Ambalaj yiyeceğimiz günler çok yakın olabilir

Ambalaj yiyeceğimiz günler çok yakın olabilir. Mısır, çay ve yumurta gibi doğal ürünlerden elde edilen ambalaj, hem çevreyi hem insan sağlığını koruyacak. Marketten alınan peyniri ambalajını çıkarmadan yeme fikri çok tercih edilir gibi görünmese de doğal malzemelerden üretilen yenilikçi ambalajlarla artık bu mümkün.

ABD ve Japonya’da henüz depolarda uygulanabilen yenebilir ambalajların son tüketiciye kadar ulaşması için devam eden bilimsel araştırmalarda Türkiye de iddialı bir rol oynuyor. Mevcut yenebilir ambalajlara göre 500 kat daha esnek ambalaj geliştirerek dünyanın dikkatini çeken İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, yerli teknolojinin geliştirilebilmesi için Türk ambalaj firmalarının ilgisini bekliyor.

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yemenicioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, plastik ambalajların dünyada büyük bir çevre tahribatına neden olduğunu, bu durumun sürdürülemez olması nedeniyle ABD, Japonya ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çok sayıda araştırma grubunun yenilikçi ambalajlar üzerinde çalıştığını ifade etti.

Bu konuda insan sağlığına zararı olmayan doğal malzemelerin ön plana çıktığını, özellikle biyoetanol üretimi nedeniyle üretimi hızla artan mısırdan elde edilen zein proteininin dikkati çekici olduğunu dile getiren Yemenicioğlu, etanol üretimi sonrası ortaya çıkan atıklardan elde edilen zein üzerinde dünyada bir çok araştırma grubunun proje yürüttüğünü kaydetti.

Yapılan araştırmalarda zeinin en uygun malzeme olmasına rağmen yeterince esnek olmamasının sorun oluşturduğuna dikkati çeken Yemenicioğlu, bu konuda İYTE bünyesindeki Biyoteknoloji ve Biyomühendislik Laboratuvarı’nda farklı disiplinlerden bilim adamlarının katılımıyla TÜBİTAK destekli bir çalışma yürüttüklerini anlattı.

Çalışma sonucu yine doğal ürünlerden elde edilen enzimleri kullanarak yenebilir ambalajların esnekliğini 500 kat artırdıklarını, bunun dünyada bir ilk olduğunu söyleyen Yemenicioğlu, “Tüm bilim insanlarının nihai hedefi yenebilir ambalajları mutfaklarda kullandığımız streç filmlere benzeyen şekilde üretebilmektir. Bu esnekliğin sağlanmasında önemli bir mesafe kat ettik. Plastik benzeri bir esnekliği yakaladık. Bu ürünün maliyetlerinin düşürülmesi ve esnekliğinin daha da artırılması için çalışmalar devam ediyor” dedi.

Geliştirdikleri ambalajda yumurta akında da bulunan lisozim enzimini kullanarak antimikrobiyal etki verdiklerini anlatan Yemenicioğlu, böylelikle gıdaların içine suni koruyucu maddeler ilave edilmesine gerek kalmadan ambalajla mikroplara karşı koruyucu özellik ortaya koyduklarını ifade etti. Bu özelliklerin geliştirilebileceğini, antioksidan özellikler de konarak ambalajların insan sağlığına yararlı hale getirilebileceğini anlatan Yemenicioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Plastik ambalaj, sarılı olduğu gıdaya kanserojen bir etki verirken yenebilir ambalaj, antioksidan fonksinuyla kansere karşı koruyucu olabiliyor. Ambalajın isminin yenebilir olması bunun yenmesi gerektiğini göstermiyor. Bu ambalaj, klasik ambalajdaki gibi üründen ayrılarak tüketiliyor. Ama istenirse yenmesinde hiçbir sakınca bulunmuyor.

Yenebilir ambalajda bilimsel alanda iddialıyız ama bizi destekleyecek yeterli sanayi altyapısı yok. Avrupa ve Amerika’da yapılan çalışmaların en büyük avantajı sanayide daha kolay uygulama alanı bulması. Çünkü orada laboratuvardan çıkacak sonuçları bekleyen sanayi şirketleri var. Türkiye’de ise sanayici bu kadar bilinçli değil, daha çok plastiğe odaklanmış durumdalar.

Geliştirdiğimiz teknolojiyi almak için bazı Avrupalı gruplar başvurdu ama Türk şirketleri henüz bu teknolojinin farkında değil. Türkiye’de yeni yatırımların da plastik üzerine yapıldığını gözlemliyoruz. Mevcut şartlar içinde ülkemiz açısından plastikten farklı materyallere geçmek biraz daha uzun süre alacak gibi görünüyor. Şu an için normal ambalaja göre maliyet açısından rekabet mümkün değil. Bu konuda yasal desteklere de ihtiyaç var. Plastik kullanımının yasal olarak sınırlanması gerekiyor ki üreticiler bu tür ambalajlara ilgi göstersin.”

Yenebilir ambalajların ABD ve Japonya’da depolarda sprey olarak et ve peynir bloklarına püskürtülerek kullanılmaya başlandığını, yakın gelecekte maliyetlerin düşmesiyle son tüketicinin de bu ambalajlara ulaşabileceğini bildiren Yemenicioğlu, Türkiye’nin bu dönemde yapacağı atakla geleceğin önder ülkelerinden biri olabileceğini sözlerine ekledi.

ambalaj

 

Kaynak : kadin.milliyet

Türk bilim adamlarından ambalaj alanında müthiş buluş

Türk bilim adamlarından ambalaj alanında müthiş buluş.Dünyada birçok araştırma grubunun üzerinde çalıştığı yenebilir ambalaj konusunda çalışma yürüten Türk bilim insanları, 500 kat daha esnek ambalaj üretmeyi başardı. Marketten alınan peyniri ambalajını çıkarmadan yeme fikri çok tercih edilir gibi görünmese de doğal malzemelerden üretilen yenilikçi ambalajlarla artık bu mümkün.

ABD ve Japonya’da henüz depolarda uygulanabilen yenebilir ambalajların son tüketiciye kadar ulaşması için devam eden bilimsel araştırmalarda Türkiye de iddialı bir rol oynuyor. Mevcut yenebilir ambalajlara göre 500 kat daha esnek ambalaj geliştirerek dünyanın dikkatini çeken İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, yerli teknolojinin geliştirilebilmesi için Türk ambalaj firmalarının ilgisini bekliyor.
İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yemenicioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, plastik ambalajların dünyada büyük bir çevre tahribatına neden olduğunu, bu durumun sürdürülemez olması nedeniyle ABD, Japonya ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çok sayıda araştırma grubunun yenilikçi ambalajlar üzerinde çalıştığını ifade etti.

Bu konuda insan sağlığına zararı olmayan doğal malzemelerin ön plana çıktığını, özellikle biyoetanol üretimi nedeniyle üretimi hızla artan mısırdan elde edilen zein proteininin dikkati çekici olduğunu dile getiren Yemenicioğlu, etanol üretimi sonrası ortaya çıkan atıklardan elde edilen zein üzerinde dünyada bir çok araştırma grubunun proje yürüttüğünü kaydetti.
Yapılan araştırmalarda zeinin en uygun malzeme olmasına rağmen yeterince esnek olmamasının sorun oluşturduğuna dikkati çeken Yemenicioğlu, bu konuda İYTE bünyesindeki Biyoteknoloji ve Biyomühendislik Laboratuvarı’nda farklı disiplinlerden bilim adamlarının katılımıyla TÜBİTAK destekli bir çalışma yürüttüklerini anlattı.
Çalışma sonucu yine doğal ürünlerden elde edilen enzimleri kullanarak yenebilir ambalajların esnekliğini 500 kat artırdıklarını, bunun dünyada bir ilk olduğunu söyleyen Yemenicioğlu, “Tüm bilim insanlarının nihai hedefi yenebilir ambalajları mutfaklarda kullandığımız streç filmlere benzeyen şekilde üretebilmektir. Bu esnekliğin sağlanmasında önemli bir mesafe kat ettik. Plastik benzeri bir esnekliği yakaladık. Bu ürünün maliyetlerinin düşürülmesi ve esnekliğinin daha da artırılması için çalışmalar devam ediyor” dedi.
Geliştirdikleri ambalajda yumurta akında da bulunan lisozim enzimini kullanarak antimikrobiyal etki verdiklerini anlatan Yemenicioğlu, böylelikle gıdaların içine suni koruyucu maddeler ilave edilmesine gerek kalmadan ambalajla mikroplara karşı koruyucu özellik ortaya koyduklarını ifade etti. Bu özelliklerin geliştirilebileceğini, antioksidan özellikler de konarak ambalajların insan sağlığına yararlı hale getirilebileceğini anlatan Yemenicioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Plastik ambalaj, sarılı olduğu gıdaya kanserojen bir etki verirken yenebilir ambalaj, antioksidan fonksinuyla kansere karşı koruyucu olabiliyor. Ambalajın isminin yenebilir olması bunun yenmesi gerektiğini göstermiyor. Bu ambalaj, klasik ambalajdaki gibi üründen ayrılarak tüketiliyor. Ama istenirse yenmesinde hiçbir sakınca bulunmuyor.
Yenebilir ambalajda bilimsel alanda iddialıyız ama bizi destekleyecek yeterli sanayi altyapısı yok. Avrupa ve Amerika’da yapılan çalışmaların en büyük avantajı sanayide daha kolay uygulama alanı bulması. Çünkü orada laboratuvardan çıkacak sonuçları bekleyen sanayi şirketleri var. Türkiye’de ise sanayici bu kadar bilinçli değil, daha çok plastiğe odaklanmış durumdalar.

Geliştirdiğimiz teknolojiyi almak için bazı Avrupalı gruplar başvurdu ama Türk şirketleri henüz bu teknolojinin farkında değil. Türkiye’de yeni yatırımların da plastik üzerine yapıldığını gözlemliyoruz. Mevcut şartlar içinde ülkemiz açısından plastikten farklı materyallere geçmek biraz daha uzun süre alacak gibi görünüyor. Şu an için normal ambalaja göre maliyet açısından rekabet mümkün değil. Bu konuda yasal desteklere de ihtiyaç var. Plastik kullanımının yasal olarak sınırlanması gerekiyor ki üreticiler bu tür ambalajlara ilgi göstersin.”
Yenebilir ambalajların ABD ve Japonya’da depolarda sprey olarak et ve peynir bloklarına püskürtülerek kullanılmaya başlandığını, yakın gelecekte maliyetlerin düşmesiyle son tüketicinin de bu ambalajlara ulaşabileceğini bildiren Yemenicioğlu, Türkiye’nin bu dönemde yapacağı atakla geleceğin önder ülkelerinden biri olabileceğini sözlerine ekledi.

bilimsel araştırma

 

Kaynak : ekonomi.haber7

Akademisyenler Biyo-Nano Teknoloji Kongresi’nde buluştu

Fatih Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen Biyo-Nano Teknoloji Kongresi’nde 49 farklı üniversiteden akademisyenler bir araya geldi. Uzmanlar, Nano teknolojinin gelecekte daha çok kullanılacağını belirtti.

Biyo-Nano Teknoloji Kongresi İstanbul Kalkınma Ajansı’nın 2012 Mali Destek Programı kapsamında kurulan ‘Fatih Üniversitesi Biyoteknoloji Alanında Teknoloji Transfer ve Eğitim Merkezi’ tarafından gerçekleştirildi. Biyo-Nano teknolojisinin insan hayatını kolaylaştırmak adına farklı bir bakış açısı kazandırdığını söyleyen Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, “2010 yılında grafen bulundu. Bu buluş, daha geniş malzeme fırsatı ve maddi olanakları genişletti. Böylelikle birçok alan nano teknolojiyle tanışmış oldu ve hayatı kolaylaştırmak için kullanılmaya başlandı.” dedi.

Sabancı Üniversitesi Nano Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi Direktörü Prof. Dr. Volkan Özgüz de devletlerin özellikle savunma alanında Nano teknolojiye başvurduğunu belirtti. Özgüz, “Ülkelerde savunma bakanlıkları bu alanı kullanıp geliştiriyor. Savunma, hayati öneme sahip ve ülkeler akademik bu alanda işbirliklerini artırmaya yönünde ciddi adımlar atıyorlar. Hayatımızda her alana girmiş durumda. Geleceği yakalayabilmek için hızlı ve sağlam çalışmalar yapabilmeliyiz. Bu durum bizde de hem sivil hem devlet politikası olabilmelidir.” ifadelerini kullandı.

Kongrenin koordinatörlüğünü yapan Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Abasıyanık, son yılların hızla gelişen 2 önemli bilim olan Biyoteknoloji ve Nano teknolojinin kesişiminden doğan Biyo-Nano teknolojinin bilim dünyasına hızlı bir giriş yaptığını ifade etti. Abasıyanık, “Günümüz insanının birçok hayalini gerçekleşme fırsatı veren bu alan, canlılara entegre elektronik sensörler ve makineler, canlı içinde hedefi bulup yok eden akıllı ilaçlar, biyolojik tabanlı ama metalden daha dayanıklı ve sağlam malzemeler, biyolojik bellekler, nano ölçekli görüntü alan sistemler gibi daha bir çok uygulama alanı ile geleceğini kestirmekte zorlanacağımız yeni bir pencere aralamaktadır.” dedi. Abasıyanık, Türkiye’nin önemli bir alandaki gelişmeleri yakından takip etmesi ve bu yönde adımlar atmasına katkı sağlamak için bu kongreyi yaptıklarını belirtti. Kongre hatıra fotoğrafı çekilmesinin ardından sona erdi.
fatih üni

 

Kaynak :timeturk

Tarımsal Biyoteknolojinin Son Yenilikleri “Klonlanan Meyve Ağaçları İle” 1-2 Yılda Ürün Alınıyor

Laboratuvar ortamında klonlanan meyve ağaçları ile 4-5 yıl yerine 1-2 yılda ürün alma imkanı sağlanıyor. Tarımsal biyoteknolojinin bir yöntemi olan ‘bitki doku kültürü’ ile virüsten ari, hastalıksız ve sertifikalı bitki üreten Algen Biotechnology firması, 2008 yılından beri Ar-Ge çalışmaları ile ‘klonal meyve fidan anaçlarında’ seri üretim yapıyor. Diğer bitki çeşitleri ile ilgili Ar-Ge ve üretim geliştirme çalışmalarına da devam eden firma, ülkenin pazar payının önemli bir kısmına hitap ediyor.

Bursa’da açılan 11. Uluslararası Tarım Tohumculuk Fidancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı (BURTARIM 2013) ve Bursa 6. Uluslararası Hayvancılık ve Ekipmanları Fuarı’nda son ürün gamını sergileyen Algen Biotechnology firması bu konuda iddialı. Algen Biotechnology’den Alper Taşdurmaz, Biotechnology’de Türkiye’deki klonal anaç pazarını hedefleyerek işe girdiklerini belirterek, şu anda çoğu beyaz yakalı 120 çalışan ile çalıştıklarını söyledi.

Şu anda Türkiye pazarının yüzde 60’ına hitap ettiklerini anlatan Taşdurmaz, ’Yüzde 80’ini karşılayacak kapasitedeyiz. 10 milyon bitki bölü yıl Türkiye’deki en büyük kapasite. Önümüzdeki yıl ise kapasitemizi yeni üretim tesisi ile 50 milyona çıkarıp dünyada ciddi bir sıralamaya oturmuş olacağız.” dedi.

Önümüzdeki yıllarda ürün gamını geliştirmek istediklerini anlatan Taşdurmaz, Amerika’nın Washington eyaletinde ise Algen Amerika olarak yeni bir üretime başlayacaklarını söyledi. Türkiye’de eskimiş ve verimi düşmüş meyve, tür ve çeşitleri geliştirmeyi kendilerine misyon olarak belirlediklerini anlatan Alper Taşdurmaz, ’Türkiye’nin doğal tabii kaynaklarını kullanarak mevcut katma değerlerini üçe, dörde katlayarak, biz şuna inanıyoruz ki 2020’li yıllarda Türkiye katma değeri artmış tarım ve gıda ürünleri ile enerji açığını ciddi bir boyutta kapatabilir.” diye konuştu.

Normal şartlarda yetişen bitkilerin hastalık ve virüslere açık olup, doğada açılım gösterme riski bulunduğuna işaret eden Taşdurmaz, ’Artık dünyadaki gıda ve tarımdaki yeni materyal girişi bioteknoloji yöntemi ile geliştirilmeye başlandı. Biz de ülkemizde bu konudaki açığı görerek hem üreticilerimize destek olmak hem de dünyadaki bu trendi yakalayarak Türkiye’nin de bu konuda söz sahibi olması için bu sektöre girdik.” şeklinde konuştu.

Önümüzdeki yıllarda bioteknolojinin öneminin gün geçtikçe artacağını ifade eden Alper Taşdurmaz, ’Bu eskiyen, hastalıklı olan veya orijinini kaybetme riski olan bütün materyalleri genetik değişime tabi tutmadan klonal olarak üretebiliyoruz. Bize her türlü bitkinin bir dokusu geldiğinde biz onu çeşitli işlemlerden geçirip seri olarak klonlamaya alıyoruz.” şeklinde devam etti.

ÜRETİM SÜRESİNİ 2 YILA İNDİRİYOR

Klasik yöntemlerle yıllarca beklemek gereken üretim süresini bu yöntemle 3, 6 veya 9 aya kadar indirdiklerini anlatan Algen Biotechnology’den Alper Taşdurmaz, ’Bu yöntem ile hastalık ve zararlılara karşı daha dayanıklı çeşitlerimiz var. Normal klasik yöntemlerle üretilen fidanlar 5-7 yılda verime yatarken, bu anaçlarla fidan üretildiğinde bir iki yıl içinde meyve verimi almaya başlıyorsunuz.” diye konuştu.
aplle

 

Kaynak :haberfx

Bilim insanları,laboratuvar ortamında gelişmekte olan insan beyninin ilk ve tam canlı modelini geliştirmeyi başardı

Bilim insanları, laboratuvar ortamında gelişmekte olan insan beyninin ilk ve tam canlı modelini geliştirmeyi başardı.Uzmanlar, kök hücreler kullanılarak elde edilen başarının, insan beyni üzerindeki çalışmalarda yeni kapılar aralayacağını belirtti.
Bilim insanları, laboratuvar ortamında sağladıkları özel koşullar altında, insan kök hücrelerinden fasulye tanesi büyüklüğünde beyin dokusu geliştirmeyi başardı. Dokular, beynin spesifik bölgelerinden olan beyin zarı (serebral korteks) ve retinaya dönüştü.

Mini-beyinler, mikrosefali; beynin anormal derecede küçük olmasına neden olan rahatsızlığı modellemek için kullanılıyordu. Normal insan beyni gibi bilinçlilik veya duyu fonksiyonları sunmasa da, mini-beyinler, gelişmekte olan insan beyni üzerinde çalışma yapmak için önemli bir fırsat sunuyor.

Araştırmada yer alan Viyana’da bulunan Avusturya Moleküler Biyoteknoloji Bilimleri Akademisi’nden Jüergen Knoblich, mini beyinleri hayvanlar üzerinde denemenin mümkün olmadığına değinerek, “Fare beyni, insan beyni için iyi bir model sistemi sunmuyor… Geliştiridiğimiz sistem, insan beyninin gelişim sürecindeki spesifik özellikleri incelememizi sağlayacak” dedi.
Knoblich, düzenlediği basın toplantısında, ‘bilim insanları geçmişte laboratuvar ortamında sinir dokusu geliştirmeyi başardığını ancak beynin kortesk ve diğer bölgelerini içeren bir dokunun ilk kez elde edildiğini’ belirtti.

KÖK HÜCRE MUCİZESİ
Knoblich ve meslektaşları, mini-beyinleri geliştirmek için, her ikisi de her türlü dokunun geliştirilmesi için kullanılan insan embriyonik kök veya endüklenmiş pluripotent kök hücrelerini alarak, sinir sistemine dönüşen ‘nöroektoderm’dokusu halini almasını sağlacak özel bir ortama koydu.

Dokunun büyümesini desteklemek için, jel damlacıkları halindeki dokular eklenmeye devam etti. Ardından, damlacıklar bir dönen biyoreaktöre konuldu. Böylece, dokunun besin emme kabiliyeti artırıldı.

Yaklaşık 15-20 gün sonra, doku, ‘serebral organoid’ adı verilen ve tıpkı insan beyni gibi serebrospinal sıvı içeren serebral ventrikül (beyin karıncığı) halini aldı. 20-30 günlük sürenin ardından ise organoid’lerin bazıları, beynin serebral korteks ve gözün ışığı algılayan kısmı retina gibi belli bölümlerini meydana getirdi.

NBC News sitesinin haberine göre, mini-beyinler 2-3 milimetre çapında büyüme gösterdi. Elde edilen mini-beyinler, 10 ay boyunca laboratuvarda tutuldukları deney kaplarında hayatta kalmayı da başardı. Dolaşım sistemlerinin fazla gelişmemesi, oksijen ve besin dağıtımını iyi yapamaması, mini-beyinlerin boyutlarının sınırlı kalmasına neden oldu. Sonuç olarak, insan beynindeki gibi çoklu tabakalar ortaya çıkmadı.

BEYİN RAHATSIZLIKLARINI ANLAMAYA YARAYACAK
İnsan beyninin nasıl geliştiğine ait model oluşturan organoid’ler, beyin rahatsızlıklarının anlaşılması ve tedavisinde bilim dünyasına büyük bir fayda sağlayabilir.

Knoblich ve meslektaşları, bir mikrosefali hastasının derisinden aldıkları hücreleri kök hücreler olarak programlayarak, organoid geliştirdi ve bu rahatsızlığı incelemeye başladı.

Araştırmacılar, mikrosefali beyinlerin daha küçük kalmasına rağmen, çok daha fazla sinir hücresi ürettiğini fark etti. Buradan, beynin yeterli büyümeye ulaşmadan çok fazla sinir hücresi geliştirdiği anlaşıldı.

Mini-beyin araştırmasında yer almayan ABD’nin Pennsylvania Ünivesitesi’nden biyolog Gong Chen, ‘çok büyük bir başarı’ olduğunu belirttiği çalışmanın, ‘insan sinir hücreleri kullanılarak birçok alanda yeni kapılar aralayacağını’ söyledi.

Knoblich, mini-beyinlerin yeni tedavilerin geliştirilmesi ve beyin rahatsızlıklarını araştırmada kullanılabileceğini belirterek, “Şizofren ve otizm gibi daha sık rastlanan rahatsızlıklar hakkında bilgi edebiliriz” dedi. Knoblich, mini-beyinlerin geliştirilmesi alanında henüz ilk aşamalarda olduklarını ve bu becerinin zamanla artacağını not düştü.

beyin

 

Kaynak :ntvmsnbc

Türkiye’de hızla artan tersine beyin göçüne ilaç sektörü de eklendi

Türkiye’de hızla artan tersine beyin göçüne ilaç sektörü de eklendi.Abdi İbrahim İlaç’a ABD’den CV yağıyor.Özellikle ABD’den yoğun iş başvurusu gelen Abdi İbrahim’de çalışan 150 bilim insanının %10’u yabancılardan oluşuyor.
Türkiye’de son yıllarda bilim ve teknoloji alanında büyük adımlar atılıyor. Bilim insanlarına sağlanan rahat çalışma ortamları ve Ar-Ge’ye ayrılan kaynakların büyümesiyle birlikte tersine beyin göçü de hızla artıyor. Bilim insanları için artık cazibe merkezi olan Türkiye’de ilaç anındaki gelişmeler dünyada büyük yankı buluyor. Abdi İbrahim İnsan Kaynakları Direktörü Hakan Önel yurtdışından, özellikle ABD’den biyoteknoloji alanında çalışan Türk ve yabancılardan yoğun başvuru aldıklarını söylüyor. Önel, “Bilim insanları eskiden Türkiye’de akademik alandan başka bir yerde iş bulamıyordu. Bugün ise bilime ve Ar-Ge’ye büyük önem veriliyor. Bu da bilim insanını cezbediyor” diyor. Abdi İbrahim’in Ar-Ge Merkezi’nde 150 bilim insanının araştırma yaptığını belirten Önel, bunun yüzde 10’unun yabancılardan oluştuğunu dile getiriyor.

ÖNERİ SİSTEMİ YAYGINLAŞIYOR
Toplam 3 bin 400 kişinin istihdam edildiği Abdi İbrahim’de 400 de yabancı çalışan bulunuyor. Şirket bünyesinde insan kaynakları yönetiminin bir kültür haline getirildiğini vurgulayan Önel, bu doğrultuda farklı ihtiyaçlara hizmet eden gelişim programlarını hayata geçirdiklerini ifade ediyor. Önel, “Çalışan bağlılığı ve motivasyonun, performansı beraberinde getirdiğine inanıyoruz. Bu yolda katılımcı, öz sorumluluğa ve takım oyununa değer veren bir kültürün oluşturulması ve yaygınlaştırılmasını hedefliyoruz” şeklinde konuşuyor. Şirket hedeflerine ortak akıl, sürekli iyileştirme, yenilikçi fikir ve önerilerle ulaşabileceklerine inandıklarını kaydeden Önal sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çalışanlarımızın önerilerini almayı, etkinlik ve yenilikçilik adına bunları hayata geçirmeyi, edindirdiği kazanç doğrultusunda ödüllendirmeyi hedefleyen bir öneri sistemini hayata geçirdik. Buna AİDEA Öneri Sistemi diyoruz. Hedefimiz uygulamayı tüm çalışanlarımız arasında yaygınlaştırmak.”
ilac_arastirma

 

Kaynak : isteinsan