V. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi Sona Erdi

V. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi Sona Erdi. Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü tarafından düzenlenen V. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi sona erdi . Ülkemizin çeşitli üniversitelerinden çok sayıda anorganik kimya araştırmacısını ağırlayan kongrenin davetli konuşmacıları arasında Prof. Dr. Özer Bekaroğlu, Prof. Dr. Bekir Çetinkaya ve Prof. Dr. Mehmet Doğan gibi alanın uzman isimleri yer aldı.

22-25 Nisan tarihleri arasında Prof. Dr. Uğur Oral Konferans Salonu’nda organize edilen kongrenin açılışı 22 Nisan Çarşamba günü yapıldı. Açılışa Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Çamsarı, Kanuni Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Serindağ, rektör yardımcılarımız Prof. Dr. Hakan Arslan ve Prof. Dr. Ali Kaya, Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Temsilcisi Necmi Sadıkoğlu, Kimya Bölüm öğretim elemanları ve çok sayıda davetli katıldı.

Devlet Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’nün verdiği mini konserle başlayan kongrenin açılış konuşmaları Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Çamsarı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Nevzat Külcü tarafından yapıldı. Kocamaz, kendisinin de Kimya Mühendisi olduğunu ve hayatının büyük bölümünde kimyayla ilgilendiğini söyleyerek “Bu dünyanın varlığı da yokluğu da kimya bilimine bağlı. Kimyasız bir dünya olamaz” dedi. Kimya bilimini doğru yolda kullanıldığı takdirde insanlığın ve dünyanın rahat nefes alacağını ifade eden Kocamaz, nanoteknolojiyi de dünyanın geleceğini kurtaracak ya da yok edecek bir alan olarak tanımladı. Kocamaz son olarak, üniversitemizle birlikte açmayı planladıkları Bilim Merkezi’nden söz etti ve bu merkezde 7’den 70’e herkesin bilimsel gelişmeleri takip etme fırsatı yakalayacağını söyledi.

Rektör Prof. Dr. Ahmet Çamsarı ise kimya sanayinin modern dünyadaki endüstriyel üretimin temel bileşenlerinden biri olduğunu belirterek endüstriyel gelişmeye odaklanmış ülkeler için kimya sanayinin büyük önem taşıdığını söyledi. Türkiye’de imalat sanayinin gelişmesinde kimyanın önemli rol oynadığını kaydeden Prof. Dr. Çamsarı, “Kimya sanayi Çukurova Bölgesi’nin geleceği için en kritik öneme sahip ‘lider sektörler’ stratejik grubunda değerlendirilmektedir” dedi.

Mersin Üniversitesi Kimya Bölümü‘nün kuruluşu ve çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Çamsarı, bölüm öğretim üyelerinin son beş yılda SCI-Exp indeksinde taranan dergilerde 115 bilimsel makale yayımladıklarını, son beş yılda toplam bütçesi 1.186.000 TL olan araştırma projesinin yine bölüm tarafından tamamlandığını aktardı. Prof. Dr. Çamsarı, Kimya Bölümü’nün 2014 yılında FEDEK yetkinlik belgesini almaya hak kazanan Türkiye’deki ikinci Kimya Bölümü olduğunu hatırlattıktan sonra kongrenin başarılı geçmesini dileyerek konuşmasını tamamladı.

MEU_0368

Prof. Dr. Nevzat Külcü de kimyacıların moleküllerin kimyasına ve fiziğine son derece hakim olduğunu belirterek bunun çok sevindirici bir durum olduğunu söyledi. Temel bilimlerin, kurumların lokomotifi haline geldiğini, kimyacıların ise laboratuvarın dışında Ar-Ge çalışmalarını yürüten, yenilikçilik çalışmalarını yönlendiren, bilgiyi ticari ürüne dönüştüren, ülke ekonomisine katkıda bulunan çalışmaların içine girdiğini vurgulayan Prof. Dr. Külcü, kimyacıların artık öğretmenlik kadrosuna sıkışmış durumda olmadıklarının altını çizdi. Bu gelişmenin aksine temel bilimlere olan ilginin toplum ve bilim politikaları nezdinde azaldığını kaydeden Prof. Dr. Külcü, “Nanoteknoloji uygulamalarıyla ilgili gelişmeler günlük yaşamımızın her alanına girmiş durumda. Her alanda çığır açacak çalışmalara tanık oluyoruz. Üretimin yapıldığı her yerde kimyacı var. Bu yüzden temel bilimlerin desteklenmesi, çalışmaların teşvik edilmesi gerekiyor. Ülkemizin geleceğini burada görüyorum” diye konuştu.

Kongre açılışında ayrıca TÜBİTAK ARDEB Eğitim ve Tanıtım Hizmetleri Bölümü’nden Prof. Dr. Okan Zafer Yeşilel, TÜBİTAK’ın destek programlarını tanıtan bir sunum yaptı. ARDEB kapsamındaki destek programlarının miktarı, özellikleri, başvuru dönemleri, süresi ile ilgili ayrıntılı bilgiler aktaran Prof. Dr. Yeşilel, başvuruda dikkat edilecek hususlar ve proje değerlendirme süreçleri hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Yeşilel, proje yürütmenin önündeki idari kotaların gevşetildiğini söyleyerek bilimsel değerlendirmede kabul oranının oldukça yüksek olduğunu kaydetti.

Açılış programının ardından, Prof. Dr. Özer Bekaroğlu’nun başkanlığını yaptığı birinci oturuma geçildi. Oturumda ilk olarak Prof. Dr. Bekir Çetinkaya tarafından ‘Katalitik İndirgenme Tepkimelerinde NHC Komplekslerinin Rolü’ başlıklı bir sunum gerçekleştirildi. Daha sonra ‘Kimya Eğitim Programlarının Durumu, Talep Düşmesi ve Ülke Ekonomisine Muhtemel Yansımaları” konulu bir panel yapıldı. Panelde; Prof. Dr. Özer Bekaroğlu “İş Piyasasında İstihdam Olanakları ve İstatistikleri”, Prof. Dr. Mehmet Doğan “Türkiye’de Kimyagerlik Eğitiminin Mevcut Durumu ve Eğitimi Programlarının Nitelik ve Nicelik Bakımından Piyasa Beklentileri ile Uyumu” ve İKMİB Temsilcisi Necmi Sadıkoğlu “Kimya Sektörünün Ulusal Ekonomideki Mevcut Yeri ve 2023 Hedeflerini Tutturma Bakımından Sektörün Potansiyeli” başlıklı birer sunum yaptı.

V. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi Sona Erdi

Sakarya Üniversitesi’nden Lisans Son Sınıflar İçin Pedagojik Formasyon Açıklaması

Sakarya Üniversitesi’nden Lisans Son Sınıflar İçin Pedagojik Formasyon Açıklaması . Pedagojik Formasyon (PF) ilgili olarak gelen yoğun sorular ve belirsizlik üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılması zorunlu kılınmıştır:

Bilindiği üzere YÖK bir taraftan mezunlar için merkezi sistemle (ÖSYM) PF’ye öğrenci yerleştirirken üniversitelerden de mezun olabilecek olan son sınıflardan ön kayıt almasını istemişti (Ara sınıflardan da alınmasını istemişti ama YÖK’ün daha sonra aldığı kararla sadece son sınıfları bu kapsama almıştır.). Bu kapsamda Üniversitemizin ağırlığı İlahiyat ve Fen Edebiyat Fakültesi olmak üzere 2300 civarında son sınıf öğrencisi Mayıs 2014 ortalarında ön kayıtta bulunmuşlardı (Ara sınıflarla berber ön kayıtta bulunan öğrenci sayısı 8000 civarında idi). Fakat bu öğrencilerimizin 1800’ünün 2.00 ve üzeri bir akademik ortalamaya sahip olduklarının ve mezun olabilecek konumda olacaklarını belirtmekte fayda vardır.

Mezun öğrenciler için ÖSYM tarafından üniversitemize verilen 700 kişilik kontenjan geçtiğimiz günlerde açıklanmış ve yerleşen 560 kişinin kesin kayıtları 23-27 Haziran 2014 tarihlerinde yapılacaktır. YÖK’ün 19 Haziran 2014’te yaptığı açıklama ile PF uygulamasında daha önce izlenen yolun değiştiği ve yeni kararlar alınacağı gözlenmiştir. Örneğin AÖF mezunlarının da bulunduğu, mezun olabilecek son sınıf öğrencilerine ikametlerinin bulunduğu illerde PF’ye başvurma hakkı tanırken bir üniversitenin kendi mezun olabilecek son sınıf öğrencisine ayırdığı kontenjanın %25’ini diğer üniversite öğrencilerine ayırmasını istemiştir.

Gerek Rektörlüğümüze gerekse de Fakültemize; telefon, mail ve sosyal medya aracılığıyla ulaşan öğrenciler PF’nin ne zaman açıklanacağı, kontenjanın ne kadar olacağı, eğitimlerin ne zaman olacağı gibi sorular sorarak, bir kısmı da gerçeğe dayanmayan başka üniversitelere ait uygulama örneği göstermektedirler.

Öğrencilerimizden gelen haklı talep karşısında Üniversitemiz Yönetim Kurulu (ÜYK)’nın YÖK’e gönderdiği kararla ön kayıtta bulunan bütün son sınıf öğrencilerimize PF’nin verilmesi talep edilmiş, fakat diğer üniversitelerden de benzer talepleri dikkate alan YÖK; az mezun veren üniversitelere bütün mezunlarına PF verilmesi, çok mezun veren üniversitelere de kontenjan koyacağı izlenimi vermiştir. Dolayısıyla Üniversitemizin talebine henüz resmi bir cevap verilmemiştir. Bu sebeple sadece Fen Edebiyat Fakültesi mezunlarına PF veren ve/veya mezun sayıları az olan üniversiteler ile Üniversitemizin kıyaslanarak “o üniversiteler bütün mezunlarına PF verirken bizim üniversite neden vermiyor?” sorusunun cevabı tarafımız dışındadır.

PF eğitim verme görevini Eğitim Fakültelerine veren YÖK; 100 civarında öğretim elemanı bulunan Eğitim Fakültemizin 5000 civarında lisans öğrencisi olduğunu, 1000 civarında lisansüstü öğrencisi olduğunu bildiğinden ve bu öğretim elemanlarının aynı zamanda (ve öncelikli olarak) buradaki hizmetleri de yerine getirmesi gerektiğinden PF’ye kontenjan getirmeyi düşünmektedir. Bu düşünce, öğrenci sayısı fazla bütün üniversiteler için geçerlidir. Çünkü yukarıda da değinildiği gibi koyduğu kontenjanın en az %25’ini de diğer üniversitelere ayrılmasını talep etmektedir.

Bunlara rağmen YÖK’ten kesin ve resmi bir açıklama gelmeksizin, bazı üniversitelerin son sınıf öğrencilerine kontenjan belirleyerek kayıtlara başlaması ve öğrencilerimizin bunları örnek göstermelerine “suimisal, misal değildir” sözünü hatırlatmamız gerekir.

Kısacası, ön kayıt başvuru listeleri elimizde mevcut olup, her türlü senaryoya hazırlıklı bir şekilde YÖK’ten gelecek resmi ve kesin açıklamanın ardından listeler yayınlanacak ve ivedilikle kayıtlar alınacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi derslerimizin ilk dönemi uzaktan eğitimle yapılacağından “geç kalındı, yetişemeyecek…” gibi endişelere gerek kalınmayacağını belirtmek isteriz.

Anlayışlarından dolayı öğrencilerimize teşekkür eder, her türlü gelişmenin burada paylaşılacağını belirtmek isteriz…

http://www.ef.sakarya.edu.tr/tr/duyuru/24178/pedagojik-formasyon-egitimi-yaz-donemi-hakkinda-sakarya-universitesi-son-sinif-ogrencileri

üniversite

Bu Kimya Bölümü’nün 29 kişi arasından bir tane Türk öğrenci yok.

Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nün 29 kişi arasından bi tane Türk öğrenci yok.Fakülte dekanı Prof. Dr. Haydar Yüksek, fen edebiyat fakültesinin 1992 yılında kurulduğunu anımsatarak, kimya ve biyoloji bölümlerine 1993-1994 yılında öğrenci alınmaya başladığını söyledi.

Yüksek, 334’ü lisansüstü, 2 bin 430’u da lisans olmak üzere 2 bin 764 öğrencilerinin bulunduğunu ifade ederek, “Kimya, fizik, matematik ve biyoloji bölümlerinde eğitim-öğretim devam ediyor. Sosyal bölümlerimizde ise Gürcü Dili ve Edebiyatı da olmak üzere hemen hemen her bölümümüzde eğitim sürüyor” dedi.

Son yıllarda fen bölümlerinde öğrenci tercihi açısından bazı sorunlar yaşadıklarına vurgu yapan Yüksek, şunları kaydetti:

“Bu yıl fizik, biyoloji ve matematik bölümlerimize maalesef öğrenci alımı olmadı. Fen bölümlerimizden sadece kimya bölümümüze kontenyan verilmiş ancak ÖSYM tarafından yapılan yerleştirmede Türk öğrencilerimiz tercih yapmadı. Bunun dışında özellikle Türk cumhuriyetlerden öğrencilerimizin üniversiteye tercihleri son birkaç yıl da arttı. Bu yıl 14’ü Türkmenistan, 1’i Azerbaycan’dan olmak üzere kimya bölümümüze 15 öğrencimiz kayıt yaptırdı. Eğitimlerine devam ediyorlar. Bu açıdan baktığımızda Kafkas Üniversitesi’nin işleyişine, vizyonuna ve misyonuna paralel olarak bu bölgeden öğrencilerin tercihi doğrusu bizleri de sevindiriyor. Bu öğrencilerimize üniversite ve şehir olarak elimizden geldiğince yardım yapmaya çalışıyoruz.”

“Türkmenistan’da da aynı okulda okumuşlar”
Bu sıkıntıyı sadece sayısal bölümlerde yaşadıklarını anlatan Yüksek, bunun sadece kendi üniversitelerinin sorunu olmadığını, Türkiye’deki diğer üniversitelerin de bir sorunu haline geldiğine dikkati çeken Yüksek, “Sayısal bölümlerimizde özellikle kimya, fizik ve biyoloji ve sonrasında da matematik olmak üzere bu sorun ortaya çıkmıştır” diye konuştu.

Öğrencilerden Maysa Husainova da sınıftaki bazı arkadaşlarının Kurban Bayramı dolayısıyla ülkelerine gittiğini belirterek, hemşehrisi olduğu diğer Türkmen öğrencilerle Halach’taki bir okulda aynı sınıfta eğitim gördüklerini anlattı.

Kars’a 19 Eylülde geldiklerini anımsatan Husainova, “Sınıfımızda hiç Türk yok. Bir tane Azeri kızımız var. Öğretmenlerimiz çok iyi. Tüm sıkıntılarımızda bize yardım ediyorlar” dedi.

Serdar Orunov ise Türkmenistan’dan geldiğini ifade ederek, “Derslerimiz iyi geçiyor. Maddi durumumuzda biraz problem var. Bursumuz yok. Burada evde kalıyoruz ama biraz pahalı geliyor” şeklinde konuştu.
kafkas kımya

 

Kaynak :ozelhaberler

KTÜ Kimya Böl. Öğretim Üyesi’nden Bitkisel Çay Tüketimine İlişkin Açıklamalar

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münevver Sökmen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, doğada yetişen ve ilaç hammaddesi olarak bilinen çok sayıda ürün olduğunu söyledi.
Doğadaki bu ürünlerin bitkilerden izole edilerek kullanıldığında ilaç haline geldiğini belirten Sökmen, “İnsanlar her zaman ilaç kullanmayı tercih etmiyor. Daha çok besin takviyesi olarak bitkileri ve bitki karışımlarını kullanmayı tercih ediyorlar” dedi.

Sökmen, havaların soğumaya başladığı bu aylarda, vücudu hazır hale getirmek ve korunmak için alınması gereken önlemlerden birinin de bitkisel çay tüketimi olduğunu ifade ederek, “Bitkisel çayları tüketirken bunların karışımlarına da dikkat etmemiz gerekiyor. Her bitkinin içerdiği aktif madde farklı yapıdadır. Bir bitkinin sağladığı yararı diğer bitki bazen destekleyebiliyor, bazen de ters etki yaratabiliyor” diye konuştu.
Bilinçsizce her şeyi karıştırarak tüketmenin yanlış olduğunu vurgulayan Sökmen, şöyle devam etti:
“Biz buna sinerjik etki diyoruz. Mesela diyelim ki ıhlamur gibi karaciğere etkili olan bir kimyasalı içeren ya da nefes açıcı etkisi olan bir kimyasalı içerenin yanına, onun etkisini azaltıcı başka bir bitkiyi yanlışlıkla kullandığımızda boş yere tüketmiş oluruz. Hatta bazı durumlarda da sinerjik etki yerine ters etkiler, yani birinin aktivitesini tamamen etkileyip daha zararlı türler üretebiliyor. Her şeyi birbirine karıştırıp tüketmek yerine özellikle reçetelerle ve miktarlarla verilen türleri kullanmanın faydası vardır.”

– “Eterik yağlarla etkin olan bitkileri hemen demleyip hemen tüketmek gerekiyor”

Sökmen, her türün aktif madde salınım oranının aynı olmadığına dikkati çekerek, “Kimisi eterik yağ dediğimiz koku veren kısımlarıyla ilgilidir. Dolayısıyla bunlar kekik ve nane gibi bitkilerdir. Kokularıyla cezboluruz ve gerçekten çok kolaylıkla bu durum bitkiyi terk edebiliyor. O nedenle bunları uzun süreli kaynatmanın hiçbir anlamı yoktur. En pratik yolu kaynatma işlemini yapmaksızın kaynatılmış ve bir miktar soğutulmuş suya bırakmak yeterli olur” dedi.
Bitkilerin kısa sürede tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Sökmen, şunları kaydetti:
“Biz genellikle siyah çayı deminin çıkması için 15 dakika bekletiriz ama bitki çayları çok kolaydır. Özellikle eterik yağlarla etkin olan bitkileri hemen demleyip hemen tüketmek gerekiyor. Ihlamur ve zencefil gibi daha uzun süre kimyasal maddelerle ön plana çıkanları ise yaklaşık 10 dakika üstünü kapatarak bekletmekte fayda vardır. Karışımlar içinde de mesela kekikli karışımlarda ilk 5 dakikada tüketme, ıhlamurlu ya da zencefil gibi kök olanlarda yaklaşık 15 dakika bekletmenin hiçbir zararı yoktur.”

-“Bu tür çayların sindirime çok büyük katkısı var”

Sökmen, bitkisel çayların çok tüketilmemesi gerektiğini de belirterek, “”Sabah aç karnına olmamak üzere bu tür çayların sindirime çok büyük katkısı var. Sabah, öğlen ve akşam bir fincan tüketilmelidir. Çok abartılı şekilde kullanmak bazı çayların ters etki yaratmasına da neden oluyor. Geri dönüşü olmayan hasarlar oluşabiliyor. Her şeyin fazlası zarardır” diye konuştu.

Bu mevsimde özellikle zencefil çaylarının tüketilmesini tavsiye ettiğini ifade eden Sökmen, “Üç parça zencefil, beş tatlı kaşığı bal, limon suyu, bir tatlı kaşığı kuru kekik, bir avuç dolusu taze biberiye ile yarım litre su karışımından yapılacak çay bu mevsimde tüketilebilecek örnek karışımlı bitkisel çaydır. Öncelikle suyu ısıtın fakat kaynatmadan önce zencefil ve biberiyeyi ekleyin. 5 dakika demlemeye bıraktıktan sonra süzün, limon ve portakal suyunu ekleyin. Kaynatmadan çok az ısıtın ve balı ekleyin. Bu karışımdan günde 2-3 fincan tüketebilirsiniz” dedi.
bitki

 

Kaynak :haberahval