Süleyman Demirel Üniversitesi’nde Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Programı Açılıyor

Süleyman Demirel Üniversitesi’nde Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Programı Açılıyor. Süleyman Demirel Üniversitesi ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (ISUBÜ) Rektörü Prof. Dr. İlker Hüseyin Çarıkçı, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu bünyesinde “Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Programı”nın açılacağını bildirdi.

Konuyla ilgili senato kararını YÖK’e gönderdiklerini kaydeden Çarıkçı, “Devletimizin nükleer enerji konusunda ciddi yatırımlara giriştiği bu dönemde, bu alanda doğacak işgücü açığını kapatmak için, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulumuzda Nükleer Teknoloji ile ilgili bir program kurma kararı aldık. Arkadaşlarımız bu konuyu 3-4 aydan bu yana çalışıyorlardı. Çalışmalar geçtiğimiz hafta sonuçlandı. YÖK’e bu programın açılmasıyla ilgili senato kararını sunduk. Olumlu karar çıkması halinde yeni öğretim yılında öğrenci alınmasını planlıyoruz. Teknik Bilimler MYO, Teknoloji Fakültesi ve Fen-Edebiyat Fakültesinde görev yapan uzman akademisyenlerimizle bu bölümün öğretim elemanı ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilecek kapasiteye sahibiz. Daha sonraki hedefimiz, Teknoloji Fakültesi bünyesinde 4 yıllık Nükleer Enerji Mühendisliği bölümü açmak” diye konuştu.

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu. 100 tematik alanda 2 bin kişiye yönelik aylık bin 550 Lira doktora bursu verilecek üniversiteler ve programları açıklandı. Üniversitelerinizin web sayfalarından duyuruları takip ederek başvuruda bulanabilirsiniz !!!

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki doktoralı insan sayısını artırmak için “100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Projesi”ni başlattıklarını hatırlattı.

Doktoralı insan sayısında gerilerdeyiz

Kalkınmış ülkelere bakıldığında, doktoralı insan sayısının çok yükseklerde olduğuna işaret eden Saraç, Çin’de bin kişiye 2.2, Amerika’da bin kişiye 1.7, Avrupa Birliği ülkelerinde bin kişiye ortalama 1.5 doktoralı insan düşerken Türkiye’de bu sayının bin kişiye 0.4 oranında olduğunu söyledi.

Doktora için bin / bir hedefini koyduk

Ülkenin kalkınmış ülkeler arasındaki sıralamasını yükseltmek için doktoralı insan gücünün artırılması gerektiğinin altını çizen Saraç, “Biz de bu bağlamda bin/bir hedefini koyalım diyoruz. Yani bin kişiye 1 doktoralı kişi. Buradaki maksadımız aslında endüstriye de sanayiye de bir doktoralı iş gücü, doktoralı insan gücü kazandırmak.” dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” kapsamında Türkiye için öncelikli alanlarda nitelikli bilgi üretmek amaçlı doktoralı insan kaynağına olan ihtiyacı karşılamak üzere, devlet üniversitelerindeki doktora programlarında öğrenim gören öğrencileri desteklemek için yükseköğretim tarihinde ilk kez doktora bursu verileceğini hatırlatan Saraç, dünyanın da üniversitelerden, ürettikleri bilginin kullanımında etkin rol oynamasını beklediğine işaret etti.

Artık üniversitelerin sadece kitlesel eğitim ile yetinmediğini, ürettikleri ve öğrettikleri bilginin kullanımının ekonomik, sosyal alanlarda değer bulmasını takip ettiklerini ve hedef olarak gördüklerini ifade eden Saraç, YÖK olarak bu amaçla üniversitelerdeki enstitülerin, araştırma merkezlerinin girişimci doğalarını, disiplinler üstü ve disiplinler arası çalışmalarını desteklemeye kararlı olduklarını vurguladı.

“‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi”

Bu bağlamda doktora programlarının gelişmesine ve bu programlara, mezun olan en parlak öğrencilerin katılabilmesine her zamankinden daha fazla emek harcayacaklarını bildiren Saraç, şöyle devam etti:

“Bu düşünceyle ‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi’ni başlatıyoruz. Bu öğrencileri 100/2000 YÖK Doktora Bursu ile mali olarak destekleyeceğiz. Yani ülkemizin ihtiyacı olan 100 alanda, 2 bin öğrenci YÖK bursu ile, Türkiye’nin güçlü üniversitelerinde doktora yapacak. Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizler de öğrencilerin çalışmalarında gösterdiği başarıyı ve akademik performanslarını dikkate alarak, eğitimleri boyunca, özellikle araştırma kavramına yönelik olarak, kendilerine özgün olanaklar sunmaya çalışacağız.

Bu projenin önemli bir ayağı, YÖK’ün bu doktora programlarının eğitim ve araştırmalarını, ulusal ve uluslararası yaptıkları araştırma ve yayınlarını kalite süreci açısından takip kararı almış olmasıdır.”

YÖK Başkanı Saraç, 100/2000 doktora programını bir mükemmeliyet ve prestij programı olarak gördüğünü belirtti.

Seçilen 100 doktora alanının, 2013’ten itibaren dünya bilim literatürüne katılan “Yükseköğretimde Akıllı Uzmanlaşma-Smart Specialisation” çalışmaları ve onlarca bilim insanının fikri alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Saraç, “Bu kavramın esas gayesi, 21. yüzyılda öne çıkan yüksek teknoloji, inovasyon ve gerekli insani ve sosyal değerlerin çalışmalarını ve araştırmalarını üretmek ve ülkeye bu alanda bilim insanı kazandırmaktır. Bunu yaparken de kamu finansmanını doğru ve verimli harcamak ile yükseköğretim çalışma alanlarında dublikasyonu önlemek de üzerinde durulan diğer iki noktadır. Projeyi başarılı olması dileği ile yükseköğretim camiasına sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bilim alanları

YÖK, 22 Aralık 2016-12 Ocak 2017 tarihleri arasında 100 tematik alanda başvuru ilanına çıktı. Üniversiteler bu alanlar arasından seçtikleri en fazla 10 alt alan için yetiştirecekleri öğrenci sayılarını, kurumsal kapasitelerini ve ilgili alanlarda yetkinliklerine ilişkin YÖK’e başvurdu.

YÖK’e “temel bilimler”, “mühendislik ve mimarlık”, “sağlık” ile “sosyal bilimler” üst alanlarında 73 farklı üniversiteden gelen toplam 635 başvuru ve 2 bin 964 kontenjan talebi ön değerlendirmeden geçirildi.

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye öğrenciler doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

Bu üniversiteler şu şekilde:

“Abant İzzet Baysal, Abdullah Gül, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Anadolu, Ankara Sosyal Bilimler, Ankara, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atatürk, Boğaziçi, Bursa Teknik, Bülent Ecevit, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Düzce, Ege, Erciyes, Erzurum Teknik, Eskişehir Osmangazi, Fırat, Galatasaray, Gazi, Gaziosmanpaşa, Gebze Teknik, Hacettepe, Harran, Hitit, İnönü, İskenderun, Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, İzmir Katip Çelebi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karabük, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Marmara, Mersin, Namık Kemal, Necmettin Erbakan, ODTÜ, Ömer Halisdemir, Sakarya, Selçuk, Süleyman Demirel, Trakya, Türk-Alman, Uludağ, Yalova, Yıldız Teknik.”

Gerçekleştirilen paneller neticesinde, temel bilimler, mühendislik ve mimarlık alanlarında 46 üniversitede 855 kontenjan için alt alanlar şöyle belirlendi:

“Akıllı malzemeler, biyobenzetim, bilgi güvenliği, biyoenformatik, biyomalzeme ve doku mühendisliği, biyomedikal ekipmanlar (tıbbi cihazlar), enerji depolama ve enerji malzemeleri, güç ve depolama teknolojileri, hava ve uzay araçları tasarımı, hidrojen ve yakıt pilleri, insan-bilgisayar etkileşimi, insan beyni ve nörobilim, insansız sistemler, mikro ve nanoteknoloji, mimarlık, nanobiyoteknolojik güdümlü ilaçlar, nükleer enerji, örüntü tanıma analizi, savunma bilişimi, modelleme ve simulasyon, savunma sistemleri entegrasyonu, sensör teknolojileri, sürdürülebilir ve akıllı kentler, sürdürülebilir yapı malzemeleri ve teknolojileri, sürdürülebilir, etkin tarım, ulaştırma akıllı ulaşım sistemleri, veri madenciliği ve veri depolama, yeni 3B eklemeli üretim, yeni nesil kompozitler ve çok işlevli nanokompozit malzemeler, yenilenebilir enerji kaynakları/teknolojileri.”

Sosyal bilimler alanında 28 üniversitede 246 kontenjan için alt alanlar ise şöyle oldu:

“Afrika çalışmaları, aile psikolojisi, anayasa hukuku, Balkan çalışmaları, deniz ticaret hukuku, Ermenice, fikri mülkiyet hukuku, göç çalışmaları, hadis, idare hukuku, katılım bankacılığı, kentsel dönüşüm çalışmaları, klinik psikoloji, manevi danışmanlık, medeni yargılama usulü hukuku, okul öncesi eğitim, Ortadoğu çalışmaları, özel eğitim (yetenekli, engelli vb), sosyal medya çalışmaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, uluslararası güvenlik ve terör, Uzakdoğu çalışmaları, yoksulluk çalışmaları.”

Sağlık alanında 25 üniversite için 299 kontenjan için alt alanlar şöyle:

“Biyomalzeme ve doku mühendisliği, cerrahi hastalıklar hemşireliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğal ve bitkisel ürünler, kozmetik ürünler, farmasötik biyoteknoloji ve ilaç tasarımı, gen tedavisi, gıda-metabolizma etkileşimi, hastane enfeksiyonlarını önleme, iç hastalıkları hemşireliği, kanser epidemiyoloji, metabolizma (obezite, diyabet ve ateroskleroz), moleküler farmakoloji ve ilaç araştırmaları, moleküler onkoloji, moleküler patoloji, moleküler ve hücresel gastroenteroloji, odiyoloji, psikiyatri hemşireliği, tümör immunolojisi.”

Belirlenen alanlarda doktora yapacaklara aylık bin 550 Lira 4 yıl süreyle verilecek.​

100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Türkiye’nin projesi

Saraç, bu projeyi ‘Türkiye’nin projesi’ olarak niteledi ve Yeni YÖK olarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak bu büyük adımla gurur duyuyoruz dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” ne ilişkin detaylı bilgi için:

http://www.yok.gov.tr/web/100-2000/ana-sayfa

8.Ulusal Analitik Kimya Kongresi 30 Mayıs’da Bilime Kapılarını Açıyor

8.Ulusal Analitik Kimya Kongresi 30 Mayıs’da Bilime Kapılarını Açıyor. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü tarafından 30 Mayıs-3 Haziran 2016 tarihleri arasında düzenlenecek “8. Ulusal Analitik Kimya Kongresi” ne ev sahipliği yapacak.

İlki 2002 yılında Prof. Dr. Şeref Güçer öncülüğünde Uludağ Üniversitesi’nde başlatılan bu önemli ulusal kongreye, Analitik Kimya alanında çalışmaları bulunan tüm akademisyenler davetlidir.

Kongre Başkanları, PROF. DR. GÜLEREN ALSANCAK ve DOÇ. DR. EBRU ÇUBUK DEMİRALAY yayınladıkları kongre davet yazısında;

” 30 Mayıs-3 Haziran 2016 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “8.Ulusal Analitik Kimya Kongresi”nde ev sahibi üniversite olarak amacımız; ülkemizdeki üniversitelerde analitik kimya çatısı altında çalışmalar yapmış akademisyenlerimizi bir araya getirmek ve bilginin evrenselliği inancından yola çıkarak bu sahada yapılan çalışmaları ortak bir payda altında toplayarak değerlendirmektir. Ayrıca üniversitelerimiz arasında bu sahada çalışan akademisyenlerimiz ile işbirliklerinin güçlendirildiği, genç araştırmacılara yeni ufukların açıldığı bir atmosfer oluşturabilmek öncelikli hedeflerimiz arasındadır.

İşte bu misyon ve vizyon doğrultusunda siz değerli akademisyenlerimizi 30 Mayıs-3 Haziran 2016 tarihleri arasında Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesinde ağırlamaktan ve deneyimlerinizi bizlerle paylaşmanızdan onur duyarız.” şeklinde belirtiyorlar.

Kongre Konuları ;

-TÜRLENDİRME
-SPEKTROSKOPİ
-AYIRMA BİLİMİ
-KEMOMETRİ
-ELEKTROANALİTİK

UYGULAMA ALANLARI

-Çevre Bilimleri
-Jeokimya
-Arkeoloji
-Endüstriyel Prosesler
-Gıda Analizleri ve Güvenliği
-Biyomalzemeler ve biyomoleküller Malzeme Bilimi
-Biyolojik Bilimler

KONGRE ANA SAYFASI İÇİN : http://sempozyum.sdu.edu.tr/

8.Ulusal Analitik Kimya Kongresi 30 Mayıs'da Bilime Kapılarını Açıyor

Tıpta Çığır Açacak Nanomotorlar Türkiye’de İlk Defa SDÜ’de Üretildi

Tıpta Çığır Açacak Nanomotorlar Türkiye’de İlk Defa SDÜ’de Üretildi. Süleyman Demirel Üniversitesi öğretim üyeleri sağlık alanında çığır açacak bir çalışmayla Türkiye’de bir ilke imza attı. Multidisipliner çalışma gurubunca kanser biyobelirteci olarak kullanılan miRNA’larin tayinine yönelik nanomotorlar sentezlendi.

SDÜ öğretim üyeleri sağlık alanında çığır açacak bir çalışmaya imza atarak, TÜBİTAK Projesi kapsamında nanomotor üretmeyi başardı. Enerjiyi hareket ve kuvvete çeviren nano ölçekteki bir saç telinin çapından 200 kez daha küçük cihazlar olarak tanımlanan nanomotorlar sayesinde kalıtsal hastalıkların teşhis ve tedavisi mümkün olabilecek.
Meme kanserinin ön tanısında kullanılacak nanomotorları, manyetik veya ultrason dalgalarla kontrol etmek, yönlendirmek, nanomotorlara istenilen ilaç, teşhis ve tedavi moleküllerini de yüklemek ve bunları istenilen organa yönlendirmek mümkün olabilecek.

BİYOMEDİKAL KULLANIM AMAÇLANIYOR
Çalışma grubu içinde yer alan Ordu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü öğretim Üyesi Proje Araştırmacısı Doç. Dr. Filiz Kurulay, “Ekip, TÜBİTAK destekli biyosensör amaçlı nanomotor projesi için burada toplandı. Projeyle nanomotorların fabrikasyonu ve ardında biyomedikal uygulamaları amaçlanıyor. Nanomotor, enerjiyi hareket çeviren cihazlar. Biyotıpta, çevre analizlerinde, tarım sektöründe uygulamaları var. 2004 yılında ilk kez literatüre kazandırıldı. Bunlar güncel çalışmalar. Dünyada farklı gruplarca yürütülmekle birlikte bu tür çalışmaların sayısı çok az” dedi. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Öksüz ise, “Nanomotorları farklı şekilde hareket ettirmek mümkün. Kimyasal reaksiyonları harekete dönüştürebiliriz. Yönlendirmeler yaptırabiliriz. Ses dalgaları göndererek istediğimiz şekilde hareket ettirebiliriz. Vücutta kullanacağımız uygulamalar için de kullanılacak malzemenin uygun olması gerekir” açıklamasında bulundu.

KANSERİN TEŞHİS VE TEDAVİSİNDE KULLANILABİLECEK
SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lütfi Öksüz da nanomotorları üreten cihazların da yerli üretimle gerçekleştirildiğini belirterek, “Nanomotorlar bir saç telinin 200’de biri çapında oyuk olan sistemler ve biz bunları burada üretebiliyoruz. Bizim ülkemizde de bu tür çalışmada ilk olduğumuzu düşünüyoruz. Kullanım alanı oldukça fazla. Gelecek adına nanoteknoloji üzerinde çalışılması yatırım yapılması gereken bir alan. İnsan vücudunda bu motorları biz dışarıdan kontrol edebiliyoruz. Manyetiksel, ultrasonik dalgalar olarak bunları insan vücudunda istediğimiz yere yönlendirecek şekilde üretebiliyoruz. Bunlar hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılabilecek motorlar. Çok küçük oldukları için istediğiniz yere yönlendirebilirsiniz. Vücuttaki kalıtsal problemleri teşhis edebilir ilaç yükleyerek tedavi yapabilirsiniz. Bizim konularımızdan biri meme kanserinin teşhisinde bu yöntemi kullanmak. Yine ilaç yüklemesiyle tedavide de kullanılabilir” diye konuştu.

Tıpta Çığır Açacak Nanomotorlar Türkiye’de İlk Defa SDÜ’de Üretildi

Kaynak : SDÜ & Milliyet

Sodyum ve potasyum nitrit gibi gıda katkı maddelerinin kullanıldığı işlenmiş et ürünleri kanser yapıyor

Sodyum ve potasyum nitrit gibi gıda katkı maddelerinin kullanıldığı işlenmiş et ürünlerinden günde 50 gram tüketildiğinde, bağırsak kanseri riskinin yüzde 21 arttığı belirtildi.
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Gültekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, katkı maddelerinin, gıda üretiminde kullanılmadan önce birçok toksikolojik araştırma yapıldığını söyledi.

Ürünlerin içindekiler bölümünde yer alan bu maddelerin, gıdaların renk, tat, koku, besin değeri ve raf ömrünü iyileştirmek amacıyla kullanıldığını belirten Gültekin, bunların bitkisel, hayvansal ve sentetik kaynaklardan elde edildiğini ifade etti.

Katkı maddelerinin ürünlerde ne kadar kullanılacağının Türk Gıda Kodeksi’nce belirlendiğine işaret eden Gültekin, gıdalarda izin verilen oranların üzerinde kullanıldığı zaman zararlı, çok düşük miktarda kullanıldığında ise zararsız olduğunun veya hastalık yapma risklerinin çok azaldığının, bilimsel olarak ortaya konulduğunu dile getirdi.

Katkı maddelerinin yüksek miktarda tüketildiklerinde bir kısmının kanserojen olduğunu, bir kısmının da kanserojenlerin etkinliğini artırdığını vurgulayan Gültekin, izin verilen miktarlarda tüketildiğinde bile bazılarının kanser oluşturma riskini artırdığını belirterek, şunları kaydetti:

“İşlenmiş et ürünlerinde antibakteriyel ve renk tutucu olarak sodyum ile potasyum nitrit kullanılır. Yapılan araştırmalara göre sosis, salam, sucuk ve pastırma gibi işlenmiş et ürünlerinden günde 50 gram tüketmek, bağırsak kanserine yakalanma riskini yüzde 21 artırmaktadır. Dünyada bağırsak kanserinin görülme sıklığı yüzde 2,4 ile yüzde 5 oranında değişir. Yani her yüz kişiden 5’i bağırsak kanserine yakalanmaktadır. Şayet günde 50 gram işlenmiş et ürünü tüketilirse; risk yüzde 21 artarak, 5 kişi yerine 6 kişi bağırsak kanseri olacaktır. Bu risklerden korunmak için işlenmiş et ürünleri tüketimine dikkat etmeliyiz. Özellikle fiyatı düşürmek amacıyla birçok ürüne katılan sentetik tatlandırıcılar, alerji ve migren ataklarını tetikleyici etki gösterebilir. Böbrek yetmezliği olanlara, mineral dengeyi bozacağı için mineraller bakımından zengin katkı maddelerini çok fazla tüketmemelerini öneriyoruz.”

“ÇOCUKLARIMIZA ROL MODEL OLMALIYIZ”
Gültekin, piyasada sayıları az da olsa, mümkün olduğu kadar katkı maddesi içermeyen ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.

Alışveriş sırasında, ürünleri mutlaka “içindekiler” bölümüne bakıp almak gerektiğinin altını çizen Gültekin, sözlerine şöyle devam etti:

“Nar ekşisi niyetiyle aldığımız ürünlerin yüzde 90’ından fazlası nar ekşili sostur. İçine renklendirmek için karamel, tatlandırmak için de glikoz şurubu katılır. Katkı maddelerini daha az içeren ürünleri tercih etmeye alışmalıyız. Bu işe çocuklardan başlamak gerekir. Bazı ürünlerde kullanılan sentetik gıda boyaları çocuklarda hiperaktiviteyi artırıcı etki gösterebiliyor. Onların damak zevkini doğal gıdalara alıştırmamız lazım. Normalde katkılı ürünler tükettikleri zaman gıdaların tadını o şekilde alıyorlar. Çocuğumuz lezzet artırıcı katılmış cips yediğinde, o tadı sürekli başka ürünlerde de istiyor. Çocuğunuza doğal pekmez verin, yemeyecektir. Çünkü çikolataya alıştıklarından, o tat daha güzel gelir. Bu konuda çocuklarımıza rol model olmalıyız. Ebeveynler ürün seçerken ürünlerin etiketine bakıp, ‘bu uygun değil, diğeri daha uygun’ derse, çocuklar da anne ve babalarının kendilerine yaptığı kısıtlamaları görüp, bu konudaki hassasiyetlerine daha çok uyacaktır.”

işlenmiş et

 

Kaynak :haberturk

SDÜ’li bilim adamları plazma yöntemi ile hızlandırıcı iyon kaynağı ürettiler.

SDÜ’li bilim adamları plazma yöntemi ile hızlandırıcı iyon kaynağı ürettiler.Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Lütfü Öksüz 4 kişilik bir çalışmayla, Plazma yöntemi kullanarak Hızlandırıcı İyon kaynağı ürettiler.
Üretilen İyon Kaynağı, Tıbbi Medikal Araştırmaları, Askeri savunma sanayi, Fizik ve biyolojik malzeme ve Kimya araştırmaları, X Işınları, Uzay Fiziği Araştırması, Hızlandırıcı Çalışmalarında Kullanılacak.
Cihazın Plazma Teknolojisi ile Çalıştığını belirten SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Lütfü Öksüz iki farklı üretim sistemini tek bir cihazda daha düşük bir enerji kullanarak ful iyonize edebildiklerini belirtti.
Çok Farklı Alanlarda Kullanılan Cihaz Tek başına uydu itme sistemlerinde kullanılabildiği gibi bir hızlandırıcı parçası olacakta kullanılabilecek olan cihaz Suudi Arabistan King Abdulaziz City For Science And Technology Kurumuna Gönderilecek. ( Türkiye’deki Karşılığı TÜBİTAK)
Üretilen cihaz yurt dışındaki emsallerine karşılık üçte birlik bir maliyet ile üretildi. Doç.Lütfü Öksüz Gerekli desteğin kendilerine verilmesi halinde Ülkemizde Askeri alandan Nükleer enerjiye kadar bir çok alanda çalışmalar yapabileceklerini Aktardı.
Üretilen cihaza yerleştirilecek bir kamera sayesinde saniyenin milyarda biri zamanda iyon ve elektron fotoğrafını da çekerek hareketlerinin de izlenmesine yardımcı olacak.
iyon

 

Kaynak :trt