Türkiye’nin Alternatif Enerji Kaynağı ” Gaz Hidrat “

Türkiye’nin Alternatif Enerji Kaynağı ” Gaz Hidrat “. Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Çifçi, alternatif bir enerji kaynağı olarak uzun süredir üzerinde çalışılan gaz hidratların yakın gelecekte sektörde yerini alacağını belirterek, “Türkiye’nin denizlerinde yüksek miktarda gaz hidrat rezervi var. Ne kadar gaz hidrat rezervimiz olduğunun anlaşılması gerekiyor. Tahmin edilen rezervlerle bile Türkiye başta enerjide dışa bağımlılığı olmak üzere birçok problemini çözebilir.” dedi.

Prof. Dr. Çifçi, ‘yanan buz‘ da denilen ve uluslararası literatürde geleceğin enerji kaynağı olarak tanımlanan gaz hidratlar konusunda, Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri AA muhabirine değerlendirdi. Dünyada karasal, denizler ve deniz tabanında bulunan gaz hidrat birikimlerinin sadece küçük bir kısmının ticari potansiyeli olduğuna dikkati çeken Çifçi, “Gaz hidratlar, içerdikleri büyük metan hacmi nedeniyle geleceğin enerji kaynağı olabilirler. Dünyadaki karasal ve deniz tabanında bulunan gaz hidrat birikimlerinin sadece küçük bir kısmı bile yıllarca enerji ihtiyacını karşılayabilir. Bu konuda çalışan bilim insanlarının ortak görüşü küçük bir gaz hidrat potansiyelinin bile dünyanın yıllarca enerji ihtiyacını karşılayabileceği yönündedir.” diye konuştu.

Türkiye'nin Alternatif Enerji Kaynağı Gaz Hidrat 1Çifçi, gaz hidratların kesin varlığının bilindiği en geniş alan olan ABD’nin Blake Sırtı’ndaki küçük bir alandan çıkarılan kaynakla ülkenin 105 yıllık doğalgaz gereksiniminin karşılanabileceğinin hesaplandığını kaydederek, şöyle devam etti:

“Alternatif bir enerji kaynağı olarak uzun yıllardır üzerine çalışılan gaz hidratların yakın gelecekte sektörde yerini alacağını düşünüyorum. Türkiye’nin denizlerinde yüksek miktarda gaz hidrat rezervi var. Türkiye’de ne kadar gaz hidrat rezervi olduğunun anlaşılması gerekiyor. Tahmin edilen rezervlerle bile Türkiye başta enerjide dışa bağımlılık olmak üzere birçok problemini çözebilir.

Karadeniz, Akdeniz ve Marmara denizlerinin yoğun gaz hidrat birikimlerine sahip zengin sular olduğu biliniyor.

Gaz hidratlar büyük bir olasılıkla dünyanın gelecekteki birincil enerji kaynağı olacaktır. Karadeniz; bu konuda Almanya, Fransa, Rusya ve ABD tarafından yoğun olarak araştırılmaktadır. Japonya ise milli bir program oluşturarak Japon Ulusal Petrol Şirketi ile gaz hidratların üretimini başardı. Asya’nın Japonya ve Güney Kore bölgesinde bulunan rezervlerinin sadece yüzde 10’unun üretimi ile bu ülkelerin 100 yıllık metan gazı ihtiyacı karşılanabilir.”

Dünyada ve Türkiye’de gaz hidrat çalışmaları

Çifçi, gaz hidrat konusunda dünyada 1982 yılında ilk araştırma programının 8 milyon dolar maliyetle ABD’de başladığını belirterek, 1990’lardan bugüne kadar rezerv araştırması ve fizibilite çalışmalarına, başta ABD olmak üzere, Japonya, Hindistan, Güney Kore, Çin, Rusya ve Ukrayna tarafından 1 milyar 700 milyon doların üzerinde harcama yapıldığını kaydetti.Ekonomik ve hatta çevresel anlamda çok sayıda çalışmalar yapılmasına karşın, Türkiye’de gaz hidratlar üzerine çalışan araştırmacı sayısının son derece az olduğunu ifade eden Çifçi, Türkiye’de konu ile ilgili ilk çalışmaların ise 2000’li yılların başında Karadeniz’deki gaz hidrat oluşumlarını ele alan bir TÜBİTAK projesi olduğunu söyledi.Halen Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde yer alan sismik laboratuvarı Seislab’da Ulusal Denizlerde Gaz Hidrat Araştırma konulu proje kapsamında Koca Piri Reis araştırma gemisiyle bir çalışma yürütüldüğünü belirten Çifçi, bu kapsamda veri toplanması, yorumu, işlenmesi amacıyla 2005 yılından bu yana çaba harcandığını anlattı.

“Gaz hidratlar petrol ve doğalgaza göre daha ekonomik”

Gaz hidratların fiziksel özelliklerine de değinen Çifçi, 1 metreküp gaz hidtrattan 164 metreküp metan gazı elde edildiğini ve verimin mevcut doğalgaz ve petrole göre oldukça yüksek olduğuna işaret etti. Çifçi, sözlerini şöyle tamamladı: “Gaz hidratlar, petrol ve doğalgaza oranla daha yüzeysel alanlarda bulunan, sondajı ve çıkarılması nispeten daha kolay maddelerdir. Ekonomik yollarla çıkarılmasına yönelik teknolojilerin geliştirilmesine devam ediliyor, buna ek olarak gaz hidratların bulunduğu coğrafyalarda sera gazını artırıcı yönde metan salımı gerçekleşiyor, bu gaz, ozon tabakasını olumsuz etkiliyor. Bu maddenin bulunduğu yerde topraktan veya denizden çıkarılıp işlenerek enerji kaynağı haline getirilmesi gerekir. Böylece gazın işlenmesi ve ekonomiye kazandırılmasıyla çevreye verilen zarar da en aza indirgenerek, çifte fayda sağlanmış olacak.”

Kaynak ( haber ve fotograflar ) : Milliyet & Habertürk

6. Ulusal Hava Kirliliği ve Kontrolü Sempozyumu Başladı

6. Ulusal Hava Kirliliği ve Kontrolü Sempozyumu Başladı. Hava Kirlenmesi Araştırmaları ve Denetimi Türk Milli Komitesi, ülkemizde hava kirlenmesi ve kontrolü konusundaki araştırmaların teşvik edilmesi, bu konularda çalışan kişi, kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğinin sağlanması amacıyla ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlemektedir. Bu kapsamda 1997, 2001, 2005 ve 2012 yıllarındaki uluslararası, 1999, 2003, 2008, 2010 ve 2013 yıllarındaki ulusal sempozyumlardan sonra yeni bir ulusal sempozyum planlanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından düzenlenen sempozyum 7-9 Ekim 2015 tarihlerinde İzmir’de gerçekleşiyor.

Sempozyum Konuları

Hava kirlenmesi ve kontrolü konusunda çalışan bilim insanları,mühendisler ve öğrenciler ile karar verme ve denetim alarlarında çalışanları biraraya getirerek sempozyumda sunulacak ve tarrışılacak araştırmaların konu başlıkları:
Hava kirleticiler ve kaynak belirleme çalışmaları
Atmosfer kimyası
Hava,toprak ve su arakesitinde kirleticilerin taşınımı
Hava kalitesinin izlenmesi
Hava kalitesinin modellenmesi
Hava kirliliği kontrol teknolojileri
Hava kalitesi yönetimi, temiz hava planı
Emisyon faktörleri ve envanterleri
Küresel ısınma ve iklim değişikliği
Enerji üretimi ve hava kirliliği
Sera gazı emisyonları ve azaltma teknikleri
İç ortam hava kirliliği
Hava kirliliği sağlık etkileri, maruziyet ve risk değerlendirme
Hava kalitesi standartları ve mevzuatı
Karbon ayak izi ve karbon ticareti çalışmları
Koku emisyonları ve azalma teknikleri

Sempozyum anasayfası : http://www.hkk2015.org/index.html

6. Ulusal Hava Kirliliği ve Kontrolü Sempozyumu Başladı

İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü Araştırma Merkezi Açılıyor

İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü Araştırma Merkezi Açılıyor. İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü /Araştırma Merkezi (iBG-izmir)’in resmi açılışı 9-11 Eylül 2015 tarihleri arasında yapılacaktır. “Uluslararası Bilimsel Açılış Oturumu”nun yanı sıra Nobel kazanmış konuşmacıların yer alacağı “Nobel Oturumu”, alanlarında öncü konuşmacıların konuşma yapacağı “Yaşam İçin İnovasyon Forumu” ve “Biyoteknolojide Yenilikler Oturumu” da gerçekleştirilecektir. Açılış etkinlikleri kapsamında “iBG-izmir Yaşam Bilimleri ve Sağlık Proje Yarışması” düzenlenecek; bu yarışmada sergilenecek projelerin aynı zamanda girişimcilerle de buluşması sağlanacaktır..

Kalkınma Bakanlığı’nın desteğiyle Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde kurulan İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü/Uygulama ve Araştırma Merkezi ‘iBG-izmir’in açılışı, dünyaca ünlü bilim insanlarının katılımıyla 9 Eylül 2015 tarihinde yapılacak.

İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü Araştırma Merkezi Açılıyor

İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü/Uygulama ve Araştırma Merkezi‘nin açılışı, 9-11 Eylül 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek ‘Yaşam için inovasyon’ temalı etkinliklerle bir bilim şenliğine dönüşecek. Bilimsel açılışı 9 Eylül’de Nobel Tıp ve Nobel Barış Ödüllü iki konuşmacının, resmi açılışı ise 10 Eylül’de Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst düzey yetkililerinin katılımıyla yapılacak. Açılışta ulusal ve uluslararası düzeyde birçok kuruluş ve ünlü bilim insanı da yer alacak. Organizasyona hekim, eczacı, moleküler biyolog, bilişimci ve akademisyenler, sanayici ve girişimciler, teknoloji profesyonelleri, tıp ve yaşam bilimleri alanında öğrenim gören üniversiteliler, uzmanlık ve doktora öğrencileri başta olmak üzere yaklaşık 1000 kişinin katılımı bekleniyor.

İBG-İZMİR MODERN ÇAĞIN HASTALIKLARINA ÇARE OLACAK

Dünyanın sayılı genetik uzmanlarından Prof. Dr. Mehmet Öztürk‘ün öncülüğünde kurulan ve bilim dünyasına yeni bir soluk getirmesi beklenen iBG-izmir; bilimsel keşiflerin hız kazanmasında etkin katkılar sağlayarak 21’inci yüzyılın en önemli sağlık sorunları kabul edilen kanser ve obezite başta olmak üzere bulaşıcı, nörolojik ve dejeneratif gibi küresel sağlık sorunlarının önlenmesi, teşhisi ve tedavisine yönelik yenilikçi teknolojiler, araçlar ve hizmetler geliştirmeyi amaçlıyor.

PROF. DR. ÖZTÜRK: İBG-İZMİR, ULUSLARARASI BİR MERKEZ OLACAK

İBG-izmir’in Türkiye’nin ithalatında önemli yer tutan biyoteknolojik ilaçların geliştirilmesi ve uluslararası düzeyde biyomedikal bir araştırma merkezi kurulması hedefiyle yola çıktığını dile getiren Öztürk, “MENA bölgesinde, İsrail dışında bu büyüklükte başka bir merkez yok. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı olan 2023’e uzanan 10 yıllık sürede iBG-izmir, iş gücü ve finansal kaynakları en etkin şekilde harekete geçiren, yaşam bilimlerindeki devrim niteliğindeki yeni bilimsel bilgiyi ulusal ve uluslararası toplumun sağlık ve refahı için kullanılabilir hale dönüştüren ve yaptığı bilimsel keşifler ile ulusal ekonominin kalkınmasına katkı sağlayan bir buluş ve innovasyon merkezi olacak” dedi.

İBG-İZMİR HAKKINDA

Kalkınma Bakanlığı ve diğer kaynaklardan sağlanan 150 milyon TL’lik yatırım desteğiyle Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk ve tek uluslararası biyotıp ve genom merkezi İBG-İzmir, toplam 23 bin 700 metrekare alanda hizmet verecek. Türkiye’nin en büyük ve en gelişmiş araştırma merkezi iBG-izmir’de Türkiye’de ilk kez kullanılan gelişmiş cihazlar, tedavi amaçlı hücre ve ilaç üretim alanları, biyobanka ve genom analiz bölümleri bulunuyor. Merkezde yaşam bilimcilerin ve uzman tıp doktorlarının önderliğinde 500 kişilik bir bilimsel ve teknik kadro, sağlık alanında keşiflerin ve yaratıcı uygulamaların gerçekleşmesine katkı sağlayacak.

İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü Araştırma Merkezi Açılıyor 1

Tübitak BiGG-SEA İle Fikirlerinizi Gerçeğe Dönüştürebilirsiniz

Tübitak BiGG-SEA İle Fikirlerinizi Gerçeğe Dönüştürebilirsiniz. Türkiye’de girişim hızlandırma programlarının ve girişim desteklerinin sayısı giderek artıyor. Girişimcilerin TÜBİTAK 1512 Teknogirişim Sermaye Desteği Programı’ndan faydalanmasını hedefleyen BiGG-SEA de bu yeni programlardan biri.

Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri öncelikli olmak üzere girişimicilerin başvuruları almaya başlayan BiGG-SEA, iş modelleme, mentorluk ve ön kuluçka hizmetleri sunuyor.

Şartlar;

TÜBİTAK 1512 Teknogirişim Sermaye Desteği Programı’na teknoloji ve yenilik odaklı girişim faaliyetinde bulunmaya aday, teknogirişim sermaye desteği çağrısında belirtilen nitelikleri taşıyan, üniversitelerin örgün öğrenim veren herhangi bir lisans programından mezun ya da üniversitelerin herhangi bir yüksek lisans veya doktora programına kayıtlı öğrenci ya da üniversitelerin herhangi bir yüksek lisans veya doktora programından mezun kişiler başvurabilir.

2015 Teknogişim Sermaye Desteği Çağrısı
1 Temmuz 2015 itibariyle açılacaktır ve kesin başvuru nitelikleri çağrıda yer alacaktır.

SECME KRiTERLERi

İş fikri değerlendirme kriterleri 3 ana kriter altında değerlendirilecektir:

Uygulama Alanı: Geliştirilecek ürün / hizmet pazar büyüklüğü ve ticarileşme potansiyeli açısından değerlendirilecektir.

Özgünlük: İş fikri sonucu geliştirilecek ürün/hizmetin yurtiçi ve yurtdışı pazardaki benzerlerine göre öngörülen farklılıkları, üstünlükleri, fikri mülkiyet koruması değerlendirilecektir.

Yapılabilirlik: Başvuru sahibinin tek başına mı yoksa bir takımla mı beraber çalıştığı, iş fikrinin hayata geçirilmesinde ihtiyaç duyulacak teknik altyapıya sahip olup olmadığı değerlendirilecektir. Ayrıca iş fikrinin teknolojik olarak yapılabilirliği ve hangi aşamada olduğu da göz önüne alınacaktır.

İş fikri başvuruları her hafta değerlendirilecek, bir sonraki aşamalara kabul edilecek ve edilmeyecek projeler belirlenip email ile girişimcilere dönülecektir. Değerlendirme için ekstra bilgi gereken projelerden de bu bilgi rica edilecektir. Kabul edilmeyen projeler diğer BİGG programlarına başvurabilirler.

1512 Teknogirişim Sermaye Desteği Programı-BİGG 1.Aşama Uygulayıcı Kuruluş Çağrısı sonuçlarına göre desteklenmeye uygun bulunan Uygulayıcı Kuruluşların listesi aşağıda yer almaktadır.

Anadolu Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi
Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgesi Kur. ve İşl. A.Ş. (Bilkent CYBERPARK)
Ankara Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi Yönetici A.Ş.
Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme A.Ş.
Erciyes Teknopark A.Ş.
Etohum Bilişim Teknolojileri Yatırım ve Ticaret A.Ş.
Fırat Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi
Hacettepe Teknokent Tek.Tran. Ar-Ge Dan. En. Sa. Çe. İle.San. ve Tic. A.Ş.
ide-EGE Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş.
İTÜNOVA Teknoloji A.Ş.
İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi
Konya Teknokent Teknoloji Geliştirme Hizmetleri A.Ş.
ODTÜ Teknokent Yönetim A.Ş
Özyeğin Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi
Türk Ekonomi Bankası A.Ş.
Uludağ Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi A.Ş.
Girişimci adayları, Temmuz ayında yayınlanacak olan 1512 Teknogirişim Sermaye Desteği Programı – BİGG Çağrısı Çağrı Metni’ne uygun olarak, yukarıda belirtilen kuruluşlardan birine başvuru yapabileceklerdir.

2012-2015 arasında 350 girişimci TÜBİTAK 1512’den faydalandı
Kısaca bahsetmek gerekirse TÜBİTAK 1512 Teknogirişim Sermaye Desteği Programı, teknolojik ve inovatif projelere teminat almaksızın 150 bin TL hibe (geri ödemesiz) sağlayan bir program. 2012-2015 arasında 3200’den fazla girişimci bu programa başvurmuş ve 350 girişimci hibe almaya hak kazanmış. BiGG-SEA’nin amacı da girişimcilerin bu destekten faydalanmasını sağlamak.

Eğer yenilikçi olduğuna inandığınız bir iş fikriniz veya girişiminiz varsa biggsea.com‘dan detaylı bilgi alabilir ve BiGG-SEA başvuru formunu doldurarak bu önemli destekten faydalanmak için aday olabilirsiniz.

1512 Teknogirişim Sermaye Destek Programı : http://www.tubitak.gov.tr/tr/destekler/girisimcilik/ulusal-destek-programlari/icerik-1512-teknogirisim-sermaye-destegi-programi

TÜBİTAK BİGG İle Fikirlerinizi Gerçeğe Dönüştürebilirsiniz

 

Kaynak : Webrazzi & Tübitak

Türk Bilim Adamlarından Isınmada Devrim Yaratacak Nanoteknoloji Projesi.

Türk Bilim Adamlarından Isınmada Devrim Yaratacak Nanoteknoloji Projesi. Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesindeki Elektronik Malzeme Üretim ve Uygulama Merkezi laboratuvarlarında tamamlanan nanoteknoloji projesiyle dünyanın ilk ısı yayan nanokompozit tekstil malzemesi üretildi. Düşük voltajda enerjiyle çalışan ürünle portatif sauna, yerden ısıtma sistemi, halı ve battaniye üreten bilim insanları, uzay ve savunma sanayinin ilgisini çekecek giysiler geliştirmeye hazırlanıyor…

Türk bilim insanlarının geliştirdiği nanokompozit ısı yayan tekstil maddesi, insanoğlunun ısınma ihtiyacına devrimsel bir çözüm getirdi. Patenti alınan teknolojiyle artık kumaşlar, soba işlevi görecek. Konut ısıtmasından astronot kıyafetlerine, modadan savunma sanayine geniş bir alanda önemli değişiklikler sağlaması beklenen buluşun kullanıldığı ilk ürün ise “portatif sauna” oldu.

Kalkınma Bakanlığı desteğiyle Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde kurulan ve yerli kaynaklardan yüksek katma değerli teknolojiler geliştirmeyi amaçlayan Elektronik Malzeme Üretim ve Uygulama Merkezi (EMUM), yarattığı patentlerle dikkati çekiyor. Nanoteknoloji ve kimya teknolojileri konusunda dünyada ilk kez geliştirilen çok sayıda buluş için patent alan merkez, ısı yayan nanokompozit film ve tekstil maddeleri geliştirilmesi projesiyle ısınma teknolojisinde devrimsel bir buluşa imza attı.

ISI YAYAN HALI, BATTANİYE ÜRETİLDİ

EMUM Müdürü Prof. Dr. Erdal Çelik ve DEÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Mustafa Erol’un 2007’de başladıkları ısı yayan nanokompozit malzeme geliştirmesi projesiyle portatif sauna, konut ve seralar için yerden ısıtma sistemi, kombiler için su ısıtma sistemi, ısı yayan halı ve battaniye gibi ürünler geliştirildi.

Isı yayan tekstil malzemesiyle ilgili AA muhabirine açıklama yapan Prof. Dr. Çelik, dünyada sayılı bulunan gelişmiş cihazlara sahip merkezde günlük hayata uygulanabilecek nanoteknoloji projeleri üzerinde çalıştıklarını, metrenin milyarda biri büyüklüğündeki ölçeklerde çalışarak hayatı kolaylaştıracak işlevsel malzemeler geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi.

Nanoteknolojik müdahaleyle ısı yayan malzemeler geliştirme fikri üzerinde yürüttükleri tartışmalar sırasında nihai ürün olarak portatif bir sauna üretip üretemeyeceklerini görmek üzere proje geliştirdiklerini anlatan Çelik, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın San-Tez Programı kapsamında desteklediği projeyle demir çelik sektöründe metallerin eritildiği kazanlarda kullanılan bir karbon türevi olan grafit malzemesini nano boyutlara uygulamaya çalıştıklarını söyledi.

6 yıl süren çalışma kapsamında öğüterek nano boyutlara indirgedikleri grafitleri, polimerler vasıtasıyla tekstil ve film malzemelerinin üzerine işlediklerini anlatan Çelik, 12 voltluk elektrikle ısı yayan malzemenin homojen bır ısınma sağladığını ifade etti.

Isı yayan tekstil ya da filmin en fazla kaç dereceye ulaşabileceğini önceden belirleyebildiklerini anlatan Çelik, geliştirdikleri malzemenin istendiği gibi kıvırılıp katlanabildiğini, esnetilebildiğini söyledi.

Klasik ısıtıcılarda ısınmanın metal rezistanslar aracılığıyla yapılabildiğini, tel üzerinde çok yüksek derecede oluşan sıcaklığın ortama yayılarak ısı oluşturulduğunu, nanokompozit malzemede ise ısınmanın malzemenin tamamında homojen olarak gerçekleştiğini, bunun da klasik sisteme göre daha güvenli ve düşük maliyetli ısınma imkanı sağladığını ifade etti.

“Isı teknolojilerinde devrim yaratacak bir teknoloji geliştirdik” diye konuşan Çelik, teknolojiyi kullanarak şu ana kadar portatif sauna, ısı yayan halı ve battaniye ürettiklerini anlattı.

Ürettikleri portatif saunayı halen evinde kullandığını söyleyen Çelik, şöyle konuştu:

“2 metrekarelik nanokompozit filmle kapladığımız yüzeyi kıvırarak silindir bir odacık şeklindeki portatif sauna haline getirebiliyoruz. Saunanın içinde 75 derecelik bir sıcaklık oluşuyor. Nanokompozit malzemeyle ürettiğimiz diğer bir ürün de ısı yayan halı. Serili olduğu alanda ısı yayan bu malzemeyi konutların yerden ısıtmasında da kullanabiliyoruz. Malzemenin seri üretimi için firmalarla görüşme halindeyiz. Bu ürünün günlük hayatta kullanımı ilk olarak ısı yayan halı, portatif sauna ve küçük boyutlu ısı yayan tekstil ürünleriyle başlayacak. Isı yayan battaniye ve kıyafetler üzerinde iyileştirme çalışmalarımız devam ediyor.”

ISINMA MALİYETLERİNİ DÜŞÜRECEK

Dr. Mustafa Erol ise yaptığı açıklamada, ısıya ihtiyaç duyulan her alanda kullanılabilecek bu malzemenin çok ucuz hammaddelerle üretildiğini, diğer ısınma araçlarına göre daha düşük kurulum ve çalıştırma maliyetine sahip olduğunu söyledi.

Laboratuvar koşullarında metrekaresi ortalama 100 liralık toplam maliyetle üretilen malzemenin seri üretime geçilmesi halinde çok daha ucuza mal edilebileceğini ifade eden Erol, konutların nanokompozit malzemeyle doğalgaza göre çok daha ucuza ısıtılabileceğini ifade etti.

GİYSİLER ÜZERİNDE DE DENENİYOR

Sistemin giysiler üzerinde denemelerinin devam ettiğini, astronot giysileri, askeri ve sportif kullanım için de geliştirme çalışması yapıldığını ifade eden Erol, “Bu teknoloji yakın gelecekte kış giysilerinde önemli değişiklikleri beraberinde getirecek. Örneğin pille çalışan ısı yayan tekstilden yapılmış giysiler, kışın üşüme sorununu ortadan kaldırabilecek. Sistemi farklı yönlerde geliştirme noktasında önerilere açığız. Ayrıca tasarım boyutuyla da tekstil firmalarıyla görüşüyoruz” dedi.

turk-bilimadamlarindan-isinmada

 

Kaynak : milliyet

Katil Yosunun, Kanserin Katili Olduğu Tespit Edildi

Katil Yosunun, Kanserin Katili Olduğu Tespit Edildi. Türkiye sahillerinde bol miktarda bulunan ve geleneksel su örtü bitkisini yok ettiği için “katil yosun” olarak bilinen bitkinin, kanserli hücreleri de öldürdüğü bilimsel olarak kanıtlandı.Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü ile DEÜ Fen Fakültesi’nin birlikte gerçekleştirdiği çalışmada, “katil yosunun” kanserli hücreleri yok ettiği tespit edildi.

DEÜ Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yasemin Baskın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çevresel faktörlerin, kirliliğin ve daha birçok sebebin kansere neden olabildiğini, son yıllarda bu hastalıkla mücadele konusunda çeşitli bilimsel çalışmaların yapıldığını anlattı.

“Kanser ilaçları ve diğer ilaçların da bir kısmı aslında doğada olan ham maddeler. Ancak bunun doğadan bulunup işlenip ne işe yaradığının bulunması bizi bekliyor. Türkiye, bitki ve hayvan kaynakları açısından çok zengin ve kendine özgü türlerin bulunduğu bir ülke” diyen Baskın, Onkoloji Enstitüsü Laboratuvarlarında çeşitli araştırmalar yaptıklarını dile getirdi.

Türkiye’nin bitkisel ham maddeler açısından zengin bir ülke olduğuna işaret eden Baskın, şöyle konuştu:

“Bu etkin maddeleri, doğadan bilimsel koşullarda ham madde haline getirdikten sonra bu laboratuvarımızda normal ve kanser hücreleri üzerine nasıl etki gösterdiklerini kanıtlamaya çalışıyoruz. Kullanılan bu malzemelerden ilaç adayı olan bir molekül bulabilirsek bununla ilgili ilaç geliştirme çalışmalarında başlatmak istiyoruz. Bu laboratuvarda etkin madde çalışmalarını sürdürdüğümüz ve birlikte çalıştığımız grup var. Bunlar ham maddeyi elde eden grup. Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Fakültesi’nden Levent Çavaş hocamızın ekibi. Daha önce o ekiple bizim sahillerimizde bolca bulunan katil yosun adını verdiğimiz bir deniz canlısından birtakım etkin maddeler elde ettiler. Biz onların hücre düzeyinde nelere yol açtığını bulduk. O ekip Avrupa Birliği proje içerisinde bunu ilaç olarak ya da sanayide etkin bir madde olarak kullanabilir miyizi soruyorlar. Umutluyuz bundan. Gelişmelerden. Laboratuvarlarımızda yaptığımız araştırmada bu yosunun kanserli hücreleri öldürdüğünü tespit ettik. Ama bunun kanser ilacına dönüşme süreci çok farklı aşama ve uzun bir yol .O aşamada da sanayi işbirliğine, büyük bütçeli laboratuvar ve çalışmalara ihtiyacımız var. ”

Deniz hıyarı da araştırılıyor

Baskın, yeni başlattıkları bir projede de diğer bir deniz canlısı olan deniz hıyarlarının kanser üzerindeki etkilerini araştıracaklarını ifade etti.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan deniz hıyarının çıkarılmasıyla ilgili iznin alındığını dile getiren Baskın, “Deniz hıyarından birtakım etkin maddeler elde ederek bunların hücreler üzerine ya da mikroplar üzerine etkisini ve bir ilaç adayı olup olmayacağını araştıracağız. Bunun dışında da laboratuvarımız her türlü ilacın, etkin maddenin hücreler üzerinde etkisini ölçecek altyapıya sahip” diye konuştu.

katil yosun

 

Kaynak : milliyet

Dokuz Eylül Üniversitesi Dünyanın İlk 5 Duyu Test Laboratuvarını Oluşturdu.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı bünyesindeki beyin biyofiziği laboratuvarında aynı anda görme, işitme, koku, tat ve dokunma duyularına insan beyninin verdiği tepkiyi ölçümleyen bir sistem oluşturuldu. Laboratuvar tıp çalışmalarının yanında insansız hava araçlarının geliştirilmesi gibi konularda da değerlendiriliyor.

DEÜ Rektör Yardımcısı ve Biyofizik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Özgören, AA muhabirine yaptığı açıklamada, beyinsel araştırmalar konusunda ulusal ve uluslararası araştırmaların sürdüğü biyofizik ana bilim dalında beynin duyu uyaranlarına verdiği tepkilerin ölçümlenmesi konusuna odaklanıldığını, 7 yıllık bir çalışma sonucu dünyanın ilk 5 duyu test laboratuvarının oluşturulduğunu bildirdi. Dünyadaki diğer deney laboratuvarlarında çeşitli duyulara ilişkin test laboratuvarlarının bulunduğunu, DEÜ bünyesinde de 2007 yılında kullanıma açılan test laboratuvarının 2013’te tat testinin de tamamlanmasıyla 5 duyuya ulaştığını anlatan Özgören, böylelikle beyne 5 duyunun verdiği tepkilerin entegre olarak ve aynı ortamda ölçülebildiğini ifade etti.

Kafaya yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla sağlanan ölçümlemenin uyku ve anestezi etkisi altında da yapılabildiğine değinen Özgören, şöyle konuştu: “Türk mühendislerinin yazılımlarıyla ve 7 yıllık çalışma sonucu kurulan bu laboratuvar çok farklı alanlarda araştırma yapan bilim insanları yararlanıyor. Bugüne kadar üniversitemiz bünyesinde yürütülen parkinson, şizofreni, alzheimer hastalıklarına yönelik bilimsel araştırmalarda laboratuvarımız etkin olarak kullanıldı. Bu hastalıkların tanısına ilişkin somut adımlar atıyoruz. Ayrıca görme ve işitme engellilere yönelik de bazı test çalışmaları yaptık. Dünyada bir ilk olması nedeniyle çeşitli ülkelerden bilim insanları da çalışmalarını yürütmek laboratuvara geliyor. Norveç, Almanya, ABD, Japonya başta olmak üzere önde gelen bir çok beyin araştırmacısı çalışmalarını burada tamamlıyor.

Laboratuvar sayesinde tıp ve farklı disiplinlerden bir çok akademisyen için buluşma, bilgi aktarımı ve tartışma ortamı da oluştu.” Laboratuvarın Japonya ile Türkiye arasında oluşturulan Uyku Forumu kapsamındaki araştırmalar için kullanıldığını, ABD’deki Drexel Üniversitesi ile ön beyinde oksijen oluşumuyla ilgili bir araştırmanın devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Özgören, sadece insan sağlığı değil insansız hava araçlarının kullanımında ölçüm tekniklerinin belirlenmesi gibi mühendislik projelerinde de laboratuvarın kullanımının gündemde olduğunu kaydetti. “Gelecekte bu merkezin adı daha çok duyulacak” diye konuşan Özgören, merkezde çeşitli hastalıkların tanı ve tedavisi için de ülke genelinden sevk edilen hastalara hizmet verdiklerini, adli vakalara ilişkin raporlar düzenlediklerini de sözlerine ekledi.

beyin labr.

 

Kaynak : turkiyegazetesi