Bilim İnsanları Doğal Bitki Bazlı Gıda Koruyucusu Keşfetti

Bilim İnsanları Doğal Bitki Bazlı Gıda Koruyucusu Keşfetti. Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nden (Singapur) bilim insanları, yapay koruyuculardan daha etkili olan bitki bazlı bir gıda koruyucusu keşfettiler. Organik koruyucu, doğal olarak oluşan flavonoidler, hemen hemen tüm meyve ve sebzelerde bulunan çeşitli bitkisel besin gruplarını içerir. NTU bilim adamları tarafından oluşturulan organik koruyucu güçlü antimikrobiyal ve antioksidan özelliklere sahiptir, bakteriyel büyümeyi engelleyen ve gıda tazeliğini uzatan özellikleri vardır.

Et ve meyve suyu örneklerinde yapılan testlerde, organik koruyucu, ticari kalitede suni gıda koruyucularla karşılaştırıldığında, numuneleri iki gün boyunca soğutmaya gerek duymadan taze tuttu. Deney, oda sıcaklığında (yaklaşık 23 santigrat derece) gerçekleştirildi; bu sırada, yapay koruyucu maddelere sahip diğer gıda örnekleri, altı saat içinde bakteriyel kontaminasyona yenik düştü.

NTU araştırma ekibi, Profesör William Chen tarafından yönetildi. Ekip, yeni gıda koruyucusunu daha da geliştirmek için çok uluslu şirketlerle görüşmeler yapmakta. Ekibin bulguları geçtiğimiz ay Science Chemistry dergisinde yayınlandı.

Flavonoidler, bitkilerde patojenlere, otoburlara, zararlılara ve hatta uzun süreli güneş ışığından kaynaklanan güçlü ultraviyole ışınları gibi çevresel streslere karşı savunmaktan sorumlu olan, doğal olarak bulunan kimyasallardır.

Hemen hemen tüm meyve ve sebzelerde bulunurlar. Bunlar arasında soğan, çay, çilek, lahana ve üzüm bulunur. Flavonoidlerin anti-mikrobiyal potansiyeli daha önce bildirilmiştir, ancak bakterileri önlemek için işlenmeye ihtiyaç duydukları için gıda koruyucu olarak kullanılmamışlardır.

NTU araştırmacıları, flavonoidleri doğal ve sürdürülebilir bir şekilde yüksek antimikrobiyal ve antioksidan özelliklerle büyütmenin bir yolunu bulmuşlardır. Bunu, flavonoid üreten mekanizmayı bitkilerden ekmek mayasına (Saccharomyces cerevisiae olarak bilinen bir tür) implante ederek başardılar.

Prof Chen, “Antimikrobiyal ve antioksidan özellikler gıdaların korunmasında temel unsurlardır. Bitkilerden doğrudan ekstrakte edilen flavonoidlerin antimikrobiyal olarak işlenmesi gerekirken, mayadan üretilen flavonoidlerimiz bunu gerektirmiyor.

Bu araştırma tamda yapay koruyucuların vücudun uzun vadeli büyümesini ve gelişimini nasıl etkilediğine dair artan bilimsel kanıtların yapıldığı bir zamanda ortaya çıktı. Geçen ay (23 Temmuz), Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 67.000 çocuk hekimini temsil eden Amerikan Pediatri Akademisi, özellikle et ürünleri için gıda koruyucu maddelerde kullanılan kimyasallar hakkında endişelerini dile getiren bir bildiri yayınladı. Bunlar, metabolik süreçlerin düzenlenmesi için gerekli olan ve ayrıca gastrointestinal ve sinir sistemi kanserleriyle bağlantılı olan tiroid hormon üretimine müdahale edebilen nitratları ve nitritleri içerir.

Eski bir danışman ve Dünya Sağlık Örgütü danışmanı ve Singapur’daki evrensel aşılama programının uygulanmasında öncü olan Dr. Gabriel Oon Chong Jin, Flavonoidler, vitaminler ile önemli doğal besin takviyeleridir, ama aynı zamanda insan sistemine zarar vermeden gıda katkı maddeleri olarak da kullanılabilirler. Flavonoidler, kansere neden olabilen, çoğu işlenmiş gıdalarda kullanılan aspartam ve nitratlar gibi hali hazırda mevcut yapay koruyucuların yerine kullanılabilirler. ”

NTU araştırma ekibi, gıda endüstrisi ile olan bulgularını daha da geliştirmeyi ve tüm ambalajlanmış gıda ürünlerinde kullanılabilmeleri için çalışmalarının etkinliğini ve güvenliğini artırmayı hedefliyor.

Kaynak : phys

Katran’ın Antibakteriyel ve Antikanser Özelliği Üsküdar Üniversitesinde Kanıtlandı

Katran’ın Antibakteriyel ve Antikanser Özelliği Üsküdar Üniversitesinde Kanıtlandı. Anadolu topraklarında asırlardır değişik amaçlarla kullanılan katranın yüksek derecede antibakteriyel, antioksidan ve antikanser etkinliğe sahip olduğu Üsküdar Üniversitesinin ortağı olduğu projede kanıtlandı.

Katran projesinde sona gelindi. Fransa, Türkiye ve Fas ortaklığında yürütülen ONGUENT Projesi ekibi, son bilimsel toplantısını gerçekleştirmek üzere Üsküdar Üniversitesinde buluştu. Projenin finalinde, katranın yüksek derecede antibakteriyel, antioksidan ve antikanser etkinliğinin bulunduğu araştırmacılar tarafından paylaşıldı.

Anadolu katranının içeriğinde bulunan ve yeni ilaç potansiyeli taşıyan birçok aktif madde ilk kez Türk bilim insanlarınca kanıtlanmış oldu.

Uzun soluklu çalışmanın sonuçları, yeni kanser ilaçlarının keşfinde kullanılma potansiyeli taşıdığı gibi, başka birçok hastalığın ilacı olabilecek yeni moleküllerin katran içerisinde bulunduğunu gösterdi.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi, projede araştırmacı olarak bulunan Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu şunları söyledi:

“Dirençli bakterilerin yol açtığı ölümlerin önüne geçilebilmesinin yanı sıra çoklu ilaç dirençli bakterilere karşı etkinliği olan moleküllerin de katran içerisinden elde edilmesinin yolu açılarak, bilimsel alanda önemli sonuçlar elde edildi.”

Yeni ilaç adayı molekül veya moleküller araştırılacak

Bu aşamadan sonra yapılacak diğer projeler ile yeni ilaç adayı moleküllerin daha detaylı çalışılmasına karar verildi. Farklı ülkelerden gelen araştırmacılar heyecan verici bulguları paylaştıktan sonra, yeni proje hazırlıkları yapmak üzere Üsküdar Üniversitesi ile protokolde anlaşarak, ülkelerine uğurlandı.

‘Past And Present Medicinal Wood Tars in The Mediterranean-Geçmişte ve Günümüzde Akdeniz’de Tıbbi Ağaç Katranı’ isimli projede Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk projenin Türkiye yürütücüsü, Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu ise araştırmacı olarak yer aldı.

Kimyacı, arkeolog, antropolog, eczacı, ekolog, orman mühendisi, biyolog ve toksikologların bulunduğu ekipte Fransa; kimyasal analizleri, Fas; antibakteriyal, antioksidan ve antifungal çalışmalarını, Türkiye ise mutajenik/antimutajenik ve genotoksik/antigenotoksik, sitotoksik/antisitotoksik etkilerini araştırdı.

Avrupa, Kuzey Afrika ve Türkiye’de yetiştirilen katranların çıkarılma yöntemleri, halk tarafından kullanılma yolları ve amaçları belirlendi. Bahsedilen üç coğrafi bölgeden elde edilen değişik katran örneklerinin sitotoksisite çalışmaları da tamamlandı. Bu çalışma sonuçların da yukarıda bahsedilenlerle uyumlu bir şekilde ortaya çıktığı belirtildi.

Antioksidan içeren Vitamin haplarında kanser tehlikesi

Antioksidan içeren Vitamin haplarında kanser tehlikesi. Antioksidan içeren vitamin haplarının kanser öncesi lezyonların gelişmesini ve akciğer kanserininin ilerlemesini hızlandırabileceği belirlendi.
İsveç ‘teki Göteborg Kanser Merkezi ‘nden bilim adamlarının fareler üzerinde yaptığı araştırma, küçük akciğer tümörlerine sahip olmaları için genleri değiştirilen ve E vitamini takviyesi verilen hayvanların tümörlerinin büyüdüğünü gösterdi. Tümörlerin sayısının üç kat arttığı ve yayılma hızının büyük oranda yükseldiği belirtildi.

Bilim adamları, E vitamini verilen kanserli farelerin olması gerekenden iki kat hızlı öldüğünü vurgulayarak, antioksidan hapların dozu ne kadar yüksekse olumsuz etkinin o kadar arttığına dikkati çekti.

Araştırma, fareler üzerinde yapılsa da bu durumun özellikle sigara içen ve akciğer kanserinin erken aşamasındaki insanlar için de geçerli olabileceğini belirten bilim adamları, dengeli beslenme ve vitamin haplarını doktora danışmadan kullanmama tavsiyesinde bulundu.
Araştırmanın sonuçları “Science Translational Medicine” dergisinde yayımlandı.

antioxidant

 

 

Kaynak : radikal

Propolis’in antioksidan ve daha birçok faydası Atatürk Üniversitesi Kimya Bölümü tarafından kanıtlandı

Propolis’in antioksidan ve daha birçok faydası Atatürk Üniversitesi Kimya Bölümü tarafından kanıtlandı. Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin tarafından yapılan bilimsel çalışmada, propolisin çok kuvvetli antioksidan etkiye sahip olduğu, kanseri engellediği, mide ülserine iyi geldiği, ağız ve diş yaralarını iyileştirdiği, bakteri ve virüslere karşı etkili olduğu ve yaşlanmayı geciktirici özelliğinin olduğu belirlendi.

Türkiye Bilimler Akademisi üyesi de olan Gülçin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir arıcılık ürünü olan propolisin eskiden beri Anadolu’da yaygın kullanıma sahip olduğunu belirterek, halk arasında bu kadar yaygın kullanıldığı için merak ettiklerini ve bunun için propolis üzerine bilimsel çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Yaptıkları çalışmada propolisin birçok özelliğini tespit ettiklerini anlatan Gülçin, literatüre bakıldığında özellikle birçok biyolojik aktiviteye sahip olduğunu ve bunun da biyolojik ve farmakolojik aktivitelerin özellikle antibakteriyel, antiviral, antitümör, antikanser ve antieging etkilerinin bulunduğunu ifade etti.

Bölgede bitki çeşitliğinin çok fazla olduğunu ve bunun arıcılık ürünlerine artı bir değer kattığına dikkati çeken Gülçin, “Bölgeden taze propolis numunesini aldık. Bunun antioksidan ve radikal giderme özelliklerini araştırdık. Çok mükemmel aktiviteler gözlemledik. Özellikle standartlarla kıyasladığında neredeyse kullanılan en kuvvetli antioksidanlardan daha kuvvetli etkiye sahip olduğunu gördük” dedi.

Propolisin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullandığı yönünde çıkan haberlerden sonra yeniden gündeme geldiğini vurgulayan Gülçin, çalışmanın ikinci ayağında TÜBİTAK ile ortak yaptıkları çalışmalarda propolisin bu etkili özelliklerinin hangi maddelerden kaynaklandığını araştırdıklarını vurgulayarak, propoliste 300’den fazla uçucu ve diğer organik bileşenlerin olduğunu, özellikle fenolik ve polifenolik içerik açısından oldukça zengin olduğunu belirtti.

Propolisin protein yapı taşları olan aminoasitler açısından da çok zengin olduğunun altını çizen Prof. Dr. Gülçin, şunları kaydetti:

“Zaten farmakolojik ve biyolojik etkilere sahip olan bileşenler bunlar. Propolisin yüzde 15’lik kısmını flavon ve flavonoitler oluşturuyor. Bunlar sağlık için son derece önemli bileşenlerdir. Bugün sebze ve meyvelerden tutun, özellikle sonbaharda çıkan bitkisel gıda kaynaklarındaki bileşenler fenoller ve flavonoitler ve buna benzer bileşenlerdir. Bizim yaptığımız araştırmalarda da özellikle kafeik asit ve kafeik asit fenetil esterinin bol miktarda bulunduğunu, ayrıca A ve C vitamini açısından da çok zengin olduğunu gözlemledik.”

“Uzun yaşamın sırrı: propolis”

Son zamanlarda yapılan çalışmalarda Ortadoğu insanının uzun yaşamlarının sırlarının araştırıldığını anımsatan Gülçin, “Uzakdoğu insanlarının hem uzun yaşamları hem de bağışıklık sistemlerinin daha kuvvetli olduğu bilinmektedir. Bunun sırrı diyetlerindeki propolisten kaynaklandığı söylenmektedir. Çünkü propolis savunma sistemini güçlendiriyor. Tümör hücrelerinin çoğalmasını, ülser hastalarının bir türlü başa çıkamadıkları helicobacter pylori mikroorganizmasına neden olan bakteriyi ciddi oranda engelliyor” ifadelerini kullandı.

Gerçekleştirdikleri çalışmanın yayımlandığı günden buyana 50’den fazla atıf aldığını vurgulayan Gülçin, şöyle devam etti:

“Özellikle ağız ve diş yaralarına ve diğer diş hastalıklarına propolis iyi geliyor. En önemlisi tümör hücrelerinin gelişimini ve ülsere sebep olan mikroorganizmayı önlüyor. Antibiyotik, antiviral özellikleri var. Virüslere karşı da çok etkili. Antikanser olduğu ispatlanmış. Bağışıklık sistemini ciddi şekilde desteklediğini biliyoruz. Yaşlanmayı geciktirici özelliği bulunuyor. Mikrobiyal ve viral enfeksiyonlara karşı etkili kullanılıyor.”

Propolisin dişçilik, eczacılık ve tıp gibi sağlık sektörlerindeki bilimsel araştırmalarda çok yaygın kullandığını belirten Gülçin, “Propolisin yara iyileştirici özelliği, çok kuvvetli antioksidan olduğu ve birçok hastalığa sebep olan serbest radikalleri giderdiğini kanıtladık. Özellikle biyolojik açıdan çok önemli olan bazı bileşenlerin propoliste bol miktarda bulunduğunu gözlemledik” dedi.

propolis

 

Kaynak : Anadolu Ajansı

Ambalaj yiyeceğimiz günler çok yakın olabilir

Ambalaj yiyeceğimiz günler çok yakın olabilir. Mısır, çay ve yumurta gibi doğal ürünlerden elde edilen ambalaj, hem çevreyi hem insan sağlığını koruyacak. Marketten alınan peyniri ambalajını çıkarmadan yeme fikri çok tercih edilir gibi görünmese de doğal malzemelerden üretilen yenilikçi ambalajlarla artık bu mümkün.

ABD ve Japonya’da henüz depolarda uygulanabilen yenebilir ambalajların son tüketiciye kadar ulaşması için devam eden bilimsel araştırmalarda Türkiye de iddialı bir rol oynuyor. Mevcut yenebilir ambalajlara göre 500 kat daha esnek ambalaj geliştirerek dünyanın dikkatini çeken İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, yerli teknolojinin geliştirilebilmesi için Türk ambalaj firmalarının ilgisini bekliyor.

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yemenicioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, plastik ambalajların dünyada büyük bir çevre tahribatına neden olduğunu, bu durumun sürdürülemez olması nedeniyle ABD, Japonya ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çok sayıda araştırma grubunun yenilikçi ambalajlar üzerinde çalıştığını ifade etti.

Bu konuda insan sağlığına zararı olmayan doğal malzemelerin ön plana çıktığını, özellikle biyoetanol üretimi nedeniyle üretimi hızla artan mısırdan elde edilen zein proteininin dikkati çekici olduğunu dile getiren Yemenicioğlu, etanol üretimi sonrası ortaya çıkan atıklardan elde edilen zein üzerinde dünyada bir çok araştırma grubunun proje yürüttüğünü kaydetti.

Yapılan araştırmalarda zeinin en uygun malzeme olmasına rağmen yeterince esnek olmamasının sorun oluşturduğuna dikkati çeken Yemenicioğlu, bu konuda İYTE bünyesindeki Biyoteknoloji ve Biyomühendislik Laboratuvarı’nda farklı disiplinlerden bilim adamlarının katılımıyla TÜBİTAK destekli bir çalışma yürüttüklerini anlattı.

Çalışma sonucu yine doğal ürünlerden elde edilen enzimleri kullanarak yenebilir ambalajların esnekliğini 500 kat artırdıklarını, bunun dünyada bir ilk olduğunu söyleyen Yemenicioğlu, “Tüm bilim insanlarının nihai hedefi yenebilir ambalajları mutfaklarda kullandığımız streç filmlere benzeyen şekilde üretebilmektir. Bu esnekliğin sağlanmasında önemli bir mesafe kat ettik. Plastik benzeri bir esnekliği yakaladık. Bu ürünün maliyetlerinin düşürülmesi ve esnekliğinin daha da artırılması için çalışmalar devam ediyor” dedi.

Geliştirdikleri ambalajda yumurta akında da bulunan lisozim enzimini kullanarak antimikrobiyal etki verdiklerini anlatan Yemenicioğlu, böylelikle gıdaların içine suni koruyucu maddeler ilave edilmesine gerek kalmadan ambalajla mikroplara karşı koruyucu özellik ortaya koyduklarını ifade etti. Bu özelliklerin geliştirilebileceğini, antioksidan özellikler de konarak ambalajların insan sağlığına yararlı hale getirilebileceğini anlatan Yemenicioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Plastik ambalaj, sarılı olduğu gıdaya kanserojen bir etki verirken yenebilir ambalaj, antioksidan fonksinuyla kansere karşı koruyucu olabiliyor. Ambalajın isminin yenebilir olması bunun yenmesi gerektiğini göstermiyor. Bu ambalaj, klasik ambalajdaki gibi üründen ayrılarak tüketiliyor. Ama istenirse yenmesinde hiçbir sakınca bulunmuyor.

Yenebilir ambalajda bilimsel alanda iddialıyız ama bizi destekleyecek yeterli sanayi altyapısı yok. Avrupa ve Amerika’da yapılan çalışmaların en büyük avantajı sanayide daha kolay uygulama alanı bulması. Çünkü orada laboratuvardan çıkacak sonuçları bekleyen sanayi şirketleri var. Türkiye’de ise sanayici bu kadar bilinçli değil, daha çok plastiğe odaklanmış durumdalar.

Geliştirdiğimiz teknolojiyi almak için bazı Avrupalı gruplar başvurdu ama Türk şirketleri henüz bu teknolojinin farkında değil. Türkiye’de yeni yatırımların da plastik üzerine yapıldığını gözlemliyoruz. Mevcut şartlar içinde ülkemiz açısından plastikten farklı materyallere geçmek biraz daha uzun süre alacak gibi görünüyor. Şu an için normal ambalaja göre maliyet açısından rekabet mümkün değil. Bu konuda yasal desteklere de ihtiyaç var. Plastik kullanımının yasal olarak sınırlanması gerekiyor ki üreticiler bu tür ambalajlara ilgi göstersin.”

Yenebilir ambalajların ABD ve Japonya’da depolarda sprey olarak et ve peynir bloklarına püskürtülerek kullanılmaya başlandığını, yakın gelecekte maliyetlerin düşmesiyle son tüketicinin de bu ambalajlara ulaşabileceğini bildiren Yemenicioğlu, Türkiye’nin bu dönemde yapacağı atakla geleceğin önder ülkelerinden biri olabileceğini sözlerine ekledi.

ambalaj

 

Kaynak : kadin.milliyet