Prof. Dr. Reşat Apak, İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisi Kimya Topluluğu (The Royal Society of Chemistry – RSC) Tarafından “Danışman Üye/Fellow Member” Seçildi

TÜBA Asli Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Apak, İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisi Kimya Topluluğu (The Royal Society of Chemistry – RSC) tarafından “Danışman Üye/Fellow Member” seçildi.

Prof. Dr. Reşat Apak, kimya alanına önemli katkıları, araştırmaları ve farklı stratejik bakış açısı dolayısıyla verilen RSC üyelik kararının 27 Temmuz 2018 tarihinde alındığı bilgisini verdi. Yakın zamanda RSC Danışman Üyesi olarak Avrupa Kimya Topluluğu’nda konuşma yapacak olan Prof. Apak’a eş zamanlı olarak RSC sertifikası da verilecek.

RSC’nin 175 yıllık bir geçmişi ve dünya çapında 50.000’den fazla üyesi bulunuyor. Uluslararası platformda kimya alanında önemli katkılar sağlayan saygın bilim insanlarını bir araya getiren RSC topluluğu, kimya alanında yaygın, etkisi yüksek bilimsel çalışmaların sürdürülmesi ve yaygınlaştırılmasını hedefliyor. Her biri kimya alanına önemli katkılarda bulunmuş üyeler bağımsız hakemler tarafından yapılan değerlendirme sonucunda RSC tarafından seçildikten sonra, FRSC üyelerine tebliğ edilirken aynı zamanda The Times Gazetesi’nde FRSC üye listesi resmi olarak ilan ediliyor.

Prof. Dr. Mustafa Reşat Apak Kimdir?

Prof. Dr. Mustafa Reşat Apak, 1976 yılında kimya yüksek mühendisi olarak mezun olduğu İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi’nden 1982 yılında doktora derecesini aldı; 1993’de profesör oldu. İdari görev olarak aynı fakültede 1996-99 döneminde dekanlık ve 2007-2015 yılları arasında İÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde müdürlük yaptı. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi’nde Analitik Kimya Anabilim Dalı başkanı (1990-…) ve İÜ Rektörlüğü’ne bağlı Gıda Antioksidanları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İÜ-GAAM) müdürüdür.

Prof. Dr. Apak NATO/CCMS, IAEA ve TWAS gibi uluslararası örgütlerden ve DPT, TÜBİTAK, İÜ Araştırma Fonu gibi ulusal kurumlardan aldığı projeleri yönetti. Halen IUPAC: Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimyacılar Birliği Analitik Kimya Alanı’nda (IUPAC Division V) Türkiye temsilcisidir. 228 adedi bilimsel atıf indeksi (SCI)’ne geçen uluslararası dergilerde basılmış özgün araştırma makalesi, 10’u uluslararası hakemli bilimsel kitap/ansiklopedi bölüm yazarlığı olmak üzere (yerli ve yabancı kongre bildirileriyle birlikte) yaklaşık olarak toplam 700 bilimsel eseri ve üç adet (Türkçe) ders kitabı bulunmaktadır. Antioksidan tayinleri ile ilgili olarak editörlük yaptığı bir İngilizce kitabı da Wiley Yayınevi’nden Şubat 2018 içinde basılmıştır. Yayınlarına uluslararası bilimsel atıf indeksi (SCI)’ne geçen dergilerde (Temmuz 2018 itibarıyla) Elsevier-Scopus’a göre aldığı atıf sayısı 6703 (özatıf dışı 5833)’dür ve h-indeks değeri 40’dır. Meslek alanının en yüksek etki faktörlü özgün araştırma makalesi dergisi olan ACS: Analytical Chemistry’de 7 makalesi yayınlanmıştır.

Analitik Kimya’nın çok çeşitli temel ve uygulamalı alanlarında çalışmış olan Prof. Dr. Apak’ın en önemli buluşu 2004 yılında dünya literatürüne kattığı “CUPRAC antioksidan kapasite tayin yöntemi”dir. Ayrıca “sahada patlayıcı izlerinin saptanması” kiti analiz sisteminin bulucusudur. Türkiye Kimya Derneği’nden 2004 yılında “Kimya Biliminin İlerlemesine Katkı − Şeref Üyeliği Ödülü” almıştır. 6 Haz. 2012 tarihinde Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyeliğine atanmış, Haziran 2014’den itibaren de Akademi Konsey üyeliğine seçilmiştir. 1 Haziran 2016’da İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nce ilk olarak verilen “bilime hizmet ödülü” almıştır. Türkiye’nin en büyük bilimsel ödülü olan “TÜBİTAK Bilim Ödülü” ‘Analitik kimya bilim alanının temel ve uygulamalı dallarında; geleneksel olmayan adsorbanların analitik kimya ve çevre kimyasında kullanımı, antioksidan kimyası ve antioksidan aktivite/kapasite tayinleri, enerjetik maddelerin ve bunların patlama sonrası kalıntılarının sahada ölçümü konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları’ nedeniyle 2017 yılında Prof. Apak’a verilmiştir. İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisi Kimya Topluluğu’nca kimya alanında çığır açmış buluşları olan bilim adamlarına verilen “danışman üyelik” (Royal Society of Chemistry: RSC-Fellow Member) statüsünü 27 Temmuz 2018’de kazanmıştır ve üyelik sertifikası kendisine ‘keynote speaker’ olarak davetli bulunduğu 7. EuCheMS Kimya Kongresi’nde (26-30 Ağustos 2018, Liverpool-İngiltere) RSC yetkilileri tarafından verilecektir.

Kaynak : TÜBAİÜ Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu. 100 tematik alanda 2 bin kişiye yönelik aylık bin 550 Lira doktora bursu verilecek üniversiteler ve programları açıklandı. Üniversitelerinizin web sayfalarından duyuruları takip ederek başvuruda bulanabilirsiniz !!!

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki doktoralı insan sayısını artırmak için “100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Projesi”ni başlattıklarını hatırlattı.

Doktoralı insan sayısında gerilerdeyiz

Kalkınmış ülkelere bakıldığında, doktoralı insan sayısının çok yükseklerde olduğuna işaret eden Saraç, Çin’de bin kişiye 2.2, Amerika’da bin kişiye 1.7, Avrupa Birliği ülkelerinde bin kişiye ortalama 1.5 doktoralı insan düşerken Türkiye’de bu sayının bin kişiye 0.4 oranında olduğunu söyledi.

Doktora için bin / bir hedefini koyduk

Ülkenin kalkınmış ülkeler arasındaki sıralamasını yükseltmek için doktoralı insan gücünün artırılması gerektiğinin altını çizen Saraç, “Biz de bu bağlamda bin/bir hedefini koyalım diyoruz. Yani bin kişiye 1 doktoralı kişi. Buradaki maksadımız aslında endüstriye de sanayiye de bir doktoralı iş gücü, doktoralı insan gücü kazandırmak.” dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” kapsamında Türkiye için öncelikli alanlarda nitelikli bilgi üretmek amaçlı doktoralı insan kaynağına olan ihtiyacı karşılamak üzere, devlet üniversitelerindeki doktora programlarında öğrenim gören öğrencileri desteklemek için yükseköğretim tarihinde ilk kez doktora bursu verileceğini hatırlatan Saraç, dünyanın da üniversitelerden, ürettikleri bilginin kullanımında etkin rol oynamasını beklediğine işaret etti.

Artık üniversitelerin sadece kitlesel eğitim ile yetinmediğini, ürettikleri ve öğrettikleri bilginin kullanımının ekonomik, sosyal alanlarda değer bulmasını takip ettiklerini ve hedef olarak gördüklerini ifade eden Saraç, YÖK olarak bu amaçla üniversitelerdeki enstitülerin, araştırma merkezlerinin girişimci doğalarını, disiplinler üstü ve disiplinler arası çalışmalarını desteklemeye kararlı olduklarını vurguladı.

“‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi”

Bu bağlamda doktora programlarının gelişmesine ve bu programlara, mezun olan en parlak öğrencilerin katılabilmesine her zamankinden daha fazla emek harcayacaklarını bildiren Saraç, şöyle devam etti:

“Bu düşünceyle ‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi’ni başlatıyoruz. Bu öğrencileri 100/2000 YÖK Doktora Bursu ile mali olarak destekleyeceğiz. Yani ülkemizin ihtiyacı olan 100 alanda, 2 bin öğrenci YÖK bursu ile, Türkiye’nin güçlü üniversitelerinde doktora yapacak. Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizler de öğrencilerin çalışmalarında gösterdiği başarıyı ve akademik performanslarını dikkate alarak, eğitimleri boyunca, özellikle araştırma kavramına yönelik olarak, kendilerine özgün olanaklar sunmaya çalışacağız.

Bu projenin önemli bir ayağı, YÖK’ün bu doktora programlarının eğitim ve araştırmalarını, ulusal ve uluslararası yaptıkları araştırma ve yayınlarını kalite süreci açısından takip kararı almış olmasıdır.”

YÖK Başkanı Saraç, 100/2000 doktora programını bir mükemmeliyet ve prestij programı olarak gördüğünü belirtti.

Seçilen 100 doktora alanının, 2013’ten itibaren dünya bilim literatürüne katılan “Yükseköğretimde Akıllı Uzmanlaşma-Smart Specialisation” çalışmaları ve onlarca bilim insanının fikri alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Saraç, “Bu kavramın esas gayesi, 21. yüzyılda öne çıkan yüksek teknoloji, inovasyon ve gerekli insani ve sosyal değerlerin çalışmalarını ve araştırmalarını üretmek ve ülkeye bu alanda bilim insanı kazandırmaktır. Bunu yaparken de kamu finansmanını doğru ve verimli harcamak ile yükseköğretim çalışma alanlarında dublikasyonu önlemek de üzerinde durulan diğer iki noktadır. Projeyi başarılı olması dileği ile yükseköğretim camiasına sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bilim alanları

YÖK, 22 Aralık 2016-12 Ocak 2017 tarihleri arasında 100 tematik alanda başvuru ilanına çıktı. Üniversiteler bu alanlar arasından seçtikleri en fazla 10 alt alan için yetiştirecekleri öğrenci sayılarını, kurumsal kapasitelerini ve ilgili alanlarda yetkinliklerine ilişkin YÖK’e başvurdu.

YÖK’e “temel bilimler”, “mühendislik ve mimarlık”, “sağlık” ile “sosyal bilimler” üst alanlarında 73 farklı üniversiteden gelen toplam 635 başvuru ve 2 bin 964 kontenjan talebi ön değerlendirmeden geçirildi.

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye öğrenciler doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

Bu üniversiteler şu şekilde:

“Abant İzzet Baysal, Abdullah Gül, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Anadolu, Ankara Sosyal Bilimler, Ankara, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atatürk, Boğaziçi, Bursa Teknik, Bülent Ecevit, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Düzce, Ege, Erciyes, Erzurum Teknik, Eskişehir Osmangazi, Fırat, Galatasaray, Gazi, Gaziosmanpaşa, Gebze Teknik, Hacettepe, Harran, Hitit, İnönü, İskenderun, Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, İzmir Katip Çelebi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karabük, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Marmara, Mersin, Namık Kemal, Necmettin Erbakan, ODTÜ, Ömer Halisdemir, Sakarya, Selçuk, Süleyman Demirel, Trakya, Türk-Alman, Uludağ, Yalova, Yıldız Teknik.”

Gerçekleştirilen paneller neticesinde, temel bilimler, mühendislik ve mimarlık alanlarında 46 üniversitede 855 kontenjan için alt alanlar şöyle belirlendi:

“Akıllı malzemeler, biyobenzetim, bilgi güvenliği, biyoenformatik, biyomalzeme ve doku mühendisliği, biyomedikal ekipmanlar (tıbbi cihazlar), enerji depolama ve enerji malzemeleri, güç ve depolama teknolojileri, hava ve uzay araçları tasarımı, hidrojen ve yakıt pilleri, insan-bilgisayar etkileşimi, insan beyni ve nörobilim, insansız sistemler, mikro ve nanoteknoloji, mimarlık, nanobiyoteknolojik güdümlü ilaçlar, nükleer enerji, örüntü tanıma analizi, savunma bilişimi, modelleme ve simulasyon, savunma sistemleri entegrasyonu, sensör teknolojileri, sürdürülebilir ve akıllı kentler, sürdürülebilir yapı malzemeleri ve teknolojileri, sürdürülebilir, etkin tarım, ulaştırma akıllı ulaşım sistemleri, veri madenciliği ve veri depolama, yeni 3B eklemeli üretim, yeni nesil kompozitler ve çok işlevli nanokompozit malzemeler, yenilenebilir enerji kaynakları/teknolojileri.”

Sosyal bilimler alanında 28 üniversitede 246 kontenjan için alt alanlar ise şöyle oldu:

“Afrika çalışmaları, aile psikolojisi, anayasa hukuku, Balkan çalışmaları, deniz ticaret hukuku, Ermenice, fikri mülkiyet hukuku, göç çalışmaları, hadis, idare hukuku, katılım bankacılığı, kentsel dönüşüm çalışmaları, klinik psikoloji, manevi danışmanlık, medeni yargılama usulü hukuku, okul öncesi eğitim, Ortadoğu çalışmaları, özel eğitim (yetenekli, engelli vb), sosyal medya çalışmaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, uluslararası güvenlik ve terör, Uzakdoğu çalışmaları, yoksulluk çalışmaları.”

Sağlık alanında 25 üniversite için 299 kontenjan için alt alanlar şöyle:

“Biyomalzeme ve doku mühendisliği, cerrahi hastalıklar hemşireliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğal ve bitkisel ürünler, kozmetik ürünler, farmasötik biyoteknoloji ve ilaç tasarımı, gen tedavisi, gıda-metabolizma etkileşimi, hastane enfeksiyonlarını önleme, iç hastalıkları hemşireliği, kanser epidemiyoloji, metabolizma (obezite, diyabet ve ateroskleroz), moleküler farmakoloji ve ilaç araştırmaları, moleküler onkoloji, moleküler patoloji, moleküler ve hücresel gastroenteroloji, odiyoloji, psikiyatri hemşireliği, tümör immunolojisi.”

Belirlenen alanlarda doktora yapacaklara aylık bin 550 Lira 4 yıl süreyle verilecek.​

100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Türkiye’nin projesi

Saraç, bu projeyi ‘Türkiye’nin projesi’ olarak niteledi ve Yeni YÖK olarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak bu büyük adımla gurur duyuyoruz dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” ne ilişkin detaylı bilgi için:

http://www.yok.gov.tr/web/100-2000/ana-sayfa

10’uncu Ege Analitik Kimya Günleri Kongresi ÇOMÜ’de Başladı

10’uncu Ege Analitik Kimya Günleri Kongresi ÇOMÜ’de Başladı. 15 Temmuz darbe girişimi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ve İstanbul Üniversitesi işbirliğinde Yunanistan ile ortaklaşa düzenlenen bilim kongresini vurdu. Kongreye davet edilen 60 yabancı akademisyen ise Türkiye’ye gelmedi.

Uluslararası 10’uncu Ege Analitik Kimya Günleri Kongresi, ÇOMÜ Terzioğlu Kampüsü’nde dün başladı. Troia Kültür Merkezi’ndeki kongreye 25’i yabancı toplam 430 akademisyen katıldı. Kongre 2 Ekim Pazar gününe kadar bildiriler sunularak devam edecek. Kongreye damgasını ise davet edilen ancak 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek gelmeyen 60 yabancı akademisyen vurdu. Buna rağmen 25’i yabancı toplam 430 akademisyenle başarılı bir şekilde devam etti.
Komite Başkanı ÇOMÜ Kimya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Dilgin, Komite Eş Başkanı İstanbul Üniversitesi Analitik Kimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Doç. Dr. Ayşem Arda ve Komite Üyesi İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi Akademik Konsey Üyesi Prof. Dr. Reşat Apak, kongreye katılan bazı yabancı akademisyenlerle birlikte basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına katılarak 15 Temmuz darbe girişimi ve Türkiye ile ilgili düşüncelerini paylaşan yabancı öğretim üyeleri Türkiye’de her şeyin normal ve korkulacak bir durum olmadığı mesajını verdi.

Kongrenin düzenleme komitesi üyesi ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi Akademik Konsey Üyesi Prof. Dr. Reşat Apak, “Kongreye yabancı katılım sayısında 60’a yakın iptal oldu. Buna karşılık 25 yabancı öğretim üyesi büyük bir cesaretle, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda kendi açılardan belirli bir risk alarak, çünkü biliyorsunuz bir dezenformasyon kampanyası var yurt dışında. Bu cesaretleriyle Türkiye’ye gelmişlerdir. Kongremizi şereflendirmişler ve dayanışmalarını sergilemişlerdir. Bundan ötürü kendilerine teşekkürü bir borç biliyoruz” dedi.

10’uncu Ege Analitik Kimya Günleri’nin her iki yılda bir Yunanistan ile Türkiye arasında düzenlendiğini belirten Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Kimya Bölüm Başkanı ve Komite Başkanı Prof. Dr. Yusuf Dilgin, “Kongrede 430 katılımcının bulunuyor. Ancak yurt dışından daha fazla misafir bekliyorduk. Onlarla sürekli yazışmalar yaptık. 15 Temmuz darbe girişiminde sonra birçok yabancı misafir Türkiye’ye gelmek istediklerini, ancak Türkiye’nin güvenli olmadığı gerekçesiyle gelmek istemediklerini belirttiler. Ama bunun yanında bazı misafirlerimiz ise Türkiye’nin güvenli bir ülke olduğunu söyleyerek katıldı.

Maalesef 60’a yakın yabancı akademisyen bu kongreye gelmekten vazgeçti. Ama çok başarılı bir kongre geçiriyoruz. Yurt dışından 25 katılımcı geldi. Bunların 11’i Yunanistan’dan geldi. Almanya’dan, Ukrayna’dan, Bulgaristan ve Makedonya’dan da katılımcılar bulunuyor. İptaller daha çok Yunanistan’dan oldu. Çünkü Yunanistan ile ortak düzenlenen bir konferans. Yunan katılımcılara çok mail gönderdik. Türkiye’de, özellikle Çanakkale’de hiçbir sorunun olmadığını anlattık. 15 Temmuz darbe girişimi dahil Çanakkale’de herhangi bir olayın olmadığını, kendilerine her türlü konuda yardımcı olacağımızı söylemimize rağmen, Çanakkale’nin çok güzel ve şehir olduğunu söylemimize rağmen maalesef 15 Temmuz darbe girişimden sonra korktuklarını ifade ederek, gelmekten vazgeçtiler” diye konuştu.

15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’de pek çok alanda olumsuz yansımaları olduğu gibi bilimsel etkinlikleri de olumsuz yönde etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Yusuf Dilgin, “Türkiye’de gerek ulusal gerekse uluslar arası düzeyde pek çok konferans iptal edildi. Biz bu konferansı her ne şekilde olursa olsun yapacağız dedik. Birçok konferansın katılımcılar gelmediği için iptal edildiğini de duyduk. Ama kararlı bir şekilde bu konferansı gerçekleştirmek istedik ve bugünlere geldik” dedi.

Ege Analitik Kimya Günlerinde ele alınacak başlıca konular:

►  Analitik Kimya ve Nanobilim / Teknoloji ve Malzeme Bilimi

►  Arkeometri

►  Atom ve Molekül Spektrometri

► Biyoelektrokimya ve Biyomedikal Uygulamaları

►  Biyokimyasal ve Klinik Analizi

►  Kemometri

►  Kromatografi ve Ayırma Teknikleri

► Elektroanaliz

► Elektrokimyasal Sensörler ve biyosensörler, Piller, Yakıt ve Güneş Pilleri 

►  Çevresel Analiz

►  Gıda Analizleri

► Adli Analizi

►  Kütle Spektrometresi

►  İlaç Analizleri

►  Kalite Kontrol / Kalite Güvence ve Kimyasal Metroloji

►  Numune Hazırlama

►  Türleşme 

►  Yüzey Karakterizasyonu Teknikleri

Kaynak : İHA

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

TÜBİTAK tarafından, üniversitelerin girişimcilik ve yenilikçilik performanslarına göre sıralandığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2016 yılı sıralaması Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü tarafından TÜBİTAK’ta düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Bu yılın birincisinin 95,3 puanla Sabancı Üniversitesi olduğunu bildiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, ikinci sırada 85,80 puanla Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ), üçüncü sırada ise 82,63 puanla Bilkent Üniversitesi‘nin bulunduğunu ifade etti.

Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi ile üniversitelerde girişimcilik ve yenilikçilik faaliyetlerinin teşvik edilmesinin amaçlandığını belirten Bakan Özlü, “Bu çalışma, üniversitelerin eğitim kalitesine göre sıralandığı bir liste veya en başarılı üniversiteyi ortaya koyan bir sıralama değildir” dedi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, geçtiğimiz günlerde açıklanan Global İnovasyon Endeksi’nin 2016 yılı sonuçlarında, bir önceki yıla göre 16 basamak birden yükselerek 42. sıraya çıktığımızı bildirdi. Böyle bir endekste çok daha yukarılarda olmamız gerektiğine işaret eden Bakan Özlü, “Eğer dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacaksak, kurumlarımızı da dünya çapında lider kurumlara dönüştürmeliyiz. Özellikle üniversitelerimizi, dünya çapında bilim yapılan ve teknoloji üretilen merkezler haline getirmeliyiz” diye konuştu.

Endeks sıralamasına giren üniversiteleri tebrik eden, listenin hazırlanmasında katkısı bulunan Kurum ve Kuruluşlara da teşekkürlerini sunan Bakan Özlü, girişimcilik ruhunu ve yenilikçilik kültürünü geliştirme noktasında en çok üniversitelerimize güvendiğini belirtti.

Beş yıl önce başlatılan endeks çalışmalarının, bugün başta üniversitelerimiz ve öğrencilerimiz olmak üzere kamuoyu tarafından merakla beklenen bir sıralamaya dönüştüğüne değinen Bakan Özlü, şunları kaydetti:

“Görüyoruz ki son yıllarda üniversitelerimiz bünyesinde girişimcilik ve yenilikçiliğe dair önemli adımlar atıldı, atılıyor. Gençlerimiz de artık kendi işlerini kurmanın, girişimci olmanın hayallerini kuruyor. Dolayısıyla artık üniversitelerimiz için girişimci ve yenilikçi olmak, bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur. Biz de bu endeksi açıklayarak, üniversitelerimizi bu alanlara teşvik ediyoruz. Üniversitelerimizin sanayicilerimizle daha fazla işbirliği yapmalarını amaçlıyoruz. Üniversitenin kapısı sanayiciye, sanayicinin kapısı da üniversitelere açık olmalı. Üniversite, sanayinin ihtiyaç duyacağı bilgiyi üretmeli. Sanayici, sorunlarını aşmak için üniversiteye başvurmalı. Zira, sadece üniversitede, sınıflarda, laboratuvarlarda çalışarak, ekonomik ve sosyal faydaya dönüşen nitelikli bilgi üretilemez.”

2016 Yılı İlk 10 Sıra

1.Sabancı Üniversitesi
2.Orta Doğu Teknik Üniversitesi
3.İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi
4.İstanbul Teknik Üniversitesi
5.Boğaziçi Üniversitesi
6.Koç Üniversitesi
7.Gebze Teknik Üniversitesi
8.Özyeğin Üniversitesi
9.İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
10.Yıldız Teknik Üniversitesi

TAM LİSTE İÇİN TIKLAYINIZ !!

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

Kaynak : TÜBİTAK

3. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Kongresi 2 Mayıs’ta İstanbul Üniversitesinde Başlıyor

3. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Kongresi 2 Mayıs’ta İstanbul Üniversitesinde Başlıyor. UKMÖK-3 Düzenleme Kurulu adına, Prof. Dr. Mehmet BİLGİN tarafından Yapılan Kongre Çağrısı Şöyledir ;

İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü olarak 3. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Kongresi (UKMÖK-3)’ün düzenlemekten büyük mutluluk duymaktayız.

2-4 Mayıs 2015 tarihleri arasında Avcılar kampüsümüzde düzenlenecek olan kongrenin amacı, ülkemizde lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim görmekte olan Kimya Mühendisliği öğrencilerinin tanışmalarını, eğitim ve araştırma ile ilgili bilgi paylaşımını ve katılımcılar arasındaki etkileşimi gerçekleştirecek ortak çalışma alanlarının oluşmasını sağlamaktır.

Kongre kapsamında Kimya Mühendisliği alanında 8 farklı konu başlığı (Biyoteknoloji, Taşınım Olayları ve Ayırma İşlemleri, Reaksiyon Mühendisliği ve Katalizörler, Proses Tasarımı, Proses Sistem Mühendisliği, Nanoteknoloji ve Malzeme Bilimi, Çevre Dostu Teknolojiler, Termodinamik ve Enerji Teknolojileri) altında sözlü ve poster sunumlar gerçekleştirilecektir. Ayrıca kongremizde çağrılı konuşmacı olarak kimya sanayisinin önde gelen firmalarından konuşmacılar katılımcı öğrencilerimize hitap ederek, onlara mezuniyet sonrasında yön verecek açıklamalarda bulunacak ve onların sorularını cevaplandıracaklardır.

Sizleri İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü olarak 2-4 Mayıs 2015 tarihleri arasında aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.

Kongre Konu Başlıkları ;

Biyoteknoloji
Çevre Dostu Teknolojiler
Nanoteknoloji ve Malzeme Bilimi
Proses Sistem Mühendisliği
Proses Tasarımı
Reaksiyon Mühendisliği ve Katalizörler
Taşınım Olayları ve Ayırma İşlemleri
Termodinamik ve Enerji Teknolojileri

Kongre Anasayfası : http://ukmok3.istanbul.edu.tr/

3. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Kongresi 2 Mayıs'ta İstanbul Üniversitesinde Başlıyor

İ.Ü Kuantum Teknolojileri Laboratuvarı, Sorumlu Hocaya Ceza Verilip Kapatıldı.

İ.Ü Kuantum Teknolojileri Laboratuvarı, Sorumlu Hocaya Ceza Verilip Kapatıldı. Sayılı deneylere ev sahipliği yapan İÜ Kuantum Teknolojileri Laboratuvarı, sorumlu hocaya ceza verilip kapatıldı. Projeler askıya alındı. Araştırmacılar kapı dışarı edildi.

Dünyada ‘düşük sıcaklık-manyetik alan’ deneylerinin yapılabildiği Harvard Üniversitesi ve Max Planck Enstitüsü ile birlikte üç laboratuvardan biri olan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kuantum Teknolojileri Laboratuvarı bürokratik kavgaya kurban edilip kapatıldı. 2012 yılında 6 milyon lira harcanarak kurulan, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin katılımıyla gelişen laboratuvarda TÜBİTAK destekli pek çok bilimsel araştırmaya imza atıldı. Laboratuvarda yapılan araştırma ve deney sonuçlarının anlatıldığı makaleler prestijli bilim dergilerinde yayımlandı. Ancak çıkan yangın kuantumun çöküşünü hazırladı. Ucuz atlatılan yangın sonrası laboratuvar sorumlusu Doç. Dr. Afif Sıddıki laboratuvarda gerekli iş güvenliğinin sağlanması için İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne ve projeler destek veren TÜBİTAK’a başvurdu. Ancak kurumların duyarsızlığı nedeniyle sonuç alamadı. Laboratuvarda iş güvenli olmadığını öne süren Sıddıki, 13 Mayıs 2013’te laboratuvar sorumluluğundan istifa etti. Sıddıki, aynı gün sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta, laboratuvarda iş güvenliğinin sağlanması için mücadele verdiğini ancak bir sonuç alamadığı için görevini bıraktığını şu sözlerle duyurdu:

“Kavga etmekten yoruldum. İki gün sonra 40 yaşıma giriyorum. Evliya olacağım da yok. Bilimdi, lab’dı memleketi artık siz düşünün. Bu kadar pis adamın arasında debelenip durmaktan bıktım. Üstelik hem kendimi hem de bana inananları hayal kırıklığına uğratmaktan da bıktım.” İÜ Fen Fakültesi Dekanlığı, bu sözlerinden dolayı amirlerine hakaret ettiği gerekçesiyle hoca hakkında soruşturma açtı. Soruşturma sonucunda Sıddıki, üç yıl ‘kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına’ çarptırıldı. Sıddıki ve öğrencilerinin laboratuvara girişi engellendi.

Soruşturma devam ederken Sıddıki, bilimsel çalışmalarını sürdürebilmek için Almanya’ya gitti. Doç. Dr. Afif Sıddıki, Almanya’dayken üniversite yönetimi laboratuvara girerek zimmetinde olan laboratuvarı çalıştırdı. Bunu duyan Sıddıki hoca da okul yönetimine bir e-mail atarak laboratuvarın kendi sorumluğunda olduğunu ve kendi izni olmadan diğer hocaların laboratuvarda herhangi bir çalışma yapamayacağını dile getirdi.
E mail üzerine Sıddıki Hoca’ya dekanlık tarafından hocaları tehdit ettiği gerekçesiyle ikinci kez soruşturma açıldı. Sıddıki’yi 3 yıl daha ‘kıdem durdurma cezası verildi.

TÜBİTAK projeler askıda
Dünyanın ender laboratuvarlarından biri olan Kuantum Teknolojileri Laboratuvarı ise kapatıldı. Laboratuvar kullanılmadığı için TÜBİTAK’ın desteklediği bütün projeler askıya alındı. Projeler askıya alınınca laboratuvarda burslu çalışan 11 öğrencinin bursu kesildi. Atıl durumda olan laboratuvarın çalışma ofisi olarak kullanılacağı öne sürülüyor.

Memuriyetten de atmak istiyorlar
Kendisine açılan soruşturmaların hiçbir dayanağı olmadığını söyleyen Doç. Dr. Afif Sıddıki açılan iki ayrı soruşturmada 6 yıl kademe ilerlemesinin durdurulduğunu belirterek şunları söyledi: “Okul yönetimi kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile yetinmedi. Dekanlık okulda yapılan bir fizik konferansı sonra hakkımda bir soruşturma daha açtı.İki kez ceza aldığım için soruşturma dosyam YÖK’e sevk edildi. ‘Kamu görevinden çıkarılmam’ isteniyor. 22 Mayıs’ta YÖK’e savunma verdiğimde soruşturma dosyamda Facebook üzerinden bir ileti paylaştığımı ve iletide, ‘Türk Fizik Derneği bünyesinde düzenlenen parçacık hızlandırıcıları çalıştayı ile ilgili olumsuz görüşler beyan ettiğim’ yazıyordu. Savunma yapabilmek adına yorumun metnini talep etmeme rağmen yazı bana verilmedi. Oysa ben böyle bir ileti paylaşmadım.”

Laboratuvarın kapanmasıyla işsiz kaldığı için Antalya’da bir imam hatip lisesinde ücretli öğretmenlik yapmak zorunda kalan doktora sonrası araştırmacısı Metin Kendirik ise şunları söyledi: ‘’O laboratuvarı kendi çabalarımızla kurduk. Laboratuvarda yaptığım çalışmalar sonucunda makalelerim bilim dergilerinde yayımlandı. TÜBİTAK tarafından desteklenen bir projem vardı. Laboratuvar kapanınca o proje askıya alındı. Ben işsiz kaldım, diğer arkadaşlarımın bursu kesildi. Şimdi bir okulda saatliği sekiz liraya ücretli öğretmenlik yapıyorum. Kuantum Araştırma Laboratuvarı da ofis olarak kullanılacak.’’

istanbul üniversitesi kuantum

 

Kaynak : Radikal

İstanbul Üniversitesi Transgenik Kuzudan İlaç Üretiminde Sona Yaklaştı

İstanbul Üniversitesi Transgenik Kuzudan İlaç Üretiminde Sona Yaklaştı. Türkiye’de ilk kez transgenik (genetiği değiştirilmiş) kuzu, geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde dünyaya geldi. Üniversitede transgenik araştırmaları yapan ekibin başında bulunan Prof. Dr. Sema Birler, transgenik hayvanların sütünden üretilecek ilaç ve ham maddelerin çok değerli olduğunu belirtti. Birler, “Almanya’da 10-15 yıl önce sütünden protein üretilen bir domuz, 1 milyon dolara satılmıştı. Buradan tahmin edebilirsiniz.” dedi.

Akademisyenler kadar bilim dünyası temsilcilerini heyecanlandıran Haber, geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden geldi. Kısa zaman önce transgenik tavşan üreterek bilim dünyasının dikkatini çeken Prof. Dr. Sema Birler ve 20 kişilik ekibi, şimdi de aynı projenin devamında transgenik özellik taşıyan ve ismi ‘Çimen’ konulan kuzu üretmeyi başardı. Üretilen bu hayvanların sütünden kanser, alzhemier gibi hastalıklarda kullanılan ilaçların ham maddeleri üretilebilirse çok kritik bir aşama geride kalmış olacak. Birler, “Bu aşamayı 1 -2 yıl içinde ilaç ham maddesi üretebiliriz” sözleri ile açıkladı.

Projenin başında bulunan Sema Birler, transgenik hayvan üretiminin çok meşakkatli olduğunu şu sözlerle anlattı: “Biz, daha önce yaptığımız klonlama çalışmalarının hemen ardından başladığımız transgenik hayvan üretiminde binde bire düşen oranlar içinde başarılı olmaya çalıştık. Bizim için asıl önemli olanı sütünden ilaç üretilebilen çiftlik hayvanları üretebilmek. Çiftlik hayvanı bazında düşündüğünüzde transgenik hayvan üretmek oldukça zor, klonlama tekniklerinin gelişmesiyle birlikte başarı oranı yükseldi ama şu anda bile bu başarı oranı çok düşük. Doğumdan önce bir tedirginliğimiz vardı, doğumun sağlıklı olup olmayacağı ya da beklediğimiz nitelikte bir doğum olup olmayacağı ile ilgili. Doğumlar genelde hafta sonları ve sabah oluyor. Buraya gelip tek tek bütün yavruları kontrol ettik, yeşil parlama var mı diye. Son yavrumuz hariç diğerlerinde bir hayal kırıklığımız oldu. Transgenik teknolojinin başarı oranları düşünüldüğünde 5 yavru böyle bir çalışma için yeterli değil aslında ama son yavru doğduğunda dudağında bir yeşillik fark ettik. İlk doğduğunda gerçi daha azdı bu yeşillik. Bizim için çok sevindirici oldu özellikle ağzı ve dilindeki parlamayı görmek. Şu anda kuzumuz oldukça sağlıklı.”

‘İLAÇ ÜRETİMİ İÇİN SON BASAMAĞA GELDİK’

İlaç üretimi için son basamağa geldiklerini belirten Birler, “Yaptığımız çalışmalarda istediğimiz özellikte transgenik hayvan üretebilmemiz, son basamağı da geçmiş olduğumuz anlamına geliyor. Biz, eritropoietin maddesi üretmeyi amaçlıyoruz. Bu proteini seçmemiz ülke öncelikleri açısından oldukça önemli. Çünkü yıllık ithalatta bu maddeyi içeren ilaç önemli bir yer tutuyor. İthal ilaçların çoğunu biyoteknolojik ilaçlar oluşturuyor. Özellikle Sağlık gibi bir alanda dışa bağımlı olunması üzerinde durulması gereken bir durum. Biz katma değeri yüksek olan ürünlerin üretimi ile bu duruma katkı sağlamak istiyoruz.” ifadesini kullandı.

Sema Birler, yapılan çalışmaların maddi getirisini Almanya’daki bir örnekle açıkladı. Üretilen maddenin gramlarla ifade edildiğini kaydeden Birler, “Bir litre sütte 1 – 2 gram bu maddeden üretmek bile büyük başarı. Almanya’da 10-15 yıl önce sütünden protein üretilen bir domuz, 1 milyon dolara satılmıştı. Buradan tahmin edebilirsiniz. Gerçekten değerli ilaçları üretebilir bir hayvanı üretmek, ülke ekonomisi için büyük fayda olacak.” dedi.

Birler, başarılı sonuçlara rağmen henüz ilaç sanayinin konuya ilgisini göremediklerini de ifade ederek, “Şu ana kadar işbirliği teklifi almadık. Hawaii Üniversitesi ile ortak bir çalışmamız var, onlarla devam edeceğiz çalışmalara, ancak sanayi açısından başlangıç seviyesinde bir şeyler oldu ama devamı gelmedi. Aslında çok büyük yatırım da gerekmiyor, bir çiftlik kurma yatırımı ile eşdeğer. Çünkü bizim İstanbul Üniversitesi olarak kurulu bir laboratuvarımız var. İlk ham madde üretimi için 1-2 sene içinde diyebilirim. Üretilen maddenin ilaçtaki ile eşdeğer olduğunu gösterebilirsek o zaman en azından ülkemiz ekonomisindeki bu büyük kaybın bir kısmını karşılayabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

Transgenik Kuzu

 

Kaynak : stargundem