Uluslararası Eser Analizi Kongresi (İTAC 2018) Sivas’ta Gerçekleşti

Uluslararası Eser Analizi Kongresi (İTAC 2018) Sivas’ta Gerçekleşti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Analitik Kimya Ana Bilim Dalı tarafından “Uluslararası Eser Analizi Kongresi (İTAC 2018)” düzenlendi.

Kongreye, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hilmi Ataseven, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Alim, yurt dışından ve yurt içinden birçok bilim adamı ile öğrenci katıldı.

Kongrenin başlangıcında yurt içi ve yurtdışından gelen misafirler için hazırlanan Sivas Halk Oyunları gösterisi ve Sivas Yöresi Müzik dinletisi misafirlerin beğenisini topladı.

Müzik dinletisinin ardından programın açış konuşmasında kongre hakkında genel bilgiler veren Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi ve Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Halil İbrahim Ulusoy, “Uluslararası Eser Analiz Kongresine hoş geldiniz. Sizleri Sivas’ta ağırlamaktan büyük mutluluk ve onur duyuyoruz. Hepinizin bildiği gibi Eser Analiz Kongresi’nin beşincisini ulusal düzeyde düzenliyoruz. Bu programdan itibaren kongremiz uluslararası boyutta olacak. İyi bir kongre iyi bir organizasyon hazırladık. Kongreye katılan birçok kişi Sivas’a ilk kez geliyor. Umarım Sivas’tan mutlu ve memnun ayrılırsınız. Kongremizin bu aşamaya gelmesinde bizlere destek veren herkese teşekkür ediyorum.” dedi.

Eser inceleme kongresinin gelişimi hakkında dinleyicilere bilgi veren Uluslararası Eser Analizi Kongresi Düzenleme ve Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Elçi, “11 yıl önce biz yola çıkarken Erciyes Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Gaziosmanpaşa Üniversitelerinde eser analizi alanında yoğun olarak çalışan gruplarımız vardı. Ortak çalışmalarımızı değerlendireceğimiz ortak bir platform kurmak istedik. Önce çalıştay daha sonra kongre olarak devem ettirdik. Şu an beşincisini sizlerin de katılımıyla güçlü bir şekilde Kurtuluş Savaşının fikrinin ateşlendiği Sivas’ta gerçekleştiriyoruz.” dedi.

Sivas’ın tarihsel geçmişinde bilimsel çalışmaların yapıldığı ve önemli bir bilim şehri olduğunu ifade eden Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Alim ise, “Sivas ilimizin geçmişine bakacak olursak gerçekten geçmişimiz bilimsel etkinliklerle doludur. Sivas medreseler şehridir. Şelçuklular dönemine bakıyoruz; Anadolu’nun ilk tıp fakültesi buraya kurulmuş ve birçok hastalığa şifa dağıtmıştır. Yine Osmanlılar döneminde medreseleriyle ün salmış bir ildir. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda Sivas biliyorsunuz Türkiye’nin üçüncü büyük kentidir. Sivas 1918-1920 yıllarında 13.500 doz çiçek aşısını burada yaparak dünyaya ihraç etmiş bir şehirdir.” şeklinde konuştu.

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hilmi Ataseven konuşmasında, “Ülkemiz adına, milletimiz adına, kendimiz adına bilim üreteceksek, rafta kalması için laf olsun, dosyaları doldurmak için faaliyetler yapmayacaksak yani gerçekten insanlığa faydalı bilimsel çalışmalar yapacaksak birilerimizin fedakâr olması gerekiyor. Mutfakta birilerinin olması gerekiyor, görünmeyen kahramanların olması gerekiyor. Ben bu vesile ile bu kongrenin üniversitemizde düzenlenmesinde öncü olan Halil İbrahim Ulusoy Hocamı ve emeği geçenleri tebrik ediyorum. Bu toplantı disiplinler arası olan diğer bilim dallarını, diğer fakültelerin ve bilim insanlarının birbirleriyle ortak çalışmalar yapacağı bir kongredir.” ifadelerini kullandı.

Protokol konuşmalarının ardından katılımcılar sunumlarını gerçekleştirdiler. Program belge takdim töreni ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu. 100 tematik alanda 2 bin kişiye yönelik aylık bin 550 Lira doktora bursu verilecek üniversiteler ve programları açıklandı. Üniversitelerinizin web sayfalarından duyuruları takip ederek başvuruda bulanabilirsiniz !!!

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki doktoralı insan sayısını artırmak için “100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Projesi”ni başlattıklarını hatırlattı.

Doktoralı insan sayısında gerilerdeyiz

Kalkınmış ülkelere bakıldığında, doktoralı insan sayısının çok yükseklerde olduğuna işaret eden Saraç, Çin’de bin kişiye 2.2, Amerika’da bin kişiye 1.7, Avrupa Birliği ülkelerinde bin kişiye ortalama 1.5 doktoralı insan düşerken Türkiye’de bu sayının bin kişiye 0.4 oranında olduğunu söyledi.

Doktora için bin / bir hedefini koyduk

Ülkenin kalkınmış ülkeler arasındaki sıralamasını yükseltmek için doktoralı insan gücünün artırılması gerektiğinin altını çizen Saraç, “Biz de bu bağlamda bin/bir hedefini koyalım diyoruz. Yani bin kişiye 1 doktoralı kişi. Buradaki maksadımız aslında endüstriye de sanayiye de bir doktoralı iş gücü, doktoralı insan gücü kazandırmak.” dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” kapsamında Türkiye için öncelikli alanlarda nitelikli bilgi üretmek amaçlı doktoralı insan kaynağına olan ihtiyacı karşılamak üzere, devlet üniversitelerindeki doktora programlarında öğrenim gören öğrencileri desteklemek için yükseköğretim tarihinde ilk kez doktora bursu verileceğini hatırlatan Saraç, dünyanın da üniversitelerden, ürettikleri bilginin kullanımında etkin rol oynamasını beklediğine işaret etti.

Artık üniversitelerin sadece kitlesel eğitim ile yetinmediğini, ürettikleri ve öğrettikleri bilginin kullanımının ekonomik, sosyal alanlarda değer bulmasını takip ettiklerini ve hedef olarak gördüklerini ifade eden Saraç, YÖK olarak bu amaçla üniversitelerdeki enstitülerin, araştırma merkezlerinin girişimci doğalarını, disiplinler üstü ve disiplinler arası çalışmalarını desteklemeye kararlı olduklarını vurguladı.

“‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi”

Bu bağlamda doktora programlarının gelişmesine ve bu programlara, mezun olan en parlak öğrencilerin katılabilmesine her zamankinden daha fazla emek harcayacaklarını bildiren Saraç, şöyle devam etti:

“Bu düşünceyle ‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi’ni başlatıyoruz. Bu öğrencileri 100/2000 YÖK Doktora Bursu ile mali olarak destekleyeceğiz. Yani ülkemizin ihtiyacı olan 100 alanda, 2 bin öğrenci YÖK bursu ile, Türkiye’nin güçlü üniversitelerinde doktora yapacak. Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizler de öğrencilerin çalışmalarında gösterdiği başarıyı ve akademik performanslarını dikkate alarak, eğitimleri boyunca, özellikle araştırma kavramına yönelik olarak, kendilerine özgün olanaklar sunmaya çalışacağız.

Bu projenin önemli bir ayağı, YÖK’ün bu doktora programlarının eğitim ve araştırmalarını, ulusal ve uluslararası yaptıkları araştırma ve yayınlarını kalite süreci açısından takip kararı almış olmasıdır.”

YÖK Başkanı Saraç, 100/2000 doktora programını bir mükemmeliyet ve prestij programı olarak gördüğünü belirtti.

Seçilen 100 doktora alanının, 2013’ten itibaren dünya bilim literatürüne katılan “Yükseköğretimde Akıllı Uzmanlaşma-Smart Specialisation” çalışmaları ve onlarca bilim insanının fikri alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Saraç, “Bu kavramın esas gayesi, 21. yüzyılda öne çıkan yüksek teknoloji, inovasyon ve gerekli insani ve sosyal değerlerin çalışmalarını ve araştırmalarını üretmek ve ülkeye bu alanda bilim insanı kazandırmaktır. Bunu yaparken de kamu finansmanını doğru ve verimli harcamak ile yükseköğretim çalışma alanlarında dublikasyonu önlemek de üzerinde durulan diğer iki noktadır. Projeyi başarılı olması dileği ile yükseköğretim camiasına sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bilim alanları

YÖK, 22 Aralık 2016-12 Ocak 2017 tarihleri arasında 100 tematik alanda başvuru ilanına çıktı. Üniversiteler bu alanlar arasından seçtikleri en fazla 10 alt alan için yetiştirecekleri öğrenci sayılarını, kurumsal kapasitelerini ve ilgili alanlarda yetkinliklerine ilişkin YÖK’e başvurdu.

YÖK’e “temel bilimler”, “mühendislik ve mimarlık”, “sağlık” ile “sosyal bilimler” üst alanlarında 73 farklı üniversiteden gelen toplam 635 başvuru ve 2 bin 964 kontenjan talebi ön değerlendirmeden geçirildi.

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye öğrenciler doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

Bu üniversiteler şu şekilde:

“Abant İzzet Baysal, Abdullah Gül, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Anadolu, Ankara Sosyal Bilimler, Ankara, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atatürk, Boğaziçi, Bursa Teknik, Bülent Ecevit, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Düzce, Ege, Erciyes, Erzurum Teknik, Eskişehir Osmangazi, Fırat, Galatasaray, Gazi, Gaziosmanpaşa, Gebze Teknik, Hacettepe, Harran, Hitit, İnönü, İskenderun, Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, İzmir Katip Çelebi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karabük, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Marmara, Mersin, Namık Kemal, Necmettin Erbakan, ODTÜ, Ömer Halisdemir, Sakarya, Selçuk, Süleyman Demirel, Trakya, Türk-Alman, Uludağ, Yalova, Yıldız Teknik.”

Gerçekleştirilen paneller neticesinde, temel bilimler, mühendislik ve mimarlık alanlarında 46 üniversitede 855 kontenjan için alt alanlar şöyle belirlendi:

“Akıllı malzemeler, biyobenzetim, bilgi güvenliği, biyoenformatik, biyomalzeme ve doku mühendisliği, biyomedikal ekipmanlar (tıbbi cihazlar), enerji depolama ve enerji malzemeleri, güç ve depolama teknolojileri, hava ve uzay araçları tasarımı, hidrojen ve yakıt pilleri, insan-bilgisayar etkileşimi, insan beyni ve nörobilim, insansız sistemler, mikro ve nanoteknoloji, mimarlık, nanobiyoteknolojik güdümlü ilaçlar, nükleer enerji, örüntü tanıma analizi, savunma bilişimi, modelleme ve simulasyon, savunma sistemleri entegrasyonu, sensör teknolojileri, sürdürülebilir ve akıllı kentler, sürdürülebilir yapı malzemeleri ve teknolojileri, sürdürülebilir, etkin tarım, ulaştırma akıllı ulaşım sistemleri, veri madenciliği ve veri depolama, yeni 3B eklemeli üretim, yeni nesil kompozitler ve çok işlevli nanokompozit malzemeler, yenilenebilir enerji kaynakları/teknolojileri.”

Sosyal bilimler alanında 28 üniversitede 246 kontenjan için alt alanlar ise şöyle oldu:

“Afrika çalışmaları, aile psikolojisi, anayasa hukuku, Balkan çalışmaları, deniz ticaret hukuku, Ermenice, fikri mülkiyet hukuku, göç çalışmaları, hadis, idare hukuku, katılım bankacılığı, kentsel dönüşüm çalışmaları, klinik psikoloji, manevi danışmanlık, medeni yargılama usulü hukuku, okul öncesi eğitim, Ortadoğu çalışmaları, özel eğitim (yetenekli, engelli vb), sosyal medya çalışmaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, uluslararası güvenlik ve terör, Uzakdoğu çalışmaları, yoksulluk çalışmaları.”

Sağlık alanında 25 üniversite için 299 kontenjan için alt alanlar şöyle:

“Biyomalzeme ve doku mühendisliği, cerrahi hastalıklar hemşireliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğal ve bitkisel ürünler, kozmetik ürünler, farmasötik biyoteknoloji ve ilaç tasarımı, gen tedavisi, gıda-metabolizma etkileşimi, hastane enfeksiyonlarını önleme, iç hastalıkları hemşireliği, kanser epidemiyoloji, metabolizma (obezite, diyabet ve ateroskleroz), moleküler farmakoloji ve ilaç araştırmaları, moleküler onkoloji, moleküler patoloji, moleküler ve hücresel gastroenteroloji, odiyoloji, psikiyatri hemşireliği, tümör immunolojisi.”

Belirlenen alanlarda doktora yapacaklara aylık bin 550 Lira 4 yıl süreyle verilecek.​

100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Türkiye’nin projesi

Saraç, bu projeyi ‘Türkiye’nin projesi’ olarak niteledi ve Yeni YÖK olarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak bu büyük adımla gurur duyuyoruz dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” ne ilişkin detaylı bilgi için:

http://www.yok.gov.tr/web/100-2000/ana-sayfa

Borla Kaplanan Çeliğin 10 Kat Daha Sertleştirilmesi Sağlandı.

Borla Kaplanan Çeliğin 10 Kat Daha Sertleştirilmesi Sağlandı. Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kumruoğlu, İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi, Ukrayna Paton Elektrik Kaynak Enstitüsü ve Sakarya Üniversitesinden araştırmacıların katıldığı projede, “plazma elektrolizi” yöntemiyle borla kapladıkları çeliği 10 kat daha sertleştirdiklerini bildirdi.

Kumruoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Elektrolitik plazma teknolojisiyle çeliklere uygulanan yüzey modifikasyon işlemleri” konulu doktora tezi kapsamında İngiltere ve Ukrayna’da alanında önemli kuruluş ve araştırmacılarla çalışmalar yürüttüklerini söyledi.

Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde görev yaptığı 2007 yılında başlattığı çalışmada, aynı üniversiteden Prof. Dr. Fatih Üstel, tez danışmanı Doç. Dr. Ahmet Özel, İngiltere’deki Sheffield Üniversitesinden Prof. Dr. Allan Matthews ve Dr. Aleksey Yerokhin ile Ukrayna Paton Kaynak Enstitüsünden araştırmacıların yer aldığını belirten Kumruoğlu, yaklaşık 6 yıl süren çalışmada olumlu sonuçlar aldıklarını aktardı.

Ukrayna ve İngiltere’de geliştirdikleri sistemleri Sakarya Üniversitesindeki Yüzey Teknolojileri Laboratuvarı’nda çok daha ileri seviyeye taşıdıklarını dile getiren Kumruoğlu, bu konuda çeşitli ulusal ve uluslararası yayınlar da yaptıklarını bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Kumruoğlu, dünya rezervinin yüzde 70’i Türkiye’de olan borun stratejik açıdan son derece önemli bir element olduğunu kaydetti.

Kimya, tarım, ilaç, cam, inşaat, çimento, otomotiv ve uçak sektöründen bor kullanımıyla ilgili çok farklı taleplerin bulunduğunu ifade eden Kumruoğlu, “Son yıllardaki teknolojik gelişmelerin yanı sıra borun elemantal olarak kaplamalarda kullanımı da son derece önemli hale gelmiştir. Atomik yapısı gereği diğer elementlere göre daha küçük olan bor, çok kuvvetli (sert) yapılar oluşturabilmektedir” dedi.

Kumruoğlu, bu nedenle gerek yerli gerekse yabancı bilim adamlarının son yıllarda bor kaplamalar üzerine yoğunlaştığına dikkati çekerek, şunları söyledi:

“Biz de ekip olarak borun yüzey mühendisliği alanındaki çalışmaları yürüttük. Borun destekleyici, bünyeye girici kaplama veyahut da yardımcı element olarak kullanılmasını hedeflemekteyiz. Borla ilgili kaplamalarda bazı sıkıntılar vardı. Yüksek sıcaklıkta difüzyon adıyla bilinen yöntemle yapılan kaplama için yaklaşık 1000 derece gibi yüksek sıcaklıklar ve 8-10 saat gibi uzun süreler gerekmekte. Bu çok yüksek bir enerji tüketimine yol açmakta. Aynı zamanda bu kadar yüksek bir sıcaklık çeliğin veya kaplama yapılan diğer metallerin yapısını da bozmaktadır. Bu mühendislik açıdan da çok verimli olmamakta. Bunun dışında bizim de tercih ettiğimiz ‘plazma elektrolizi’ yöntemi var. Bu kaplama yöntemi, gerek soğuk bir elektrolit içerisinde olması gerekse son derece basit olması nedeniyle son derece rağbet görmektedir. Rus bilim adamlarının temellerini attığı bu teknolojide son yıllarda atak görmekteyiz.”

-20 mikron kaplama derinliği

Bu yöntemi modifiye edip, teknik ve yöntem olarak geliştirdikten sonra Sakarya Üniversitesindeki Yüzey Teknolojileri Laboratuvarı’nda birçok farklı çeliği borla kapladıklarını aktaran Kumruoğlu, “Kaplamayı sulu bor çözeltisinde yapıyoruz. Isıtma işlemini sadece çeliğin yüzeyinde oluşturduğumuz plazma içinde gerçekleştiriyoruz. Yüksek gerilimle oluşturduğumuz bombardımanla çeliğin yüzeyine yaklaşık 20 mikron civarında bir kaplama derinliği oluşturuyoruz. Bu da muazzam bir bor kaplama derinliğidir” diye konuştu.

Bor dışında, azot, oksijen ve karbonla da kaplama yaptıklarını ancak en önemli sonucu borla elde ettiklerini dile getiren Kumruoğlu, “Başlangıçtaki sertliği 150 HV olan çelik, 5 dakika süren işlemin ardından 1500 HV sertliğe ulaştı. Aşınma testlerinde de çeliğin aşınma direncinde yaklaşık 7 kat artış sağladık” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Levent Cenk Kumruoğlu, sertliğini 10 kat artırdıkları çeliğin orijinal iç dayanıklılığından da çok fazla ödün vermediklerini, kaplama süresinin çok kısa olması sayesinde bu sonucun ortaya çıktığını aktardı.

Birçok numunenin peş peşe kaplanabileceği, CNC tezgaha entegre edilen plazmatron ile metrekare boyutundaki yüzeyleri kaplayabilecek teknolojiye sahip olduklarını aktaran Kumruoğlu, sistemi otomasyona hazır hale getirdiklerini belirtti.

Haziran 2013’te tamamladıkları çalışmayla elde edilen borla kaplanan çeliğin, otomotiv, savunma, imalat sanayi ve implant malzeme gibi birçok alanda kullanılabileceğini dile getiren Kumruoğlu, yöntemin son derece çevreci olduğunu vurguladı.

Kumruoğlu, bu yıl ağustos ayında göreve başladığı Cumhuriyet Üniversitesinde de çalışmalarını bu yönde sürdüğünü sözlerine ekledi.

borla kaplı çelik

 

Kaynak : konya.net.tr

CÜ’den Nanoakışkanlar ile Oto Radyatör Projesi

SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) öğretim üyeleri tarafından hazırlanan proje ile oto radyatörlerin soğutma performanslarının, nanoakışkanlar kullanılarak artırılması hedefleniyor. Proje hayata geçtiğinde, oto radyatörlerin ısı aktarım hızında yüzde 30 ile 40 oranında artış ve araçlarda yakıt tasarrufu sağlanması bekleniyor.
CÜ Makine Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertan Buyruk ile Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Kerim Yapıcı, motor sıcaklığını belirli bir seviyede tutmaya yarayan oto radyatörler üzerinde değişim sağlayacak proje hazırladı.

Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan proje ile oto radyatör ön panel alanında yüzde 15 ile 25 arasında küçülme ve ısı aktarım hızında yüzde 30-40 oranında artış sağlanması planlanıyor. Deneysel çalışmalarına 3 ay içerisinde başlanacak olan proje hakkında bilgi veren Doç. Dr. Kerim Yapıcı, “Proje kapsamında Dumlupınar Üniversitesi ile beraber farklı tiplerde nanoparçacıklar sentezlenecek. Bu nanoparçacıklarla farklı kütlesel konsantrasyonlarda üretilecek olan nanoakışkanlar oto radyatörlerde kullanılacaktır. Türkiye’de ilk defa nanoakışkanların gerçek anlamda otomobil radyöterlerinde kullanılması ve ısı aktarım performansının yüzde 20 ile yüzde 40 oranında kullanılacak olan nanoparçacık miktarına göre artırılması hedeflenmektedir. Eğer yüzde 20 ile yüzde 40 ısı aktarım performansında artış miktarını yakalayabilirsek bu şekilde otomobil radyatörlerinin ön panel alanını yüzde 20 ile yüzde 30 arasında ufaltmayı planlıyoruz. Eğer bu hedefe ulaşabilirsek hem otomobil radyatöründeki ağırlık azalacak ve hacimsel azalmadan kaynaklı olarak otomobil daha ekonomik ve daha aerodinamik bir yapı kazanmış olacak” dedi.

Doç. Dr. Yapıcı, ayrıca, araçlarda ağırlık azalmasından dolayı da yakıt tasarrufu sağlanacağını ve daha az karbondioksit salınımı olacağını söyledi. Doç. Dr. Kerim Yapıcı, “Sonuç olarak, eğer belirttiğimiz hedeflere ulaşabilirsek otomobil radyatöründe kullanılacak olan aliminyum şeritlerin daha az kullanımını sağlayarak radyatör firmalarının dışarıya bağımlılığını en azından yüzde 20 oranında azaltmış olacağız” ifadelerini kullandı.
‘ÜLKE EKONOMİSİNE CİDDİ KATKI SAĞLAYACAK’
Hazırladıkları projenin ülke ekonomisine çok ciddi bir katkı sağlayacağını belirten Prof. Dr. Ertan Buyruk ise “Proje bütçesinin yüzde 75’i Sanayi Bakanlığı, yüzde 25’i ise projeyi destekleyen radyatör firması tarafından karşılanacak. Ülke ekonomisine katkı sağlayacak sonuçlar yakalamayı hedeflemekteyiz. 1 ay içerisinde projemizin neticelenmesini bekliyoruz. Sanayi Bakanlığımız gerçekten birçok araştırmacıya, birçok firmaya destek sağlamakta. Bizler de inşallah bu destekten yararlanmayı arzu etmekteyiz. Bu projemizin hem üniversitemize hem ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Çünkü hakikaten ülke ekonomisine çok ciddi katkısı olacak bir proje” diye konuştu.
sivas

Cumhuriyet Üniversitesi Nanoteknoloji Merkezi’nde, Türkiye’de İlki Üretilecek Olan Üçüncü Nesil Güneş Pili Çalışmaları Yapılıyor.

SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Nanoteknoloji Merkezi’nde, Türkiye’de ilki üretilecek olan üçüncü nesil güneş pili çalışmaları yapılıyor. Dünyanın maksimum yüzde 44 verim aldığı üçüncü nesil güneş pilinden, Cumhuriyet Üniversitesi yüzde 40 enerji verimliliği sağlamayı planlıyor.

Cumhuriyet Üniversitesi’nde 2010 yılında kurulan Nanoteknoloji Merkezi’nde Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan projeler üzerinde çalışılıyor. Türkiye’de sadece Cumhuriyet Üniversitesi’nde bulunan metal organik kimyasal buhar biriktirme (MOCVD) kristal büyütme laboratuvarında As/P tabanlı büyütme yapılarak üçüncü nesil güneş pili üretimi çalışmaları sürüyor. 2011 yılında başlanan projenin 2014 yılının ortalarında sona ermesi bekleniyor.

UZAY ARAŞTIRMALARINDA KULLANILIYOR

CÜ Nanoteknoloji Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Sezai Elagöz, üçüncü nesil güneş pilleri ile ilgili TUBİTAK projesi bulunduğunu belirterek şöyle dedi:

“Şu andaki güneş pillerinin bir çoğunluğu silikon üzerine dayalı, birinci nesil olarak adlandırıyoruz biz bunları. Ve bunları oldukça ucuz olduğu için piyasada bol miktarda kullanılmakta. Artık evlerimizin çatısında, trafik lambalarının üzerinde görmeye başladık. Tabi bu güneş pillerinin geliştirilmesi gerekiyor, veriminin artırılması gerekiyor. Şu anda yüzde 20’ler civarında çalışma verimi var. Bu verimin artırılması çok önemli. Ancak diğer teknolojiler silikona kıyasla çok daha pahalı teknolojiler gerektiriyor. Üçüncü nesil güneş pilleri normal silikon tabanlı güneş pillerine göre çok daha pahalı. Ama şu anda uzay araştırmaları ve askeri uygulamalarda, oldukça yüksek verimi çok düşük bir alanda almamız gerektiği için bu konudaki araştırmalar önemli ve dünyada büyük bir hızla artıyor. Bizim çalıştığımız alan bir MOCVD sistemi ve Türkiye’de As/P tabanlı büyütme yapabilen tek sistem. Dolayısıyla bu sistemle yaptığımız çalışmalarda Türkiye’de bu konudaki yapılan ilk çalışma.”

3 KATMANDADA ELEKTRİK ENERJİSİ

Hazırladıkları üçüncü nesil güneş pilinin yapısından bahseden ve diğer pillerle kıyaslayan Prof. Dr. Elagöz, “Gelen güneş ışığı normal güneş pillerinde sadece tek bir dalga boyunda elektrik enerjisine çevrilirken böyle bir yapıda geniş bant aralığından dar bant aralığına kadar sıralanmak suretiyle üç ayrı bölgede farklı dalga boylarındaki ışık, elektrik enerjisine çevrilmiştir. Dolayısıyla bu üç katlı bir tandem yapıdır. Ve bu yapılarda verim diğer, yani tek katlı tandem güneş pillerine göre neredeyse üç kat fazladır” dedi.

“BU YAPILARI BÜYÜTMEK BİR SANAT”

Üçüncü nesil güneş piline teorik olarak bakıldığı zaman çok mantıklı ve anlaşılması kolay bir yapı olduğunu belirten Prof. Dr. Elagöz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu yapıyı büyütmek çok zor. Çünkü bunları atomları üst üste koyarak büyütüyoruz. Farklı atomlar olduğu zaman bunlar birbirlerinin üzerlerine büyümek istemiyorlar. Dolayısıyla gerilmeler ve daralmalar oluşturuyorlar. O yüzden de bu yapıları büyütmek dünyadaki tabiriyle bir sanat. Çünkü bu yapıları büyütürken defalarca deneme yapıyorsunuz, hesaplamalar yapıyorsunuz. Bu büyütme kalitesi doğal olarak güneş pillerinin verimini etkiliyor. Bu tip güneş pillerinde şu anda dünya üzerindeki rekor verim yüzde 44 oranında. Biz de ülkemizde hiç olmazsa yüzde 40’lar civarında verim yakalamayı umut ediyoruz. Bu çalışma yaklaşık iki yıldır devam etmekte. Şu anda ikinci katmanı yapmak üzereyiz. Üçüncü katmanı yaptıktan sonra da sonuçlarımızı elde edeceğiz. Burada önemli olan şey, bu yapının tamamıyla bu sistemde büyütülüyor olması. Biz bu yapıyı büyüttükten sonra karakterizasyonlarını da merkezimizde bulunan diğer cihazlarımız yoluyla gerçekleştiriyoruz. Son fabrikasyon işlemleri de henüz altyapımız yeterli olmadığı için ODTÜ’de gerçekleştirilecek. Ancak ilerleyen zamanlarda bu cihazlarımızı da laboratuvarımıza kazandıracağımız için artık bu yapıları tamamen burada üretme imkanı bulabileceğiz.”
sivas

 

Kaynak :haber3