İYTE Akademisyenlerinden Yerli Enerjide Verim Arttıracak Buluş

İYTE Akademisyenlerinden Yerli Enerjide Verim Arttıracak Buluş. Türk bilim insanları, jeotermal kaynaktan elektrik üretimi sırasında karşılaşılan ve suyun debisi ile sıcaklığını azalttığı için üretim performansını olumsuz etkileyen kabuklaşmayı azaltacak malzeme geliştirdi.

Çeşitli moleküllerin sentezinden oluşan yeni malzemenin, jeotermalden elektrik üretimini yaklaşık yüzde 20 artırarak yıllık 180 milyon dolar civarında kazanç sağlaması bekleniyor.
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada ,Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamak için yurt dışından enerji ithal ettiğini, bunun önüne geçmek için yerli enerji kaynaklarının verimini artırmak için çalışmalar yürüttüklerini anlattı.

Jeotermalin Türkiye için önemli bir kaynak olduğunu belirten Demir, bu alandaki elektrik üretiminin verimini artırmak için 7 yıldır çalıştıklarını söyledi.
Prof. Dr. Demir, jeotermal tesislerinde karşılaşan en önemli sorunun “kabuklaşma” olduğuna dikkati çekerek, “Jeotermal akışkan (su ve buhar) yerin altında yüksek basınç ve sıcaklıkta çözünmüş minerallerden oluşmaktadır. Bunların yeryüzüne çıkartılması sırasında çökelme problemi meydana gelir. Çökelmeyle oluşan kabuklaşma jeotermal akışkanın geçtiği boruları tıkama noktasına getirir ve enerji performansını düşürür. Kabuklaşma borudan geçen suyun debisini düşürdüğü gibi boruların üzerinde yalıtkan bir tabaka bırakarak oradan istifade ettiğimiz enerji miktarını da düşürmektedir.” diye konuştu.

Çaydanlık örneği

Günlük hayatta mutfakta kullanılan çaydanlıklarda da kabuk oluştuğuna değinen Prof. Dr. Demir, “Bu kabuk, kireç esaslı kalsiyum karbonat kabuklaşmasıdır. Bu kabuklaşmaya yönelik güzel çözümler var. Ancak elektrik üreten jeotermal sistemlerde gördüğümüz kabuklaşma daha farklıdır, silikat kabuklaşmasıdır ve çok daha inatçı, temizlemesi zor bir kimyasal yapıdır.” ifadelerini kullandı.

Polimerik moleküller sentezleyerek kabuklaşma oluşmasını azaltacak bir malzeme elde ettiklerini, bu malzemenin laboratuvar ortamında başarılı sonuçlar verdiğini anlatan Demir, şöyle devam etti:

“Türkiye’nin jeotermalden elektrik üretim kapasitesi günlük 1000 megavat civarındadır. Yaptığımız inhibitör kabuk miktarını yüzde 20 azaltmakla enerji performansını artırmaktadır. Bu da yıllık yaklaşık 180 milyon dolarlık bir kazanca tekabül etmektedir. Bu rakam bir megavat elektriğin bir saatlik ücreti ve verimin artırılmasıyla elde edilecek günlük fazladan 200 megavatlık elektrik göz önünde bulundurularak elde ediliyor.”

Demir, TÜBİTAK destekli projede elde edilen malzemenin üretim kapasitesinin artırılarak sahada kulanılacak miktarda üretilebileceğini sözlerine ekledi.

Kaynak : Anadolu Ajansı

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

TÜBİTAK tarafından, üniversitelerin girişimcilik ve yenilikçilik performanslarına göre sıralandığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2016 yılı sıralaması Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü tarafından TÜBİTAK’ta düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Bu yılın birincisinin 95,3 puanla Sabancı Üniversitesi olduğunu bildiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, ikinci sırada 85,80 puanla Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ), üçüncü sırada ise 82,63 puanla Bilkent Üniversitesi‘nin bulunduğunu ifade etti.

Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi ile üniversitelerde girişimcilik ve yenilikçilik faaliyetlerinin teşvik edilmesinin amaçlandığını belirten Bakan Özlü, “Bu çalışma, üniversitelerin eğitim kalitesine göre sıralandığı bir liste veya en başarılı üniversiteyi ortaya koyan bir sıralama değildir” dedi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, geçtiğimiz günlerde açıklanan Global İnovasyon Endeksi’nin 2016 yılı sonuçlarında, bir önceki yıla göre 16 basamak birden yükselerek 42. sıraya çıktığımızı bildirdi. Böyle bir endekste çok daha yukarılarda olmamız gerektiğine işaret eden Bakan Özlü, “Eğer dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacaksak, kurumlarımızı da dünya çapında lider kurumlara dönüştürmeliyiz. Özellikle üniversitelerimizi, dünya çapında bilim yapılan ve teknoloji üretilen merkezler haline getirmeliyiz” diye konuştu.

Endeks sıralamasına giren üniversiteleri tebrik eden, listenin hazırlanmasında katkısı bulunan Kurum ve Kuruluşlara da teşekkürlerini sunan Bakan Özlü, girişimcilik ruhunu ve yenilikçilik kültürünü geliştirme noktasında en çok üniversitelerimize güvendiğini belirtti.

Beş yıl önce başlatılan endeks çalışmalarının, bugün başta üniversitelerimiz ve öğrencilerimiz olmak üzere kamuoyu tarafından merakla beklenen bir sıralamaya dönüştüğüne değinen Bakan Özlü, şunları kaydetti:

“Görüyoruz ki son yıllarda üniversitelerimiz bünyesinde girişimcilik ve yenilikçiliğe dair önemli adımlar atıldı, atılıyor. Gençlerimiz de artık kendi işlerini kurmanın, girişimci olmanın hayallerini kuruyor. Dolayısıyla artık üniversitelerimiz için girişimci ve yenilikçi olmak, bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur. Biz de bu endeksi açıklayarak, üniversitelerimizi bu alanlara teşvik ediyoruz. Üniversitelerimizin sanayicilerimizle daha fazla işbirliği yapmalarını amaçlıyoruz. Üniversitenin kapısı sanayiciye, sanayicinin kapısı da üniversitelere açık olmalı. Üniversite, sanayinin ihtiyaç duyacağı bilgiyi üretmeli. Sanayici, sorunlarını aşmak için üniversiteye başvurmalı. Zira, sadece üniversitede, sınıflarda, laboratuvarlarda çalışarak, ekonomik ve sosyal faydaya dönüşen nitelikli bilgi üretilemez.”

2016 Yılı İlk 10 Sıra

1.Sabancı Üniversitesi
2.Orta Doğu Teknik Üniversitesi
3.İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi
4.İstanbul Teknik Üniversitesi
5.Boğaziçi Üniversitesi
6.Koç Üniversitesi
7.Gebze Teknik Üniversitesi
8.Özyeğin Üniversitesi
9.İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
10.Yıldız Teknik Üniversitesi

TAM LİSTE İÇİN TIKLAYINIZ !!

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

Kaynak : TÜBİTAK

12. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresine Artık Sayılı Günler Kaldı

12. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresine Artık Sayılı Günler Kaldı. 12. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresi (UKMK2016) 23-26 Ağustos 2016 tarihlerinde İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Kimya Mühendisliği Bölümü ev sahipliğinde Wyndham Grand İzmir’de (www.wyndhamgrandizmir.com) düzenlenecektir.

1994 yılında yapılan ilk kongreden bu yana her iki yılda bir ülkemizin önde gelen üniversiteleri tarafından gerçekleştirilmiş olan UKMK’nın amacı; kimya mühendisliği mesleğinin paydaşları arasında etkileşimi arttırarak ortak çalışma ve projelerin oluşmasına yardımcı olmak ve üniversite-sanayi işbirliğinin güçlenmesine katkı yapmaktır. Kimyasal veya Biyokimyasal Süreçlerde çalışan Kimya mühendislerinin güncel çalışmalarını sanayici, akademisyen ve genç meslektaşları ile UKMK2016’da paylaşacak.

Ayrıca, 2002 yılından bugüne her yıl İYTE Kimya Mühendisliği Bölümü tarafından yapılan geleneksel ‘Ne Üretelim? Etkinlikleri ve Proje Yarışması’nın (www.neuretelim.com) 13. sü 25 Ağustos 2016 tarihinde UKMK2016 kapsamında gerçekleştirilecektir.

KONGRE TEMALARI

TEMA: ENERJİ
Alternatif Enerji Kaynaklarının Araştırılması, Kullanılması ve Yeni Teknolojiler
Karbon Emisyonunun Azaltılması ve Giderilmesi
Enerji İntegrasyonu ve Optimizasyonu, Proses Verimliliğinin Geliştirilmesi
Yeşil Kimya Uygulamaları, Fosil Yakıtlar, Biyo Yakıtlar
Hidrojen Üretimi ve Depolanması
Sürdürülebilir Çevre ve Enerji İçin Yenilikçi Mühendislik Yaklaşımları

TEMA: ÇEVRE: SU, HAVA, TOPRAK
İklim Değişikliğine Karşı Önlemler
Hava, Su, Toprak Kirliliğini Kontrol Edecek/Giderecek İleri ve Sürdürülebilir Teknolojiler
Endüstiyel Süreçlerde Su Yönetimi
Tehlikeli Atıklar, Kanun ve Yönetmelikler

TEMA: KİMYA MÜHENDİSLİĞİ TEMELLERİ
Termodinamik ve Taşınım özellikleri
Arayüzey Olayları
Taşınım Olayları
Reaksiyon Mühendisliği ve Katalizörler
Ayırma İşlemleri

TEMA:PROSES GÜVENLİĞİ
İş Sağlığı ve Güvenliği
Risk Değerlendirmesi

TEMA: MALZEME MÜHENDİSLİĞİ VE BİLİMİ
Polimerler, İnorganik Malzemeler
Biyomalzemeler
Elektronik ve Fotonik
Kompozit Malzemeler
Nanomalzemeler

TEMA: BİYOTEKNOLOJİ
Gıda, Eczacılık, Biyomühendislik ve Tıp Alanında Kimya Mühendisliği’nin Rolü
Açlık/Gıda Sorununa Çözümler
Ultrason Kontrast Ajanları Geliştirilmesi ve Uygulamaları

TEMA: MÜHENDİSLİK EĞİTİMİ
Lisans/Lisansüstü Mühendislik Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar
Eğitimde Yazılım Araçlarından Faydalanma
Yeni Eğitim ve Formasyon İhtiyaçları, İstihdam ve İşsizlik Sorunları

TEMA: TASARIM, MODELLEME, OPTİMİZASYON VE KONTROL
Sistem ve Süreç Modelleme, Tasarımı ve Optimizasyonu
Pilot Çalışmalar
Moleküler Simülasyon Teknikleri

TEMA: KİMYA SEKTÖRÜNDEKİ GELİŞMELER
Araştırma ve Geliştirme Yapıları ve Modelleri, Teknolojik Geliştirme Bölgeleri Uygulamaları, Teknoloji Transferi
İlgili Sektörlerin Üretim, Hammade, Teknoloji, İhracat Durumu; Sorunlar ve Çözümleri
İnovasyon ve Girişimcilik

Kongre web sayfası : http://ukmk2016.org/index.html

12. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresine Artık Sayılı Günler Kaldı

İlaçsız Domates Artık Mümkün “Kendi Tohumumuzu İhraç Edebiliriz”

İlaçsız Domates Artık Mümkün “Kendi Tohumumuzu İhraç Edebiliriz” İYTE’li bilim insanlarının geliştirdiği proje sayesinde kanserojen madde içeren ve ekolojik dengeyi bozan kimyasal ilaçları kullanmadan domates üretimine imkân sağlayacak. İYTE Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Doğanlar’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı SANTEZ programı tarafından desteklenen bu proje, Türkiye’nin tohum ihraç ederek söz sahibi ülke olmasına öncülük edecek.

Ar-Ge çalışmalarına hız vererek ileri teknoloji ürünler üretmeyi ve katma değeri yüksek ürünler ihraç etmeyi hedefleyen Türkiye’nin, bu anlamda önünü açacak bir proje İYTE’de tamamlandı.

İYTE Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Doğanlar’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı SANTEZ programı tarafından desteklenen bu proje ile hem değişik hastalık etmenlerine dayanıklı hem de verimi yüksek yerli domates çeşidi üretmek mümkün olabilecek.

Türkiye de yılda 10 milyon ton dolayında domates yetiştiriliyor. Bunun 2,5 milyon tonu sanayi için, geri kalanı da günlük tüketim için yetiştiriliyor. Sanayide kullanılmak üzere yetiştirilen domatesler, tamamen yurt dışından ithal edilen tohumlardan elde ediliyor. Ancak İYTE laboratuvarlarında yapılan ve 3 yıl süren bu çalışma sonucunda değişik hastalıklara, stres, zararlı böcekler gibi verimi düşüren tüm faktörlere dayanıklılık gösteren, tadı ve kalitesi bozulmayan dayanıklı domates genleri tespit edildi.

Türkiye’nin ilk sanayilik domates çeşidini geliştirdik. Bu sanayilik domates çeşidinin ülkemiz tarım alanlarında kullanılması ile Türkiye’nin sanayilik domates tohumunda dışa bağımlılığını ortadan kaldıracaktır.

Moleküler markör yöntemleri kullanılarak tespit edilen genotipler sayesinde yüksek verim sağlayacak yerli domates tohumu üretilebilecek ve tohum ıslahı yapılabilecek. Yetiştirildiği bölgenin özel ihtiyacına göre genotiplerin belirlendiğini vurgulayan İYTE Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Doğanlar, “Moleküler ıslah yöntemleri kullanılarak üstün verim, kalite ve teknolojik özelliklere sahip, aynı zamanda birçok hastalık etmenine dayanıklı Türkiye’nin ilk sanayilik domates çeşidini geliştirdik. Bu sanayilik domates çeşidinin ülkemiz tarım alanlarında kullanılması ile sanayilik domates üretimi yerli sermaye kullanılarak arttırılmış olacak ve Türkiye’nin sanayilik domates tohumunda dışa bağımlılığını ortadan kaldıracaktır. Ayrıca çeşitli hastalık etmenlerine dayanıklı sanayilik domates çeşidinin geliştirilmesi, tarım zararlılarıyla mücadelede kullanılan tarımsal ilaç kullanımını önemli ölçüde azaltacak ve tarım ilaçlarının insan ve çevreye vermiş olduğu olumsuz etkilerini en aza indirecektir” dedi.

Türkiye’nin kendi tohumlarını geliştirip kullanması ve hatta ihraç etmesinin zorunluluğunu vurgulayan Prof. Dr. Sami Doğanlar, “Diğer ülkelerle rekabet edebilmek için uluslararası pazar standartlarına uygun, hastalıklara dayanıklı, insan sağlığına uygun ürünler yetiştirmek gerekiyor. Tamamladığımız proje sayesinde tamamen doğal yöntemlerle tohum ıslah edebilen ve ihraç eden bir ülke konumuna gelebileceğiz” diye konuştu.

Projenin tarım zararlılarıyla mücadelede kullanılan tarımsal ilaç kullanımını önemli ölçüde azaltması ve tarım ilaçlarının insan ve çevreye vermiş olduğu olumsuz etkilerini en aza indirmesi öngörülüyor.

Projede yer alan doktora öğrencisi İbrahim Çelik “Moleküler ıslah çalışmalarının gen düzeyinde yapıldığına işaret ederek: “Bitki ıslahı dendiği zaman genetiği değiştirilmiş bitki anlaşılıyor oysa bitki ıslahı başka, genetik çalışmalar tamamen başkadır, karıştırılmaması gerekir. Üstelik yıllardır İsrail, Hollanda, Almanya, Amerika, İngiltere’den ithal edilen tohumlarla domates üretimi yaptık. Kullanılan tohumların ülkemiz ekolojik koşullarına ve tüketici taleplerine her zaman uygun olmadığını gözlüyoruz. Tamamlanan proje sayesinde Türkiye dışa bağımlılıktan kurtulacak ve kendi sanayilik domatesini yetiştirebilecek” diye konuştu.

Tamamlanan projenin devrim niteliğinde olduğunu söyleyen Çelik, yapılan çalışma hakkında şu açıklamalarda bulundu: “Sadece bitkinin yaprağından alınan bir parça yaprağın kullanılmasıyla bu karakterler bakımından dayanıklı bitkilerin kolaylıkla ve yüksek hassasiyetle belirlenmesine olanak vermektedir. Çeşitli hastalık etmenleri için geliştirilen markörler, SANTEZ projesi kapsamında çoklu hastalık etmenine dayanıklı sanayilik domates ıslah çalışmalarında başarıyla kullanılarak düşük maliyetle fakat yüksek başarı oranıyla sanayilik domates çeşidi geliştirildi.”

İlaçsız Domates

Ambalaj yiyeceğimiz günler çok yakın olabilir

Ambalaj yiyeceğimiz günler çok yakın olabilir. Mısır, çay ve yumurta gibi doğal ürünlerden elde edilen ambalaj, hem çevreyi hem insan sağlığını koruyacak. Marketten alınan peyniri ambalajını çıkarmadan yeme fikri çok tercih edilir gibi görünmese de doğal malzemelerden üretilen yenilikçi ambalajlarla artık bu mümkün.

ABD ve Japonya’da henüz depolarda uygulanabilen yenebilir ambalajların son tüketiciye kadar ulaşması için devam eden bilimsel araştırmalarda Türkiye de iddialı bir rol oynuyor. Mevcut yenebilir ambalajlara göre 500 kat daha esnek ambalaj geliştirerek dünyanın dikkatini çeken İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, yerli teknolojinin geliştirilebilmesi için Türk ambalaj firmalarının ilgisini bekliyor.

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yemenicioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, plastik ambalajların dünyada büyük bir çevre tahribatına neden olduğunu, bu durumun sürdürülemez olması nedeniyle ABD, Japonya ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çok sayıda araştırma grubunun yenilikçi ambalajlar üzerinde çalıştığını ifade etti.

Bu konuda insan sağlığına zararı olmayan doğal malzemelerin ön plana çıktığını, özellikle biyoetanol üretimi nedeniyle üretimi hızla artan mısırdan elde edilen zein proteininin dikkati çekici olduğunu dile getiren Yemenicioğlu, etanol üretimi sonrası ortaya çıkan atıklardan elde edilen zein üzerinde dünyada bir çok araştırma grubunun proje yürüttüğünü kaydetti.

Yapılan araştırmalarda zeinin en uygun malzeme olmasına rağmen yeterince esnek olmamasının sorun oluşturduğuna dikkati çeken Yemenicioğlu, bu konuda İYTE bünyesindeki Biyoteknoloji ve Biyomühendislik Laboratuvarı’nda farklı disiplinlerden bilim adamlarının katılımıyla TÜBİTAK destekli bir çalışma yürüttüklerini anlattı.

Çalışma sonucu yine doğal ürünlerden elde edilen enzimleri kullanarak yenebilir ambalajların esnekliğini 500 kat artırdıklarını, bunun dünyada bir ilk olduğunu söyleyen Yemenicioğlu, “Tüm bilim insanlarının nihai hedefi yenebilir ambalajları mutfaklarda kullandığımız streç filmlere benzeyen şekilde üretebilmektir. Bu esnekliğin sağlanmasında önemli bir mesafe kat ettik. Plastik benzeri bir esnekliği yakaladık. Bu ürünün maliyetlerinin düşürülmesi ve esnekliğinin daha da artırılması için çalışmalar devam ediyor” dedi.

Geliştirdikleri ambalajda yumurta akında da bulunan lisozim enzimini kullanarak antimikrobiyal etki verdiklerini anlatan Yemenicioğlu, böylelikle gıdaların içine suni koruyucu maddeler ilave edilmesine gerek kalmadan ambalajla mikroplara karşı koruyucu özellik ortaya koyduklarını ifade etti. Bu özelliklerin geliştirilebileceğini, antioksidan özellikler de konarak ambalajların insan sağlığına yararlı hale getirilebileceğini anlatan Yemenicioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Plastik ambalaj, sarılı olduğu gıdaya kanserojen bir etki verirken yenebilir ambalaj, antioksidan fonksinuyla kansere karşı koruyucu olabiliyor. Ambalajın isminin yenebilir olması bunun yenmesi gerektiğini göstermiyor. Bu ambalaj, klasik ambalajdaki gibi üründen ayrılarak tüketiliyor. Ama istenirse yenmesinde hiçbir sakınca bulunmuyor.

Yenebilir ambalajda bilimsel alanda iddialıyız ama bizi destekleyecek yeterli sanayi altyapısı yok. Avrupa ve Amerika’da yapılan çalışmaların en büyük avantajı sanayide daha kolay uygulama alanı bulması. Çünkü orada laboratuvardan çıkacak sonuçları bekleyen sanayi şirketleri var. Türkiye’de ise sanayici bu kadar bilinçli değil, daha çok plastiğe odaklanmış durumdalar.

Geliştirdiğimiz teknolojiyi almak için bazı Avrupalı gruplar başvurdu ama Türk şirketleri henüz bu teknolojinin farkında değil. Türkiye’de yeni yatırımların da plastik üzerine yapıldığını gözlemliyoruz. Mevcut şartlar içinde ülkemiz açısından plastikten farklı materyallere geçmek biraz daha uzun süre alacak gibi görünüyor. Şu an için normal ambalaja göre maliyet açısından rekabet mümkün değil. Bu konuda yasal desteklere de ihtiyaç var. Plastik kullanımının yasal olarak sınırlanması gerekiyor ki üreticiler bu tür ambalajlara ilgi göstersin.”

Yenebilir ambalajların ABD ve Japonya’da depolarda sprey olarak et ve peynir bloklarına püskürtülerek kullanılmaya başlandığını, yakın gelecekte maliyetlerin düşmesiyle son tüketicinin de bu ambalajlara ulaşabileceğini bildiren Yemenicioğlu, Türkiye’nin bu dönemde yapacağı atakla geleceğin önder ülkelerinden biri olabileceğini sözlerine ekledi.

ambalaj

 

Kaynak : kadin.milliyet

İYTE’de yürütülen çalışma göre granitin kapalı, yeteri kadar havalandırılmayan alanlarda kullanımı akciğer kanseri riskini artırıyor.

İç mekanlarda kullanımı hızla artan granitin sağlığa etkilerini belirlemek üzere İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (İYTE) yürütülen çalışma, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Buna göre granitin kapalı, yeteri kadar havalandırılmayan alanlarda kullanımı akciğer kanseri riskini artırıyor.

İYTE Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Polat tarafından hazırlanan “Granitlerden Kaynaklanan Radon Salınımı ve Sağlık Riskleri” başlıklı bilimsel literatür araştırmasına göre magmatik bir kayaç olan granit, bünyesinde diğer doğal taşlara göre daha yüksek miktarlarda uranyum ve toryum barındırıyor.

Granitteki uranyum ve toryumun doğal olarak parçalanması sonucu ortaya çıkan radyoaktif etkiye sahip radon gazı ise yeraltı ocakları, binaların bodrum katları gibi yere yakın ve iyi havalandırılmayan alanlarda birikerek akciğer kanseri riskini artıracak seviyelere ulaşabiliyor.

Akciğer kanseri kaynaklı ölümlerin ABD’de yüzde 10-15, İngiltere’de yüzde 6’sının radon kaynaklı olduğunu bildirilirken radonun sigaradan sonra en büyük akciğer kanseri sorumlusu olduğuna dikkat çekiliyor.

Çeşitli tipte doğal taşlar üzerinde yürütülen çalışmalar sonucu granitin mermer ve seramiğe göre 2 kat daha fazla radon saldığının bildirildiği araştırmada şu tespitlere yer verildi:

“Radon gazına belirli eşik değerler üzerinde ve uzun süreler soluma yoluyla maruz kalınmasının akciğer kanseri riskini artırdığı literatürde çok farklı kaynaklarda bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Doğal taşlar arasında magmatik kökenli masif granitlerin, mermer ve benzeri diğer doğal taşlara nazaran daha yüksek miktarlarda uranyum ve toryum içerdiği literatürde açık bir şekilde ortaya konmuştur. Granitler, nispeten daha az gözenekli yapılarına rağmen, yüksek uranyum ve toryum içerikleri nedeniyle daha yüksek radon salınımına da neden olmaktadırlar.

Granitlerden kaynaklanan radon salınımının, evlerde mutfak bankosunda olduğu gibi birkaç metrekare ile sınırlı kullanımlar durumunda kayda değer bir risk teşkil etmediği düşünülmektedir. Bu konuda bir risk varsa dahi kanıtlanamamış durumdadır. Ancak granitlerin, alışveriş merkezleri, havaalanları, hastaneler gibi çok daha geniş toplu mekanlarda kullanılması durumunda, kullanım miktarları binlerce metrekareleri bulabileceği için ortama salınacak radon miktarları kayda değer seviyelere çıkabilir. Özellikle akıllı yeni binaların üstün izolasyon nitelikleri, ortam havasının yeterince değişmemesi nedeniyle olası bir radon problemini daha riskli hale getirmektedir.”

HAVALANDIRMAYA DİKKAT

Toplu ve büyük mekanlarda granit yerine farklı alternatiflerin değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği açıklamada, granitlerde radon salınım değerlerine büyük önem gösterilmesi, mekanın boyutları, havalandırma koşulları gözönüne alınarak, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından konulan sınır değerlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

Granit kullanılan binaların uranyum, toryum ve radon aktiviteleri açısından dikkatle izlenmesi gerektiğine değinilen raporda binaların çok iyi havalandırılması, hava tekrar kullanılmak zorunday ise filtreler vasıtasıyla temizlenmesi gerektiği de belirtildi.

ŞEHİR HASTANELERİNDE YERLİ TAŞ KULLANILSIN

Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Erdinç, granitin estetik görünümü nedeniyle genellikle yapı malzemesi olarak kullanıldığını, tamamı ithal edilen granite olan talebin hızla artmasının sağlık risklerini artırmasının yanında dış ticaret açığı yarattığını söyledi.

Dünyada granitin yarattığı risk nedeniyle iç mekanlarda kullanımının hızla azaldığını, İsviçre gibi ülkelerde kullanımın tamamen yasaklandığını anlatan Erdinç, granitin yerine en önemli alternatif olan mermerin dünyadaki kullanımının ise arttığını dile getirdi.

Türkiye’nin dünyanın en büyük mermer rezervlerine sahip olmasına rağmen, mermerin yerine ağırlıklı olarak Uzakdoğu’dan ithal edilen granitlerin tercih edildiğini belirten Erdinç, “Yıllırdır granitin sağlığa zararlı olduğuna ilişkin uyarılarımıza rağmen ithalat hız kesmeden devam ediyor. Bu işte kamu kurum ve kuruluşları başı çekiyor. TOKİ tarafından ihale edilen hastanelerin iç döşemelerinde dahi granit kullanılıyor. Havaalanları, adliye binaları, kamu binaları ve alışveriş merkezi inşaatlarında da granit tercih ediliyor. Bu konuda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız çok duyarlı. Kendisi bizden bir araştırma istedi. İYTE’de hazırlanan raporu kendisine sunduk. Bunu Bakanlar Kurulu’na taşıyacak. En azından kamu ihalelerine konu olan inşaatlarda granit kullanımında radon salınımının dikkate alınarak sınırlama getirilmesini umuyoruz” diye konuştu.

7 DOLARA ALINIP 30 DOLARA KAMU BİNALARINA SATILIYOR

Erdinç, yeni yapılacak şehir hastanelerinde granit yerine yerli kalsiyum karbonat esaslı taşların kullanılması gerektiğini, bu konuda girişimlerde bulunacaklarını da belirterek Çin ve Hindistan’da metrekaresi 7 dolara alınan bir granitin Türkiye’deki kamu inşaatlarına 30 dolara satıldığını, buradaki büyük rant nedeniyle sağlıksız olmasına rağmen granit kullanımından vazgeçilemediğini de öne sürdü.

Türkiye’de granitin yanlış kullanımına en önemli örneklerin İstanbul ve İzmir Adalet Saraylarında görülebileceğine dikkati çeken Erdinç, binlerce metrekare granitin yaydığı radonun bu binaların bodrum katlarına çöktüğünü, yeteri kadar havalandırma yapılmaması halinde bu katlarda uzun süre geçirenlerin sağlık riskleriyle karşı karşıya kalacağını iddia etti.

Dünyada mermerciliğin merkezi sayılan Afyonkarahisar’da yapılan devlet hastanesinde de tüm uyarılara rağmen Hindistan’dan ithal edilen granitlerin kullanıldığını söyleyen Erdinç, “Şifa bulmak için gittiğimiz hastanelerde dahi granit kullanılıyor. Bu tehlikeye artık dur denmeli” dedi.
granit

 

Kaynak :akşam

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Ev Sahipliğinde Bilim İnsanları Türkiye’nin Cern’e Katkısını Konuştu.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Ev Sahipliğinde Bilim İnsanları Türkiye’nin Cern’e Katkısını Konuştu.İzmir Yüksek Enerji Fiziği ve Uygulamaları Çalıştayı’nın (İZYEF 2013) ikincisi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Fizik Bölümü’nün ev sahipliğinde yapıldı.

İYTE kampüsünde Türkiye’deki parçacık fiziğinin mevcut durumu, CERN’le olan ilişkiler gibi konuların değerlendirildiği çalıştaya, yurt içinden ve yurt dışından çeşitli üniversitelerin yanı sıra farklı kurumlardan üst düzeyde fizikçiler ve elektrik-elektronik mühendisleri katıldı. 11-13 Eylül tarihleri arasında yapılan çalıştay ile Higgs Parçacığı’nın keşfi ve sonrasındaki bilimsel gelişmeler çerçevesinde Türkiye-CERN ilişkilerine odaklanan araştırmacılar ve öğrenciler için bir ortak platform oluşturulması hedefleniyor. Çalıştayın ayrıca Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) finansal konuda destek alan ilk forum olması yönüyle dikkat çekici bir özelliği bulunuyor.
Çalıştayın açılış konuşmasını yapan İYTE Rektörü Prof. Dr. Mustafa Güden, parçacık fizik araştırmalarında elde edilen bulguların insan hayatında son derece önemli buluşlara yol açtığını ve Türkiye’de bu konuda önemli çalışmalar yapıldığını söyledi. Özellikle yeni neslin temel bilimlere olan ilgisinin azaldığından bahseden Güden, İYTE olarak bu tarz çalıştaylara ev sahipliği yapmanın yanı sıra akademik düzeyde de destek vererek bilim dünyasına katkıda bulunmayı sürdüreceklerini ifade etti.

“PARÇACIK FİZİĞİNDE DÜNÜ VE BUGÜNÜ KONUŞUYORUZ”

Dünyanın önde gelen parçacık fiziği araştırma merkezlerinden biri olan DESY’de (Deutsches Elektronen Synchrotron) araştırmacı olan ve aynı zamanda CERN’de deneysel çalışmalar yürüten Dr. Altan Çakır ise, İZYEF 2013’ü düzenleyen komite adına yaptığı açıklamada Türkiye’de parçacık fiziğiyle ilgilenen hatırı sayılır bir çoğunluk olduğunu belirtti. Çalıştayda mevcut durumu daha ileriye taşımak için yapılması gerekenler ile ilgili yol haritası belirlemeye çalıştıklarını ifade eden Çakır, “Parçacık fiziğinde dünü ve bugünü konuşuyoruz. Parça fiziğinden kastımız Yüksek Enerji Fiziği Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nda gerek kuramsal fizikçilerin, gerek deneysel fizikçilerin katkıda bulunduğu geniş bir alan. Bu konudaki gelişmeleri özeleştiri yaparak masaya yatırıyoruz” dedi.

Türkiye’nin CERN’e üye olup olmaması yönündeki tartışmaları değerlendirdiklerini belirten Çakır, “Türkiye’de bu işlerle ilgilenen araştırmacılar kuramsal ya da deneysel ne kadar yetkin? CERN’e ne gibi bir katkı sağlayabiliriz? Temel hedefimiz ne olmalı?’ şeklinde birbiriyle organik bağları olan konularda ortak bir sonuç çıkarmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Genç araştırmacıların, öğrencilerin, konularında tecrübeli araştırmacı ve öğretim üyeleri ile bir araya gelerek yeni ortaklıklar oluşturdukları ve üçüncü bir toplantının da gerektiği kararının alındığı çalıştay, en iyi sözlü ve poster sunumları için yapılan ödül töreniyle sona erdi.
izmir

 

Kaynak :haber3