak.” dedi.

Detaylı Bilgi İçin : http://www.istanbulcarbonsummit.org/tr/

Trump Başkan Oldu Kıyamet Saati İleri Alındı

Trump Başkan Oldu Kıyamet Saati İleri Alındı. Dünyanın sonunun ne kadar yakın olduğunu belirtmek için sembolik olarak belirli gelişmelerden sonra güncellenen “Kıyamet Saati”, Trump’ın başkanlığı sonrası bir kez daha güncellendi.
“Kıyamet Saati” 30 saniye ileri alındı ve artık kıyameti sembolize eden gece yarısına sadece 2 dakika 30 saniye kaldı.
Organizasyona başkanlık yapan Lawrence Krauss ve David Titley, bu değişikliğin Trump’ın iklim değişiklikleri politikasına ve nükleer silahlara bakış açısı nedeniyle yapıldığını söyledi.

Daha önce “Kıyamet Saati“nin sadece bir kişi nedeniyle bu kadar ileri alınmadığına dikkat çeken araştırmacılar, söz konusu ABD Başkanı olunca ve Trump’ın politikaları göz önüne alındığında bu değişimin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.

Saatin ileri alınmasının tek sebebi Trump gibi görülse de, Kuzey Kore, Hindistan, Pakistan, Çin ve Rusya’nın sahip olduğu nükleer silahların da bu güncellemede etkili olduğunu düşünülüyor.

Özellikle ABD ve Rusya’nın atomik silahlarını modernize etmeye çalışıyorlar, ayrıca Suriye ve Ukrayna gibi savaşa maruz kalmış ülkelerde nükleer dalgalanmalar baş gösteriyor.

Trump, Güney Kore ve Japonya’nın nükleer denemeler yürüten Kuzey Kore ile rekabet edebilmesi için nükleer silahlar edinebileceğini öne sürdü. Trump, İran’la çok taraflı bir nükleer müzakerenin geleceği konusunda şüphe uyandırdı.

Ayrıca Trump yönetimini küresel ısınmanın olmadığı ve iklim değişikliğini önlemeye çalışmayacaklarını belirtmesi saatin ileri alınmasında etken oldu.

1953’TEN SONRA İLK KEZ BU KADAR YAKIN

Bu güncellemeyle birlikte evren, “Kıyamet”e 1953 yılından bu yana ilk kez bu kadar yaklaştı. 1953’te ABD ve Rusya hidrojen bombası test etmiş ve saat gece yarısına “2 dakika kala” olarak güncellenmişti.

“KIYAMET SAATİ” NEDİR?

Dünya’nın sonunu getirecek yıkımların ne kadar yakın olduğunu gösteren Kıyamet Saati, ilk kez 1947 yılında ayarlandı, toplam 22 kez değiştirildi. Sadece olumsuzluklara göre ileri alınmayan saat olumlu gelişmelerde geri de alınıyor. Örnek vermek gerekirse, 1990’da Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte gece yarısından 17 dakika öncesini göstermeye başladı ve bu “Kıyamet”ten en uzak yıl olarak kayıtlara geçti.

Kaynak : Reuters & NTV

Yenilenebilir Teknolojiler Üzerine Çalışan Şirketler Trump’lı Dönemde Ne Olacağını Düşünüyor

Yenilenebilir Teknolojiler Üzerine Çalışan Şirketler Trump’lı Dönemde Ne Olacağını Düşünüyor. Yenilenebilir kimyasallar, yakıtlar ve enerji üreten ABD’li şirketler (kısaca Cleantech İndustry), Trump yönetimi altında politika değişiklikleri yapmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı seçilen Trump, iklim değişikliği konusunda şüpheci olsa da ( zira başkanlık seçimi dönemlerinde Trump’ın danışmanları iklim değişikliğinin çok şişirildiğini böyle birşey olmadığını belirtiyordu ), ticaret grupları, iş yaratmak ve enerji güvenliğini artırmak için temiz teknoloji, Ar-Ge ve imalatına yapılacak yatırımları destekleyeceğine inandıklarını söylüyor.

Birçok biyobazlı kimyasal üreticiyi temsil eden bir ticaret grubu olan Biyoteknoloji Yenilik Organizasyonu (BIO) sözcüsü Paul Winters, “iklim değişikliği konusunda çalışmaları azaltsanız dahi, ABD merkezli olarak enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji üretimi konuları için güçlü bir destek var ve Bilim için yenilik ve destek hala popülerdir” diyor.

Kredi oranları olsa bile, BIO ve Güneş Enerjisi Endüstrileri Birliği’ne göre kurumlar vergisi oranındaki değişiklikler etkinliklerini etkileyebilir. Danışmanlık firması Future Fuel Strategies’den Tammy Klein’e göre, sürdürülebilir ulaşım için çalışmalar hızla ilerliyor. “Trump biyoyakıtları destekliyor ve Renewable Fuels Standard (RFS) programının genelde bozulmadan kalmasını bekliyorum” diyor.

RFS, rafinerilerin şekerler, yağlar ve biyokütle ile üretilen biyoyakıtları benzinli ve dizel yakıta harmanlamasını şart koşuyor.

Ancak, Cumhuriyetçiler EPA’nın CO2 emisyonlarını düzenleyen yaptırımlarından kurtulursa, otomatik yakıt ekonomisi kuralları gevşetilebilir. Klein, yeni elektrikli araç teknolojisine yapılan yatırımın zararına dikkat çekiyor.

Kaynak : ACS

İklim Değişikliği Zirvesinden Tarihi Anlaşma “Hidroflorokarbon” (HFC) Kullanımı Sınırlandırılıyor

İklim Değişikliği Zirvesinden Tarihi Anlaşma “Hidroflorokarbon” (HFC) Kullanımı Sınırlandırılıyor. Ruanda’da yapılan iklim değişikliği zirvesinde tarihi bir anlaşmaya varıldı. Karbondioksitten daha tehlikeli ve atmosferi ısıtmada en hızlı büyüyen sera gazı olan hidroflorokarbon (HFC) kullanımının ve üretiminin sınırlandırılması konusunda anlaşıldı.

Böylelikle potansiyel küresel ısınmayı 0.4˚C üzerinde önlemeye yardımcı olunabilecek.

Genel kurul toplantısında ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ” Küresel ısınmayı sınırlandırmak, gelecek nesiller için gezegeni koruyabilecek en önemli adım” dedi.

Ekonomik büyümede hızla ilerleyen Hindistan, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkerinde bu anlaşmalara ortak olması için çalışılıyor. Bu anlaşma gelecek ay Fas’ın Marakeş kentinde düzenlenecek COP 22 iklim zirvesi öncesi önemli bir adım olarak görülüyor. Başkent Kigali’de 150’den fazla ülkeden heyetin katıldığı iklim zirvesinde yapılan anlaşmaya göre gelişmiş ülkelerin hidroflorokarbon gazı kullanımını 2019 yılına kadar yüzde 10 ve 2036’ya kadar yüzde 85 azaltması gerekiyor.

Buzdolabı, klima ve yalıtım köpüklerinde kullanılan kimyasal soğutma gazı hidroflorokarbon, karbondioksitten 12 bin kat daha ısı yakalama özelliğine sahip. HFC 2100 yılında küresel ortalama yüzey sıcaklığını 0.3-0.5˚C artırabilir. Anlaşma neticesinde kısıtlanacak HFC’ler ile eşdeğer olarak önümüzdeki 35 yıl içinde 70-80 milyon ton CO2 önlenmiş olacak. Bu yaklaşık 500 milyon otomobil den çıkan gaz emisyonlarına eşit.

Kaynak : chemistryworld

İnsanlık 4 Sınırı Aştı, Geriye 5 Sınır Kaldı

İnsanlık 4 Sınırı Aştı, Geriye 5 Sınır Kaldı. İsveçli bilim insanı Johan Rockström, insanlığın Dünya’da uygun yaşamın sürmesi için 4 sınır aştığını, geride 5 sınır kaldığını ileri sürdü.

Rockström, Science Dergisi‘nde yayınlanan makalesinde “Gezegenimiz en iyi dostumuz. Dostane olmayan eylemlerimize direnmeye çalışıyor. Ama biz dostumuzu düşman haline getirebiliriz” dedi.

İNSANLIĞIN AŞTIĞI 4 SINIR
1- İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ: Sınır CO2 oranı 350 ppm idi. Şu an 400 ppm ve artıyor.

2- FOSFOR VE NİTROJEN: Yıllık kullanım fosfor için 11 tg, nitrojen için 62 tg olmalıydı. Yıllık fosfor miktarı 22 tg’ye, nitrojen miktarı ise 150 tg’ye çıktı.

3- TÜRLERİN YOK OLMASI: Türlerin yüzde 90’ını korumamız gerekiyordu. Biyolojik çeşitlilik yüzde 84 azaldı.

4- ORMANSIZLAŞTIRMA: Ormanların yüzde 75’ini korumalıydık. Yüzde 62’si korundu.

HENÜZ AŞILMAYAN SINIRLAR
5- MİKROSKOBİK ZEHİRLİ PARTİKÜLLER: Güney Asya’da tehlike çanları çalıyor.

6- OZON DELİĞİ: Yüzde 5’in altında kalmalıydı. Sınırdayız.

7- DENİZLERDE ASİT ORANI: Bazı bölgelerde mercanlar ve kabuklu hayvanlar yok olmaya başladı.

8- TATLI SU KULLANIMI: Yıllık kullanım sınırı 4000 km³. Halen 2600 km³ kullanıyoruz.

9- RADYOAKTİF ATIKLAR VE PLASTİKLER: Bazı gözlemciler durumun tehlike boyutuna ulaştığını ileri sürüyor ancak bilimsel veri yok.

dünyamız felekat

 

Kaynak : ensonhaber

Bilim insanları kentlerdeki ısınmaya karşı toprağın serinletici etkisine bel bağladı.

Bilim insanları kentlerdeki ısınmaya karşı toprağın serinletici etkisine bel bağladı. Hamburg’da bir araştırma, yeşil alanlarla beton alanlar arasındaki sıcaklık farkını ortaya koyuyor. Dünya’da kentleşmenin beraberinde getirdiği en önemli sorunlardan biri şüphesiz betonlaşma. Almanya’da bir günde 50 futbol sahası büyüklüğünde alan betonlanıyor, asfaltlanıyor, inşaya açılıyor. Özellikle kentlerde betonlaşmanın etkisi iklimde de kendini hissettiriyor. Şehir siluetinde yükselen binaların sayısı arttıkça hava da ısınıyor. Kent merkezindekiler sıcaktan bunalırken birkaç adım ötede yeşil alanda hafif bir esinti nefes aldırıyor.

Bilim insanları, kent merkeziyle şehir dışı arasındaki sıcaklık farkının üç dereceyi bulabildiğini ortaya koymuş. Bina duvarları ve asfalt gündüzleri sıcaklığı emip depoluyor, geceleri ise yeniden dışarı veriyor. Yeşil alanda ise yer beton ya da asfaltla kaplı değil. Toprak nemli. Toprak içindeki su buharlaşıp küçük parkın biraz daha serinlemesine neden oluyor. İşte bu bağlantı bilim insanlarını harekete geçirmiş ve “Toprak iklim değişikliğinin etkilerini ne derece azaltabilir” sorusunun yanıtını bulmaya yöneltmiş.

Toprağın serinletme etkisi

Araştırma ekibine başkanlık eden Hamburg Üniversitesi’nden Toprak Koruma ve Zemin Teknolojileri Profesörü Annette Eschenbach şunları söylüyor:

“Özellikle de kentlerde zaten geceleri aşırı ısınma sorunu var. Bu gündüz için de geçerli. İklim değişikliği nedeniyle bu daha da artacak, sıcaklık artarken yağış azalacak. Bizim açımızdan soru, bunun insanlara etkisiydi.”

Bu soruya yanıt aramak için araştırma projesini hayata geçiren Eschenbach toprağın etrafını soğutma özelliğini mercek altına alıp, bu konuda çeşitli zemin türlerini karşılaştırmış. Araştırma ekibi kentin çeşitli bölgelerine ölçüm cihazları yerleştirip, sıcaklık, rüzgar hızı ve havadaki nemi ölçmüş.

Yer altı su seviyesinin önemi

Eschenbach, doğrudan yer seviyesinin altında 5 santimetre derinlikten 1 metre 60 santim derinliğe kadar çeşitli derinliklere algılayıcılar yerleştirdiklerini belirtiyor ve ekliyor: “Bu algılayıcılar toprak sıcaklığını, su miktarını ve su tutma eğrisini ölçüyor. Su tutma özelliği, suyun ne kadarı gerçekten kullanılabilir sorusunun analizinde çok önemli.”

Eschenbach ölçüm değerlerinden elde ettikleri sonuçlar ışığında alanların birbirinden farklı yoğunlukta kuruduğunu gördüklerini ve bunun yer altı su seviyesine bağlı bir durum olduğunu vurguluyor.

“Parklar daha serin”

Nemli toprak aşağıdan, yer altı suyundan besleniyor. Yağışın az olduğu dönemlerde, yer altı su seviyesinin daha düşük olduğu toprağa göre daha yavaş kuruyor. Araştırmacılar ayrıca nemli toprağın kuru toprağa göre çevredeki havayı da ölçülebilir şekilde serinlettiğini bulmuş. Bir yıl boyunca yapılan ölçümler sonucunda parktaki havanın, hemen yandaki yoğun yerleşimli semte göre yarım dereceden daha serin olduğu ölçülmüş.

“Bu da kentteki parkların yerel iklim açısından büyük bir önem taşıdığı anlamına geliyor. Daha fazla park alanları oluşturmak her halükarda doğru olur. Ama bu, bizim projemiz öncesinde de biliniyordu. Ama bu proje sonrasında şunu ekleyebiliriz: Parkları nemli bölgelerde kurmak daha da akıllıca. Çünkü o zaman serinletme işlevi daha iyi sağlanıyor.”

toprak

 

Kaynak : haberler

Okyanuslar için tehlike çanları çalmaya başladı mı ?

Okyanuslar için tehlike çanları çalmaya başladı mı ? Bilim insanlarının geliştirdiği yeni bir teoriye göre karbondioksit salınımının üçte birinin denizler tarafından emilmesi küresel ısınmayı yavaşlatıyor. Bu fenomen, deniz canlıları içinse önemli bir tehdit oluşturuyor.Uzmanların küresel ısınmayla ilgili uyarılara her gün bir yenisi ekleniyor. Ancak son dönemde iklim değişikliği ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, dünyanın son yıllarda neden iklim modellerinin öngördüğü kadar ısınmadığı.

Bilim insanlarının öne sürdüğü bir teoriye göre bunun nedeni ısı fazlasının okyanusun derinliklerinde depolanması…
Uluslararası Okyanusların Durumu Programı’nın (IPSO) raporu dünya denizlerindeki sıcaklık artışına dikkat çekiyor. IPSO bilimsel direktörü ve Oxford Üniversitesi Zooloji Bölümü’nde görev yapan deniz biyoloğu Prof. Dr. Alex David Rogers “Okyanusların ısındığına dair kanıtlarımız var. Baltık Denizi gibi bazı noktalarda 1,3 santigrat dereceye kadar varan sıcaklık artışları söz konusu. Buna ek olarak derin suların da sıcaklığının arttığı, giderek ısındıkları yönünde artan bulgular elde ettik. Bunlar 700 metreden daha derin sular” şeklinde konuşuyor.

Raporun vurguladığı bir diğer nokta ise PH değerlerindeki değişim. Karbondioksit salınımının yaklaşık üçte birinin denizler tarafından emildiğini belirten Rogers, bunun bir yandan küresel ısınmayı yavaşlatırken, diğer yandansa okyanusların kimyasını değiştirdiğini vurguluyor. Zira suda çözünen karbondioksit, karbonik aside dönüşüyor; bu da okyanusların asit oranının artırıyor.
Son bulgulara göre deniz suları sanayileşmenin başlangıcından bu yana yüzde 26 oranında daha fazla asit içeriyor. Uzmanlar 2100 yılına kadar denizlerin yüzde 170 daha fazla asit içerebileceğini tahmin ediyor.

Tüm bu rakamlar ne anlama geliyor?

Deniz ve okyanusların kimyasında meydana gelen bu değişikliğin deniz canlıları için ne anlama geldiği, yaklaşık 20 yıldır farklı araştırmalarla tespit edilmeye çalışılıyor.
Bu konuda 2010 yılında ilk kez doğal ortamda deneyler yapılmaya başlandı. Araştırmanın başında bulunan Kiel merkezli Helmholtz Okyanus Araştırmaları Merkezi’nden Ulf Riebesell, denize indirilen dev kapsüllerle önümüzdeki yüzyıllarda oluşması beklenen asit oranlarının simülasyonunu yaptıklarını belirtiyor.
Araştırmanın sonuçları mercan, midye, salyangoz, deniz kestanesi, deniz yıldızı gibi sudaki kalsiyum iyonunu alarak kalkere yani kalsiyum karbonata dönüştüren organizmaların yanı sıra balıklar ve diğer organizmaların da tehlike altında olduğunu ortaya koyuyor.

Soğuk suyun karbondioksiti daha hızlı emmesi nedeniyle kutup bölgelerinin bu durumdan yoğun olarak etkilendiğini ifade eden Riebesell, Kuzey Buz Denizi’nde yapılan çalışmaların buradaki deniz suyunun önümüzdeki on yıllar içinde yüksek asit oranı nedeniyle aşındırıcı bir hale geleceğini gösterdiğini kaydediyor. Riebesell, “Bu, suyun asit oranının, kalker üreten canlıların kalkerden oluşan kabuk ve iskeletlerini eritecek kadar yükselmesi anlamına geliyor” diyor.
Deniz biyoloğu Prof. Dr. Alex David Rogers, Güney Kutup bölgesinde de sudaki asit oranındaki artışın fark edildiğini belirtiyor. Rogers, burada kalkerden oluşan dış kabukları dağılmaya başlayan minik deniz salyangozları bulduklarını kaydediyor. Deniz biyoloğu bu tür canlıların küçük deniz canlılarından balinalara kadar birçok hayvanın başlıca protein kaynağı olduğu ve bunların yok olmasının beslenme zincirine ağır etkileri olacağı konusunda uyarıyor.

‘Ekonomik ve sosyal etkileri olacak’
Uzmanlara göre okyanusların kimyasındaki değişimin bunun dışında ağır ekonomik ve sosyal etkileri de olacak. Helmholtz Okyanus Araştırmaları Merkezi’nden Ulf Riebesell “Mercan resifleri olmadan sahil idaresi olmayacağı gibi bölgedeki turizm de bugünkü gibi olmayacaktır. Mercan resifleri, aralarında ticari önem taşıyan balıkların da olduğu birçok balığın üreme merkezi olarak öneme sahip. Yani gelecekte sadece sistemden organizmalar silinmeyecek. Büyük ihtimalle tüm kalker üreten organizmalar ekosistemden silinecek” açıklamasını yapıyor.
Ancak kâbus bununla da bitmiyor. Deniz biyoloğu Rogers, denizlerdeki asit oranının artmasının zaman içinde karbondioksit emme potansiyelini de düşüreceğini kaydediyor. Rogers, “Bunun kesinlikle atmosferdeki karbondioksit düzeyine geri dönüşümü olacak. Bu da büyük ihtimalle karbondioksit seviyesinin yükselmesini hızlandıracak veya karbondioksit oranını artıracak. Ve bu çok ciddi bir konu çünkü hâlihazırda jeolojik açıdan muhtemelen benzeri görülmemiş bir artış yaşıyoruz. Başka bir deyişle şu anda karbondioksit oranlarında yaşanan artış, muhtemelen son 300 milyon yıldaki en yüksek seviyede” diyor.

okyanus

 

Kaynak : Deutsche Welle Türkçe