İnönü Çocuk Üniversitesinden “Laboratuvardan Hayata Kimya” Etkinliği

İnönü Çocuk Üniversitesinden “Laboratuvardan Hayata Kimya” Etkinliği. İnönü Üniversitesi Çocuk Üniversitesi ve Malatya Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “Laboratuvardan Hayata Kimya” etkinliği düzenlendi.

Çocuk Üniversitesinde “Ben Buradayım” projesi kapsamında düzenlenen etkinlikte günümüzdeki kimya ve kimya endüstrisiyle ilgili tanıtım yapıldı.

Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi ve Üstün Yetenekliler Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Süleyman Köytepe ile doktora öğrencileri Büşra Aksoy ve İmren Özcan’ın eğitmen olarak katıldığı programın koordinatörlüğünü Çocuk Üniversitesi Koordinatörü Dilara Vaizoğlu ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ARGE biriminden Büşra Bozanoğlu yaptı.

Üstün Yetenekliler Araştırma Ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Barış Otlu İNÜHABER’e yaptığı açıklamada, amaçlarının başarılı öğrencileri üniversiteyle tanıştırarak onların bilim ve sanatla motivasyonlarını arttırmak olduğunu söyledi.

Otlu, önlerindeki süreçte öğrencilerin ilgi duyduğu, gelişimine faydalı olabilecek farklı konularda da pek çok etkinlik düzenlemeyi planladıklarını belirterek, etkinliğe İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından seçilen 20 öğrencinin de katıldığını ifade etti.

Üstün Yetenekliler Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Süleyman Köytepe ise amaçlarının çok geniş bir uygulama alanı olan kimya bilimine ilgiyi arttırarak bu alanda farkındalık yaratmak olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti: “Tıptan, eczacılığa, boya endüstrisinden tekstile, elektronikten plastik endüstrisine çok geniş bir uygulama alanı olan kimya biliminin sevdirilmesi ve tanıtılması için bu tür uygulamalı eğitimlerin oldukça önemli olmaktadır. Bu etkinlik kapsamında öğrenciler kimyada temel konular, güncel kimya teknolojileri hakkında bilgi sahibi olacaklardır. Ayrıca boyar madde absorbanlar ve polimerler gibi kimyasal maddelerin üretimi, doğal bileşenlerin izolasyonu ve saflaştırma metotlarını tanıyacaklardır. Ülkemizin geleceği olan çocukların erken yaşlarda kimya bilimi ve teknolojisiyle tanışmaları onların yeni projeler ve ürünler geliştirmesine katkı sağlayacaktır.”

Kaynak: İnönü Üniversitesi ( Ülkü ÖZER- Aslıhan SEZEK )

İnönü Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Görevlileri Antibakteriyel ve Biyouyumlu Poliüretan Yapıştırıcısı Üretti

İnönü Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Görevlileri Antibakteriyel ve Biyouyumlu Poliüretan Yapıştırıcısı Üretti. İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Burhan Ateş, Doç. Dr. Süleyman Köytepe ve çalışma arkadaşları “Bor temelli mukavemeti arttırılmış anti bakteriyel ve biyouyumlu poliüretan yapıştırıcı” üretimini gerçekleştirerek ürünün patentini aldı.

Prof. Dr. Burhan Ateş, İNÜHABER’e yaptığı açıklamada, doku yapıştırıcılarının günümüzde özellikle cerrahi operasyonlarda çok fazla kullanıldığını söyledi.

Hem biyouyumlu hem de güçlü yapıştırma özelliğini aynı anda içinde barındıran yapıştırıcıların piyasada bulunmayışının önemli sorun olduğuna değinen Ateş, kendilerinin bu sorunları aşmak için 2011 yılından bu yana projeler gerçekleştirdiklerini söyledi.

Ateş, yaptıkları çalışmalar kapsamında TÜBİTAK ve BAP’tan destekler aldıklarını kaydederek, “İki farklı patent başvurusu yaptık. Şu an çıkan patentimiz özellikle borik asidi yapısında içeren, antibakteriyel ve biyouyumlu özellik taşıyan ekstra mukavemet kazandırılmış poliüretan temelli yapıştırıcı üretimidir” şeklinde konuştu.

Yaptıkları çalışmada özellikle cerrahi operasyonların çok önemli olduğuna değinen Ateş, Turgut Özal Tıp Merkezindeki bazı hocaların biyouyumlu ve güçlü yapıştırıcı ile ilgili bir sorundan söz ettiklerini, kendilerinin de bu sorunlardan dolayı çalışma başlattıklarını ifade etti.

Ateş, elde ettikleri ürünün hem biyouyumlu doku yapıştırıcısı olarak kullanılabildiğini hem de faklı alanlarda kullanılabileceğini ifade ederek, proje çalışmasında öğrencilerinden Merve Gökşin Karaaslan, Sevgi Bağcıoğlu ve Selam Gülgen’in de yer aldığını söyledi.

Ateş, biyouyumlu doku yapıştırıcıları üzerine başvuru yaptıkları bir diğer patent çalışmasında ise polifenol üniteleri taşıyan biyouyumluluğu geliştirilmiş farklı bir sınıf yapıştırıcının ayrıca üretildiğini, bu patent çalışmasının medikal alanda uygulaması için Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hakan Parlakpınar, Prof. Dr. Cengiz Ara ve Prof. Dr. Nigar Vardı’nın da bulunduğu bir ekiple çalıştıklarını belirtti.

Şu an halihazırda cerrahi operasyonlarda kullanılan ticari doku yapıştırıcıların mevcut olduğunu dile getiren Ateş, şunları kaydetti:

“Burada iki sistem bulunmaktadır. Birinci sistem tamamen biyouyumlu sistem olan fibrin temeli yapıştırıcılardır. İkinci sistem ise siyanoakrilat temelli malzemelerdir. Fibrin temelli yapıştırıcılar tamamen biyouyumlu ama yapıştırıcı gücü oldukça sınırlıdır. Diğer taraftan siyanoakrilat temelli sistemler ise yapıştırma gücü yüksek ama biyouyumluluk açısından önemli kaygılar taşımaktadır. Burada sorun şu, daha güçlü yapıştıran ama biyouyumluluğuda yüksek olan bir yapıştırıcı yapmaktır. Bizim aslında projedeki temel gayemiz budur. Yani biyouyumluluktan hiç taviz vermeden sentetik yapıştırıcıların sahip olduğu kadar yüksek yapıştırma gücü bulunan bir yapıştırıcı üretmektir. Bu nedenle yarısentetik diyebileceğimiz bir polimerik mimariyle tamamen biyouyumlu monomerleri içeren poliüretan temelli doku yapıştırıcılar oluşturduk. Yaptığımız ölçümlerde yapıştırma gücü açısından ticari fibrin yapıştırıcı formülasyonundan oldukça yüksek değerler (10-20 kat arasında) elde ettik.”

Ateş, ASTM standartlarına göre in vitro olarak hücre kültür testleri ve in vivo olarak hayvan çalışmalarıyla biyouyumluluk testleri yaptıklarını ifade ederek, “Bu biyouyumluluk testlerinden doku yapıştırıcımızın vücut içine kullanılabilir düzeyde biyouyumlu olduğu sonucuna ulaşıldı. Bu açıdan temel çıkış gayemiz olan biyouyumluluktan hiç taviz vermeden yapıştırma gücünü yükseğe çekecek doku yapıştırıcıları ortaya konmuştur” şeklinde konuştu.

Çalışmalarının AR-GE proje pazarında ödül aldığını belirten Ateş, “2014 yılı içinde iki adet patent başvurusu yaptık ve onlardan bir tanesi Türk Patent Enstitüsü tarafından patentlenmiştir” şeklinde konuştu.

“Yaptığımız Çalışma Türkiye İçin Önemli Bir Katma Değer Oluşturacak”

Ateş, “Birçok cerrahi operasyonda kullanılabilecek bir doku yapıştırıcı formülasyonun ülkemizde yerli üretime dönüştürülmesi biyomedikal alanda dışa bağımlılığımızı azaltarak ülkemiz için önemli katma değer oluşturacağı kanaatindeyim” dedi.

Çalışmanın yapısal özellikleri hakkında ekstra bilgi veren Doç. Dr. Süleyman Köytepe ise şu an kullanılan bazı yapıştırıcıların olduğunu ancak amaçlarının kendi istedikleri mukavemette mekanik özelliklere sahip bir yapıştırıcı üretmek olduğunu söyledi.

Köytepe, yaptıkları çalışmada kendilerine has polimerik malzemeler sentezlediklerini belirterek, şöyle konuştu:

“Bu sentezler sırasında doğal poliol kaynağı kullanıldı. Polimerin vücut içerisindeki esneme ve yumuşama mukavemeti sağlamak için polietilenglikol temelli bir yapı diğer bir monomerik ünite olarak kullanıldı. Çalışmada antibakteriyel özellik sağlanması ve mekanik özellikleri artırılması nedeniyle de bor kaynağı olarak farklı oranlarda borik asit katkılandı. Yapıştırıcı özellikli poliüretan yapısını oluştururken biyouyumluluğu bozmayacak şekilde alifatik karakterli diizosiyanat kullanıldı. Sonuç olarak uygun mukavemet ve mekanik özelliklere sahip vücut içerisinde uygulanabilir poliüretan temelli yapıştırıcılar elde edildi.”

Köytepe, elde edilen yapıştırıcıların yapısal tanımlanması gerçekleştirildikten sonra mekanik özelliklerinin ölçüldüğünü ve elde edilen sonuçlara göre insan vücudu içerisinde de rahatlıkla uygulanabilecek mekanik dayanımlar gösterdiğini belirtti.

Kaynak : İnönü Üniversitesi

Karbon Nanotüp Fiberle Birçok Alanda Malzeme Üretebiliriz

Karbon Nanotüp Fiberle Birçok Alanda Malzeme Üretebiliriz. İnönü Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yunus Önal, “Karbon Nanotüp Fiberle üzerimize giydiğimiz kıyafetten, elektrik elektronikten, tıpta, pil üretiminde, enerji depolamada, uzay araçlarında, bilgisayar teknolojisinde, cep telefonu teknolojisinde sayamayacağımız yüzlerce malzemeyi üretebiliriz” dedi.

Önal, İNÜHABER‘e yaptığı açıklamada, Malatyalı olduğu için genelde kayısıyla ilgili çalışmalar yaptığını söyledi.

Nanotüpte malzeme karbon ve hidrojenden oluştuğunu belirten Önal, “İçerisinde diğer malzemeleri yerleştirebiliyoruz. Kullanım alanlarına göre bu malzemeleri özel malzemelere de dönüştürebiliyoruz. Ama teknoloji hep şunu yapıyor: ‘Bir malzeme üretildiğinde bundan daha kullanışlı farklı malzemeler yapabilir miyiz?’ sorusunun cevabını arıyoruz” diye konuştu.

Önal, “Karbon nanotüpte iplik elde edilebilir mi?” sorusunun cevabını bulmak için yola çıktıklarını kaydederek, “Tabi bunlar yurt dışında farklı yerlerde de çalışılıyor. Ülkemizde bir iki üniversitede çalışılıyor. ‘Kayısı çekirdeği kabuğu temelli karbon nano tüpü biz fiber şeklinde elde edebilir miyiz?’ sorusunun peşine düştük. Laboratuvardaki ilk denemelerimiz olumlu sonuçlar verdi. Nano malzemeyi iplik şeklinde çektik mi? Biz ondan üzerimize giydiğimiz kıyafetten, elektrik elektronikten, tıpta, pil üretiminde, enerji depolamada, uzay araçlarında, bilgisayar teknolojisinde, cep telefonu teknolojisinde sayamayacağımız yüzlerce malzemeyi üretebiliriz” dedi.

Nanotüp fiberle teknolojiye katkı sağlamak amacıyla proje çalışmasına başladıklarını kaydeden Önal, çalışmanın başarıya ulaşmasından sonra faydalarının ortaya çıkacağını söyledi.

Önal, kayısının yüzde 90’ının Malatya’da üretildiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Demek ki özel bir ürün. Bizim bakış açımız bu olacak. Dünyada tropikal iklimler dışında kayısı üretmeyen ülke yok. O zaman biz bu ürüne farklı bakmak zorundayız. Yüz bin ton kükürtlü kayısı üretiyoruz. Malatya ekonomisine giren para burada 380 milyon dolar civarında. Ama Amerika Birleşik Devletleri kükürtlü kayısıdan on bin ton alıyor. Bundan 500 milyar dolar gelir elde ediyor. O zaman demek ki bu işte bir yanlışlık var. Ya biz bu ürünün kıymetini bilmiyoruz. Ya da bu ürünü başkaları bizden daha fazla kazanç elde edecek şekilde değerlendiriliyor.”

“Kayısıdan Un Elde Ettik”

Gelişmiş ülkelerin kayısıyı bağışıklık sistemini güçlendirmek için tükettiklerini aktaran Önal, kendisinin ‘kayısı alanında daha fazla neler yapılabilir?’ diye bazı çalışmalara imza attığını söyledi.

Önal, ‘kayısıdan un yapılır mı?’ diye bir çalışma başlattığına değinerek, “Bildiğimiz un şekline dönüştürebilir miyiz? Dönüştürdük. Sıcak suya döktüğümüzde karışıyor. Yeni doğmuş bebeklerin mamalarına katmadan tutun her türlü unlu mamullere, yoğurda katılabilir. Kayısı yemeyi sevmeyen insanlar bunu nescafe gibi içebilirler. Tabi bunu yaparken malzemenin kayısının meyvenin orijinalini bozmadan yapma yolunu güttük. Patentini de aldım. Sonuçta bu bir iki günlük çalışma değil. 10 yıllık bir çalışma oldu. Bunun patenti de bir ay önce çıktı. Patent belgem bir iki haftaya kadar elimde olmuş olacak” ifadelerini kullandı.

Kaynak : İnönü Üniversitesi

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu. 100 tematik alanda 2 bin kişiye yönelik aylık bin 550 Lira doktora bursu verilecek üniversiteler ve programları açıklandı. Üniversitelerinizin web sayfalarından duyuruları takip ederek başvuruda bulanabilirsiniz !!!

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki doktoralı insan sayısını artırmak için “100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Projesi”ni başlattıklarını hatırlattı.

Doktoralı insan sayısında gerilerdeyiz

Kalkınmış ülkelere bakıldığında, doktoralı insan sayısının çok yükseklerde olduğuna işaret eden Saraç, Çin’de bin kişiye 2.2, Amerika’da bin kişiye 1.7, Avrupa Birliği ülkelerinde bin kişiye ortalama 1.5 doktoralı insan düşerken Türkiye’de bu sayının bin kişiye 0.4 oranında olduğunu söyledi.

Doktora için bin / bir hedefini koyduk

Ülkenin kalkınmış ülkeler arasındaki sıralamasını yükseltmek için doktoralı insan gücünün artırılması gerektiğinin altını çizen Saraç, “Biz de bu bağlamda bin/bir hedefini koyalım diyoruz. Yani bin kişiye 1 doktoralı kişi. Buradaki maksadımız aslında endüstriye de sanayiye de bir doktoralı iş gücü, doktoralı insan gücü kazandırmak.” dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” kapsamında Türkiye için öncelikli alanlarda nitelikli bilgi üretmek amaçlı doktoralı insan kaynağına olan ihtiyacı karşılamak üzere, devlet üniversitelerindeki doktora programlarında öğrenim gören öğrencileri desteklemek için yükseköğretim tarihinde ilk kez doktora bursu verileceğini hatırlatan Saraç, dünyanın da üniversitelerden, ürettikleri bilginin kullanımında etkin rol oynamasını beklediğine işaret etti.

Artık üniversitelerin sadece kitlesel eğitim ile yetinmediğini, ürettikleri ve öğrettikleri bilginin kullanımının ekonomik, sosyal alanlarda değer bulmasını takip ettiklerini ve hedef olarak gördüklerini ifade eden Saraç, YÖK olarak bu amaçla üniversitelerdeki enstitülerin, araştırma merkezlerinin girişimci doğalarını, disiplinler üstü ve disiplinler arası çalışmalarını desteklemeye kararlı olduklarını vurguladı.

“‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi”

Bu bağlamda doktora programlarının gelişmesine ve bu programlara, mezun olan en parlak öğrencilerin katılabilmesine her zamankinden daha fazla emek harcayacaklarını bildiren Saraç, şöyle devam etti:

“Bu düşünceyle ‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi’ni başlatıyoruz. Bu öğrencileri 100/2000 YÖK Doktora Bursu ile mali olarak destekleyeceğiz. Yani ülkemizin ihtiyacı olan 100 alanda, 2 bin öğrenci YÖK bursu ile, Türkiye’nin güçlü üniversitelerinde doktora yapacak. Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizler de öğrencilerin çalışmalarında gösterdiği başarıyı ve akademik performanslarını dikkate alarak, eğitimleri boyunca, özellikle araştırma kavramına yönelik olarak, kendilerine özgün olanaklar sunmaya çalışacağız.

Bu projenin önemli bir ayağı, YÖK’ün bu doktora programlarının eğitim ve araştırmalarını, ulusal ve uluslararası yaptıkları araştırma ve yayınlarını kalite süreci açısından takip kararı almış olmasıdır.”

YÖK Başkanı Saraç, 100/2000 doktora programını bir mükemmeliyet ve prestij programı olarak gördüğünü belirtti.

Seçilen 100 doktora alanının, 2013’ten itibaren dünya bilim literatürüne katılan “Yükseköğretimde Akıllı Uzmanlaşma-Smart Specialisation” çalışmaları ve onlarca bilim insanının fikri alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Saraç, “Bu kavramın esas gayesi, 21. yüzyılda öne çıkan yüksek teknoloji, inovasyon ve gerekli insani ve sosyal değerlerin çalışmalarını ve araştırmalarını üretmek ve ülkeye bu alanda bilim insanı kazandırmaktır. Bunu yaparken de kamu finansmanını doğru ve verimli harcamak ile yükseköğretim çalışma alanlarında dublikasyonu önlemek de üzerinde durulan diğer iki noktadır. Projeyi başarılı olması dileği ile yükseköğretim camiasına sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bilim alanları

YÖK, 22 Aralık 2016-12 Ocak 2017 tarihleri arasında 100 tematik alanda başvuru ilanına çıktı. Üniversiteler bu alanlar arasından seçtikleri en fazla 10 alt alan için yetiştirecekleri öğrenci sayılarını, kurumsal kapasitelerini ve ilgili alanlarda yetkinliklerine ilişkin YÖK’e başvurdu.

YÖK’e “temel bilimler”, “mühendislik ve mimarlık”, “sağlık” ile “sosyal bilimler” üst alanlarında 73 farklı üniversiteden gelen toplam 635 başvuru ve 2 bin 964 kontenjan talebi ön değerlendirmeden geçirildi.

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye öğrenciler doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

Bu üniversiteler şu şekilde:

“Abant İzzet Baysal, Abdullah Gül, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Anadolu, Ankara Sosyal Bilimler, Ankara, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atatürk, Boğaziçi, Bursa Teknik, Bülent Ecevit, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Düzce, Ege, Erciyes, Erzurum Teknik, Eskişehir Osmangazi, Fırat, Galatasaray, Gazi, Gaziosmanpaşa, Gebze Teknik, Hacettepe, Harran, Hitit, İnönü, İskenderun, Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, İzmir Katip Çelebi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karabük, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Marmara, Mersin, Namık Kemal, Necmettin Erbakan, ODTÜ, Ömer Halisdemir, Sakarya, Selçuk, Süleyman Demirel, Trakya, Türk-Alman, Uludağ, Yalova, Yıldız Teknik.”

Gerçekleştirilen paneller neticesinde, temel bilimler, mühendislik ve mimarlık alanlarında 46 üniversitede 855 kontenjan için alt alanlar şöyle belirlendi:

“Akıllı malzemeler, biyobenzetim, bilgi güvenliği, biyoenformatik, biyomalzeme ve doku mühendisliği, biyomedikal ekipmanlar (tıbbi cihazlar), enerji depolama ve enerji malzemeleri, güç ve depolama teknolojileri, hava ve uzay araçları tasarımı, hidrojen ve yakıt pilleri, insan-bilgisayar etkileşimi, insan beyni ve nörobilim, insansız sistemler, mikro ve nanoteknoloji, mimarlık, nanobiyoteknolojik güdümlü ilaçlar, nükleer enerji, örüntü tanıma analizi, savunma bilişimi, modelleme ve simulasyon, savunma sistemleri entegrasyonu, sensör teknolojileri, sürdürülebilir ve akıllı kentler, sürdürülebilir yapı malzemeleri ve teknolojileri, sürdürülebilir, etkin tarım, ulaştırma akıllı ulaşım sistemleri, veri madenciliği ve veri depolama, yeni 3B eklemeli üretim, yeni nesil kompozitler ve çok işlevli nanokompozit malzemeler, yenilenebilir enerji kaynakları/teknolojileri.”

Sosyal bilimler alanında 28 üniversitede 246 kontenjan için alt alanlar ise şöyle oldu:

“Afrika çalışmaları, aile psikolojisi, anayasa hukuku, Balkan çalışmaları, deniz ticaret hukuku, Ermenice, fikri mülkiyet hukuku, göç çalışmaları, hadis, idare hukuku, katılım bankacılığı, kentsel dönüşüm çalışmaları, klinik psikoloji, manevi danışmanlık, medeni yargılama usulü hukuku, okul öncesi eğitim, Ortadoğu çalışmaları, özel eğitim (yetenekli, engelli vb), sosyal medya çalışmaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, uluslararası güvenlik ve terör, Uzakdoğu çalışmaları, yoksulluk çalışmaları.”

Sağlık alanında 25 üniversite için 299 kontenjan için alt alanlar şöyle:

“Biyomalzeme ve doku mühendisliği, cerrahi hastalıklar hemşireliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğal ve bitkisel ürünler, kozmetik ürünler, farmasötik biyoteknoloji ve ilaç tasarımı, gen tedavisi, gıda-metabolizma etkileşimi, hastane enfeksiyonlarını önleme, iç hastalıkları hemşireliği, kanser epidemiyoloji, metabolizma (obezite, diyabet ve ateroskleroz), moleküler farmakoloji ve ilaç araştırmaları, moleküler onkoloji, moleküler patoloji, moleküler ve hücresel gastroenteroloji, odiyoloji, psikiyatri hemşireliği, tümör immunolojisi.”

Belirlenen alanlarda doktora yapacaklara aylık bin 550 Lira 4 yıl süreyle verilecek.​

100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Türkiye’nin projesi

Saraç, bu projeyi ‘Türkiye’nin projesi’ olarak niteledi ve Yeni YÖK olarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak bu büyük adımla gurur duyuyoruz dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” ne ilişkin detaylı bilgi için:

http://www.yok.gov.tr/web/100-2000/ana-sayfa

İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi Kanser Hücrelerini Yok Eden 3 Bileşik Buldu

İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi Kanser Hücrelerini Yok Eden 3 Bileşik Buldu. Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Apohan, TÜBİTAK destekli uzun süren çalışmaları sonucu kanser hücrelerini yok eden 3 yeni bileşik buldu.

ABD’de 2009 yılında doktora sonrası çalışmalar yaptığı dönemde hücre kültürü ve kanser hücreleri alanına yönelen Apohan, İnönü Üniversitesi Hücre Kültürü Laboratuvarında sürdürdüğü çalışmalarıyla önemli bulgulara ulaştı.

“Yeni Benzimidazol Metal Kompleks Bileşiklerinin Sitotoksik/Apoptotik ve Antimikrobiyal Aktivitelerinin Araştırılması” isimli projeyle TÜBİTAK desteği almaya hak kazanan Apohan, çalışma yaptığı 14 yeni bileşenden 3’ünün kanser hücreleri üzerinde ciddi olumlu etkilerini bulunduğunu, sağlıklı hücreleri mevcut kanser ilaçlarına oranla çok daha iyi koruduğunu belirledi.

Apohan, 2. Uluslararası Katılımlı Deneysel Hematoloji Kongresi‘nde en iyi bildiri ödülüne layık görülen, ABD’nın Florida eyaletinde düzenlenen 9. Biyoteknoloji Kongresi’nde sunulan ve verileri Journal of Organometallic Chemistry dergisinde de yayımlanan çalışmanın detaylarını anlattı.

İNSAN HÜCRELERİ ÜZERİNDE DENENDİ

Laboratuvarda yaptıkları çalışmalarda insanlara ait hücreler kullandıklarını belirten Apohan, bileşenlerin bu hücreler üzerindeki etkilerini incelediklerini ifade etti.

Türkiye’nin çeşitli üniversitelerindeki akademisyenlerden de hücrelerin temini için destek aldığını anlatan Apohan, kontrol grubu olarak sağlıklı lenfoid hücreleri, İnönü Üniversite Hemotoloji Bölümünden öğretim üyesi Prof. Dr Emin Kaya’dan, akciğer kanseri hücre hattını Yeditepe Üniversitesinden Prof. Dr. Fikrettin Şahin’den, kronik myeloid lösemi ve sağlıklı akciğer epitelyum hücrelerini de İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Yusuf Baran’dan temin ettiklerini aktardı.

Sentezlenen yeni bileşiklerin kanser hücresi üzerinde etkisini denediklerini aktaran Apohan, “Bu bileşikler yeni sentezlendi. Daha önceden hiçbir şekilde yayımlanmamıştı. Farklı 14 bileşik kullandık. Bunların kanser ve sağlıklı hücreler üzerinde etkisini tespit etmeye çalıştık. Bu çok önemli. Hali hazırda kullanılan anti kanser ilaçlar, kanser hücrelerini öldürmenin yanı sıra sağlıklı hücrelere de zarar veriyor. Dolayısıyla son yıllarda yapılan çalışmalar daha çok, sağlıklı hücrelere zarar vermeyen, kanser hücrelerinin üremesini durduran ve hücreleri öldüren ilaçların tespit edilmesi üzerinedir. Bizim çalışmamız da buna yönelik” diye konuştu.

“YENİ BİLEŞİKLERİN İLAÇ OLMA POTANSİYELİ VAR”

Apohan, yaptıkları çalışmalarla 14 bileşikten 3’ünün kanser hücreleri üzerinde etkili olduğunu gördüklerini vurgulayarak, yeni bileşenleri mevcut kanser ilaçlarıyla karşılaştırdıklarını anlattı.

Çalışma sayesinde kanser alanında önemli bulgulara ulaştıklarını kaydeden Apohan, “Sonuçlarda 14 bileşikten 3 bileşiğin kanser hücrelerine etkisinin, kullandığımız anti kanser ilaç kadar etkili fakat sağlıklı akciğer epitel hücreleri üzerinde ise daha az zararlı olduğunu tespit ettik. Kanser hücresini öldürüyor ama sağlıklı hücrelere daha az zararı var. Bu karşılaştırmayı halihazırda akciğer kanseri tedavisinde kullanılan bir ilaca göre söylüyoruz. Bileşikler sağlıklı hücrelere çok daha az zarar veriyor. Şu anki verilerle bu 3 bileşiğin ilaç olabilme potansiyelinin olduğunu söyleyebiliriz ancak bu bileşiklerin ilaç olarak piyasaya sürülebilmesi için önce hayvanlar üzerinde deneylerin yapılması gerekiyor. Daha sonra gönüllü sağlıklı insanlar, sonrasında sağlıklı hastalar üzerinde denenmeli. Bir kimyasalın ilaç olarak piyasaya sunulması en az 15 yıllık bir araştırma sürecini gerektirmekte. Biz daha yolun başındayız” dedi.

Kaynak : NTV

16. Ulusal Kromatografi Kongresi İnönü Üniversitesinde Başladı

16. Ulusal Kromatografi Kongresi İnönü Üniversitesinde Başladı. İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ev sahipliğinde 31 Ağustos 2016 – 2 Eylül 2016 tarihleri arasında gerçekleşecek olan 16. Ulusal Kromatografi Kongresi ‘nin açılış töreni yapıldı. Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılan açılış törenine Rektör Vekili Prof. Dr.Abdülkadir Baharçiçek, Rektör Danışmanı Doç. Dr. İlhan Erdem, Malatya Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Ziya Kesiriklioğlu, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr.Yılmaz Çiğremiş, Kromatografi kongreleri Eş Başkanı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adil Denizli ve çok sayıda öğretim üyesi katıldı.

Açılış töreninde düzenleme kurulu adına konuşan Eczacılık Fakültesi Analitik Kimya Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selim Erdoğan: ” İlk defa 1999 yılında Kırıkkale Üniversitesinde Sayın Prof. Dr. Adil Denizli hocamız tarafından düzenlenen Ulusal Kromatografi Kongresi‘nin on altıncısına İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi olarak ev sahipliği yapmaktan gurur duyuyoruz. Bu kongrede 6 çağrılı konuşma, 32 sözlü sunum ve 72 poster sunumu olmak üzere toplam 110 bildiri sunulacaktır. Ülkemizin 36 farklı üniversitesi ve 9 farklı kurumundan toplam 182 katılımcı kongremize şeref vermiştir.” dedi.

16. Ulusal Kromatografi Kongresi İnönü Üniversitesinde Başladı

Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yılmaz Çiğremiş, kongrenin bilimsel anlamda birçok fikir ve projelerin gelişmesine zemin hazırlayacağını, bilim insanlarının tanışmasına vesile olacağını belirterek kongrenin düzenlenmesinde emek ve katkılarını esirgemeyen başta kongre onursal başkanı İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay‘a, Kongre Düzenleme Komitesine, Malatya Büyükşehir ve Battalgazi Belediyelerine teşekkürlerini ifade etti.

Rektör Vekili Prof. Dr. Abdülkadir Baharçiçek de 15 Temmuz sürecinden sonra yapılan bu organizasyonun, ülkemizin kendi gündemine dönmesinin bir göstergesi olması açısından da oldukça önemli olduğunu belirterek sempozyuma emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu.
Kongre, 2 Eylül 2016 tarihine kadar sözlü sunum ve poster sunumlarıyla devam edecektir.

16. Kromatografi Kongresi 31 Ağustos'da İnönü Üniversitesi Ev Sahipliğinde Başlıyor

16. Kromatografi Kongresi 31 Ağustos’da İnönü Üniversitesi Ev Sahipliğinde Başlıyor

16. Kromatografi Kongresi 31 Ağustos’da İnönü Üniversitesi Ev Sahipliğinde Başlıyor. 16. Ulusal Kromatografi Kongresi, İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ev sahipliğinde 31 Ağustos 2016 – 2 Eylül 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

Kromatografi alanında yapılan yeniliklerin takip edilmesi, kromatografinin kimya, ilaç, tıp, gıda, çevre, biyomühendislik ve biyoteknolojik uygulamaları, nano materyaller ve yeni nesil polimerik destek malzemelerinin kromatografik uygulamaları ile ilgili son gelişmeler üzerinde tartışılacak.

16. Kromatografi Kongresi Konuları

-Yüksek basınçlı sıvı kromatografisi
-Gaz kromatografisi
-İyon değişim kromatografisi
-Afinite kromatografisi
-Boya-ligand afinite kromatografisi
-İmmobilize metal-afinite kromatografisi
-Biyokromatografi
-Kolon teknolojisi
-Kolon dolgu maddelerinin hazırlanması
-Kromatografik yöntemlerin biyolojik, çevre ve gıda uygulamaları
-Elektroforez, kapiler elektroforez
-Kromatografide birleştirilmiş (hyphenated) yöntemler
-Ayırma biliminde yeni gelişmeler
-Moleküler baskılanmış polimerler
-Yeni nesil polimerik destek malzemeler

Kongre Web Sayfası ve Programa Ulaşmak İçin :  http://kromatografi2016.inonu.edu.tr/

16. Kromatografi Kongresi 31 Ağustos'da İnönü Üniversitesi Ev Sahipliğinde Başlıyor