7. Polimer Bilim ve Teknoloji Kongresi Osmangazi Üniversitesinde Devam Ediyor

7. Polimer Bilim ve Teknoloji Kongresi Osmangazi Üniversitesinde Devam Ediyor. Polimer Bilimi ve Teknolojisi Derneği (PBTD) öncülüğünde iki yılda bir düzenlenmekte olan Ulusal Polimer Bilim ve Teknoloji Kongresi’nin yedincisi uluslararası katılımlı olarak 09 Eylül 2018 tarihinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ev sahipliğinde başladı. 12 Eylül’e kadar devam edecek olan kongrenin açılış oturumu Üniversitenin Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Arslantaş, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Vural Bütün ve PBTD Başkanı Prof. Dr. Teoman Tinçer’in de katılımları ile Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

Kongre 10 bilimsel konu başlığı altında, uluslararası tanınırlığı olan yurt dışından 4 ve yurt içinden 15 olmak üzere toplam 19 davetli konuşmacı, 11 farklı ülkeden 183 sözlü ve 254 poster sunum, 15 sponsor firma ve 82 üniversiteden ve 42 farklı firmadan toplam 587 kişinin katılımlarıyla devam ediyor. Kongrenin ilk gününde yurt içinden ve yurt dışından Prof. Dr. Steven P. Armes (Sheffield Üniversitesi, İngiltere), Prof. Dr. Syuji Fujii (Osaka Üniversitesi, Japonya), Prof. Dr. Shiyong Liu (China Üniversitesi, Hefei Çin), Yusuf Yağcı ve Oğuz Okay (İTÜ) gibi dünyaca ünlü bilim insanları konuşma yaptılar.

Kongre Başkanı Prof. Dr. Vural Bütün kongreye ilişkin olarak yaptığı açıklamada katılımın yüksekliğinden dolayı duyduğu memnuniyeti ifade ederek, “Kongremizin şu ana kadar düzenlenen Polimer Bilim ve Teknoloji Kongereleri ve son yıllarda kimya alanındaki benzer kongreler içinde en fazla ilgi gösterilen kongre olması, Üniversitemiz ve ilimiz açısından gurur vericidir. Kongremize gösterilen teveccühe düzenleme kurulu ve üniversite olarak teşekkür ediyoruz” dedi.

Uluslararası Katılımlı 7. Polimer Bilim ve Teknoloji Kongresi, tüm Polimer Bilim ve Teknoloji paydaşlarını bir araya getirerek, bu alandaki son çalışmaları ve yaşanan gelişmeleri bilim insanları, araştırmacılar, sanayiciler, öğrenciler ve ilgili firma ve kuruluşlarla birlikte tartışma fırsatı sağlamayı amaçlıyor.

7. Ulusal Polimer Bilim ve Teknoloji Kongresi 09-12 Eylül Tarihleri Arasında Osmangazi Üniversitesinde Yapılacak

7. Ulusal Polimer Bilim ve Teknoloji Kongresi 09-12 Eylül Tarihleri Arasında Osmangazi Üniversitesinde Yapılacak. Polimer Bilimi ve Teknolojisi Derneği öncülüğünde iki yılda bir düzenlenmekte olan Ulusal Polimer Bilim ve Teknoloji Kongresinin yedincisi 09-12 Eylül 2018 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ev sahipliğinde Anadolu’nun güzide kenti Eskişehir’de düzenlenecektir.

Kongre, tüm Polimer Bilim ve Teknoloji paydaşlarını bir araya getirerek, bu alandaki son çalışmaları ve yaşanan gelişmeleri, değerli bilim insanları, araştırmacılar, sanayiciler, öğrenciler ve ilgili firma / kuruluşlarla birlikte tartışma fırsatı sağlayacaktır.

Bilimsel Konu Başlıkları

  • Polimer sentez ve karakterizasyonu
  • Fonksiyonel polimerlerdeki son gelişmeler
  • Uyarıya duyarlı polimerler ve kendiliğinden montaj
  • Kauçuk ve lif teknolojisinde son gelişmeler
  • İletken polimerler ve elektronik/optoelektronik malzemeler
  • Polimer işleme, kompozitler ve hibrit sistemler
  • Nano-yapılı polimerler ve nanokompozitler
  • Hidrojeller, moleküler baskılama ve uygulamaları
  • Biyoteknoloji ve biyomedikal uygulamalar için polimerler
  • Polimer radyasyonu ve polimer fiziği (deneysel/teorik çalışmalar ve modelleme

Detaylı Bilgi İçin : http://www.polimer2018.org/tr

Türk Akademisyenlerin Bitkileri Dondan ve Soğuktan Koruyan Buluşu Artık Tarlada

Türk Akademisyenlerin Bitkileri Dondan ve Soğuktan Koruyan Buluşu Artık Tarlada. Uludağ Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (UÜ-TTO) akademik bilginin ekonomik değere dönüşmesi konusunda bir çalışmaya daha imza attı. UÜ-TTO, akademisyenlerin donu önlemeye yönelik geliştirdikleri üç patenti, Ar-Ge Endüstriyel adlı firmaya lisansladı. Lisanslanan buluşlar, bitkilerin soğuk ve dona dayanıklılığını arttırıyor. Lisansı alan firma, ürünü yurtiçi ve yurtdışında hemen satmaya başlayacağını söyledi.

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’nden Doç. Dr. Asuman Cansev, Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehmet Cansev, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hatice Gülen ve Dr. Müge Kesici, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üy. Sergül Ergin tarafından 2011 yılından beri yürütülen çalışmalar sonucunda, bitkilerin büyüme ve gelişmelerini teşvik eden ve stres toleransını artıran bazı moleküller bulundu. Daha sonra buluşlara ilişkin üç adet patent alındı. Söz konusu patentler son olarak, Uludağ Üniversitesi TTO tarafından Ar-Ge Endüstriyel firmasına lisanslandı.

Yardımcıları Prof. Dr. Aslı Hockenberger, Prof. Dr. Mehmet Yüce ve TTO Müdürü Oğuz Yapar ile birlikte lisans imza törenine katılan Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Uludağ Üniversitesi’nin sadece eğitim yapan değil, projelerle araştırma yapıp, bunları ticarileştirerek topluma yansıtmayı hedefleyen 3. Nesil bir üniversite olmak için var gücüyle çalıştığını söyledi. Üniversitelerde çok sayıda bilimsel çalışma yapıldığını ancak bunların çok azının ticarileştirilebildiğini belirten Ulcay, “Biz akademisyenlerimizi firmalar açısından düşünüp araştırmalarını patentleştirmelerini, firmalara da gelir getirici patentler satmayı, böylece ülke ekonomisine kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.

Ar-Ge Endüstriyel Firması sahibi Tamer Tezgören, üç nesildir bu işi yaptıklarını ve kendi çabalarıyla yapamayacakları konularda üniversitelerle çalıştıklarını belirterek, Uludağ Üniversitesi’yle de çalışmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.

Ar-Ge Endüstriyel Genel Müdürü Vedat Karakaya da, daha önce bitkileri (-7) dereceye kadar dondan koruyabiliyorduk. Uludağ Üniversitesi hocalarının geliştirdikleri bu buluş sayesinde bunu (-9) dereceye çıkardık. Ürünü pazarlamak için imzanın atılmasını bekliyorduk. Hemen yurtiçi ve yurtdışında satışa başlayacağız” dedi.

Uluslararası Katılımlı 19. Ulusal Biyoteknoloji Kongresi Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde Başladı

Uluslararası Katılımlı 19. Ulusal Biyoteknoloji Kongresi Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde Başladı.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Biyoteknoloji Derneği işbirliği ile düzenlenen “Uluslararası Katılımlı 19. Ulusal Biyoteknoloji Kongresi”, Kongre ve Kültür Merkezi’nde başladı. 01-03 Aralık 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek kongrede biyoteknoloji alanında çalışan akademisyen, araştırmacı ve sektör temsilcileri bir araya geliyor.

Kongrenin açılışında konuşan Biyoteknoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem, dünyanın farklı ülkelerindeki Ar-Ge harcamalarını mukayese ederken sadece para ayırıp Ar-Ge yapmanın yeterli olmadığını; bilgi toplumuna, bilgiye dayalı ekonomiye, biyoekonomiye dönüldüğü ölçüde az para harcayarak katma değeri artırmanın mümkün olduğunu ifade etti. Ülkemizdeki Ar-Ge harcamalarının yüzde 50’sinden fazlasının kamu kesiminde yapıldığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem, bunun değişmesi gerektiğini belirterek Ar-Ge harcamalarının yüzde 70’ten fazlasının özel sektör tarafından yapıldığı ülkelerde ise Ar-Ge çıktılarının ürünleşerek patent alabildiğini kaydetti. Kongreye 300’den fazla katılımcı ve 53 farklı kurumun katılımının kendilerini mutlu ettiğini belirten Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem, kongrede 21 oturum, 90 sözlü sunum ve 81 poster sunumunun gerçekleşeceğini ifade etti. Kongrenin düzenlenmesine sağladıkları katkılardan dolayı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Çabuk ile düzenleme kuruluna teşekkür eden Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem, katılımcılara da teşekkür ederken başarılı bir kongre geçirilmesini diledi.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen, ileri teknolojiler arasında yer alan biyoteknolojinin yaşam bilimlerinin uygulama sahası içinde kalan bütün alanları kapsadığını ve sağlıktan tarıma, çevreden enerjiye yaygın bir uygulama alanı olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Hasan Gönen biyoteknolojinin son zamanlarda bilişim teknolojileriyle birlikte yol alarak etki değerini artırdığını belirtti. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi olarak gerek lisans ve lisansüstü öğretim programlarında gerekse Ar-Ge faaliyetlerinde öncelik vererek ülkemiz biyoteknoloji çalışmalarına katkı sağlamaya devam ettiklerini belirten Prof. Dr. Hasan Gönen; sağlık, endüstri ve tarım biyoteknolojileri alanında lisans ve lisansüstü öğretim programlarına ek olarak biyomedikal mühendisliği programını da açarak ülkemizin bu alanlarda ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağladıklarını söyledi. Uluslararası Katılımlı 19. Ulusal Biyoteknoloji Kongresi’ne ev sahipliği yapmaktan dolayı büyük mutluluk duyduklarını belirten Prof. Dr. Hasan Gönen, 2005 yılında 14. Ulusal Biyoteknoloji Kongresi’ne ev sahipliği yapan Üniversitemizin uzun yıllardır Biyoteknoloji Derneği ile işbirliğine devam ettiğini ve bu süreçte yine bir Biyoteknoloji Kongresi’ni birlikte düzenlemekten dolayı memnuniyet duyduklarını ifade etti. Biyoteknoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem’e yakın ilgi ve işbirliği için teşekkür eden Prof. Dr. Hasan Gönen, kongrenin faydalı ve verimli geçmesini diledi.

Kongrenin açılış oturumu Macaristan Bilimler Akademisi’nden Dr. Laszlo Sabados ve VSY Biotechnology Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ercan Varlıbaş’ın sunumları ile tamamlandı. Sonrasında kongre bilimsel programına geçildi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu. 100 tematik alanda 2 bin kişiye yönelik aylık bin 550 Lira doktora bursu verilecek üniversiteler ve programları açıklandı. Üniversitelerinizin web sayfalarından duyuruları takip ederek başvuruda bulanabilirsiniz !!!

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki doktoralı insan sayısını artırmak için “100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Projesi”ni başlattıklarını hatırlattı.

Doktoralı insan sayısında gerilerdeyiz

Kalkınmış ülkelere bakıldığında, doktoralı insan sayısının çok yükseklerde olduğuna işaret eden Saraç, Çin’de bin kişiye 2.2, Amerika’da bin kişiye 1.7, Avrupa Birliği ülkelerinde bin kişiye ortalama 1.5 doktoralı insan düşerken Türkiye’de bu sayının bin kişiye 0.4 oranında olduğunu söyledi.

Doktora için bin / bir hedefini koyduk

Ülkenin kalkınmış ülkeler arasındaki sıralamasını yükseltmek için doktoralı insan gücünün artırılması gerektiğinin altını çizen Saraç, “Biz de bu bağlamda bin/bir hedefini koyalım diyoruz. Yani bin kişiye 1 doktoralı kişi. Buradaki maksadımız aslında endüstriye de sanayiye de bir doktoralı iş gücü, doktoralı insan gücü kazandırmak.” dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” kapsamında Türkiye için öncelikli alanlarda nitelikli bilgi üretmek amaçlı doktoralı insan kaynağına olan ihtiyacı karşılamak üzere, devlet üniversitelerindeki doktora programlarında öğrenim gören öğrencileri desteklemek için yükseköğretim tarihinde ilk kez doktora bursu verileceğini hatırlatan Saraç, dünyanın da üniversitelerden, ürettikleri bilginin kullanımında etkin rol oynamasını beklediğine işaret etti.

Artık üniversitelerin sadece kitlesel eğitim ile yetinmediğini, ürettikleri ve öğrettikleri bilginin kullanımının ekonomik, sosyal alanlarda değer bulmasını takip ettiklerini ve hedef olarak gördüklerini ifade eden Saraç, YÖK olarak bu amaçla üniversitelerdeki enstitülerin, araştırma merkezlerinin girişimci doğalarını, disiplinler üstü ve disiplinler arası çalışmalarını desteklemeye kararlı olduklarını vurguladı.

“‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi”

Bu bağlamda doktora programlarının gelişmesine ve bu programlara, mezun olan en parlak öğrencilerin katılabilmesine her zamankinden daha fazla emek harcayacaklarını bildiren Saraç, şöyle devam etti:

“Bu düşünceyle ‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi’ni başlatıyoruz. Bu öğrencileri 100/2000 YÖK Doktora Bursu ile mali olarak destekleyeceğiz. Yani ülkemizin ihtiyacı olan 100 alanda, 2 bin öğrenci YÖK bursu ile, Türkiye’nin güçlü üniversitelerinde doktora yapacak. Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizler de öğrencilerin çalışmalarında gösterdiği başarıyı ve akademik performanslarını dikkate alarak, eğitimleri boyunca, özellikle araştırma kavramına yönelik olarak, kendilerine özgün olanaklar sunmaya çalışacağız.

Bu projenin önemli bir ayağı, YÖK’ün bu doktora programlarının eğitim ve araştırmalarını, ulusal ve uluslararası yaptıkları araştırma ve yayınlarını kalite süreci açısından takip kararı almış olmasıdır.”

YÖK Başkanı Saraç, 100/2000 doktora programını bir mükemmeliyet ve prestij programı olarak gördüğünü belirtti.

Seçilen 100 doktora alanının, 2013’ten itibaren dünya bilim literatürüne katılan “Yükseköğretimde Akıllı Uzmanlaşma-Smart Specialisation” çalışmaları ve onlarca bilim insanının fikri alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Saraç, “Bu kavramın esas gayesi, 21. yüzyılda öne çıkan yüksek teknoloji, inovasyon ve gerekli insani ve sosyal değerlerin çalışmalarını ve araştırmalarını üretmek ve ülkeye bu alanda bilim insanı kazandırmaktır. Bunu yaparken de kamu finansmanını doğru ve verimli harcamak ile yükseköğretim çalışma alanlarında dublikasyonu önlemek de üzerinde durulan diğer iki noktadır. Projeyi başarılı olması dileği ile yükseköğretim camiasına sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bilim alanları

YÖK, 22 Aralık 2016-12 Ocak 2017 tarihleri arasında 100 tematik alanda başvuru ilanına çıktı. Üniversiteler bu alanlar arasından seçtikleri en fazla 10 alt alan için yetiştirecekleri öğrenci sayılarını, kurumsal kapasitelerini ve ilgili alanlarda yetkinliklerine ilişkin YÖK’e başvurdu.

YÖK’e “temel bilimler”, “mühendislik ve mimarlık”, “sağlık” ile “sosyal bilimler” üst alanlarında 73 farklı üniversiteden gelen toplam 635 başvuru ve 2 bin 964 kontenjan talebi ön değerlendirmeden geçirildi.

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye öğrenciler doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

Bu üniversiteler şu şekilde:

“Abant İzzet Baysal, Abdullah Gül, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Anadolu, Ankara Sosyal Bilimler, Ankara, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atatürk, Boğaziçi, Bursa Teknik, Bülent Ecevit, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Düzce, Ege, Erciyes, Erzurum Teknik, Eskişehir Osmangazi, Fırat, Galatasaray, Gazi, Gaziosmanpaşa, Gebze Teknik, Hacettepe, Harran, Hitit, İnönü, İskenderun, Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, İzmir Katip Çelebi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karabük, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Marmara, Mersin, Namık Kemal, Necmettin Erbakan, ODTÜ, Ömer Halisdemir, Sakarya, Selçuk, Süleyman Demirel, Trakya, Türk-Alman, Uludağ, Yalova, Yıldız Teknik.”

Gerçekleştirilen paneller neticesinde, temel bilimler, mühendislik ve mimarlık alanlarında 46 üniversitede 855 kontenjan için alt alanlar şöyle belirlendi:

“Akıllı malzemeler, biyobenzetim, bilgi güvenliği, biyoenformatik, biyomalzeme ve doku mühendisliği, biyomedikal ekipmanlar (tıbbi cihazlar), enerji depolama ve enerji malzemeleri, güç ve depolama teknolojileri, hava ve uzay araçları tasarımı, hidrojen ve yakıt pilleri, insan-bilgisayar etkileşimi, insan beyni ve nörobilim, insansız sistemler, mikro ve nanoteknoloji, mimarlık, nanobiyoteknolojik güdümlü ilaçlar, nükleer enerji, örüntü tanıma analizi, savunma bilişimi, modelleme ve simulasyon, savunma sistemleri entegrasyonu, sensör teknolojileri, sürdürülebilir ve akıllı kentler, sürdürülebilir yapı malzemeleri ve teknolojileri, sürdürülebilir, etkin tarım, ulaştırma akıllı ulaşım sistemleri, veri madenciliği ve veri depolama, yeni 3B eklemeli üretim, yeni nesil kompozitler ve çok işlevli nanokompozit malzemeler, yenilenebilir enerji kaynakları/teknolojileri.”

Sosyal bilimler alanında 28 üniversitede 246 kontenjan için alt alanlar ise şöyle oldu:

“Afrika çalışmaları, aile psikolojisi, anayasa hukuku, Balkan çalışmaları, deniz ticaret hukuku, Ermenice, fikri mülkiyet hukuku, göç çalışmaları, hadis, idare hukuku, katılım bankacılığı, kentsel dönüşüm çalışmaları, klinik psikoloji, manevi danışmanlık, medeni yargılama usulü hukuku, okul öncesi eğitim, Ortadoğu çalışmaları, özel eğitim (yetenekli, engelli vb), sosyal medya çalışmaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, uluslararası güvenlik ve terör, Uzakdoğu çalışmaları, yoksulluk çalışmaları.”

Sağlık alanında 25 üniversite için 299 kontenjan için alt alanlar şöyle:

“Biyomalzeme ve doku mühendisliği, cerrahi hastalıklar hemşireliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğal ve bitkisel ürünler, kozmetik ürünler, farmasötik biyoteknoloji ve ilaç tasarımı, gen tedavisi, gıda-metabolizma etkileşimi, hastane enfeksiyonlarını önleme, iç hastalıkları hemşireliği, kanser epidemiyoloji, metabolizma (obezite, diyabet ve ateroskleroz), moleküler farmakoloji ve ilaç araştırmaları, moleküler onkoloji, moleküler patoloji, moleküler ve hücresel gastroenteroloji, odiyoloji, psikiyatri hemşireliği, tümör immunolojisi.”

Belirlenen alanlarda doktora yapacaklara aylık bin 550 Lira 4 yıl süreyle verilecek.​

100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Türkiye’nin projesi

Saraç, bu projeyi ‘Türkiye’nin projesi’ olarak niteledi ve Yeni YÖK olarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak bu büyük adımla gurur duyuyoruz dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” ne ilişkin detaylı bilgi için:

http://www.yok.gov.tr/web/100-2000/ana-sayfa

Türk Üniversiteleri ve Bilim İnsanları Yapay Kan Üretmeyi Başardı

Türk Üniversiteleri ve Bilim İnsanları Yapay Kan Üretmeyi Başardı. Türk bilim adamlarının ortak çalışmasıyla tamamen yerli yapay kan üretildi.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Genel Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Adnan Ayhancı, yaptığı açıklamada, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna (TÜBİTAK) sunulan “Multidisipliner Araştırma Projesi” önerisi kapsamında tamamen yerli hemoglobin bazlı yapay kan üretiminde
ön çalışmaların başarıyla tamamlandığını söyledi.

Projeye ESOGÜ, Anadolu Üniversitesi, Kars Kafkas Üniversitesi, Dicle Üniversitesi ve teknopark şirketi olan Bionkit Biyo-Nano Kimya Teknolojileri Mühendislik-Danışmanlık tarafından destek verildiğini aktaran Ayhancı, proje ile kana duyulan ihtiyacın giderileceğini bildirdi.

Proje kapsamında 8 temel araştırmacının görev aldığını belirten Ayhancı, “Dünyada birçok ülke, yapay kan üretiyordu. Bizde bu yapay kan üretimini Türkiye’de gerçekleştirdik. Kanın temel işlevlerinden biri, vücutta oksijeni taşımak ve bunu dokulara bırakıp onun yerine karbondioksiti almaktır. Yapay kan üretimi, klasik kan bağışına ve nakline bir alternatif değil, aksine destektir. Araştırma ekibimiz, kan bağışının aynı hızla devam etmesi gerektiğine inanmaktadır” diye konuştu.

“HAYAT KURTARACAK SIVI”

Ayhancı, ürettikleri yapay kanın ani ve acil ihtiyaç olduğu durumlarda kullanılabileceğine işaret ederek şöyle devam etti:

“Bu yapay kan, hayat kurtaracak bir sıvı. Kan bankalarında kan alındıktan sonra bir aydan fazla saklanamaz, hemen bozulur. Oysa yapay kanı ürettikten sonra bir sene saklayabiliyoruz. Özellikle son zamanlardaki AIDS hastalığını ve diğer birtakım kan yoluyla bulaşan hastalıkları düşünürsek yapay kanla bunların önüne geçmiş olacağız. Son olarak istediğimiz kadar yapay kanı hızlı ve daha ucuz üretebileceğiz.”

TÜM KAN GRUPLARIYLA UYUMLU
Üretilen yapay kanın her türlü kan grubuyla uyuştuğuna da değinen Ayhancı, şunları kaydetti:

“Tamamen yerli bir ürün olacağı için Türkiye’nin belki de ileride oluşabilecek kan ihtiyaçlarını dışarıdan karşılanması zorunluluğunun da önüne geçeceğiz. Kan ürünleri, çok hayati olduğu kadar çok da tehlikelidir. Birtakım istenmeyen kimyasallar veya biyolojik etmenler eklenebilir. Bu nedenle ülkemizin ihtiyacı olan hemoglobin bazlı kan stoğunu kendimizin sağlaması son derece önemlidir. Ayrıca insanlara enjekte edilen bu yapay kan, zaman içinde vücuttan doğal yollarla da atılıyor.”

Tüm dünyada yapay kan üzerinde çalışmaların uzun süre önce başladığını, Türkiye’nin ise bu alanda ciddi bir açığı ve ihtiyacı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Adnan Ayhancı, “Projemiz TÜBİTAK’ın öncelikli alanlarda açtığı ‘1003-SAB-ILAC-2015-2 Kan ve Kan Ürünleri’ çağrısının ‘Universal Kan Ürünleri ve Yapay Kan Araştırmaları’ ile ‘Kan Ürünlerinin Rekombinant Olarak Üretilmesi’ hedefleriyle örtüşmektedir” dedi.

Proje kapsamında ilerleyen süreçte istenilen ortamın oluşturulması durumunda 1 litrelik kanın yaklaşık 1 saatte üretilebileceğini bildiren Doç. Dr. Ayhancı, söz konusu projeyi daha da geliştirmek istediklerini sözlerine ekledi.

Türk Üniversiteleri ve Bilim İnsanları Yapay Kan Üretmeyi Başardı

Kaynak : NTValjazeera

Osmangazi Üniversitesi ‘Bor’ Madeni İçeren Pil Tasarlıyor

Osmangazi Üniversitesi ‘Bor’ Madeni İçeren Pil Tasarlıyor. Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Plazma Fiziği ve Teknolojileri Araştırma Laboratuarında yapılan çalışmalarda, 15 yıl sonra neredeyse tüm enerji depolama sistemlerinde kullanılacağı düşünülen ‘bor’ madeni içeren pil tasarlanıyor.

Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü öğrencileri ve öğretim görevlilerinin çeşitli araştırmalar yaptığı laboratuarda, son günlerde ‘bor’ madeninin enerji sistemlerinde kullanılması ile alakalı araştırma çalışmaları yapılıyor. Türkiye’de bolca bulunan ve savunma sanayii başta olmak üzere cam sanayii, cam elyafı, seramik sanayii, temizleme ve beyazlatma sanayii, yanmayı önleyici maddeler, tarım, metalurji, nükleer uygulamalar, atık temizleme, yakıt ve sağlık gibi pek çok alanda kullanılan bor madeninin yeni bir alanda kullanılması için proje yürüten bölüm üyeleri, uzun yıllar bozulmadan kullanılabilecek nano boyutta ve nano kalınlıktaki pilin, gelecek yıllarda tüm enerji depolama sistemlerinde kullanılabilmesi için çalışmalarını yürütüyor.

UZUN YILLAR BOZULMADAN KULLANILABİLECEK

Çalışmaları ile ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan ESOGÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Suat Pat, yeni projelerinden biri olan bor madenli pilin gelecekte özellikle teknolojik aletlerin kullanımında vazgeçilmez olacağından bahsetti. Doç. Dr. Pat, “Yeni projelerimizden birisi ise borun enerji sistemlerin kullanımıyla alakalı bir çalışma ve onun üzerinde geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Planladığımız bor pil çalışmasının amacı, gelecek yıllarda karşımıza çıkacak tüm enerjinin depolandığı sistemlerde kullanılabilecek bir yapıda olmasıdır. Bu yapıların en büyük özelliği, uzun yıllar bozulmadan kullanılabilmeleridir. Tehlike oluşturmamaktadırlar ve çok güvenlidirler. En güzel yanı da ülkemizde çokça çıkan bor madenini yeni bir uygulama alanına açmış olacağız. Tahmin ediyoruz ki, önümüzdeki 10 ila 15 yıl içerisinde neredeyse tüm enerji depolama sistemlerinde bor piller karşımıza çıkacaktır. Bununla ilgili araştırma çalışmalarını ortaya koymaktayız” dedi.

BOR KAYNAKLARIMIZIN VERİMLİ KULLANILMASI

Bor pillerin prototip olarak üretildiğini ve deneme çalışmalarını gerçekleştiğini ifade eden Doç. Dr. Pat, “Bor pilleri şuanda prototip olarak ilk deneme çalışmalarını gerçekleştirdik. Üretilebilirliğini de gördük. Prototip ürünler olarak bunları geliştirebiliriz. Ülkemizde bor kaynaklarının verimli kullanılabilmesi ve ülkemizdeki bor katma değerini artırılabilmesi adına bor madenini enerji depolama sistemi olan şarj edilebilir pillerde kullanmayı hedeflemekteyiz” diye konuştu.

İNSAN SAÇ TELİNİN 100 KATI İNCELİĞİNDE

İnsan saç telinin 100 katı inceliğinde üretilecek pilin daha da geliştirilebileceğini kaydeden Doç. Dr. Pat, “Bordan yaptığımız pilin nano kalınlıkta, yaklaşık 200 ya da 300 nanometre kalınlığında, yani insan saç telinin 100 katı inceliğinde bir yapı inceliğinde üretmeyi amaçlıyoruz. Hedefimize ulaştığımızda görebileceğimiz bir takım ekstra bulgular da olacaktır. Bunların arasında bor kullandığımızda pil kapasitesinin arttığını, enerji veriminin arttığını göreceğiz. Bu da bize önümüzdeki yıllarda teknoloji adına çok büyük bir kazanç sağlayacak. Ayrıca ülkemiz adına büyük bir getiri olacak. Çünkü bu tür pillerin ham maddesi tamamen yurt dışına bağımlıdır. Biz ise bunu yurt içindeki kaynaklarla geliştirmeyi hedeflemekteyiz” şeklinde konuştu.

BOR PİLLERİNİN ÖMRÜ 10-15 YIL

Bor pillerinin 10 ila 15 yıl pil ömrü olacağına da dikkat çeken Doç. Dr. Pat, şöyle devam etti:

“Bu pillerin şarj edilebilir olması üzerine de bir çalışma yürüteceğiz. Literatürde gördüğümüzde bunlar en az 3 bin ile 5 bin arasında şarj edilebilir bir seviyeye kadar çıkartılabiliyorlar. Her gün bir defa şarj ederseniz 10 ya da 15 yıl arasında bir pil ömrü ile karşımıza çıkacak. İlerideki yıllarda göreceğiz, pil teknolojisi çok hızlı gelişiyor ve karşımıza çıkacak olan yapılar da bu tür yapılar olacak. Şimdiden çalışmalara başladık, 10 ya da 15 yıl içerisinde günlük hayatımızda yaygın olarak kullanılabileceğini ümit ediyoruz.”

Osmangazi Üniversitesi  'Bor' Madeni İçeren Pil Tasarlıyor

 

Kaynak : Memurlar