7. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Platformu Organizasyonu 10-12 Mayıs’ta Gazi Üniversitesinde Yapılacak

7. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Platformu Organizasyonu 10-12 Mayıs’ta Gazi Üniversitesinde Yapılacak. Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Topluluğu (GaziKMT) tarafından kimya mühendisliği öğrencilerinin sektörleri tanıması bilinçlendirilmesi ve daha yetkin mühendisler olarak iş hayatına atılmalarına destek olmak amacı ile 10-11-12 Mayıs 2018 tarihlerinde Ankara Çankaya’da Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde 7. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Platformu (UKMOP) organizasyonu yapılacaktır.

Günümüzde hızla gelişen kimyasal teknoloji, endüstri ve sanayi alanında ön sıralarda yer almaktadır. Bu teknolojik gelişmelerde kimya mühendisleri önemli bir rol oynamaktadır. Geleceğin kimya mühendisleri, sağlam temellere oturtulmuş daha bilgili ve bilinçli mühendisler olabilmenin temellerini atmak zorundadır.

Sektör Uzmanlarını, Akademisyenleri, Kamu Çalışanlarını ve Kimya Mühendisliği Öğrencilerini bir araya getiren Türkiye de tek organizasyon olan 7. Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Platformu (UKMOP) genç kimya mühendislerine en büyük katkıyı sağlayan kaliteli bir organizasyondur.

UKMOP Hakkında

UKMOP Nedir?

Ulusal Kimya Mühendisliği Öğrenci Platformu (UKMOP), 2010 yılında Ege Üniversitesi Kimya Mühendisliği Öğrenci Topluluğu tarafından başlatılmıştır. Bu etkinliği önceki senelerde Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Anadolu Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi ev sahipliği yapmıştır.

UKMOP, kurulduğu yıldan bu yana her yıl farklı bir üniversitede Öğrenci-Sanayi-Akademi-Kamu katılımlarıyla farkındalık ve sinerji yaratmak amacıyla bir bütünün 4 farklı paydasını bir araya getiren tek organizasyondur.

UKMOP’un Amaçları Nelerdir?

“Kimya Mühendisliği Öğrencileri ile alanında uzman akademisyen, kamu ve firma temsilcilerini buluşturan etkinliğimizde ana amaçlarımız;

Ulusal çapta kimya mühendisliği öğrencilerinin fikir ve görüşlerini rapor ederek başta Üniversite bölüm başkanlıklarına ve Üniversite yönetimlerine bildirmek.

Mezun olacak mühendislerinin çalışacakları sektörleri tanıması ve ileride karşılaşabilecekleri durumları üniversite hayatında iken öğrenmesine yardım etmektir.

Öğrencilerin üniversite hayatında önüne koyacakları hedefleri daha gerçekçi olarak belirlemelerine ve kararlarını daha doğru bir şekilde verebilmemize katkı sağlamaktır.

Kimya Mühendisliği öğrencilerinin deneme yanılma yöntemiyle zamanını ve enerjisini boşa sarf etmesine engel olmak için sektördeki ve kamudaki işleyişin ilk ağızdan öğrenilmesine ve tecrübe paylaşımında bulunulmasına yardımcı olarak daha verimli Kimya Mühendisleri yetiştirilmesine katkı sağlamaktır.

Kimya Mühendisliği öğrencilerinin akademi ve sanayi alanında seçenekleri konusunda bilgilenerek kafalarındaki belirsizlikleri gidermelerini ve geleceklerini rastlantı olmaktan kurtarmaları amaçlanmaktadır.

Gelişmiş ülke olma yolunda emin adımlarla yürüyen ülkemizin belki de bu yolda koşmasını engelleyen unsurlardan biri de üretmekten çok tüketmeye alışmış sanayii sistemidir. Bu sebepledir ki ülkemizde Kimya Mühendislerine verilen önem gelişmiş ülke seviyelerinin çok altındadır. Geleceğimize verilen bu önemi gelişmiş ülke seviyelerine çıkartmak bizlerin elindedir”.

Detaylı Bilgi İçin : http://ukmop.com/

Türk Bilim İnsanlarından Önemli Buluş, Geliştirdikleri Organik Yarı İletken Filmler, Raman Sinyallerini Güçlendiriyor

Türk Bilim İnsanlarından Önemli Buluş, Geliştirdikleri Organik Yarı İletken Filmler, Raman Sinyallerini Güçlendiriyor. Abdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Usta ve Gazi Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Demirel dünyada ilk kez nano yapılı, süper hidrofobik özellikte organik yarı-iletken filmlerin SERS alanında kullanılabileceğini göstererek önemli bir buluşa imza attı.

Demirel ve Usta araştırma gruplarının iki yıllık yoğun bir Ar-Ge çalışması sonucu ortaya koydukları “Nano yapılı Organik Yarı-iletken Filmlerin Yüzey-Güçlendirilmiş Raman Spektroskopisi (SERS) Platformu Olarak Kullanımı” başlıklı çalışma dünyanın en prestijli ve en fazla atıf alan malzeme dergisi Nature Materials’da yayınlandı.

Araştırmada,organik bir yarı-iletken molekül kullanılarak özgün bir üretim yaklaşımı ile sarmaşık morfolojisinden nano yapılı filmler büyütüldü. Şimdiye kadar SERS uygulamalarında metalik, inorganik yapılar kullanılmasına rağmen organik temelli bir yapının güçlendirme sağlayabildiği, dünyada ilk kez bu çalışmada ortaya çıkarıldı.

Alt tabakayı oluşturmak için, araştırmacılar α, ω-diperfloroheksilquatthiofen (DFH-4T) adı verilen bir organik yarı iletken kullandılar. Her iki ucunda da dört tiofen halkası ve bir fluorokarbon zinciri çekirdeği vardır.

Florokarbon zincirleri çok amaçlıdır. Bunlar olmadan elde edilen filmler pürüzsüzdür ve bu nedenle SERS sinyalini yükseltmezler. Nanoyapılara ek olarak, florokarbonlar yüzeyi son derece hidrofobik hale getirir, bu da konsantre analit moleküllerinin incelenmesine yardımcı olur.

Konuyla ilgili Nature dergisine açıklama yapan New York Şehir Üniversitesiden (ABD) Prof. Dr. John R. Lombardi, Gerçekleştirilen çalışmanın SERS alanında yeni ufuklar açacağını ve bu keşfin yakın gelecekte moleküler sensör alanında SERS’in kullanımını artıracağını belirtti.

Brescia Üniversitesi’nden SERS uzmanı Ivano Alessandri; Organik yarıiletkenler “Raman saçılmalarının alışılmamış bir şekilde iyileştirilmesi için materyal çeşitlilğini zenginleştiriyor” diyor. Bununla birlikte, yaklaşık 3,000 büyütme faktörü hala oldukça sınırlı ve ultra-hassas analiz için plasmonik metallerin yardımını gerektiriyor.

Facchetti, yarı iletken filmden SERS artışını yukarı doğru itmeyi umuyor. Raman sinyalini daha da güçlendirebilecek ekstra elektronlar eklemek için kimyasal katkılar veya harici elektrik alanları kullanmayı düşünüyor.

Ancak, büyüme faktörleri, yarı iletken filmlerin kendi başına SERS alt tabakaları gibi cazip hale getirilmesi için çok küçük olmasına rağmen, filmler metal alt tabakalar için iyi şablonlar oluşturabilir. Bu şekilde, araştırmacılar pahalı ve zaman alıcı lithography tekniklerine ihtiyaç duymadan nanoyapılı altın yüzeyler yapabilirler.

Çalışmayla ilgili olarak Amerika’nın önde gelen bilim-teknoloji magazin dergisi C&EN News Dergisi’ne röportaj veren Doç. Dr. Demirel ve Doç. Dr. Usta, bu çalışmadan gurur duyduklarını ve elde ettikleri sonuçlarla yakın gelecekte moleküler sensör alanında düşük maliyetli, basit ve hızlı üretilen platform çalışmalarına öncülük ettiklerini belirttiler.

Haber CHEMLİFE Dergisi 5. Sayısından Alınmıştır

Türk Bilim İnsanları Bor Madeninin Kullanıldığı Diş İmplantı Geliştirdi

Türk Bilim İnsanları Bor Madeninin Kullanıldığı Diş İmplantı Geliştirdi. Dünyada ilk kez Türk bilim insanlarınca, uluslararası patente sahip yerli teknolojiyle, kaplama malzemesi olarak bor madeninin kullanıldığı diş implantı geliştirildi. Yeni teknoloji ile yapılan implantlar, kemiğin iyileşme sürecini kısaltacak ve dayanıklılığı artıracak.

TÜBİTAK, Gazi Üniversitesi (GÜ), Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Aksaray Üniversitesi ile birlikte yürütülen bilimsel ortaklıkla gerçekleştirilen proje ile yerli teknoloji ve yerli malzeme kullanılarak implant geliştirildi.

Çene kemiğine yerleştirilen ve protezlere destek için yapılan yapay diş kökleri olarak kullanılacak yerli ürün, iyileşme süresini kısaltarak hastanın yaşam kalitesini artırmasıyla mevcut tedavilere meydan okuyacak.

“2018’DE 10 MİLYAR DOLARLIK DEĞERE ULAŞACAK”

Araştırma ve geliştirme ekibinde yer alan GÜ Diş Hekimliği Fakültesinden Prof. Dr. Derviş Yılmaz, implantların kaybedilen uzvun yerine yerleştirilen, biyolojik olarak uyumlu yapay malzemeler olduğunu söyledi.

Kaybedilen bir dişin çiğneme basıncını olumsuz etkilediğini, alt, üst çene arasında kapanış dengesini bozduğunu ve mide, kulak, kalp ve böbreklere kadar çok sayıda organı etkileyerek birçok sağlık sorununa yol açtığını ifade eden Yılmaz, vücut sağlığının ağızdan başladığını belirtti. Yılmaz, bu nedenle mutlaka kaybedilen bir dişin yerine o görevi yapabilecek, insan vücuduna uyumlu yapay bir materyalin kullanılması gerektiğini vurguladı.

Yılmaz, dişsiz bir çenede implant desteği olmadığında alt çenede protez kullanılmasının, konuşmada, yemek yemede sıkıntı yarattığını, estetiği bozduğunu anlatarak şunları söyledi:

“Verilere göre, dünyada 2010 yılında yaklaşık 4,5 milyar dolar ekonomik değeri olan yaklaşık 40 milyon implant kullanıldı. Bu pazarın yılda yaklaşık yüzde 12 oranında arttığı göz önüne alındığında 2018’de rakamın 10 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. Resmi kayıtlara göre, Türkiye’de de 2010’da 350 bin implant yapıldı. Bugün için bu sayının 600 bin adet olduğu tahmin ediliyor.”

İmplantların yüzde 1’inin kamu hastanelerinde, yüzde 14’ünün üniversitelerde ve yüzde 85’inin serbest çalışan merkezlerde kullanıldığı bilgisini veren Yılmaz, yerli üretim yapılmasıyla implant maliyetinde yüzde 20’nin üstünde avantaj elde edileceğinin altını çizdi. Yılmaz, borla kaplanan implantların kullanımının yaygınlaşmasıyla Türkiye’nin yurt dışında da sektörde söz sahibi olabileceğini bildirdi.

Prof. Dr. Yılmaz, üst ya da alt çeneye yerleştirilen implantlar için yaklaşık 2-6 aylık bekleme süresinin söz konusu olduğunu anlatarak, geliştirilen implantlarla bu sürenin kısaltılması ve yaşam standardının artırılmasının amaçlandığını söyledi.

“BORUN, DOKUYA ULAŞMADIĞI TESPİT EDİLDİ”

Yöntem hakkında bilgi veren Prof. Dr. Aysel Uğur da implantların biyolojik sistemle doğrudan temas halinde olan, ancak aynı zamanda sisteme yabancı materyaller olduğunu anlattı.

Bu nedenle implantların doku ile uyumlu bir malzemeden yapılması ve bu malzemenin dokuya zarar vermemesi gerektiğinin altını çizen Uğur, “Daha da önemlisi kullanılacak bu materyallerin mekanik açıdan dayanıklı olması ve aşınmaması gerekir. Bu noktada, implantların yüzeyi önem taşır.” diye konuştu.

Borun implant teknolojisine çok uygun olduğunu vurgulayan Uğur, sözlerine şöyle devam etti:

“Neden bor kullanıldı? Çünkü bor, antimikrobiyal özelliği olan bir element. Mikroorganizmaları öldürür, yüzeyde mikroorganizmaların tutunarak plak oluşturmasını engeller, oksidatif hasarı minimize eder. Daha da önemlisi kemik dokusuyla uyumlu. Borun kaplanmasında kullanılan yöntem de etkin, düşük maliyetli ve çevre dostu olma özelliğine sahip. Türkiye adresli uluslararası patenti araştırma ekibinde yer alan Prof. Dr. Servet Timur ve Doç. Dr. Güldem Kartal’a ait olan bu yöntem kullanılarak, implantlar ana malzemeden 6 kat daha sert ve aşınmaya yüksek derecede dayanıklı titanyum diborür ile kaplandı. İmplantlarda ilk kez kullanılan teknoloji sayesinde borun, hiçbir şekilde aşınmadığı ve dokuya karışmadığı tespit edildi. Salınımdan kaynaklanabilecek toksisite sorununun da söz konusu olmadığı belirlendi. Dokuya herhangi bir zararı olmayacağı gibi kemik iyileşmesini hızlandırarak iyileşme sürecini kısalttığı ortaya kondu.”

Kaynak : NTV

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

TÜBİTAK tarafından, üniversitelerin girişimcilik ve yenilikçilik performanslarına göre sıralandığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2016 yılı sıralaması Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü tarafından TÜBİTAK’ta düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Bu yılın birincisinin 95,3 puanla Sabancı Üniversitesi olduğunu bildiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, ikinci sırada 85,80 puanla Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ), üçüncü sırada ise 82,63 puanla Bilkent Üniversitesi‘nin bulunduğunu ifade etti.

Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi ile üniversitelerde girişimcilik ve yenilikçilik faaliyetlerinin teşvik edilmesinin amaçlandığını belirten Bakan Özlü, “Bu çalışma, üniversitelerin eğitim kalitesine göre sıralandığı bir liste veya en başarılı üniversiteyi ortaya koyan bir sıralama değildir” dedi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, geçtiğimiz günlerde açıklanan Global İnovasyon Endeksi’nin 2016 yılı sonuçlarında, bir önceki yıla göre 16 basamak birden yükselerek 42. sıraya çıktığımızı bildirdi. Böyle bir endekste çok daha yukarılarda olmamız gerektiğine işaret eden Bakan Özlü, “Eğer dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacaksak, kurumlarımızı da dünya çapında lider kurumlara dönüştürmeliyiz. Özellikle üniversitelerimizi, dünya çapında bilim yapılan ve teknoloji üretilen merkezler haline getirmeliyiz” diye konuştu.

Endeks sıralamasına giren üniversiteleri tebrik eden, listenin hazırlanmasında katkısı bulunan Kurum ve Kuruluşlara da teşekkürlerini sunan Bakan Özlü, girişimcilik ruhunu ve yenilikçilik kültürünü geliştirme noktasında en çok üniversitelerimize güvendiğini belirtti.

Beş yıl önce başlatılan endeks çalışmalarının, bugün başta üniversitelerimiz ve öğrencilerimiz olmak üzere kamuoyu tarafından merakla beklenen bir sıralamaya dönüştüğüne değinen Bakan Özlü, şunları kaydetti:

“Görüyoruz ki son yıllarda üniversitelerimiz bünyesinde girişimcilik ve yenilikçiliğe dair önemli adımlar atıldı, atılıyor. Gençlerimiz de artık kendi işlerini kurmanın, girişimci olmanın hayallerini kuruyor. Dolayısıyla artık üniversitelerimiz için girişimci ve yenilikçi olmak, bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur. Biz de bu endeksi açıklayarak, üniversitelerimizi bu alanlara teşvik ediyoruz. Üniversitelerimizin sanayicilerimizle daha fazla işbirliği yapmalarını amaçlıyoruz. Üniversitenin kapısı sanayiciye, sanayicinin kapısı da üniversitelere açık olmalı. Üniversite, sanayinin ihtiyaç duyacağı bilgiyi üretmeli. Sanayici, sorunlarını aşmak için üniversiteye başvurmalı. Zira, sadece üniversitede, sınıflarda, laboratuvarlarda çalışarak, ekonomik ve sosyal faydaya dönüşen nitelikli bilgi üretilemez.”

2016 Yılı İlk 10 Sıra

1.Sabancı Üniversitesi
2.Orta Doğu Teknik Üniversitesi
3.İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi
4.İstanbul Teknik Üniversitesi
5.Boğaziçi Üniversitesi
6.Koç Üniversitesi
7.Gebze Teknik Üniversitesi
8.Özyeğin Üniversitesi
9.İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
10.Yıldız Teknik Üniversitesi

TAM LİSTE İÇİN TIKLAYINIZ !!

Türkiye’nin En Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteleri Belli Oldu

Kaynak : TÜBİTAK

Boza’daki Asit Türleri Her Derde Deva….

Boza’daki Asit Türleri Her Derde Deva…. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, son yıllarda yapılan araştırmaların, bozadaki nikotinik asitin kalp ve damar hastalığını önleyici etkilerinin yanı sıra başta deri kanseri olmak üzere her türlü kanseri önleyici etkileri olduğunu da gösterdiğini söyledi.

Uslu, ortaya ilk çıkışı 8-9 bin yıl önce Mezopotamya’ya dayanan bozanın, Türklerin göçleriyle dünyaya yayıldığını belirterek, “Boza, bu nedenle Türk içeceği olarak bilinmektedir. Faydaları saymakla bitmeyen bozanın tüketimi, maalesef geçmişe oranla günümüzde iyice azalmıştır” dedi.

BAĞIRSAK FLORASINI DÜZENLİYOR
Mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olan bozada, mayalama esnasında son derece kıymetli ender gıda maddelerinin yanı sıra laktik asit, nikotinik asit gibi son derece kıymetli asitler üretildiğini ifade eden Uslu, şöyle devam etti:

“Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle halsizlik çeken, enerji ihtiyacı fazla olan kişilerin ve sporcuların özellikle tüketmeleri gerekir. Boza, içerdiği laktik asit nedeniyle bağırsak florasını düzenleyici role sahiptir. Mide bezlerinin faaliyetlerini olumlu etkiler. Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır. Öksürük tedavisinde de kullanıldığı bilinmektedir.”

“BOZANIN KANSER ÖNLEYİCİ ROLÜ ÇOK AZ BİLİNİYOR”
Uslu, bozanın içerdiği mayalar sayesinde emziren annelerde süt yapımını artırdığını vurgulayarak, “Bozada bulunan nikotinik asit kötü kolesterolü azaltıcı, iyi kolesterolü de artırıcı etkiye sahiptir. Bu sayede özellikle şeker hastaların kardiyovasküler riski azaltıcı kalp ve damar sağlığını koruyucu etkileri de yapılan çalışmalarda ispatlanmıştır” diye konuştu.

Bozanın kanser önleyici rolünün çok az bilindiğini dile getiren Uslu, şunları kaydetti:

“Son yıllarda yapılan araştırmalar, bozadaki nikotinik asitin kalp ve damar hastalığını önleyici etkilerinin yanı sıra başta deri kanseri olmak üzere her türlü kanseri önleyici etkileri olduğunu da göstermektedir. Bozanın içindeki nikotinik asit vücudumuzda, bazı oksidasyon-redüksiyon reaksiyonlarında hidrojen atomları ve elektronların taşıyıcı olarak işlev gören bir koenzim olan nikotinamit adenin dinükleotite (NAD) dönüşmektedir. NAD’nin de enerji metabolizmasını uyararak ve hasar görmüş DNA yapılarını onararak, derimizdeki yıpranmış hücreleri yenileyici özelliği sayesinde özellikle cilt kanseri vakalarını önleyici özelliği hatırdan çıkarılmamalıdır. Bozanın bu faydaları dikkate alınarak, kış aylarının bu güzel içeceğinden bol bol içmeli ve sevdiklerimize ikram etmeliyiz.”

boza

 

Kaynak : hurriyet

Gazi Üniversitesi (GÜ) Polatlı Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümüne 15 Kişi Kayıt oldu,Fizik bölümü bu yıl da boş kaldı

Gazi Üniversitesi (GÜ) Polatlı Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümüne 15 Kişi Kayıt oldu,Fizik bölümü bu yıl da boş kaldı.

Fakültenin Fizik bölümüne hiçbir öğrenci kayıt yaptırmazken, Kimya bölümüne 15, Biyoloji bölümüne 10, Matematik bölümüne 47, Tarih bölümüne 47, Türk Dili ve Edebiyat bölümüne 47 öğrenci kayıt yaptırdı. Üniversiteyi bu yıl 6 bölümde 175 öğrenci tercih etti.

Gazi Üniversitesi Polatlı Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Şeref Okuducu, Türkiye genelinde Fizik bölümünde sıkıntıların olduğuna dikkat çekerek, 100’e yakın Fizik bölümünün kapatıldığını ifade etti.
Dekan Okuducu, diğer bölümlerde tercih oranının Türkiye ortalamasına göre yüksek olduğunu belirtti. Ek yerleştirme ile kayıt tercih edenlerin sayısının artacağını dile getiren Prof. Dr. Şeref Okuducu, Matematik, Türk Dili Edebiyatı ile Tarih bölümünün dolduğunu kaydetti. Okuducu, kayıtların Eylül ayının ilk haftasında başlayacağını bildirdi.

Okuducu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bizi üzen sadece Fen bölümlerinden Fizik bölümümüze öğrenci gelmedi. Geçen sene de hiç kayıt yoktu. Bu sadece bizim üniversitemizin sıkıntısı değildir. Türkiye’de yaklaşık 100’e yakın fizik bölümü kapandı. Sadece 40’a yakın fizik bölümü kaldı. Fizik bölümü ile ilgili öğrenci kaybı devam ediyor. Diğer bölümleri Türkiye ile kıyasladığımızda ise birçok bölüm öğrenci almaz iken bizim bölümlerimiz kontenjanlarımızın tamamı doldu. Fizik bölümü ile ilgili ek kontenjandan öğrenci gelmesinin umudunu taşıyoruz. İç Anadolu bölgesinde ve Türkiye’nin diğer bölgelerinde birçok üniversitede Fizik, Kimya, Biyoloji hatta Matematik bölümleri kapanmasına rağmen, bizde fizik dışındaki bölümlerimiz tamamıyla doldu. Bu bizim için sevindirici bir durumdur.”

Fakülte kadrosunun yüzde 90’ını tamamladıklarını bildiren Prof. Dr. Şeref Okuducu, “Şu anda 25’e yakın öğretim üyesi göreve başladı. Önümüzdeki günlerde de 18’e yakın araştırma görevlisini kadromuza katacağız. Yaklaşık 43 öğretim görevlisiyle 2013-2014 eğitim öğretim yılına hazırlanacağız.” dedi.
Gazi_niversitesi

 

Kaynak : haberyurdum