PAÜ Kimya Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Donat ve Ekibi Yaptığı Gerçek Saç İle Kaplı Sentetik Saç Çalışması İle Türkiye’de ve Dünyada Bir İlke İmza Atıyor

PAÜ Kimya Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Donat ve Ekibi Yaptığı Gerçek Saç İle Kaplı Sentetik Saç Çalışması İle Türkiye’de ve Dünyada Bir İlke İmza Atıyor. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Donat ve ekibi yaptığı gerçek saç ile kaplı sentetik saç çalışması ile Türkiye’de ve Dünyada bir ilke imza atıyor. Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Donat ve ekibi Gıda Mühendisi ve Gıda Güvenliği Uzmanı H. Pınar Koralay, Saç Tasarım Uzmanı Anıl Gökçay, Elektrik Teknikeri Ramazan Akköse ve PAÜ Kimya Mühendisliği Öğrencisi Elif Ünal ile birlikte gerçek saç ile kaplı antibakteriyel, antialerjik sentetik saç üzerine çalışmalarına devam ediyor.

Türkiye’de sentetik saç üretimi olmadığına ve bu protez saç üretiminin oldukça geniş bir piyasası olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Donat, Türkiye’de ve Dünyada bu alanda yapılan ticaretin ülkemizden de yüklü miktarlarda döviz kaybına neden olduğunu belirtti. Çin’in sentetik saç üretiminde büyük rakamlarla ihracat yaptığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Donat, yaptığımız çalışma ile kişinin kafa ve saç yapısı ile özelliklerine (parlak/mat/ince/kalın telli) özel saç tasarlanabileceğinin altını çizdi. Türkiye’de ve Dünya’da bir ilk olacağını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Donat, özellikle kemoterapi tedavisi gören hastaların, ileri yaşlarda yaşanan saç dökülmesi problemi yaşayan insanların doğal saç ile kaplı sentetik saçı peruk, postiş, mikro kaynak gibi çeşitli şekillerde kullanılabileceğini ifade etti. Doğal saçla kaplı sentetik saç çalışması ile ilgili Türkiye’de ve Dünyada literatürde herhangi çalışma olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Donat, dünyada bu çalışmaya benzer iki çalışmanın patenti olduğunu fakat bu patentli çalışmaların üretimi olmadığının da altını çizdi. Türk saçının dünya standartlarına göre en kaliteli olduğuna değinen Dr. Öğr Üyesi Donat, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden toplanan saçlar ile kaplama yapıp protez saçın hem doğala en yakın hem de kaliteli saç üreterek ülke içi ticarette ve yurt dışına yapılacak ihracatta ülkeye büyük fayda sağlayacağını söyledi.

Proje ekibinden H. Pınar Koralay konuyla ilgili son olarak şunları kaydetti: ‘‘Doğala yakın saç üretmek için çalışmalar yapıyoruz. Topladığımız doğal saçları hidrolizetme yöntemi kullanarak saçtan ince, sentetik (naylon 6.6, polyester, polamid) ve doğal (ipek, pamuk, bambu vb.) gibi maddelerden oluşan iplikleri hidroliz edilmiş doğal saç ile kaplıyoruz. Bugüne kadar yapılan deneme çalışmaları başarılı oldu. Yaptığımız testler ile çalışmalarını sürdüğümüz doğal saç ile kaplı sentetik saçların 240 derecelik ısıya kadar dayanıklı olduğu sonucuna vardık. Normalde piyasadaki sentetik saçlar boyanamıyor, perma gibi işlemler görmüyor ve yüksek ısıyla şekil verilemiyor. Şimdi bu çalışmaları kimyasallarla (saç boyası, saç spreyi gibi) tepkime vermeyecek, antibakteriyel ve antialerjik olarak gerçek saçla kaplı protez saç üzerinde çalışmalarımıza hızla devam ediyoruz.’’

Kaynak : Chemlife

Katran’ın Antibakteriyel ve Antikanser Özelliği Üsküdar Üniversitesinde Kanıtlandı

Katran’ın Antibakteriyel ve Antikanser Özelliği Üsküdar Üniversitesinde Kanıtlandı. Anadolu topraklarında asırlardır değişik amaçlarla kullanılan katranın yüksek derecede antibakteriyel, antioksidan ve antikanser etkinliğe sahip olduğu Üsküdar Üniversitesinin ortağı olduğu projede kanıtlandı.

Katran projesinde sona gelindi. Fransa, Türkiye ve Fas ortaklığında yürütülen ONGUENT Projesi ekibi, son bilimsel toplantısını gerçekleştirmek üzere Üsküdar Üniversitesinde buluştu. Projenin finalinde, katranın yüksek derecede antibakteriyel, antioksidan ve antikanser etkinliğinin bulunduğu araştırmacılar tarafından paylaşıldı.

Anadolu katranının içeriğinde bulunan ve yeni ilaç potansiyeli taşıyan birçok aktif madde ilk kez Türk bilim insanlarınca kanıtlanmış oldu.

Uzun soluklu çalışmanın sonuçları, yeni kanser ilaçlarının keşfinde kullanılma potansiyeli taşıdığı gibi, başka birçok hastalığın ilacı olabilecek yeni moleküllerin katran içerisinde bulunduğunu gösterdi.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi, projede araştırmacı olarak bulunan Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu şunları söyledi:

“Dirençli bakterilerin yol açtığı ölümlerin önüne geçilebilmesinin yanı sıra çoklu ilaç dirençli bakterilere karşı etkinliği olan moleküllerin de katran içerisinden elde edilmesinin yolu açılarak, bilimsel alanda önemli sonuçlar elde edildi.”

Yeni ilaç adayı molekül veya moleküller araştırılacak

Bu aşamadan sonra yapılacak diğer projeler ile yeni ilaç adayı moleküllerin daha detaylı çalışılmasına karar verildi. Farklı ülkelerden gelen araştırmacılar heyecan verici bulguları paylaştıktan sonra, yeni proje hazırlıkları yapmak üzere Üsküdar Üniversitesi ile protokolde anlaşarak, ülkelerine uğurlandı.

‘Past And Present Medicinal Wood Tars in The Mediterranean-Geçmişte ve Günümüzde Akdeniz’de Tıbbi Ağaç Katranı’ isimli projede Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk projenin Türkiye yürütücüsü, Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu ise araştırmacı olarak yer aldı.

Kimyacı, arkeolog, antropolog, eczacı, ekolog, orman mühendisi, biyolog ve toksikologların bulunduğu ekipte Fransa; kimyasal analizleri, Fas; antibakteriyal, antioksidan ve antifungal çalışmalarını, Türkiye ise mutajenik/antimutajenik ve genotoksik/antigenotoksik, sitotoksik/antisitotoksik etkilerini araştırdı.

Avrupa, Kuzey Afrika ve Türkiye’de yetiştirilen katranların çıkarılma yöntemleri, halk tarafından kullanılma yolları ve amaçları belirlendi. Bahsedilen üç coğrafi bölgeden elde edilen değişik katran örneklerinin sitotoksisite çalışmaları da tamamlandı. Bu çalışma sonuçların da yukarıda bahsedilenlerle uyumlu bir şekilde ortaya çıktığı belirtildi.

Kimya yüksek lisans öğrencilerinden hastane mikropları için antibakteriyel polimer

Kimya yüksek lisans öğrencilerinden hastane mikropları için antibakteriyel polimer. Lisans üstü eğitimlerini İstanbul Teknik ve Boğaziçi Üniversitelerinde sürdüren öğrencilerin geliştirdiği ürün, düşük konsantrasyonlarda dahi en bilinen hastane mikroplarının tamamını ortadan kaldırabiliyor, deri yoluyla vücuda geçmiyor.

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü yüksek lisans öğrencisi Bıçak, ”Patent başvurusunda bulunduk. Bu projenin hayata geçmesi durumunda, hastane kaynaklı enfeksiyonlar ve buna bağlı ölümler büyük ölçüde azaltılacak. Tamamı yurtdışından ithal edilen bu antibakteriyel maddelerin daha iyisi ülkemizde üretilip, yurtdışına ihraç edilebilecek” dedi.

Türkiye’den iki öğrenci, hastane mikroplarının en bilineni ‘pseudomonas aeruginosa’ bakterisinin tamamını öldürücü etkisi bulunan antibakteriyel bir ürün geliştirildi. İTÜ Kimya Bölümü doktora öğrencisi Ahmet İnce ve Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Tuğrul Cem Bıçak tarafından geliştirilen antibakteriyel polimer, Türkiye’nin farklı alanlarda dışa bağımlılığını ortadan kaldırmaya yönelik projelerin gelişmesini teşvik eden İTÜ Arı Çekirdek Proje yarışmasında ikinci oldu.

Cem Bıçak, dünyada artan çevre kirliliği ve dönemsel olarak ortaya çıkan Domuz gribi gibi salgın hastalıklar göz önüne alındığında, toplumsal hijyenin öneminin daha da arttığını belirtti.
Antibakteriyel ürünlerin öneminden yola çıkarak böyle bir ürün geliştirmeye karar verdiklerini anlatan Bıçak, Türkiye’deki antibakteriyel ürünlerin kimyasal bileşiğinin yurtdışından satın alındığını söyledi.
Dünyada bilinen mevcut antibakteriyel madde sayısı sınırlı olduğuna işaret eden Bıçak, bu maddelerin de dünyanın önde gelen şirketlerince patentlendiğini söyledi. Bunların haricinde üretim yapabilmenin neredeyse imkansız olduğunu ifade eden Bıçak, “Geliştirdiğimiz madde, şu an dünyada kullanılan mevcut anti-bakteriyel maddelerden farklı olup, patentlenebilir özelliğe sahiptir ve üretim maliyeti düşüktür. Dahası, bu maddenin mevcut antibakteriyel kimyasallardan daha etkili olduğu, Uludağ Üniversitesinde yapılan standart testler sonucunda belgelenmiştir” dedi.

Deri yoluyla vücuda geçişi yok
Yapılan bir araştırmaya göre, Amerikada yılda 100 binden fazla hastanın enfeksiyon kaparak hayatını kaybetmesinden büyük ölçüde hastane mikrobu olarak da bilinen pseudomonas aeruginosa bakterisinin sorumlu olduğuna işaret eden Bıçak, şunları söyledi:
“Günümüzde mevcut sterilizasyon işlemleri kusursuz uygulansa dahi yüzde 30 enfeksiyon bulaşma riskinin önüne geçilemiyor. Geliştirdiğimiz antibakteriyel ürünün çok düşük konsantrasyonlarda dahi pseudomonas aeruginosa bakterisinin tamamını öldürücü etkisi rapor edildi. Geliştirdiğimiz ürünümüzün bir diğer önemli özelliği polimerik olması. Günümüzde antibakteriyel adı altında satılan birçok üründe bol miktarda bulunan, başta triklosan olmak üzere diğer küçük yapılı bileşikler, deri yoluyla vücuda girip zararlı etkiler bırakıyor ve bu yüzden kullanımları yavaş yavaş tüm dünyada yasaklanıyor. Bunların yerini deriden geçişi mümkün olmayan polimerik malzemeler almaktadır ki yapılan çalışmalar günümüzde bu tür ürünlerin geliştirilmesine yönelik.”

Patent başvurusunda bulunduk
Patent başvurusunda bulunduklarını bildiren Bıçak, projenin hayata geçmesi durumunda, öncelikle hastane kaynaklı enfeksiyonların ve buna bağlı ölümlerin büyük ölçüde azaltılacağını, şu an tamamı yurt dışından ithal edilen bu antibakteriyel maddelerin daha iyisinin Türkiye’de üretilip, yurt dışına ihraç edilebileceğini sözlerine ekledi.

hastane

 

Kaynak : hurriyet

Antibakteriyel sabunların hiç bir etkisi yok mu ?

Antibakteriyel sabunların hiç bir etkisi yok mu ? ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından dün yapılan bir açıklamada antibakteriyel sabun ve jellerin ‘en iyi ihtimalle etkisiz, en kötü ihtimalle kamu sağlığına zararlı’ olduğu belirtildi.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), tıp camiası ve tüketici gruplarının yoğun taleplerinin ardından antibakteriyel sabun ve jellere karşı “operasyon” başlattı. FDA tarafından dün yapılan bir açıklamada antibakteriyel sabun ve jellerin “en iyi ihtimalle etkisiz, en kötü ihtimalle kamu sağlığına zararlı” olduğu belirtildi. FDA, üreticilerden, antibakteriyel kimyasal kullanılan bu ürünlerin hastalıkları ve enfeksiyonların yayılmasını önlemede normal sabun ve sudan daha etkili oldukları ve uzun süreli kullanımının güvenli olduklarına dair kanıt sunmalarını istedi. Aksi halde firmalardan ürünlerini yeniden formüle ederek formüllerinden antibakteriyel kimyasalları ve etiketleri çıkarmaları istenecek. Bu durum da antibakteriyel ürünlerin pazardan çekilmesi anlamına gelecek.

Bilimsel kanıt bulunmuyor
Yapılan çok sayıda araştırmaya göre, tüm dünyada milyonlarca insan tarafından kullanılan bu ürünlerin normal sabuna göre üstünlükleri olduğunu gösteren bilimsel kanıt bulunmuyor. Aksine, antibakteriyel sıvı sabunlarda bulunan ‘triklosan’ ve kalıp sabunlarda bulunan ‘triklokarban’ adlı kimyasalların kanser, hormon bozuklukları, kas fonksiyon bozuklukları, astım ve alerji gibi hastalıklara yol açtığına dair veriler bulunuyor. Araştırmalara göre bu kimyasalların ortaya çıkardığı bir diğer tehdit de dirençli bakterilerin ortaya çıkması.
FDA’nın İlaç Araştırma ve Geliştirme Merkezi Direktörü Janet Woodcock, “Söz konusu ürünlerdeki maddelerin faydalarının daha fazla olduğunun net bir şekilde gösterilmesi gerekiyor” dedi.

Antibakteriyel

 

Kaynak : gundem.milliyet

Propolis’in antioksidan ve daha birçok faydası Atatürk Üniversitesi Kimya Bölümü tarafından kanıtlandı

Propolis’in antioksidan ve daha birçok faydası Atatürk Üniversitesi Kimya Bölümü tarafından kanıtlandı. Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin tarafından yapılan bilimsel çalışmada, propolisin çok kuvvetli antioksidan etkiye sahip olduğu, kanseri engellediği, mide ülserine iyi geldiği, ağız ve diş yaralarını iyileştirdiği, bakteri ve virüslere karşı etkili olduğu ve yaşlanmayı geciktirici özelliğinin olduğu belirlendi.

Türkiye Bilimler Akademisi üyesi de olan Gülçin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir arıcılık ürünü olan propolisin eskiden beri Anadolu’da yaygın kullanıma sahip olduğunu belirterek, halk arasında bu kadar yaygın kullanıldığı için merak ettiklerini ve bunun için propolis üzerine bilimsel çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Yaptıkları çalışmada propolisin birçok özelliğini tespit ettiklerini anlatan Gülçin, literatüre bakıldığında özellikle birçok biyolojik aktiviteye sahip olduğunu ve bunun da biyolojik ve farmakolojik aktivitelerin özellikle antibakteriyel, antiviral, antitümör, antikanser ve antieging etkilerinin bulunduğunu ifade etti.

Bölgede bitki çeşitliğinin çok fazla olduğunu ve bunun arıcılık ürünlerine artı bir değer kattığına dikkati çeken Gülçin, “Bölgeden taze propolis numunesini aldık. Bunun antioksidan ve radikal giderme özelliklerini araştırdık. Çok mükemmel aktiviteler gözlemledik. Özellikle standartlarla kıyasladığında neredeyse kullanılan en kuvvetli antioksidanlardan daha kuvvetli etkiye sahip olduğunu gördük” dedi.

Propolisin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullandığı yönünde çıkan haberlerden sonra yeniden gündeme geldiğini vurgulayan Gülçin, çalışmanın ikinci ayağında TÜBİTAK ile ortak yaptıkları çalışmalarda propolisin bu etkili özelliklerinin hangi maddelerden kaynaklandığını araştırdıklarını vurgulayarak, propoliste 300’den fazla uçucu ve diğer organik bileşenlerin olduğunu, özellikle fenolik ve polifenolik içerik açısından oldukça zengin olduğunu belirtti.

Propolisin protein yapı taşları olan aminoasitler açısından da çok zengin olduğunun altını çizen Prof. Dr. Gülçin, şunları kaydetti:

“Zaten farmakolojik ve biyolojik etkilere sahip olan bileşenler bunlar. Propolisin yüzde 15’lik kısmını flavon ve flavonoitler oluşturuyor. Bunlar sağlık için son derece önemli bileşenlerdir. Bugün sebze ve meyvelerden tutun, özellikle sonbaharda çıkan bitkisel gıda kaynaklarındaki bileşenler fenoller ve flavonoitler ve buna benzer bileşenlerdir. Bizim yaptığımız araştırmalarda da özellikle kafeik asit ve kafeik asit fenetil esterinin bol miktarda bulunduğunu, ayrıca A ve C vitamini açısından da çok zengin olduğunu gözlemledik.”

“Uzun yaşamın sırrı: propolis”

Son zamanlarda yapılan çalışmalarda Ortadoğu insanının uzun yaşamlarının sırlarının araştırıldığını anımsatan Gülçin, “Uzakdoğu insanlarının hem uzun yaşamları hem de bağışıklık sistemlerinin daha kuvvetli olduğu bilinmektedir. Bunun sırrı diyetlerindeki propolisten kaynaklandığı söylenmektedir. Çünkü propolis savunma sistemini güçlendiriyor. Tümör hücrelerinin çoğalmasını, ülser hastalarının bir türlü başa çıkamadıkları helicobacter pylori mikroorganizmasına neden olan bakteriyi ciddi oranda engelliyor” ifadelerini kullandı.

Gerçekleştirdikleri çalışmanın yayımlandığı günden buyana 50’den fazla atıf aldığını vurgulayan Gülçin, şöyle devam etti:

“Özellikle ağız ve diş yaralarına ve diğer diş hastalıklarına propolis iyi geliyor. En önemlisi tümör hücrelerinin gelişimini ve ülsere sebep olan mikroorganizmayı önlüyor. Antibiyotik, antiviral özellikleri var. Virüslere karşı da çok etkili. Antikanser olduğu ispatlanmış. Bağışıklık sistemini ciddi şekilde desteklediğini biliyoruz. Yaşlanmayı geciktirici özelliği bulunuyor. Mikrobiyal ve viral enfeksiyonlara karşı etkili kullanılıyor.”

Propolisin dişçilik, eczacılık ve tıp gibi sağlık sektörlerindeki bilimsel araştırmalarda çok yaygın kullandığını belirten Gülçin, “Propolisin yara iyileştirici özelliği, çok kuvvetli antioksidan olduğu ve birçok hastalığa sebep olan serbest radikalleri giderdiğini kanıtladık. Özellikle biyolojik açıdan çok önemli olan bazı bileşenlerin propoliste bol miktarda bulunduğunu gözlemledik” dedi.

propolis

 

Kaynak : Anadolu Ajansı