4. Uluslararası Kompozit Malzemeler Sempozyumu “KOMPEGE” Başladı

4. Uluslararası Kompozit Malzemeler Sempozyumu “KOMPEGE” Başladı. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi tarafından düzenlenen “4. Uluslararası Kompozit Malzemeler Sempozyumu- KOMPEGE” başladı. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen sempozyumun açılışına Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Pamuk, Sempozyum Düzenleme Başkanı Prof. Dr. Rasim İpek, iş adamları, yerli ve yabancı çok sayıda akademisyen katıldı.

Sempozyumun açılışında konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Bu sempozyum kompozit materyaller alanında bir ilk. Dünyada kompozit alanında ciddi bir rekabet var. Gelişen ve değişen teknolojiyle birlikte her türlü üretim alanında kullanılan malzemelerin değiştiğini ve günün şartlarına uygun hale getirildiğini gözlemliyoruz. Üreticiler günümüzde fiyat-performans oranı yüksek, daha dayanıklı ve aynı zamanda daha hafif, daha çevre dostu, daha estetik, dış etkenlere karşı daha güçlü; kısacası her anlamda verimi artıracak malzemelere yöneliyor. Tüm mühendisliklerin yanı sıra, fizik, kimya, biyoloji, tıp ve sağlık bilim ve teknolojileri alanlarında da sıkça kullanılan, yüksek katma değerli ve ileri teknolojik malzemeler üretme biçimi olan kompozit teknolojisi, çok disiplinli bir alandır. Günümüzde, üstün nitelikli ve fonksiyonel malzemeler geliştirilebilmesinin en önemli yollarından birisi de kompozit bilimi ve teknolojisinin kullanılmasıdır” dedi.

“Türkiye’nin geleceği sanayi-üniversite işbirliğinde”

Sempozyum bilimselliğin yanı sıra sanayi ve teknoloji boyutu ile de bir fark ve farkındalık yarattığını, üniversite sanayi işbirliğine yeni bir vizyon sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Budak, “Türkiye’nin geleceğinin sanayi-üniversite işbirliğinde olduğuna inanıyoruz. Üniversitemizde geliştirilen bilgi ve teknolojinin uygulamaya dönüştürülerek ticarileştirilmesi, üniversite- sanayi kuruluşları arasında işbirliklerinin oluşturulması ve bölge sanayinin ihtiyaç duyduğu bilgi ve teknolojinin üniversitemizde geliştirilmesine özel ehemmiyet gösteriyoruz. “Üniversite-sanayi” işbirliğini slogan olmaktan öteye taşımak için önemli adımlar attık. Üniversitemiz bünyesinde alanlarında uzman akademisyenlerimiz ile birlikte İzmir merkez ve periferideki organize sanayi bölgeleri ve meslek odalarına yaptığımız ziyaretlerde kente ve ülkeye fayda sağlayabilecek olası ortak projeleri masaya yatırdık. Üniversitemizin ürettiği bilginin ve teknolojinin reel sektörle buluşmasının İzmir’in gelişiminin temel dinamiği olacağına inanıyorum. Düzenlenen bu sempozyumun hem akademik hem de üretimsel olarak yarar sağlayacağına yürekten inanıyorum” dedi.

Mühendslik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Pamuk yaptığı konuşmada sempozyumun bütün katılımcılar için verimli olmasını diledi. Sempozyum Düzenleme Başkanı Prof. Dr. Rasim İpek ise “Bu sempozyumun oluşma sürecinde büyük katkısı olan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’a manevi ve maddi katkıları için canı gönülden teşekkür ederiz. Türkiye, Japonya, Almanya, Yunanistan, Polonya ve İran’dan alanında uzman akademisyenler sempozyumumuzda konuşmacı olarak yer alıyor. Sempozyumumuza 400 ’e yakın bildiri başvuruda bulunuldu ve 500’e yakın araştırmacı da sempozyumumuza davetli olarak geldi. Sempozyumumuzda sponsor olan firmalara da teşekkürlerimizi sunuyorum” dedi.

Ege Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyeninden Atık ve İçme Sularının Temizlenmesinde Önemli Buluş

Ege Üniversitesi Kimya Bölümü Akademisyeninden Atık ve İçme Sularının Temizlenmesinde Önemli Buluş. Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde görevli Kimyager Dr. Tülin Deniz Çiftçi, atık ve içme sularındaki ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesinde kullanılan adsorbanı farklı bir yüzeye uygulayarak önemli bir buluşa imza attı. Kimyager Dr. Çiftçi’yi ziyaret eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yeni buluşun patent çalışmasının tamamlanmasının ardından ticarileşeceğini belirtip, atık ve içme sularının temizlenmesinin, daha ekonomik, hızlı ve kolay yapılacağına dikkat çekti.

EÜ Kimya Bölümü Analitik Kimya Anabilim Dalında görev yapan kimyager Dr. Tülin Deniz Çiftçi, atık ve içme sularındaki ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesinde kullanılan adsorbanı farklı bir yüzeye uygulayarak önemli bir buluş gerçekleştirdi. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, başarılı bir çalışmaya imza atan Kimyager Dr. Çiftçi’yi tebrik etti. Günümüzde, ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesinde kullanılan adsorbanın ayrıca toplanması gerektiğini hatırlatan Rektör Budak, “Hocalarımız, özellikle içme suları, atık sular, termal havuzlarda su içindeki arsenik gibi ağır metallerin arındırılmasına yönelik kullanılan adsorbanı farklı bir yüzeye uyguladı. Bu araştırmanın geliştirilmesi ve patent sürecinin tamamlanmasının ardından, özellikle insan vücuduna zarar veren kirleticilerin birçok ortamdan temizlenmesi açısından çığır açacağını düşünüyorum. Çalışmalarından dolayı hocalarımızı tebrik ediyorum. Patent çalışmaları tamamlandıktan sonra yerel yönetimler, belediyeler açısından da yeni bir dönemin başlayacağını düşünüyorum” dedi.

DAHA EKONOMİK, HIZLI VE KOLAY BİR SİSTEM

Günümüzde içme ve atık sulardaki ağır metallerle diğer kirleticilerin temizlenmesiyle ilgili bilgiler veren Kimyager Dr. Tülin Deniz Çiftçi, “Bugünkü sistemde adsorban temizlenmek istenen suya bırakılıyor daha sonra ağır metal ve diğer kirleticiler adsorban tarafından toplanıyor. Ardından bir başka işlem yapılarak adsorban sudan çıkartılıyor. Bizim geliştirdiğimiz sistemle adsorbanı toplama gibi bir işlem yapmanıza gerek kalmıyor. Ağır metal ve diğer kirleticileri tek işlemde bitiriyorsunuz. Bulduğumuz yöntemle elde edilen ürünü buzdolaplarında, klimalarda, hava temizleme cihazlarında, su arıtma işletmelerinde, fabrika proses gazı filtre üretiminde, dezenfeksiyon amaçlı, egzoz gazı filtreleyici gibi farklı amaçlarla ve farklı sektörlerde de kullanabileceğiz. Ayrıca, atık ve içme sularının temizlenmesi, daha ekonomik, hızlı ve kolay olacak” diye konuştu.

Kaynak : Ege Üniversitesi

Ege Üniversitesi Akademisyeni Mikotoksini Tespit Edebilen Sensör Geliştirdi

Ege Üniversitesi Akademisyeni Mikotoksini Tespit Edebilen Sensör Geliştirdi. Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, bazı küfler tarafından üretilen, gıdalarda verim ve üretim kaybının yanı sıra söz konusu gıdaların tüketilmesi durumunda insan sağlığını tehdit eden mikotoksinlerin tespit edilmesi için sensör geliştirdi. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, başarılı bilim insanı Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan ile ekibini çalışmalarından dolayı tebrik etti.

EÜ Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, ekibiyle araştırma laboratuvarında sağlık, gıda, çevre ve savunma sanayine yönelik biyosensör sistemleri geliştiriyor. Araştırma ekibi, bu sistemler sayesinde, Hepatit B, AIDS, Zika virüsü gibi bulaşıcı ve Faktör V-Leiden Mutasyonu ve Akdeniz Anemisi gibi kalıtımsal bazı hastalıkların yanı sıra kanser, diyabet gibi hastalıklara ait çeşitli biyobelirteçlerin analizi, gıda kontaminantları ile çevresel kirleticilerin (ağır metaller, toksinler) analizinde kullanılması için çalışmalar yürütüyor. Sağlık bilimleri alanındaki çalışmalarıyla 2015 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan ödülünü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan aldı. Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, güncel projelerinden birinde araştırma ekibiyle bazı küfler tarafından üretilen, gıdalarda verim ve üretim kaybının yanı sıra söz konusu gıdaların tüketilmesi durumunda insan sağlığını tehdit eden mikotoksinlerin tespit edilmesi için sensör geliştirdi.

MALİYET DÜŞECEK ZAMAN KAZANILACAK

Pek çok ödül sahibi Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan ile ekibini ziyaret eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, başarılı ekibi çalışmalarından dolayı kutladı. Geliştirilen sensörle yapılacak testlerin hem daha ucuza mal olacağını hem de daha hızlı yapılacağını söyleyen Rektör Budak, “Hocamız ve öğrencileri gıdalarda üretimden tüketim safhasına kadar küf mantarının yol açtığı bir mikotoksin olan Zearalenon (ZEN) tespiti için çok daha hızlı ve kolay yöntem geliştirdi. Günümüzde bu analizler, ELISA Testi ile yapılıyordu. Araştırma ekibimiz özellikle sağlık açısından riskli olan söz konusu mikotoksinin tespitine yönelik gıda kontrolleri ve sağlığımız açısından yeni yöntem geliştirerek önemli bir çalışmaya imza attı. Çalışmaları nedeniyle hocamızı ve ekibini tebrik ediyorum. Üniversitemiz topluma hizmet anlamında çalışmalarını sürdürecek” diye konuştu.

İNSAN SAĞLIĞI AÇISINDAN İZLENMELİ

Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, BM Gıda ve Tarım Örgütü tarafından dünyada üretilen hububatın yaklaşık yüzde 25’inin mikotoksinlerle kontamine (bulaşmış) olmasının öngörüldüğüne yönelik rapor hazırlandığını hatırlattı. Mikotoksinlere bağlı olarak üretimde verim ve kalite kaybının yanı sıra, bu ürünlerin tüketimi sonucunda çeşitli hastalıkların gelişmesi sebebiyle insan sağlığını tehdit ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, bu nedenle tüm ülkelerde tarımsal ve işlenmiş gıdalarda mikotoksinlerin izlenmesi gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, “Dolayısıyla son çalışmalarımızdan birinde, bitkisel bir mikotoksin olan Zearalenon (ZEN)’un duyarlı ve seçimli şekilde elektrokimyasal analizini mümkün kılan maliyeti düşük ‘kullan-at’ sensör teknolojisi (ZentoSens) geliştirilmesi konusu ele alınmış ve patent başvurusu yapılmıştır. Çalışmamızda mısır unu, mısır nişastası ve malt içeceği gibi gıda örneklerinde Zearalenon analizi gerçekleştirilmiştir” dedi.

Kaynak : Ege Üniversitesi

Türk Bilim İnsanları Akciğer Kanseri Tespiti Yapılabilen Biyomedikal Cihaz Geliştirdi

Türk Bilim İnsanları Akciğer Kanseri Tespiti Yapılabilen Biyomedikal Cihaz Geliştirdi. Doç. Dr. Levent Pelit önderliğinde yürütülen çalışmalarda, ‘sadece hastanın nefesinden akciğer kanseri tespiti yapılabilen biyomedikal cihaz’ geliştirildi. Akciğer kanseri, ölüm sebepleri arasında ilk sırada.

Bunun en büyük etkeni sigara kullanımının artmış olması ve geç teşhis. Çünkü akciğer kanserine sahip hastalar, sinsi ilerleyen bir hastalık olması sebebiyle çoğunlukla farkına varamıyor. Özellikle kemik, karaciğer, beyin ve böbrek üstü bezlerine hızla yayılabilen bu hastalık, erken teşhis edilmediğinde tedavisi çok daha zor oluyor ve ölümle sonuçlanabiliyor.

NEFES TESTİYLE ÖN TANI MÜMKÜN

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde çalışmalarını yürüten Doç. Dr. Levent Pelit ve ekibi, sadece hastanın nefesi ile ön tanı koyulabilen bir cihaz geliştirdi. İkili çalışma prensibine sahip bu cihazda öncelikle laboratuvarlardaki fiberler, insan nefesindeki birleşikleri tutuyor. Sonraki aşama ise analiz. Elde edilen bileşikler kemometrik tekniklerle hesaplanıyor. 6 bin satır ve 50 sütundan oluşan kümelerde data analizi yapılan örnekler sonucunda ortaya bir spectrum çıkartılıyor. Değerleri her insana göre değişse de ortalama olarak vücutta 3 bin uçucu organik birleşik var. Kanser hastalarında ise bu oran çok daha yüksek çıkıyor. Vücutta tümörün oluşmadan fark edilmesini sağlayan sistemin hiçbir veri sıkıntısı yok. Bu yüzden hastanelerde de altın standart haline getirilmesi bekleniyor. Bu değerlerden yola çıkarak yapılan tanılarla, cihazın geliştirilerek hastalığın iyiye veya kötüye gitmesiyle ilgili de veri alınması için çalışmalar yapılıyor. Çalışmalarını Prof. Dr. Durmuş Özdemir ve Prof. Dr. Tuncay Göksel ile yürüten Doç. Dr. Levent Pelit, girişimsel olmayan bu yöntemin diğer hastalıkların teşhisi için de kullanılması yönünde çalışmalara başlanacağını belirtiyor. Yakın zamanda hastanelerde yaygınlaşması beklenen cihaz erken teşhisle çoğu hayatı etkileyecek gibi duruyor.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN Bİ KANIM ÇEKİLDİ GALİBA

Herkeste zaman zaman ortaya çıkabilen yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı gibi şikâyetler kansızlığın habercisi olabilir. Çoğu kişi tarafından önemsenmeyen bu belirtiler dikkat edilmezse daha ciddi sorunlara yol açabilir.
* Peki nedir kansızlık?
* Neden olur ?
Kansızlık yani diğer adıyla anemi, vücudun çeşitli nedenlerden ötürü kırmızı kan hücresinin yani alyuvarların eksik olması durumudur. Kansızlığın nedenleri ve çeşitleri de kişiden kişiye değişebilir. Bu sebeple doktorun yönlendirmesine göre tedaviye başlamakta fayda var. Kan kaybına ya da alyuvarların kısa sürede parçalanması gibi sebeplere dayalıysa ilaç tedavisi gerekli olabilir. Ancak genellikle en önemli sebepleri beslenme ve demir eksikliği. Bazı kansızlık türleri için ilaç tedavisi gerekse de bir çoğunluğu için yaşam tarzını biraz değiştirmek ve demir, folik asit, B12 içeren bir diyet uygulamak kansızlığın belirtilerini ortadan kaldırabiliyor. En önemli etken olan demir ihtiyacını ele alırsak; bir erkeğe 8 mg yeterli olurken, kadınların günlük olarak 18 mg demir almaları gerekli. Bu yüzden bu diyet programları da kişinin yaşam tarzına, cinsiyetine bağlı olarak değişebilir. Dikkat edilmediği takdirde çok daha ciddi sorunlara yol açabilir. Özellikle bu aylarda bahar yorgunluğuyla da karıştırılabilen bu belirtilere dikkat etmekte fayda var.

Kaynak : Hürriyet

Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü, Radyasyonu Önleyen Malzeme Geliştirdi

Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü, Radyasyonu Önleyen Malzeme Geliştirdi. EGE Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü’nde sürdürülen bilimsel çalışmalarla radyasyona maruz kalan sağlık çalışanlarının kullandığı kıyafetlerde, kurşun yerine kullanılabilecek yeni malzeme geliştirildi. Türkiye’de ilk kez geliştirilen ve patenti alınan malzemenin ürüne dönüştürülerek, kıyafetlerde kullanılması aşamasına gelindi.

Yeni malzeme konusunda bilgi veren Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Fatma Yurt Onaran, radyoloji ve nükleer tıp alanında çalışan sağlık personelinin çeşitli radyasyon zırhlama malzemeleri kullandığını belirterek, “Günümüzde bu malzemelerin önemli bölümü kurşun ve kurşun içerikli kompozitlerden yapılıyor; ancak kurşunun bazı dezavantajları vardır. Öncelikle bu malzemelerin ağır olmasından dolayı kullanılmalarında bazı ihmalkarlıklara neden olmaktadır. İkincisi bu malzemelerde kullanılan kurşunun toksik etkisi ve kurşunun kırılgan bir yapıda olması koruyucu malzemenin kullanım süresini kısaltıyor. Doktora öğrencilerim ile yapmış olduğumuz projede tüm bu dezavantajları en aza indirecek bir başka malzeme üretebilmesine yönelik çalışmalara odaklandık ve metal-polimer kompozit kullanılarak yeni bir malzeme geliştirdik” dedi.

İLK PROTOTİP ÜRÜN; TİROİD KORUYUCU

Geliştirdikleri yeni malzemenin kurşuna kıyasla daha hafif ve esnek olmasının yanında en az kurşun kadar etkili zırhlama sağlayan malzeme olduğunu belirten Prof. Dr. Onaran, şöyle konuştu:
“Metal-polimer kompozit malzeme kullanılarak, hayata geçirdiğimiz yeni ürünün radyasyon zırhlama testleri Türk Standartları Enstitüsü standartlarına uygun olarak yapıldı. Testler sonucunda bu malzemenin radyasyon zırhlama özelliğinin kurşunun yerine kullanılabilecek potansiyelde olduğunu tespit ettik. Ürettiğimiz malzemenin esnek ve şekil alabilen yapıda olması, giyilebilir koruyucu kıyafetlerin üretiminde ve kullanımında avantaj sağlayacaktır. Bu koruyucuların kurşuna göre 3’te 1 oranında daha hafif olması kullanım konforu sağlayacaktır ve radyoloji çalışanları daha rahat kullanabileceklerdir. Yeni geliştirdiğimiz ürünün patentini de aldık ve tiroid koruyucu olarak bir prototip üründe hazırladık.”

Ege Üniversitesi’nin 2019 yılı ‘Araştırma Üniversitesi’ hedefine ilerlediğini vurgulayan EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise şunları söyledi:
“Ülkemizin 2023 hedeflerine uyumlu yerli ve milli teknoloji geliştirilmesi noktasında sorumluluklarımızın bilincindeyiz. Akademisyenlerimiz bu hedef doğrultusunda ülkemize ilkleri yaşatmayı sürdürüyorlar. Akademisyenlerimiz bu kez de kurşunun dezavantajlarını ortadan kaldıracak kompozit malzemeden yeni bir ürün geliştirdiler. Ege Üniversitesi adına gurur verici bir tablo. Yerli ve milli olan ürünümüzün özellikle tıpta ‘x’ ve ‘gama’ ışınlarından koruyucu bir materyal olması ayrı bir önem arz ediyor. Çünkü biz ülke olarak bu materyallerin alımında dışa bağımlıyız ve döviz ödüyoruz. Bu çalışmanın ülkemizi dışa bağımlılığından kurtaracağını düşünüyorum. Üniversitelerimizde ciddi bilgi birikimi var. Biz rektörlük olarak akademisyenlerimizin bu çalışmalarının sanayici tarafından ticari ürüne dönüştürülmesi ve ülke ekonomisine kazandırılması için bir köprü vazifesi görüyoruz ve bu faaliyetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

Yeni malzemenin bulunuşuna imza atan ekipte Prof. Dr. Fatma Yurt Onaran’ın yanı sıra Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü doktora öğrencileri Hale Melis Soylu ve Onur Alp Ersöz de yer alıyor.

Kaynak : cnnturk

Ege Üniversitesi Bilim İnsanları Yeni Bir Tür Bakteri Keşfetti

Ege Üniversitesi Bilim İnsanları Yeni Bir Tür Bakteri Keşfetti. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Çavuşoğlu ile ekibi akciğer enfeksiyonuna yol açan ve ‘Mycobakterium Celeriflavum’ adını verdikleri yeni bir bakteri türü keşfederek bilim literatürüne kazandırdı. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Hem bilimsel araştırma projeleri hem de bütçemizle bu tür çalışmalara destek vermeye devam edeceğiz” dedi.

Ege Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuvarlarında öğretim üyeleri ile bir araya gelen EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, çalışmalarla ilgili bilgiler aldı. Laboratuvarlarda görevli sağlık personeliyle de görüşen Rektör Budak, akciğer enfeksiyonuna yol açan yeni bir bakteri türü keşfederek bilim literatürüne kazandıran Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Cengiz Çavuşoğlu ile ekibini ziyaret etti.

“DESTEĞİMİZ SÜRECEK”

“Yeniden Ege Üniversitesi” sloganıyla yola çıktıklarını ve her alanda önemli çalışmalara imza attıklarını dile getiren Rektör Budak, akademisyen, öğrenciyle idari personelin huzurlu ve mutlu bir çalışma ortamına kavuştuğunu söyledi. Şeffaf yönetim anlayışıyla yürüttükleri çalışmaların meyvesini aldıklarını kaydeden Rektör Budak, bilimsel çalışmalara ayrı bir önem verdiklerine değindi. Ege Üniversitesi’nin bilim dünyasında öne çıkmasını sağlayan fakültelerden birinin de Tıp Fakültesi olduğunu belirten Rektör Budak, “Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerimizden Prof. Dr. Cengiz Çavuşoğlu hocamız ve ekibi dünyada ilk kez ‘Mycobakterium Celeriflavum’ adı verilen bir mikro bakteri türünü keşfedip bilimsel literatüre kazandırdı. Ege Üniversitesi Rektörlüğü olarak, hocamız ve ekibiyle dünya bilimine sağladıkları katkı ve çalışmalarından dolayı gurur duyuyoruz. Bu tür çalışmalar Ege Üniversitesinin uluslararası arenada görünürlüğünü arttırıyor ve bilimsel prestijine de çok ciddi katkılar sağlıyor. Hem bilimsel araştırma projelerimizle hem de bütçemizle bu tip çalışmaları desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

10 YILLIK ÇALIŞMA

Akciğer enfeksiyonuna yol açan bakteri türünün keşfedilmesinin 10 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu dile getiren Prof. Dr. Cengiz Çavuşoğlu, “İnsanlarda hastalığa yol açan yeni bakteri türleri buluyoruz. Dünyada da bunun örnekleri var. Biz de çalışma ekibimiz ve uluslararası araştırıcılarla birlikte yeni bir bakteri türü bulup isimlendirerek dünya literatürüne sunduk. İlk kez bizim tarafımızdan bulunan bakteri türü, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda hastalığa yol açabiliyor. Yaklaşık 10 yıllık süreçti. Bu bakterinin adı kondu ve hangi antibiyotiklerden etkilendiği belirlendi. Süreç tamamlanmış durumda. Bizim laboratuvarımız mikro bakterilerle ilgili çalışma yapan laboratuvar. Türkiye’deki en gelişkin laboratuvarlardan biri diyebiliriz. Her türlü kültür, genetik testler yapabiliyoruz” diye konuştu. Prof. Dr. Çavuşoğlu, keşfedilen bakterinin daha önce hastalarda tespit edilemediğini, artık yapılacak testlerle tespit edilip tedavisinin hızla yapılabileceğini söyledi.

Kaynak : Ege Üni

12. Ulusal Afinite Teknikleri Kongresi 5-7 Eylül’de Yapılacak

12. Ulusal Afinite Teknikleri Kongresi 5-7 Eylül’de Yapılacak. Afinite kromatografisi, ham örnekten biyolojik aktif moleküllerin seçici ekstraksiyonu, ayrılması ve/veya saflaştırılması için kullanılan, biyospesifik ve tersinir etkileşimlerin yer aldığı özel bir kromatografi türüdür. Afinite kromatografisi, hedef analit ile etkileşimindeki eşsiz biyolojik özgüllük ve tersinir etkileşim avantajı nedeniyle modern biyoloji, moleküler biyoloji, biyokimya, tıp ve biyoteknoloji alanlarında önemli bir etkiye sahiptir. İlki 2005 yılında Hacettepe Üniveristesi’nde düzenlenen ve sonrasında ülkemizin farklı üniversitelerinde gerçekleştirilen Ulusal Afinite Teknikleri Kongresi, çok çeşitli ve interdisipliner uygulama alanları olan afinite kromatografisi üzerine çalışan bilim insanlarını bir araya getiren ve akademik gelişime katkıda bulunan önemli bir bilimsel etkinliktir.

Bu yıl 12’ncisi 05-07 Eylül 2018 tarihleri arasında düzenlenecek olan Afinite Teknikleri Kongresi’ne, Atatürk’ün, “Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır!”* diyerek önemini vurguladığı, İzmirli Herodot’un “Onlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimlerinde kurdular”* demekten kendini alamadığı, Aristo’nun İskender’i “Görmezsen eksik kalırsın!”* diyerek uyardığı, Victor Hugo’nun onu hiç görmeden adına şiir yazıp “İzmir bir prensestir”* diye övdüğü, Ege Denizi kıyısında adeta bir inci gibi salınan İzmir’de bulanan Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Fakültesi Kimya Bölümü ev sahipliği yapacaktır.

KONGRE KONULARI

[one_half]Biyokromatografi
Biyoayırma Yöntemleri
Afinite Kavramı ve İmmünoafinite
Biyosensörler
Biyoayırma Yöntemleri
Tanısal Kitler
Proteomikler
Monolitler ve Uygulamaları
[/one_half][one_half_last]
Moleküler Baskılanmış Polimerler ve Uygulama Alanları
Kapiler ve İki-Boyutlu (2-D) Jel Elektroforez
Protein, Enzim, Polinükleotid, Plazmid ve Genomik DNA Saflaştırılması
Biyomoleküllerin Non-Kovalent Etkileşimleri ile Biyomolekül-Polimer Etkileşimleri
Nanobiyoteknoloji Amaçlı ve Biyouyumlu Polimer Tasarımı ve Klinik Uygulamaları
[/one_half_last]

ÖNEMLİ TARİHLER

BİLDİRİ SON GÖNDERİMİ ve ERKEN KAYIT TARİHİ  30.06.2018
SON KAYIT TARİHİ  30.07.2018
KONGRE PROGRAMININ İLANI  20.08.2018
KONGRE BAŞLANGICI  05.09.2018

Detaylı Bilgi İçin : http://afinite2018.com/