Hızlandırıcı ve Yüksek Enerji Fiziğinin Dünya’daki En Önemli Uzmanları Türkiye’de Bir Araya Geliyor

Hızlandırıcı ve Yüksek Enerji Fiziğinin Dünya’daki En Önemli Uzmanları Türkiye’de Bir Araya Geliyor. CERN üyesi veya asosiye üyesi ülkelerin yer aldığı Restricted ECFA, Türkiye’ye ilk ziyaretini 6-7 Ekim tarihlerinde gerçekleştiriyor. Hızlandırıcı ve yüksek enerji fiziğinin Türkiye ve Avrupa’daki en önemli uzmanları 6 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde bir araya gelecek, Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarını mercek altına alarak teknoloji üretimini ve yatırımlarını inceleyecek. Ardından 7 Ekim’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapacağı kapalı oturumda detaylı değerlendirme yapacak.

Parçacık Hızlandırıcı Fiziği ve ilgili alanlardaki çalışmalarda Avrupa Birliği’nin uzun dönem stratejilerini belirleyen ve Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) ile üyelik bağı olan ülkelerden temsilcilerin yer aldığı ECFA’nın (The European Committee for Future Accelerators) bir alt kurulu olan Restricted ECFA, 6-7 Ekim 2017’de Türkiye’yi ziyaret ediyor. Boğaziçi Üniversitesi, RECFA heyetinin Türkiye’de gerçekleştireceği açık oturumun, İstanbul Bilgi Üniversitesi ise kapalı oturumun ev sahipliği yapacak.

Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek ziyaret kapsamında 6 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde parçacık fiziği alanında Avrupa’nın ve Türkiye’nin en önemli uzmanlarının katılacağı bir açık oturum gerçekleştirilecek.

Açık oturumda Türkiye’de parçacık fiziği ve ilgili alanlarda sürdürülmekte olan çalışmalar değerlendirilecek; bu alandaki bilimsel çalışmalar, altyapı imkânları, insan kaynağı yatırımları ve toplum-sanayi etkileşiminden teknolojik kazanımlara kadar farklı başlıklarda Türkiye’deki durum RECFA üyelerine sunulacak. 7 Ekim tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapılacak olan kapalı oturumda ise RECFA üyeleri Türkiye hakkındaki ön değerlendirmesini gerçekleştirecek.

2006’dan bu yana CERN / LHC ATLAS Deneyi’nde görev alan ve 2011’den beri deneye Türkiye’den Boğaziçi Üniversitesi şemsiyesi altında katılan bilim insanlarının yer aldığı ekibin liderliğini üstlenen Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erkcan Özcan, söz konusu toplantıda Türkiye’nin Avrupa’da hızlandırıcı teknolojisi alanında yapılan çalışmalara nasıl entegre olacağı başta olmak üzere, CERN’ün geleceğinin de ele alınacağı farklı başlıkların masaya yatırılacağını belirtti.

Türkiye’nin parçacık fiziği alanında CERN çatısı altındaki yürüttüğü çalışmaların 1954’e dek uzandığını anımsatan Erkcan Özcan, Türkiye’nin 2015 yılında CERN’e asosiye üye statüsü almasıyla birlikte CERN ile ortak projeler geliştirmek adına önemli bir adım atıldığını belirtti. Yüksek enerji fiziği alanında kullanılan hızlandırıcıların üretiminde Türkiye açısından CERN başta olmak üzere bu alanda önemli işbirliği fırsatları olduğuna dikkat çeken Erkcan Özcan, bu toplantıyla Türkiye’nin potansiyelinin ortaya konularak parçacık fiziğinin çeşitli alanlarında alabileceği aktif rolün gündeme geleceğini belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi’nin RECFA heyetinin Türkiye’de gerçekleştireceği ilk etkinliğe ev sahipliği yapacağını ifade eden Prof. Dr. Erkcan Özcan toplantıya Türkiye’den ve Avrupa’dan deneysel parçacık fiziği üzerine çalışan uzmanların yanı sıra, TÜBİTAK ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türk Fizik ve Astronomi derneklerinden de temsilcilerin katılımlarının beklendiğini ekledi.

Kaynak : Boğaziçi Üniversitesi

İstanbul Teknik Üniversitesi ”İstanbul-Kimya Mühendisliği Tasarım Etkinliği ”ne Ev Sahipliği Yapacak

İstanbul Teknik Üniversitesi “İstanbul-Kimya Mühendisliği Tasarım Etkinliği”ne Ev Sahipliği Yapacak.  İstanbul Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde 6 Mayıs 2017 Cumartesi günü Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde İstanbul-Kimya Mühendisliği Tasarım Etkinliği düzenlenecek.

İTÜ Kimya Mühendisliği tarafından ilk kez gerçekleştirilecek olan bu etkinliğe; Beykent Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi son sınıf öğrencileri hazırladıkları kimyasal tesis projeleri ile katılacaklar.

Yaklaşık 60 proje grubunun katılacağı etkinliğe 400 kişi civarında da katılım gerçekleşecek. Etkinliğe katılan öğrencilere katılım sertifikası verilirken, projelerle ilgili olarak bir de özet kitabı bastırılacak. Farkındalık yaratacak bu etkinlikte birincilik, ikincilik, üçüncülük ve 3 tane de mansiyon ödülü olmak üzere 6 ödülün sahiplerine verilmesi TKDS tarafından üstlenilmiştir.

Etkinlik Programı

13:00 – 13:30 Açılış Konuşması (Gülhayat Nasün Saygılı- Murat Akyüz)

13:30 – 16:00 Poster Oturumu

16:00 – 16:30 Kahve Molası

16:30 – 17:10 Konuşma (Timur Erk – Türkiye’de ve Dünya’da Kimya Sanayi Dünü Bugünü Yarını)

17:10 – 18:00 Ödül Töreni

Kaynak : turkchemonline

Uykusuzluk Beyindeki Bellek Üretimini Nasıl Etkiler?

Uykusuzluk Beyindeki Bellek Üretimini Nasıl Etkiler? Bilim adamları uykusuzluğun, anıları öğrenme ve anlama yeteneğini etkileyebileceğini biliyorlardı. Şimdi, Michigan Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı uyku yoksunluğunun beyindeki bellek üretimini nasıl etkilediğini araştırdı.

Araştırmacılar, daha önce, farelerin bir görevi yerine getirmesinden sonra uykusuz bırakılmasının, farelerin bu görevi unutmasına sebep olduğunu buldular. Fakat araştırmacılar, beyindeki temporal lobda bulunan, birçok uzun vadeli anıların barındığı deniz atı şeklindeki hipokampüsün işleyişinin ne işe yaradığından emin değildiler.

Şimdi U-M araştırmacıları, hipokampüsün bir alt bölümünde uykuya bağlı salınımlara (veya nöronların ritmik hareketleri ) müdahale etmenin muhtemel suçlu olduğunu bulmuşlardır. Araştırma Nature Communications’da yayınlandı.

Salınımların, hafıza oluşumundaki rolünü test etmek için, lisansüstü öğrenci Nicolette Ognjanovski liderliğindeki araştırmacılar, bir grup fare grubunun temel hipokampal aktivitesini kaydetti. Fareleri yeni bir ortama yerleştirdiler, keşfetmelerine izin verdiler, onlara hafif bir elektrik şoku verdiler, sonra dinlenip uyku için kafeslerine geri koydular.

Moleküler, Hücresel ve Biyokimya Anabilim Dalı Başkan Yardımcısı Sara Aton, “Fare bir gün, hatta birkaç ay sonra aynı yapıya dönecek olursa, bu korkuyu hatırlayacaktır” dedi. “Fakat eğer bu şok eşleştirmesinden birkaç saat sonra fareyi uykusuz bırakırsanız, fare ertesi gün onu hatırlamaz.”

Araştırmacılar, normal uyku farelerinde hipokampüsün bir alt bölümünde (CA1) uykuya bağlı salınımların öğrenildikten sonra daha sağlam olduğunu saptadı. Daha sonra yeni bir fare grubu aldı, temel hipokampal aktivitelerini kaydetti ve aynı görevi tamamladılar. Araştırmacılar aynı zamanda bu farelerde, parvalbümini ifade eden CA1’de önleyici nöronların küçük bir popülasyonunu inhibe etmek için bir ilaç verdi.

Araştırmacılar hayvanın uyku davranışını değiştirmediler. Ancak parvalbumin ifade eden nöronların aktivitesinin kapatılması, bu hayvanlar uyurken çevreleyen CA1 nöronlarının ritmik düzenini bozdu. Parvalbumin eksprese eden hücrelerin bastırılması, fare hipokampusunun o bölgedeki salınımlarda normal öğrenmeye bağlı artışın tamamen ortadan kaldırdığı göründü.

Araştırmanın yazarlarından Ognjanovski, “Öğrenme için kritik olan egemen salınım aktivitesi, hipokampustaki çok az sayıda toplam hücre popülasyonu tarafından kontrol edilmektedir” dedi. “Bu, ağların nasıl çalıştığı konusunda bizim anladığımız şeyin anlatısını değiştiriyor. Parvalbumin hücrelerinin kontrol ettiği salınımlar, küresel ağ değişiklikleri ya da istikrar ile bağlantılıdır. Hatalar tek hücrelerde depolanmaz, ağ üzerinden dağıtılır.”

Araştırmacılar aynı zamanda nöronların kontrol grubuyla uyku salınımlarının bozulduğu grup arasındaki bağlantıların istikrarını da karşılaştırdılar.

Aton, “Uyku esnasında beyinde ritim üreten bu nöron popülasyonu, anıları güçlendirmek için bazı bilgilendirici içerik sağlıyor” dedi.

Araştırmacılar, hipokampal salınımların (CA1’deki uykunun etkilerini taklit ederek) restorasyonunun, fareler uykudan mahrum bırakıldığında normal hafıza oluşumunu teşvik etmek için yeterli olup olmadığını test etmeyi planlıyorlar.

Kaynak : medicalxpress

BOÜ, Biyomedikal’de Geliştirilen ‘’İnsansı Protez El’’ ile Hissedebilen Yapay Organlara Kapı Aralanıyor

BOÜ, Biyomedikal’de Geliştirilen ‘’İnsansı Protez El’’ ile Hissedebilen Yapay Organlara Kapı Aralanıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde TÜBİTAK 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı desteğiyle insan elinin fonksiyonları ve yeteneklerinden hareketle Türkiye’de ilk denebilecek özelliklerde ‘’İnsansı Protez El’’ geliştirilmekte.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü, Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın liderliğinde ortopedi, cerrahi ve mekatronik gibi alanlarda uzman isimlerden oluşan bir ekip üç yıldır bu proje üzerinde çalışıyor.

Prof. Dr. Mehmed Özkan, Protez El ve Robot El teknolojilerinin son yıllarda önemli bir araştırma- geliştirme alanı haline geldiğine dikkat çekerek, Boğaziçi Üniversitesi olarak Türkiye’de ilk defa tümüyle yerli kaynakları kullanarak insan anatomisinden esinlenen bir Protez El (Antropomorfik Hibrit Protez El) geliştirdiklerini belirtti.

Protez uzuvlar için yapılmakta olan AR-GE çalışmalarının robot teknolojileri ile pek çok ortak yönü olduğunu ifade eden Özkan, Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü Robot Laboratuvarı’nda geliştirilen İnsansı Protez El’in (Antropomorfik Hibrit Protez El) insan anatomisine yakın özelliklere sahip olmasını hedeflediklerini; dolayısıyla hastaların daha kolay kullanabilecekleri bir medikal cihaz geliştirmekte olduklarını söyledi.

Kişiye özel protez el tasarlanabilecek

Prof. Dr. Özkan proje hakkında şu bilgileri verdi: “Yaptığımız çalışmada, insan el anatomisini inceleyerek ve günümüz teknolojisi ile en yakın modellemeyi tasarlayarak protezin mekanik üretimini üç boyutlu yazıcı ile gerçekleştirdik. Üç boyutlu yazıcı kullanmak bize cihaz üzerinde farklı tasarımları denemek açısından büyük avantaj sağladı. Ayrıca üç boyutun bize ileride hastanın anatomik bilgileriyle kişiye özel el tasarlayabilme imkânı da vereceğini düşünüyoruz. Geliştirdiğimiz elin literatürde kabul gören fonksiyon testlerinin yanı sıra simülasyon analizleri başarıyla tamamlandı. Şimdiki hedefimiz, elini veya diğer bir deyişle, ön kol fonksiyonunu kaybetmiş hastaların bu fonksiyonlarını yeniden kazanmalarına yardımcı olacak, insan anatomisine yakın bir modelin klinik aşamasına geçebilmek’’.

Mevcut protezlerden daha fazla hareket ve fonksiyon imkânına sahip olacak

Prof. Dr. Özkan şöyle devam etti: ‘’İnsanın elini kaybettiği zaman kaybettiği fonksiyonlardan biri de dokunma duyusudur. Ancak dokunma duyusu sadece önemli fonksiyonlardan biridir. Bunun dışında elin kontrolü başlı başlına karmaşık bir problemdir. Geliştirdiğimiz ilişme elde sinir sistemi ve kas sisteminden elde ettiğimiz sinyalleri kontrol işaretine dönüştürerek ele istenen hareket fonksiyonunu yeniden kazandırmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken yine biyolojik sinir sistemlerinden esinlenen öğrenme algoritmalarından yararlanıyoruz’’.

Özkan, halen piyasada bulunan protez cihazların hasta anatomisine uygun olmadığı için hareket kabiliyetini oldukça sınırladığına dikkat çekti. Hastaların doğal hareketi elde edememe, cihazın pil sorunları ve ağırlığı nedeniyle kullanım zorlukları gibi sorunların yaşandığını ekleyen Özkan, Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen insansı protez elin bu sorunların üstesinden gelecek yaklaşımlarla insan anatomisine en uygun biçimde geliştirilmeyi amaçladıklarını vurguladı.

İnsan elinin mekaniğinin çok karmaşık bir yapı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Özkan bu karmaşık mekaniği çözebilmek ve insan anatomisine en yakın ele ulaşmak için farklı çözümler bulmaya çalıştıklarını, bu çerçevede parmakların hareketini sağlarken motor kullanmak yerine parmaklar arasında bağlar kurarak eli hareket ettirmeyi tercih ettiklerini belirtti.

Kaslardan alınan sinyaller parmaklarda harekete dönüşüyor

Protez elin hareketi hastanın koluna takılan, bilezik formatındaki ‘’Armband TM’’ sayesinde gerçekleşiyor. Armband hastanın kaslarının ürettiği sinyalleri alarak protez ele iletiyor. Proteze ele iletilen hareketin doğru algılanmasıyla da hareket gerçekleşiyor.

Geliştirilen protez el prototipinin tutma, açma, sıkma gibi temel hareketleri rahatlıkla yapabildiğini belirten Özkan, sözlerine şöyle devam etti: ‘’İnsan elinde parmakların yaklaşık 24 farklı hareket ekseni mevcut. Hali hazırda var olan protez ellerde bu sayı ise 10 civarında, dolayısıyla çok düşük. Biz tüm parmakların hareket fonksiyonlarını içeren hareketler saptadık. Bunlar arasında tutma hareketi, açma hareketi, sıkma hareketi gibi hareketler var. Hedefimiz protez elde parmakların tüm hareket serbestisini kullanmalarını sağlamak. Burada ayrıca Protez El sekiz kanaldan sinyal alıyor. Bu sinyalleri yapay sinir ağlarını kullanarak yorumlayan bir algoritma çalışıyor. Gelen sinyalleri sanki normal fizyolojik sistemde olduğu gibi sinyal olarak algılıyor, analiz ediyor, hangi hareket olduğunu gönderiyor ve parmağa gönderiyor. Ama hedefimiz sinir bağlantılarını da doğrudan yapacak bir seviyeye ulaşmak’’ .

Üç yıl içinde hastalar tarafından kullanılması hedefleniyor

Dünyanın önde gelen birçok araştırma merkezlerinde uygulanmakta olan yöntemlerle yetinmeyerek çalışmalarını bir sonraki aşamaya da taşımayı amaçladıklarını ifade eden Özkan, projenin sonraki evrelerinde cerrahi yöntemlerle protezin kola montajını gerçekleştirerek, insan sinir sistemine entegre bir yapıyı hedeflediklerinin altını çizdi. Prof. Dr. Mehmed Özkan, medikal bir cihazın piyasa çıkma süresinin fikir aşamasından sonra ortalama sekiz yıl sürdüğünü belirterek, önümüzdeki üç yıl içinde ise cihazı hastalar tarafından kullanılabilir bir prototip olarak geliştirme yönünde çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.

Proje ekibi, Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın yanı sıra, Doç. Dr. Burak Güçlü, Prof. Dr. Semih Takka (ortopedist ve el cerrahisi uzmanı), Boğaziçi Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışan Doç. Dr. Erkan Kaplanoğlu, Dr. Ersin Toptaş, doktora adayı Ahmet Atasoy, master öğrencisi Engin Kaya, master çalışmalarını tamamlayıp İngiltere’de doktora çalışmalarını sürdüren Yasin Çotur, doktora öğrencileri Mehmet Turpçu, Shavkat Kuchimov ve Caner Gümüş’den oluşuyor. Ayrıca zaman zaman kısa süreli stajyer öğrenciler de ekibe katkı sağlıyor. Bunlardan en son ekipte yer alan misafir öğrenci ise ERASMUS kapsamında Almanya’dan gelen Gülfize Sava.

Kaynak : BOÜ

Boğaziçi Üniversitesi Kömürden Doğalgaz Üretimi Projesi İçin Çalışmalara Başladı

Boğaziçi Üniversitesi Kömürden Doğalgaz Üretimi Projesi İçin Çalışmalara Başladı. Boğaziçi Üniversitesi, enerji üretiminde yerli kaynaklara önem verilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması hedefleri çerçevesinde, Kalkınma Bakanlığı destekli, kömürden doğalgaz üretimi teknolojisinin geliştirilmesi amaçlı projede yer alıyor. Proje kapsamında, Üniversite tarafınca ekonomik uygunluğa sahip, düşük emisyonuyla çevresel etki bakımından daha temiz bir teknoloji için katalizör geliştirilecek.

Türkiye, enerji güvenliği ve karbondioksit emisyon kısıtlamaları nedeniyle temiz fosil yakıt için stratejilerini hızlandırdı. Kalkınma Bakanlığı kömür zengini olan Türkiye’de, gelecek dönem enerji güvenliği çalışmaları çerçevesinde kömürden doğalgaz üretimi için proje başlattı. Boğaziçi Üniversitesi, Kalkınma Bakanlığı’nın desteği ile yürütülen “Kömürden Sentetik Doğalgaz Üretim Teknolojisi Geliştirilmesi’’ çatı projesinin ‘’Katalitik Ana Süreçlerine ait Teknik Katalizörlerin Geliştirilmesi’’ ayağını başlattı. Projenin farklı safhalarında TÜBİTAK- MAM ve İTÜ de yer alıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Kömürden Doğalgaz Üretimi Projesi İçin Çalışmalara Başladı

Boğaziçi Üniversitesi’nin “Kömürden Sentetik Doğalgaz Üretim Teknolojisi Geliştirilmesi-2015BŞV246” başlıklı projesini yürütücü Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Erhan Aksoylu ile Boğaziçi Üniversitesi İleri Teknolojiler Ar-Ge Merkezi uzmanı Dr. Burcu Selen Çağlayan ve Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Hasan Bedir’den oluşan ekip üstleniyor.

Boğaziçi Üniversitesi tarafından hazırlanan projenin nihai hedefine ulaşması durumunda yüksek verim ve enerji etkinliğine sahip, karbondioksit emisyonu düşük, özgün bir “kömürden doğal gaz (SNG) üretim teknolojisi”nin hemen tümü katalitik olan ana süreçlerine ait teknik katalizörler geliştirmiş olacak.

Ayrıca Türkiye’de, Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde SNG ya da benzeri katalitik süreçler içeren teknolojilerin geliştirilmesinde kullanılabilecek, bilimsel araştırma ve Ar-Ge’den teknoloji geliştirmeye geçebilecek donanımda bir laboratuvar oluşturulacak. Küresel ölçekte ise Türkiye uzun yıllardır geliştirilmeye çalışan, büyük öneme sahip SNG teknolojisinin ithalatçısı değil, bu yüksek teknolojinin ihracatçısı haline gelecek.

Prof. Dr. Ahmet Erhan Aksoylu, konuya ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, Aralık 2015’da toplanan Paris İklim Zirvesi’nde, küresel ısınmanın 2 derece ile sınırlı tutulması yönünde görüş ortaya çıktığını anımsattı. Kömürün bütün dünyada çok kirli bir fosil yakıt durumunda bulunduğunu ve birim enerji başına karbondioksit emisyonunun çok yüksek olduğunu vurgulayan Aksoylu, “Bugün karbondioksit emisyon ton fiyatı 4 – 7 dolar düzeyinde. Küresel ısınmanın sınırlandırılması hedefi çerçevesinde 2035 yılında bu rakam 100-120 Euro’ya yükselecek. Bu, özellikle kömür bazlı enerji üretim tesisleri için ekonomik açıdan sürdürülemez bir rakam. Yüksek kömür rezervlerine sahip olan Türkiye’de hem enerji güvenliğinin sağlanabilmesi, hem de çevresel etkiler nedeniyle kömürden doğalgaz üretiminin karbondioksit emisyonu sınırlandırılmış şekilde sağlanması bir öncelik haline geldi” dedi.

Yüksek enerji güvenliği, daha çevreci enerji

Prof. Dr. Aksoylu, doğalgazda dışa bağımlılık sürdükçe enerji güvenliğinden bahsetmenin zor olacağını vurgulayarak söz konusu yeni teknolojinin hem dışa bağımlılığı azaltacağını hem de enerji güvenliliği sağlayacağını ifade etti. Projenin uygulamaya geçirilmesiyle emisyon yaratan fosil yakıttan, emisyonu görece düşük temiz fosil yakıta geçiş yapılacağını belirten Aksoylu, ‘’Bu teknolojiyi çok ciddi ölçüde, ne kadar yaygın olarak uygularsanız enerji güvenliği daha yüksek, daha çevreci enerji elde etmiş olursunuz. Ülkemizdeki kömür rezervi düşünüldüğünde Türkiye’nin doğalgaz açığı kapanabilir düzeyde’’ diye konuştu.

Prof. Dr. Aksoylu şöyle devam etti: “Küresel iklim değişikliğinin çok hızlı ve etkilerinin yaygın olması nedeniyle 2016 yılı sonuna kadar mekanizmaları ve sınırları belirlenecek olan, ülkemizin de yer aldığı, Kyoto ötesi uluslararası anlaşmalardaki limitlerin çok sıkı olacağı; 2020 yılından itibaren kömürün, özellikle düşük kaliteli kömürün, doğrudan kullanımının emisyon vergileri nedeniyle hızla pahalanarak ekonomik uygunluktan uzaklaşacağı, buna karşın çevresel etkisi en düşük fosil yakıt olarak kabul edilen doğalgazın kullanımının artacağı kuvvetle öngörülmektedir”.

Kömürden doğalgaz üreten halen kullanımdaki endüstriyel tek tesisin ABD’de bulunduğunu, ancak eski teknolojiye sahip bu tesiste ekonomik olarak çok yüksek maliyetler ile üretimin sağlandığını belirten Aksoylu, var olan teknolojinin ekonomik uygunluğu olmamasına rağmen yakın gelecekteki çevresel regülasyonlar nedeniyle zengin kömür rezervlerine sahip Çin’in endüstriyel tesislerin kurulması için çalışmalarını hızlandırdığını kaydetti. Prof. Dr. Aksoylu proje kaynaklı teknolojinin yaklaşık 10-15 yıl içinde üretim safhasına geçmesinin öngörüldüğünü, bu sayede ekonomik uygunluğun sağlanabileceğini belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi Kömürden Doğalgaz Üretimi Projesi İçin Çalışmalara Başladı1

Kaynak : Boğaziçi Üniversitesi

Türk Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği Kuruldu

Türk Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği Kuruldu. Türkiye’nin önde gelen altı araştırma üniversitesi, Türk araştırmacıların Avrupa Birliği projelerinde etkinliğini artırmak üzere bir güç birliği oluşturdu. 8 Ekim’de Ankara’da düzenlenen “Avrupa Araştırma Alanında Türk Üniversiteleri” başlıklı uluslararası konferans kapsamında kuruluşu duyurulan Türk Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği’nde Boğaziçi Üniversitesi de yer alıyor.
Türk üniversitelerinin Avrupa Araştırma Alanı’ndaki etkinliğinin artırılması ve bu amaç doğrultusunda yükseköğretim sektöründe yapılması gereken değişiklikleri desteklemek üzere, Avrupa Komisyonu Araştırma ve Yenilik Çerçeve Programı kapsamında en çok sayıda projesi olan altı Türk üniversitesi olan Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent, İstanbul Teknik Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi Türk Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği’ni (TAÜG) kurdu.

Rektör Barbarosoğlu: Türkiye ve bölgenin geleceği için işbirliklerine hazırız

Boğaziçi Üniversitesi ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin kuruluş sürecinde liderliğini üstlendiği TAÜG’nin bilim ve akademi dünyasına tanıtımı kapsamında, 8 Ekim tarihinde düzenlenen ‘’Avrupa Araştırma Alanında Türk Üniversiteleri” konferansına katılan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, üniversitelerin başlıca faaliyetlerinin buluş yapmak, bilgiyi toplumsal katmanlara yaymak ve yeni bilgileri uygulamak olduğunu vurgulayarak bilgi odaklı bir yaklaşımla yarının liderlerini ve araştırmacılarını yetişmesinde araştırma ve inovasyonun anahtar rol oynadığını belirtti.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ve Avrupa Komisyonu Araştırma ve Yenilik Genel Direktörü Robert-Jan Smits’in katılımlarıyla 8-9 Ekim 2015 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen konferansta konuşan Gülay Barbarosoğlu, ‘’Bugün dünya genelinde üniversiteler artık sadece birer eğitim ve buluş merkezi değil aynı zamanda ekonomik büyümenin, sosyal adaletin ve yeni öğrenme biçimlerinin laboratuvarları olmuş kurumlardır. Araştırma üniversiteleri ülkelerin ekonomilerinin gelişimi ve kalkınmasına katkıda bulunan kurumlar haline gelmiştir. Gerçek inovasyon ve yaratıcılık verimli ve üretken bir araştırma temelli öğretimle mümkündür’’ dedi.

Barbarosoğlu ayrıca, Türk Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği’nde yer alan Türk üniversitelerinin Avrupa Araştırma Alanı’ndaki (ERA – European Research Area) kurumlarla el ele çalışması gerektiğini belirterek bu kapsamda hem ulusal ve uluslararası politika yapıcılarıyla hem de Avrupa Araştırma Üniversiteleri Ligi (LERU) ile birlikte Türkiye ve bölgenin geleceği için işbirliği konusunda çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

Altı Üniversiteden Ortak Deklarasyon

Türk Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği’nde yer alan Bilkent Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi rektörleri ortak bir deklarasyon yayınlandı.

Deklarasyonda Türkiye Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği’nin (TAÜG) kurulması sürecinde, söz konusu üniversitelerin çalışmalarının önemli bir kısmı Avrupa Araştırma Alanı’na odaklanacağı vurgulanırken TAÜG’nin kısa vadeli planları şöyle sıralandı:

• Avrupa Araştırma Alanı önceliklerinin Türkiye’de uygulanabilmesi için rektörlerin liderliğinde Avrupa Araştırma Alanı Reform Gündem’inin şekillendirilmesi,

Üniversiteler, Bakanlıklar, YÖK, TÜBİTAK ve sanayinin yakın işbirliği ile eylem planlarının hazırlanması, hedeflerin belirlenmesi, Avrupa Araştırma Alanı önceliklerinin uygulanması ve bu alanlardaki ilerlemelerin takibi,

•Mevcut deneyimlerinden yararlanılması ve en iyi uygulama örneklerinin paylaşılması için başta European Research Universities (LERU) ve European University Alliance (EUA) olmak üzere Avrupa’daki kurumlar ile daha yakın işbirliğinin sağlanması,

•Avrupa kurumları ve paydaşları ile işbirliğini geliştirmek, Avrupa Birliği programlarına katılımı artırmak (özellikle Horizon 2020 gibi araştırma ve yenilik programları), Avrupa’da politika geliştirme süreçlerine dahil olmak amacıyla Brüksel’de daha güçlü bir temsiliyet sağlanması.

Türk Araştırma Üniversiteleri Güç Birliği Kuruldu

 

Kaynak : Boğaziçi Üniversitesi

Boğaziçi Üniversitesi’nden Organik Elektronik Alanında Başarılı Bir Proje

Boğaziçi Üniversitesi’nden Organik Elektronik Alanında Başarılı Bir Proje. Mikro Akışkanlar ile Elektronik Devre projesi, dünyada son yıllarda önemli araştırma alanlarından biri haline gelen Organik Elektronik alanında Türkiye’de gerçekleştirilmiş ilk buluşlardan biri olma özelliğini taşıyor. Doç. Dr. Şenol Mutlu ve ekibi tarafından geliştirilen projenin başlıca uygulama sahasını çip-üstü-laboratuvarlar ile uyumlu biyolojik ve kimyasal sensörler oluşturuyor.
Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. Şenol Mutlu ve ekibi TÜBİTAK destekli ‘’Mikro Akışkanlar ile Elektronik Devre’’ başlıklı proje kapsamında geliştirilen aygıtla, üniversitenin laboratuvarında suyu tranzistörün bir malzemesi olarak kullanarak, su ile bütünleşik elektronik devre üretti.

Normal şartlarda büyük altyapı yatırımları gerektiren elektronik devre üretiminde alternatif bir yöntem geliştirildi. Bu yeni yöntemde standart üretimde pahalı cihazlar ve zorlu yöntemlerle oluşturulmaya çalışılan inorganik filmler yerine su kullanıldı. Mutlu, söz konusu buluşla aynı zamanda çevredeki gaz ve sıvı içindeki moleküllere duyarlı sensörlerin mümkün olabileceğini belirterek yeni teknolojilerin doğru malzeme, doğru teknik ve doğru bilgiyle her yerde üretilebileceği tezinin bu buluş ile kanıtlanmış olduğunu ifade etti.

2005 yılından beri araştırmalarına Boğaziçi Üniversitesi’nde devam eden Doç. Dr. Mutlu geliştirdikleri bu yöntemle birlikte büyük yatırım maliyetlerine gerek olmadan daha kolay yöntemler ile kullan-at türünde biyo veya kimyasal sensörlerin üretiminin mümkün olacağını belirtti.

Mutlu, suyu tranzistörün bir parçasıolarak kullandıkları yeni buluşlarının, organik elektroniğin yanı sıra kendi uzmanlık alanı olan mikro akışkan sistemler ve yarı-iletken aygıtlar alanları ile kimyanın bir araya gelmesiyle mümkün olan disiplinlerarası bir araştırmanın ürünü olduğunu aktardı. Hali hazırda temel araştırma aşamasında olan projenin uygulama safhasına geçtiğinde özellikle çip-üstü-laboratuvar ile uyumlu kimyasal ve biyolojik sensörler olarak kullanılması hedefleniyor.

Doç. Dr. Şenol Mutlu, son yıllarda ‘’Organik Elektronik’’ alanındaki çalışmaların hızla arttığına dikkat çekerek, Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirdikleri projede olduğu gibi, kimya ve elektroniği buluşturan disiplinlerarası araştırmaların sayısının bu doğrultuda giderek yükseldiğini vurguladı.

Şenol Mutlu Kimdir?

1995 yılında Atatürk Fen Lisesi’nden mezun olan Şenol Mutlu, lisans eğitimini devlet bursu ile 1996-2000 yılları arasında University of Southern California (USC)’da Elektrik Mühendisliği alanında tamamladı. 2002 yılında University of Michigan’da Elektirk Mühendisliği bölümünden, Devre ve Mikrosistemler üzerine master derecesi alan Mutlu aynı üniversitede doktora çalışmalarına devam ederek 2005 yılında Dr unvanını aldı. Master ve doktora eğitimi boyunca University of Michigan’da araştırma görevlisi olarak çalışan Mutlu, 2005 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Mutlu, çeşitli polimer filmleri kullanarak mikrosistemlerin geliştirilmesi üzerine çalışmalar yapıyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nden Organik Elektronik Alanında Başarılı Bir Proje

 

Kaynak : Boğaziçi Üniversitesi