Boğaziçi Üniversitesi’nde Geliştirilen “Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi”ne 3 Kıtadan Patent

Boğaziçi Üniversitesi’nde Geliştirilen “Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi”ne 3 Kıtadan Patent. Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen “Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi” Japonya ve ABD’nin ardından bir patent de de Avrupa Patent Ofisi’nden aldı.

Boğaziçi Üniversitesi’nden yapılan açıklamaya göre, 2009’dan bu yana sürdürülen proje kapsamında geliştirilen “ASC zerrecik/mikrokürecik aşı taşıyıcı” teknolojisi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören tarafından gerçekleştirildi.

Buluş, soğuk zincir standartlarından bağımsız olarak dünyanın her yerine aşıların bozulmadan gönderilmesini olanaklı hale getiriyor.

Türkiye’nin ilk ve tek biyoteknoloji patenti olarak ifade edilen aşı taşıyıcı, kuş gribi ve domuz gribi gibi hastalıkların yanı sıra, zika benzeri dünyayı sarsan yeni virüslere karşı da etkili olarak kabul ediliyor.

ABD ve Japonya’nın ardından Avrupa Patent Ofisi’nden de patent alması üzerine “Triadic patent” olarak adlandırılan buluşun, uluslararası yatırımcıların dikkatini çekmesi bekleniyor.

Prof. Dr. Nesrin Özören, Türkiye’de yerli, yenilikçi ve özgün, başka şirketlerin, ülkelerin basma kalıp kopyası olmayan, fikri hakkının tamamen kendilerinde olduğu aşı üretiminin bu buluş sayesinde mümkün olacağını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen bu sistem dünyada henüz mevcut değil. Elimizdeki ASC zerrecik sistemi ile kompozit aşılar üretilebilir, zika gibi yeni virüslere yönelik veya anti-tümör çalışmalarında tamamen yeni aşılar veya var olan aşıların geliştirilebilmesi için yeni teknolojiler denenebilir. Günümüzde aşı teknolojisinde kullanılan lipozom veya nano-parçacık odaklı farklı taşıyıcı sistemler var ancak bizim geliştirdiğimiz mikro kürecik sistemi yepyeni bir teknoloji. Bu sistem, ASC proteininin meydana getirdiği iplik yapılarının birbiri üzerinde katlanarak yumak gibi tanımlanabilecek sağlam bir yapı oluşturmasından kaynaklanıyor.”

Özören, Türkiye’nin kendi aşısını üretmenin önemini kavradığını ve bu yönde yatırımlara başlandığını dile getirerek, ülkedeki beşinci triadic patentine imza attıklarını ve aşı teknolojisini geliştirecek adımlarda Türkiye’nin öncü olabileceğini belirtti.

Yeni aşı taşıma protein mikrokürecik teknolojisinde bundan sonraki kritik adımların Faz I ve Faz II klinik çalışmaları olacağını aktaran Özören, “Laboratuvar ortamında anti-tümör deneyini farede yaptığımız ilk denememizde olumlu sonuç aldık. Hayvan deneylerinde ASC zerreciklerinin verimli çalışan bir taşıma sistemi olduğunu kanıtladık, bundan sonra bu adımı ilerletecek yatırımlara ihtiyaç var.” ifadelerini kullandı.

“AŞILAR NORMAL ISI KOŞULLARINDA DÜNYANIN HER YERİNE GÖNDERİLEBİLECEK”

Özören, günümüzde kullanılan yeni nesil aşılara mikroorganizmaların sadece en çok bağışıklık yanıtı veren parçalarının dahil edildiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Bu yapıları içeren aşıların da 2-8 derecede ve sabit koşullarda saklanmaları gerekiyor. Dünyada ilk kez ASC zerrecikleri üzerinde başka moleküller (antijenlerin) taşınabileceğini ve bunların makrofaj hücreleri tarafından sindirilebileceğini bulup bu sayede aşı teknolojisi geliştirdik. Dışarıdan bir virüs ya da mikroorganizma hücre içine ya da vücut içine geldiğinde tetiklenen bu mekanizma, enfeksiyon bölgesindeki mikroorganizmanın yok edilmesinde etkili oldu. Buluşumuz olan ASC zerrecik taşıyıcısı, üzerine yüklenen antijenleri/uyaranları 30 gün boyunca oda sıcaklığında ya da donma/çözülme döngülerine dirençli bir şekilde koruyor. Bu teknoloji ile geliştirilecek tüm aşılar, bugün ihtiyaç duyulan sabit koşullar yerine normal ısı koşullarında dünyanın her yerine gönderilebilecek.”

“BULUŞ YABANCI YATIRIMCILARIN RADARINDA”

Ankara Patent Bürosu Kurucu Ortağı ve Onursal Başkanı Kaan Dericioğlu, aşı teknolojisinin uluslararası yatırımcının radarına girdiğini belirterek, Amerika, Avrupa ve Japonya’da kayıtlı aynı buluşa verilen patentlerin, ulusların teknolojik güçlerini değerlendirmek için sıklıkla kullanılan bir gösterge olduğunu, bir buluşun Birleşik Devletler Patent ve Marka Ofisi, Avrupa Patent Ofisi ve Japonya Patent Ofisi’nden patent almasının yatırımcıların dikkatini çektiğini kaydetti.

Triadic patent göstergelerinin, Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşlar tarafından değerlendirildiğini dile getiren Dericioğlu, Türkiye’de triadic patent alan beş patentten üçünün TÜBİTAK, Prof. Dr. Ali Doğan Bozdağ ve Prof. Dr. Nesrin Özören’e ait olduğunu dile getirdi.

Kaynak : NTV

Boğaziçi Üniversitesi’nden Türkiye’nin Enerji Politikalarına Yön Verecek Araştırma

Boğaziçi Üniversitesi’nden Türkiye’nin Enerji Politikalarına Yön Verecek Araştırma. “Boğaziçi Üniversitesi Enerji Modelleme Sisteminin Geliştirilmesi ve Sera Gazı Salım Kısıtlamalarının Türkiye’ye Etkilerinin Araştırılmasına Yönelik Olarak BUEMS Türkiye Modelinin Kurulması ve Senaryo Analizi” başlıklı araştırma Türkiye’nin kısa ve uzun vadeli enerji-çevre planlama ve politikalarının oluşumuna destek sağlamayı amaçlıyor.

BUEMS Türkiye Modellemesi, Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği (IAEE) ve Boğaziçi Üniversitesi Enerji Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) Başkanı ve Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu liderliğinde, Doç. Dr. Yıldız Arıkan (Altınbaş Üniversitesi), Prof. Dr. İlhan Or (Boğaziçi Üniversitesi), Dr. Öğr. Üyesi Kemal Sarıca (Işık Üniversitesi) ve Doç. Dr. Gönenç Yücel (Boğaziçi Üniversitesi) tarafından hazırlandı.

TÜBİTAK desteğiyle gerçekleştirilen ve üç yıllık bir çalışmanın ürünü olan Boğaziçi Üniversitesi Enerji Modelleme Sistemi (BUEMS) kapsamında bir veri tabanı oluşturularak BUEMS/Türkiye enerji modeli kuruldu. Model çerçevesinde karbon emisyonlarının kısıtlandığı ve karbon vergisinin tanımlandığı çeşitli senaryo analizleri gerçekleştirildi. Arayüz yazılımı yaptırılarak paket program haline getirildi, makroekonomik modül geliştirilerek entegre edildi; senaryoların gayrisafi yurtiçi hasıla ve enerji kaynaklarının kullanımlarına etkileri incelendi.

BUEMS’in modelleme altyapısı, ulusal enerji sektörünün kendine has karakteristikleri çerçevesinde enerji-çevre etkileşiminin gerçekçi ve detaylı incelenmesine katkı sağlamak üzere, “temelden zirveye” yaklaşımıyla sektörel ve teknolojik detay seviyesi yüksek bir model yapı olarak geliştirildi.

Geliştirilen sistemle elde edilecek sonuçların Türkiye’nin hem kısa, hem de uzun vadeli enerji-çevre planlama ve politikalarının oluşumuna destek sağlayacak nitelikte olması amaçlanıyor.

BUEMS ve BUEMS-Macro sonuçları raporunda enerji ve çevre politikalarında karar vericiler için önemli bulgular yer aldı. Bu bulgular içerisinde en önemli başlıklar şöyle:

  • Elektrik üretiminde emisyon kısıtı veya vergisi olmadığında ekonomik açıdan en cazip yakıt kömür olmakta, kömürün fiyat avantajı dolayısı ile yenilenebilir kaynak kullanımı sınırlı kalmaktadır. Fakat bu durum emisyon vergisi ve kısıtları altında değişmektedir.
  • Modelin referans senaryosunda elektrik üretimi için nükleer santral tercih edilmezken, karbon vergisi 50$ seviyesine eriştiğinde veya %25 düzeyinde emisyon azaltım sınırı konulduğunda, model, emisyon azaltımı için nükleer santral yatırımlarına başlamaktadır.
  • Kara yolu taşımacılığında elektrikli araçların devreye alınması sisteme 30$ ve üzeri karbon vergisi tanımlandığında gerçekleşmektedir. Havayolu taşımacılığında ise, 50$ ve üzeri karbon vergisi tanımlandığında, 2042 yılı ve sonrasında jet yakıtı yerine, az miktarda da olsa, hidrojen tüketilmesi öngörülmektedir.
  • Konut ve hizmet sektöründe, karbon vergisi altında, LPG ve ısınma amaçlı kömür tüketimi azalırken, doğal gaz tüketiminde artış gözlenmektedir.
  • 10$/ton karbon vergisinin emisyon hacminin azaltılmasına etkisi çok sınırlı (2012-2052 dönemi boyunca toplam emisyon salımının %1i mertebesinde) olmakta, vergi miktarı 20$/ton düzeyine yani iki katına çıkartıldığında azaltım miktarı 4.6 kat büyümektedir.
  • Karbon vergisi ve emisyon azaltım senaryolarının sonuçları enerji politikalarını yönlendirmeye yarayacak bir çok ipuçları içermektedir. Yukarıda özetlenen sonuçlara bakılarak örneğin 30-50 $/ton bandında bir vergi politikası ile10-20$ bandındaki bir politikanın yaratacağı ekonomik etkilerin farklı büyüklükleri ve elektrik üretiminde kaynak seçimlerinin nasıl değişeceği gibi çok önemli sorulara cevap elde edilebilmektedir. Bu nedenle BUEMS modeli politika analizleri için güvenle kullanılacak bir hesaplama çerçevesi oluşturmaktadır.
  • Model sonuçlarına göre 2022 yılında 62 milyar metrekübe ulaşması beklenen doğalgaz talebi %20’lik emisyon azaltım senaryosunda, elektrik sektöründe doğalgaz kullanımına ilişkin kısıtlamalara rağmen, diğer sektörlerde hızlı artış göstererek 67 milyar metreküp değerine ulaşmaktadır. Emisyon azaltımı senaryolarımızda özellikle kömür ve dizel yakıt kullanımı azalırken yenilenebilir enerji  ile birlikte doğalgaz görece ucuz ve temiz yakıt olarak öne çıkmaktadır. Model sonuçlarına göre CO2 azaltımının maliyeti ton başına 22-76 dolar arasında oluşurken doğalgaz fiyatlarına yüksek duyarlılık gözlenmektedir.

 

Yerli teknolojiyle geliştirilen Türkiye’ye özgü bir modelleme

Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu söz konusu çalışmanın Türkiye’deki en gelişmiş modelleme sistemi olduğuna dikkat çekti ve TÜBİTAK projesi olmasıyla birlikte aynı zamanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından da desteklendiğini belirtti. Kumbaroğlu, ‘’Bu projenin önemi, daha önce kullandığımız yabancı modelleme sistemlerine olan bağımlılıktan ve bunların kısıtlılıklarından bizi kurtarıyor olması. Çünkü o kısıtlamalarla aslında AR-GE’ye imkân tanınmıyor, model geliştirme değil ancak model uygulama çalışması yapılabiliyor. Başkalarının geliştirdiği ticari programlarda model koduna açıkça erişip istediğimiz değişiklikleri yapamıyorduk. Burada teknoloji tamamen yerli; yani bizim tarafımızdan üniversite bünyesinde geliştirilmiş olan bir modelleme sistemi. Bundan sonra ise AR-GE kısmı başlıyor’’dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Enerji Modelleme Sisteminin Geliştirilmesi ve Sera Gazı Salım Kısıtlamalarının Türkiye’ye Etkilerinin Araştırılmasına Yönelik Olarak BUEMS Türkiye Modelinin Kurulması ve Senaryo Analizi” başlıklı projeyi ekipten yer alan uzmanlardan dinledik.

Türkiye için enerji modellemesi ülkemizin önümüzdeki dönemde daha çok kullanması gereken enerji kaynaklarında, yenilenebilir enerji konusunda ya da mevcut enerji politikalarında yapılması gereken revizyonlara dair neler söylüyor, bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?

Gürkan Kumbaroğlu- Bu çalışma ile öncelikle ülkemizin enerji akışlarını teknolojik detay seviyesi ve çözünürlüğü yüksek bir şekilde modelliyor ve bunların 2050 yılına kadar nasıl değişeceğine hassasbir projeksiyon ortaya çıkarıyoruz. En gerçekçi varsayımlar altında oluşturduğumuz projeksiyon referans senaryomuzu oluşturuyor. Referans senaryomuz Türkiye’nin enerji sektörüne yönelik yol haritasını mevcut politikalar, yatırım kararları ve öncelikler çerçevesinde çiziyor. Örneğin bizim modelimiz, normal şartlarda nükleer enerjiyi seçmiyor. Ama Akkuyu için alınmış bir karar var. Biz onun için oturup 2023’te ilk ünitesiyle devreye girmiş halde Akkuyu Nükleer Santrali’ni içeren bir yol haritası çiziyoruz. Yerli kömürlerin kullanmasına yönelik kararların hayata geçeceğini varsayıyoruz … Enerji sektöründe önceliklere yönelik politik yol haritasını koruyor; ondan sonra onun üzerine senaryo analizleri yapıyoruz. Bir referans senaryomuz, bir de emisyon kısıtlayıcı senaryolarımız var. Bunların getirdiği maliyetleri ve enerji sistemi üzerine etkilerini araştırıyoruz. Bu, Türkiye’deki en gelişmiş enerji modelleme sistemi.

İlhan Or: Birçok diğer sektörde olduğu gibi enerjide de temel mesele arz ve talebin dengelenmesi. Arz derken enerjinin üretiminden; talep derken de enerjinin kullanımından bahsediyoruz. Fakat, enerji alanında bunu komplike hale getiren bir takım faktörler var. Bir kere birçok enerji kaynağının -mesela elektriğin- anında kullanılması lazımdır. Siz talep ettiğiniz anda stoklanmış bir elektriği kullanmıyorsunuz. Elektrik o sırada üretiliyor. Bu bir komplikasyon yaratıyor. İkincisi de, enerjide arzı sunabilmek için yapabileceğiniz yatırımlar bazen uzun sürebiliyor. Mesela nükleer enerjinin planlamasından devreye girmesi toplamda 10-15 yıl gibi süreler alabiliyor. Böyle olunca bu işte arzın talebi karşılayacak düzeye gelmesi açısından çok iyi planlanması gerekiyor. Bizim modelimiz de buna yönelik bir model.

Arz-talep dengelemesi derken; enerji kaynaklarının (kömür, petrol, doğal gaz vb.) yer altından çıkarılması, taşınması, işlenmesi, dağıtım istasyonlarına getirilmesi gibi konular da bu işin içine giriyor. Bütün bunların olması lazım ki talep ondan sonra bunları kullanabilsin. Model bunları yapmakta. Tabii, her aşamada bir yatırım istiyor bu. Gerek kömürü çıkartmak, gerek rafine etmek, dağıtmak veya petrolü rafine etmek, dağıtmak her aşamada yatırım istiyor. Bu yatırım için finansal kaynaklar lazım. Bunun yanı sıra yatırım süresini de göz önüne almak gerek; hemen elde edemiyorsunuz. Dolayısı ile,, uzun vadeli bir planlama çerçevesinde, ne zaman/hangi mali kaynakları kullanarak, hangi enerji üretim tesislerine yatırım yapılmalı, bunlar birbirine nasıl bağlanmalı; nasıl dengelenmeli, talep ne şekilde tahmin edilmeli… Konuştuğumuz model, bütün bu planlamayı yapan yerli bir model. Bu dünyada ilk kez yapılmıyor. Bunu yapan uluslararası birçok modelleme sistemleri de var.

Burada “Yerli ve milli” konsepti de önemli. Çünkü bu modelin birtakım mekanizmalarını ayarlayabilmeniz lazım ki sizin için en uygun dengeyi kursun veya en uygun modellemeyi ortaya çıkarabilsin. Yani gerçeği yansıtabilmesi lazım. Uluslararası paketleri aldığınız vakit birtakım detaylara hâkim olmuyorsunuz ve değiştirmeye de izin vermiyorlar. Ama modeli kendiniz ürettiğiniz durumda her türlü değişikliği yapabiliyorsunuz. Biz de bunu yaptık. Bu model, her şeyiyle bizim. İstediğimiz değişiklikleri istediğimiz şekilde yapabiliyoruz. Ondan sonra da bu yapıyı kullanarak arz ve talebi dengeleyecek şekilde kurgulayabiliyoruz.

Bu anlamda 2050’ye kadar Türkiye’nin enerji politikasının nasıl bir çizgi içerisinde olması gerektiğini ortaya koymuş oluyorsunuz. Peki raporda somut önerileriniz neler oldu?

İlhan Or– Yapacağınız öneriler kullandığınız senaryoya çok bağlı. Biz şu ana kadar modelin yapısından bahsettik. Ancak bu modelin bu şekilde çalışmasını sağlayabilecek bir veri seti gerekiyor. Sonuç olarak geçmiş senedeki veya hemen önümüzdeki senelerdeki duruma bakmıyorsunuz. 20-30-40 yıl sonrasına bakıyorsunuz. Haliyle, o planlama süreci içerisindeki varsayımlarınız çok önemli. Bu varsayımlar GSMH’nin artış hızı gibi bir faktörü dikkate alabilir, doğal gaz fiyatlarının değişmesi gibi bir fiyat faktörü, rüzgâr enerjisi teknolojisinin, güneş enerjisi teknolojisinin gelişmesi; hatta hidrojen enerjisinin yerleşip gelişmesi gibi faktörleri dikkate alabilir. Bunlar hakkında varsayımlar yapmak durumundasınız. Bu varsayımlar çerçevesinde model sonuçları 10, 20, 30, 40 yıllık planlama dönemleri için üretiyor. Mesela, bir senaryoda, kömür fiyatının düşük; ancak petrol fiyatının yüksek olması ve yenilenebilir enerjinin fiyatlarının yüksek kalması ele alınabilir. Buna göre bir netice elde edebilirsiniz. Ama bir başka senaryoda, doğal gaz fiyatının önümüzdeki 30-40 yıl içerisinde düşeceği; öte yandan yenilebilir teknoloji fiyatlarının ucuzlayacağını işleyebilirsiniz. Bu arada bir de kısıtlar kavramı var. Siz hiçbir kısıt koymadan bu sistemin nereye gittiğini öğrenebileceğiniz gibi, 5 ila 20 yıl içerisinde yenilebilir enerjinin payının %30 seviyesine gelmesini istiyorum diyebilirsiniz. Veya sera gazlarının salınımın şu andaki düzeyin %20 altında olmasını istiyorum diyebilirsiniz. Başka bir yaklaşım olarak da, sera gazı üretimine açık açık sınır koymak yerine, sera gazı üreten bütün sanayi kuruluşlarına veya konutlara vergi getirebilirsiniz. Tüm bunların altında sonuçlar üretebiliyorsunuz.

Gürkan Kumbaroğlu: Herhangi bir kısıt veya vergi olmadığı takdirde uygulama nükleere normalde yönelmiyor, biraz önce belirttiğim gibi. Ama %25’lik emisyon azaltma kısıtı koyduğunuzda, uygulama nükleer santral yatırımına başlıyor. Veya 50 dolar karbon vergisi koyduğunuzda nükleer santral yatırımına yine başlıyor. Bunları sonuç olarak gördük. Benzer şekilde karayolu taşımacılığında 30 dolarlık bir karbon vergisi tanımlandığı durumda, elektrikli araçlar devreye alınmaya başlıyor. Bizim uluslararası yükümlülük olarak 2030 yılında sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre %21 azaltma hedefimiz var. Bunların enerji sistemine etkisini ve maliyetini modelleme sistemimizle sektörel olarak analiz edebiliyoruz. Örneğin konut-hizmet sektöründe karbon vergisi altında LPG ve ısınma amaçlı kömür tüketiminde ciddi azalma görüyoruz. Doğal gaz tüketiminde artış görüyoruz.

Yıldız Arıkan: Anlatıldığı üzere bu modellerle senaryolar yapıp, belli bir referans durumuna göre hangi yönde değişiklikler meydana geldiğini ölçebiliyorsunuz. Bizim modelimiz, enerji-ekonomi-çevre ilişkilerinin birbirleriyle olan çift yönlü etkileşimlerini işin içine alabiliyor. Yani biz, emisyonlara kısıt getirdiğimiz takdirde ekonomik büyümeden ne kadar kayıp meydana gelebileceğine dair ölçüm yapabiliyoruz. Veya bir vergi konulduğunda, ya da 2023 yılından itibaren nükleer enerji boyutunu işin içine kattığımızda hem emisyonların ne kadar değiştiğini görebiliyoruz, hem ekonomik büyümeden –varsa- ne kadar taviz verileceğini öngörebiliyoruz, hem de tüm enerji arzının kompozisyonun nasıl değiştiğini izleyebiliyoruz. Nükleer olduğu zaman doğrudan emisyonlar azaldığı için, yenilebilir enerji kaynaklarına gereksinim azalıyor. Peki ne kadar azalır? Bunların yüzde olarak değişimlerini bir başvuru durumuna göre ölçebiliyoruz. Bizim geliştirdiğimiz “yerli ve milli” modelimizin en önemli tarafı, bunu yapabiliyor olmasının yanı sıra bunu yapabilen, ancak içerisinde düzenleme yapamadığınız yabancı modellere karşı da bir farklılık oluşturması… Kendi verilerimizi kullanarak kendi öznel enerji sistemimize ilişkin durumu yansıtma fırsatı bulabiliyoruz. Mevcut kapasitemizin ne olabileceğini görebiliyoruz. Bunun yanında aynı zamanda politika yapıcıların öngörülerini test etme şansı da buluyoruz. Ama ondan öte kendi istediğimiz her türlü senaryoyu da ortaya çıkarabiliyoruz.

Gürkan Kumbaroğlu: Politika yapıcıların öngörülerini test edebilmek ve yatırım kararlarını rasyonel temellere oturtmak çok önemli. Geliştirdiğimiz modelleme sistemi hem kamunun hemde özel sektörün kararlarını sağlam temellere dayandırabilmelerine olanak sağlamakta.  Örneğin 30 dolar karbon vergisi konulduğu takdirde hangi teknolojilerin devreye girip hangilerinin girmediğini görebiliyoruz. BUEMS ile enerji sektöründe bir nevi sihirli küremiz var artık. Bilimsel dayanağı olan böyle bir çalışma yapılmadan bunların öngörülmesi mümkün değil; dolayısı ile, karar vericilerin kendi başına karar vermesi doğru değil. Karara verici kamu ise serbest piyasa ekonomisinin dinamiklerine zarar verme riski yüksek olur… karar verici özel sektör ise yatırımların zarar etme riski yüksek olur.  Dolayısıyla, bu modeller karar vericiye yol gösteriyor. Ama karar vericinin bu noktadan hareketle yapması gereken, 30 dolarlık veya 50 dolarlık bir karbon vergisi getirip getirmeyeceğine bakması mesela… Şu anda sadece Türkiye’de değil, Avrupa ülkeleri de dâhil dünyanın çeşitli ülkelerinde, birilerinin yukarıdan bir şeyleri empoze etmesiyle enerji sektörünü yönlendirmesi sonucu enerji sektöründe yatırımlar idare edilmeye çalışılıyor. Hâlbuki iktisadi araçlar kullanılsa farklı sonuçlar alınabilir. Nihayetinde amaç karbon yoğunluğunu düşürmek değil mi? Bunu da en ekonomik yöntemlerle hayata geçirmek istiyorsunuz. Üretimde, arzda sürekliliği yok etmeden; minimum maliyetle bu işin altından kalkılmak isteniyor. Bu model onun nasıl yapılabileceğini gösteriyor.

Kemal Sarıca: Bir karar alındığı zaman, kararın maliyetinin ne olduğu hakkında Türkiye’de kimsenin bilgisi yok. Mesela yenilenebilir enerjinin desteklenmesi yasası çıktı. Bunun ne kadar emisyon azaltacağı, bu emisyonun azaltılması durumunda ekonomiye maliyetinin ne olacağı, bunun nasıl bir ekonomik etkisi olacağı hakkında herhangi bir yayın veya analiz okudunuz mu? Okumadınız. Gürkan Hoca’nın söylediği de tam burada aslında. Siz böyle bir politika ortaya koyuyorsunuz; ama o politikanın enerji sistemi üzerindekini maliyetini, hangi sektörlerin bunun altında ezileceğini, kimin bundan kârlı çakacağını analiz etmiyorsunuz. Haliyle alınan kararlar çok acı verici olabiliyor. Şu anda yaşanan o.

Örneğin görüyorsunuzdur, endüstride büyük tüketicilerin üzerine %25 civarında ekstra maliyetlendirilmiş faturalar gelmeye başladı. Ve bu daha aşağı seviyeye indikçe de büyüyecek. Herkesin canı acımaya başlayacak. Bu, yapılan işin en başta planlanmadığını gösteriyor. Bu modelin de burada büyük bir boşluğu doldurduğunu söylemek istiyoruz aslında. Modelin yapısını kullanarak kısa veya uzun vadede maliyet de hesaplayarak neler olabileceğini öngörebiliyoruz çünkü… Detaylı analiz yapabildiğimiz bizim ürettiğimiz bir model ortaya koyuyoruz ve bence esas olarak işin katma değeri de burada. Daha sonraki iş, karar vericilerin bu model veya bu model benzeri modelleri kullanarak gerçekten rasyonel kararlar vermesi yolunda adım atılması… Buradaki amacımız bu.

Gürkan Kumbaroğlu: Sonuçta enerji politikaları üzerine alınan kararlar iş dünyasını, maliyetleri ve rekabetçiliği doğrudan etkiliyor. İş dünyası da yatırım kararlarını ilerisini görerek alabilmeli. Bir anda karbon vergisi geldiği takdirde nelerle karşılaşabileceğini, yarın öbür gün siyasi tercihler ve politikalar değiştiğinde neler yaşanabileceğini öngörebilmeli. Sonuçta yüksek yatırım maliyetlerinden bahsediyoruz ve olası tüm senaryoların çalışılarak riskin minimize edilmesi önemli.

Kemal Sarıca: Örneğin Amerika’da yapılan enerji outlook’ları var. Her sene yayınlanır. Onlar da bunun gibi, Amerikan hükümetinin altında çalışan kocaman bir model üretir. Sonuçları her sene paylaşırlar. Fiyat öngörülerini, teşvikleri vs. detaylı olarak herkesle paylaşır ve yatırım ortamını iyileştirmeye çalışırlar. Burada bizim açımızdan ufak tefek değil; çok büyük bir alanın eksik olarak durduğunu ve bunun başlangıcı için bu modelin bir kilometre taşı teşkil ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Biraz daha verilerle konuşmamız iyi olabilir belki bu noktada. Bahsettiğiniz çerçeve gerçekten çok önemli. Önerileriniz somut anlamda nerelerde öne çıkıyor?

Kemal Sarıca: Ekonomik verimlilik olarak en önemli politika aracı emisyon vergisidir veya emisyon ticareti sistemidir. Karar vericiler genellikle tüm dünyada bunun vergi olarak kabul edilip adlandırılmasını pek tercih etmezler. Politikacıların karar süreçlerine dahil olmadan ortaya koyduğumuz önerilerin hepsi ortada kalacaktır. Bu nedenle bu alanda tüm dünyada olduğu gibi, politikacılarla (karar vericilerle) uzmanların birlikte çalışması lazım.

Yıldız Arıkan: Bugün elimizdeki verilerle A senaryosu ortaya çıkabilir ama yarın petrol fiyatları değişebilir ve senaryo değişebilir. Veya milli gelirin yüzde 3 artacağını ve bu çerçevede neler olacağını çalışmak isteyebiliriz. Bu bir çerçeve model olduğu için modele tutarlı veriler girerek ortaya çıkan sonuçları  inceleyebilirsiniz, ancak başka verilerle başka sonuçlar alınması da mümkündür.

İlhan Or: Veriler – girdiler konusu sektördeki herkese bazı görevler getiriyor. Biz bu modelle 20-30-40 yıl sonrasını görmeye çalışıyoruz ancak bu dönem içerisinde bizim birtakım parametrelerle ilgili tahminler yapmamız lazım. Doğalgaz fiyatları, elektrik fiyatları dedik ama aynı zamanda teknolojinin de gelişmesiyle değişen yatırım maiyetleri konusunu da irdelemek gerekiyor. Örneğin bir hidrojen teknolojisinde, nükleer teknolojisinde fiyatlarda düşüşler göreceğiz. Bunların çok iyi tahmin edilmesi lazım. Siz fiyat-verimlilik tahminini düzgün yapmazsanız bu modelden sağlıklı netice elde edemezsiniz. Bu yüzden bu veri yapısını Türkiye’de çok iyi oturtmamız lazım. Bunun için devlete de, özel sektöre de, üniversitelere de önemli roller düşüyor. Biz BUEMS veri datasını değişik kaynaklardan elde ettik, öncelikle devlet kaynaklarından İstatistik Enstitüsü, Enerji Bakanlığı’ndan verileri kullandık, yurtdışından kaynaklar, geleceğin teknolojileri konusunda tahminler aldık kullandık ve muazzam bir veri seti oluşturduk. Bu verilerin mutlaka sürekli güncellenmesi lazım. Öte yandan eskiden merkezi sistemde bu tür verilere çok daha kolay ulaşılıyordu, şimdi rekabetçi piyasa sisteminde herkes kendi verisine biraz daha sarılmaya başladı. Enerji teknolojisinin fiyatı şimdi sır olabiliyor. Rüzgar veya güneş teknolojisindeki fiyatların gittiği yerleri kolay kolay alamayabiliyorsunuz. Veri son derece önemli, mümkün olduğunda kaliteli olması lazım ve sürekli güncellenmesi lazım e burada herkese rol düşüyor.

Boğaziçi Üniversitesi enerji modelleme sistemi üzerine uzun zamandır çalışıyor

Gürkan Kumbaroğlu: Öte yandan know -how olarak baktığınızda Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde bu çalışmaların tarihi son üç yıla değil, yaklaşık 40 yıla uzanıyor. Rahmetli İbrahim Kavrakoğlu hocamız döneminde 1979 yılında yapılan Türkiye Enerji Modelleme Sistemi (BÜTEMS) bundan tam 41 yıl önce Türkiye’nin resmi raporu olarak Dünya Enerji Kongresinde sunuldu.

Bundan 41 yıl sonra biz BUEMS projesiyle çıkıyoruz. BUEMS modelinin en önemli avantajlarından biri daha önce kullandığımız yabancı kaynaklı enerji modelleme sistemlerine bağımlılıktan ve kısıtlarından bizi kurtarması. Öncesinde de Boğaziçi Üniversitesi’nin bu alandaki çalışmaları arasında bakanlıklar ile yapılan çalışmalar, Kalkınma Bakanlığına, Çevre Bakanlığına kurulma modelleme sistemleri var. Bu modelleme sistemlerinin sonuçlarının İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’nda ele alındığını, en üst düzeyde değerlendirildiğini biliyoruz. Dolayısıyla üniversitemiz bünyesinde bu alanda çok uzun süredir önemli bir bilgi birikimi oluşmuş durumda. 2050’ye kadar 30-40 yıllık bu periyoda sanayicisinden kamu yöneticisine herkes daha uzun vadeli bakmalı.

Kaynak : Boğaziçi Üni. Söyleşi: Özgür Duygu Durgun /Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Silisyumun Tahtı tehlikede; Geleceğin Enerjisini GaN Şekillendirecek

2

Silisyumun Tahtı tehlikede; Geleceğin Enerjisini GaN Şekillendirecek. Dünyanın enerji ihtiyacı katlanarak artıyor. Elektrik ise enerji ihtiyacının en fazla öne çıktığı, talebin katlanarak yükseldiği en önemli kaynaklardan biri. Elektrik enerjisinin kapsamına giren güç elektroniği teknolojisinde kullanılan silisyum, mikro elektronik cihazlar pazarını domine eden malzemelerin başında geliyor. Ancak günümüzde silisyumun yerine yeni nesil elektronik cihazlarda hem elektrik israfını azaltacak hem de enerjinin daha verimli kullanımını sağlayacak yeni materyallere ve teknolojilere geçiliyor. Ve silisyumu tahtından edecek malzemelerin başında da Galyum Nitrat (GaN) geliyor.
Yüksek dayanıklılık isteyen elektrikli otomobiller, güneşten elektrik üreten foto voltaik paneller, otomobil aydınlatma ekipmanları, uydular, hızlı trenler, enerji nakil hatları, savunma sanayide kullanılan radarlarda kullanılan GaN’ın yakın bir gelecekte enerji, bilişim ve uzay teknolojileri başta olmak üzere daha fazla kullanılması ve ana sanayi alanlarında vazgeçilmez olması bekleniyor.

Enerjide geleceği şekillendirecek bu alanda çalışmalar yürüten bilim insanlarından biri de Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazlı Dönmezer. Lisans ve yüksek lisansını ODTÜ Makine Mühendisliği’nde tamamlayan; doktorasını ise 2009-2013 tarihlerinde Atlanta’da Georgia Institute of Technology’de yapan Dönmezer, 2017 Temmuz ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başladı.

Güç teknolojilerinde kullanılmakta olan GaN tabanlı transistörlerin (çipler) ısıl davranışlarını ölçümler ve modellemelerle anlamak üzerine çalışmalar yürüten Dönmezer ve araştırma grubu, çok yüksek güç/frekans koşullarında çalışan radarlar veya elektrikli arabalar gibi uygulamalarda kullanılan bu çiplerin güç ile birlikte ortaya çıkan ısınma sorunlarının anlaşılabilmesi için çalışmakta.

Bahsi geçen çiplerin yoğun ısınma bölgelerinin nanometre boyutlarında olması nedeniyle mevcut ölçüm teknolojilerinin kapasiteleri çerçevesinde, oluşan sıcaklığı noktasal ölçüde ölçebilen bir sistem olmadığını belirten Dönmezer, ‘’Söz konusu sıcaklıklar ölçülemese dahi modellenebilir mi?’’ sorusunun cevabını almaya çalıştıklarını ifade ediyor. Dönmezer, Aralık 2017 itibariyle yürütmekte olduğu TÜBİTAK 1003 projesi kapsamında da, çalışma esnasında nano boyutta yoğunlaşmış ısı bölgeleri yaratan bu aygıtlarda ısı iletiminin nasıl olduğunu anlamaya çalıştıklarını; bu aygıtların ısınma sorunlarına yönelik modelleme ve tasarım boyutunu da ilgilendiren çözümler geliştirdiklerini ifade ediyor.

‘’Bu aygıtlarda ısınma problemi çok ve sıcaklıkla birlikte performanslarında düşüş olabiliyor veya çok daha erken bozulabiliyorlar; çiplerin sıcaklıklarını ölçtüğümüz daha doğrusu anlayabildiğimiz zaman aygıtların bozulmadan ne kadar süre dayanabileceğini de anlamış oluyoruz ve hatta aygıtların ömrünü uzatabilecek tasarımlar geliştirilmesine de yardımcı olabiliyoruz.”

Bu kapsamda Aselsan ile ortak çalışmalara imza attıklarını belirten Nazlı Dönmezer, Türkiye’de ilk defa Galyum Nitrat transistör ve entegre devre üretimine 2014 yılında başlayan Aselsan ile Bilkent Üniversitesitarafından kurulan Aselsan Bilkent Mikro Nano Teknolojileri Sanayi ve Ticaret A.Ş. (AB-MikroNano) şirketi bünyesinde üretilen aygıtlar üzerinde çeşitli çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekliyor;

‘’Çip üretimi kolay bir işlem değil, belli bir bilgi birikimi ve yatırım gerektiriyor. Biz bu anlamda Silisyum trenini yakalamakta oldukça geride kaldık. Ancak Galyum Nitrat teknolojisine geçmek için önümüzde hala bir fırsat var. Aygıt tasarımında dene yanıl yöntemi önemli maliyet ve zaman sorunlarına yol açıyor. Şu anda örneğin dünyada bu tür aygıtları elmas alt taşlar üzerinde üretmeye çalışıyorlar çünkü elmasın ısı iletkenliği çok fazla. Ancak bir yandan da elmas pahalı bir malzeme. Dolayısıyla elmas kullanımının gerçekten olumlu sonuç getireceği koşulları saptamak çok önemli. Biz de bu ve benzeri amaçlarla hem ısıl hem elektriksel modellemeler yapmaya çalışırken bir yanda da ölçüm konusuna odaklanıyoruz. İleri teknoloji ürünü yüzey analizi, mikro analiz ve detaylı karakterizasyon yapabilen cihazların mevcut olduğu Boğaziçi Üniversitesi İleri Teknolojiler AR-GE Merkez Laboratuvarları’nda bu tür ölçümler yapıyoruz.’’

Kaynak : Boğaziçi Üniversitesi

Hızlandırıcı ve Yüksek Enerji Fiziğinin Dünya’daki En Önemli Uzmanları Türkiye’de Bir Araya Geliyor

Hızlandırıcı ve Yüksek Enerji Fiziğinin Dünya’daki En Önemli Uzmanları Türkiye’de Bir Araya Geliyor. CERN üyesi veya asosiye üyesi ülkelerin yer aldığı Restricted ECFA, Türkiye’ye ilk ziyaretini 6-7 Ekim tarihlerinde gerçekleştiriyor. Hızlandırıcı ve yüksek enerji fiziğinin Türkiye ve Avrupa’daki en önemli uzmanları 6 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde bir araya gelecek, Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarını mercek altına alarak teknoloji üretimini ve yatırımlarını inceleyecek. Ardından 7 Ekim’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapacağı kapalı oturumda detaylı değerlendirme yapacak.

Parçacık Hızlandırıcı Fiziği ve ilgili alanlardaki çalışmalarda Avrupa Birliği’nin uzun dönem stratejilerini belirleyen ve Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) ile üyelik bağı olan ülkelerden temsilcilerin yer aldığı ECFA’nın (The European Committee for Future Accelerators) bir alt kurulu olan Restricted ECFA, 6-7 Ekim 2017’de Türkiye’yi ziyaret ediyor. Boğaziçi Üniversitesi, RECFA heyetinin Türkiye’de gerçekleştireceği açık oturumun, İstanbul Bilgi Üniversitesi ise kapalı oturumun ev sahipliği yapacak.

Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek ziyaret kapsamında 6 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde parçacık fiziği alanında Avrupa’nın ve Türkiye’nin en önemli uzmanlarının katılacağı bir açık oturum gerçekleştirilecek.

Açık oturumda Türkiye’de parçacık fiziği ve ilgili alanlarda sürdürülmekte olan çalışmalar değerlendirilecek; bu alandaki bilimsel çalışmalar, altyapı imkânları, insan kaynağı yatırımları ve toplum-sanayi etkileşiminden teknolojik kazanımlara kadar farklı başlıklarda Türkiye’deki durum RECFA üyelerine sunulacak. 7 Ekim tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapılacak olan kapalı oturumda ise RECFA üyeleri Türkiye hakkındaki ön değerlendirmesini gerçekleştirecek.

2006’dan bu yana CERN / LHC ATLAS Deneyi’nde görev alan ve 2011’den beri deneye Türkiye’den Boğaziçi Üniversitesi şemsiyesi altında katılan bilim insanlarının yer aldığı ekibin liderliğini üstlenen Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erkcan Özcan, söz konusu toplantıda Türkiye’nin Avrupa’da hızlandırıcı teknolojisi alanında yapılan çalışmalara nasıl entegre olacağı başta olmak üzere, CERN’ün geleceğinin de ele alınacağı farklı başlıkların masaya yatırılacağını belirtti.

Türkiye’nin parçacık fiziği alanında CERN çatısı altındaki yürüttüğü çalışmaların 1954’e dek uzandığını anımsatan Erkcan Özcan, Türkiye’nin 2015 yılında CERN’e asosiye üye statüsü almasıyla birlikte CERN ile ortak projeler geliştirmek adına önemli bir adım atıldığını belirtti. Yüksek enerji fiziği alanında kullanılan hızlandırıcıların üretiminde Türkiye açısından CERN başta olmak üzere bu alanda önemli işbirliği fırsatları olduğuna dikkat çeken Erkcan Özcan, bu toplantıyla Türkiye’nin potansiyelinin ortaya konularak parçacık fiziğinin çeşitli alanlarında alabileceği aktif rolün gündeme geleceğini belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi’nin RECFA heyetinin Türkiye’de gerçekleştireceği ilk etkinliğe ev sahipliği yapacağını ifade eden Prof. Dr. Erkcan Özcan toplantıya Türkiye’den ve Avrupa’dan deneysel parçacık fiziği üzerine çalışan uzmanların yanı sıra, TÜBİTAK ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türk Fizik ve Astronomi derneklerinden de temsilcilerin katılımlarının beklendiğini ekledi.

Kaynak : Boğaziçi Üniversitesi

İstanbul Teknik Üniversitesi ”İstanbul-Kimya Mühendisliği Tasarım Etkinliği ”ne Ev Sahipliği Yapacak

İstanbul Teknik Üniversitesi “İstanbul-Kimya Mühendisliği Tasarım Etkinliği”ne Ev Sahipliği Yapacak.  İstanbul Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde 6 Mayıs 2017 Cumartesi günü Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde İstanbul-Kimya Mühendisliği Tasarım Etkinliği düzenlenecek.

İTÜ Kimya Mühendisliği tarafından ilk kez gerçekleştirilecek olan bu etkinliğe; Beykent Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi son sınıf öğrencileri hazırladıkları kimyasal tesis projeleri ile katılacaklar.

Yaklaşık 60 proje grubunun katılacağı etkinliğe 400 kişi civarında da katılım gerçekleşecek. Etkinliğe katılan öğrencilere katılım sertifikası verilirken, projelerle ilgili olarak bir de özet kitabı bastırılacak. Farkındalık yaratacak bu etkinlikte birincilik, ikincilik, üçüncülük ve 3 tane de mansiyon ödülü olmak üzere 6 ödülün sahiplerine verilmesi TKDS tarafından üstlenilmiştir.

Etkinlik Programı

13:00 – 13:30 Açılış Konuşması (Gülhayat Nasün Saygılı- Murat Akyüz)

13:30 – 16:00 Poster Oturumu

16:00 – 16:30 Kahve Molası

16:30 – 17:10 Konuşma (Timur Erk – Türkiye’de ve Dünya’da Kimya Sanayi Dünü Bugünü Yarını)

17:10 – 18:00 Ödül Töreni

Kaynak : turkchemonline

Boğaziçi Üniversitesi Destekli ”Açık Ders”ler ”Bilimden Yaşama Yaşamdan Bilime” Seminerleri Bahar Yarı Yılı Boyunca Sürecek

Boğaziçi Üniversitesi Destekli ”Açık Ders”ler ”Bilimden Yaşama Yaşamdan Bilime” Seminerleri Bahar Yarı Yılı Boyunca Sürecek. Boğaziçi Üniversitesi’nin BU + Etkinlikleri kapsamında, Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin katkılarıyla, bilimsel konulara ilgi duyan herkes için başlattığı

“Açık Dersler” 2017 Bahar döneminde Beşiktaş Belediyesi işbirliği ve Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) desteğiyle gerçekleşecek yeni seminerlerle devam ediyor.

“Açık Ders” seminer dizisinin dördüncü dönemi 12 Nisan Çarşamba günü Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Bora Garipcan’ın vereceği “Biyomalzeme Tarihi, Çeşitleri, Kullanım Alanları” konulu seminer ile başlayacak. Seminer Akatlar Kültür Merkezi’nde saat 19:00’da gerçekleşecek ve ücretsiz olacak. Garipcan seminerde, vücudun işleyişine yardımcı olmak üzere üretilen biyomalzemeleri anlatırken, eski çağlara uzanan biyomalzemelerin, tarihi, çeşitleri, kullanım alanları ve gelecekte bizi nasıl biyomalzemeler beklediği sorunun cevapları hakkında bilgi verecek.

Açık Dersler 26 Nisan 2017 Çarşamba günü Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rana Sanyal’ın vereceği “Kanserle Mücadelede Elimizde Neler Var?” semineri ile sürecek. Sanyal, seminerinde; “Bir ilacın keşfinden eczanede rafa konuncaya kadar başından geçenler, son iki yılda kemoterapi ilaçlarındaki yenilikler, ilaçlardaki problemler, kansere karşı hiç yol kat ediliyor mu? Yeni ilaç yapabilir miyiz, neden şimdiye kadar yap(a)madık? Biz neler yapıyoruz?” sorularına cevaplar içeren deneyimleri paylaşacak.

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Neş’e Bilgin ise 8 Mayıs Pazartesi günü “Şu Mikrobun Ettikleri” konulu bir sunum yapacak. Bilgin sunumunda; “Tek hücreli ve gözle görünemeyen bu küçük canlılar gezegenimizdeki yaşam için neden çok önemli? Vücudumuzda bütün hücrelerimizin toplamından çok daha fazla sayıda mikrop bulunduğunu biliyor musunuz? Bu mikropların sağlığımız üzerindeki olumlu veya olumsuz etkileri neler? Antibiyotiklerle iyileşiyoruz derken hasta mı oluyoruz? Mikroplarla zayıflamak mümkün mü? Biyoteknoloji mikroplardan nasıl fabrikalar yaratır? Ucuz iş gücü: Çevre gönüllüsü olan mikroplar” konu başlıklarını işleyecek.

Boğaziçi Üniversitesi ile Beşiktaş Belediyesi işbirliğinde gerçekleşecek Açık Dersler, 17 Mayıs Çarşamba günü Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Berat Haznedaroğlu’nun ‘’Gıda-Çevre-Enerji bağlantısında yosunlar ve günlük hayatımızdaki rolleri’’ başlıklı semineri ile son bulacak. Haznedaroğlu seminerinde, Maya ve Aztek’lerin besin olarak tükettiği, modern çağın ise yeni süper gıdası olarak değerlendirilen yosunlar dünyasında genel bir girizgah yapacak, yosunların biyoyakıt, gıda, ilaç ve günlük yaşamımızdaki diğer kullanım alanları üstünde duracak.

Geçtiğimiz Bahar ve Güz dönemlerinde Beşiktaş Belediyesi işbirliğiyle, 2017 Kış döneminde de Sarıyer Belediyesi ile sürdürülen Açık Ders seminerlerinin Beşiktaş Belediyesi ile sürecek 2017 Bahar Dönemi, Akatlar Kültür Merkezi’nde saat 19:00’da ücretsiz olarak izlenebilecek.

Kaynak : Boğaziçi Üni

BOÜ, Biyomedikal’de Geliştirilen ‘’İnsansı Protez El’’ ile Hissedebilen Yapay Organlara Kapı Aralanıyor

BOÜ, Biyomedikal’de Geliştirilen ‘’İnsansı Protez El’’ ile Hissedebilen Yapay Organlara Kapı Aralanıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde TÜBİTAK 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı desteğiyle insan elinin fonksiyonları ve yeteneklerinden hareketle Türkiye’de ilk denebilecek özelliklerde ‘’İnsansı Protez El’’ geliştirilmekte.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü, Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın liderliğinde ortopedi, cerrahi ve mekatronik gibi alanlarda uzman isimlerden oluşan bir ekip üç yıldır bu proje üzerinde çalışıyor.

Prof. Dr. Mehmed Özkan, Protez El ve Robot El teknolojilerinin son yıllarda önemli bir araştırma- geliştirme alanı haline geldiğine dikkat çekerek, Boğaziçi Üniversitesi olarak Türkiye’de ilk defa tümüyle yerli kaynakları kullanarak insan anatomisinden esinlenen bir Protez El (Antropomorfik Hibrit Protez El) geliştirdiklerini belirtti.

Protez uzuvlar için yapılmakta olan AR-GE çalışmalarının robot teknolojileri ile pek çok ortak yönü olduğunu ifade eden Özkan, Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü Robot Laboratuvarı’nda geliştirilen İnsansı Protez El’in (Antropomorfik Hibrit Protez El) insan anatomisine yakın özelliklere sahip olmasını hedeflediklerini; dolayısıyla hastaların daha kolay kullanabilecekleri bir medikal cihaz geliştirmekte olduklarını söyledi.

Kişiye özel protez el tasarlanabilecek

Prof. Dr. Özkan proje hakkında şu bilgileri verdi: “Yaptığımız çalışmada, insan el anatomisini inceleyerek ve günümüz teknolojisi ile en yakın modellemeyi tasarlayarak protezin mekanik üretimini üç boyutlu yazıcı ile gerçekleştirdik. Üç boyutlu yazıcı kullanmak bize cihaz üzerinde farklı tasarımları denemek açısından büyük avantaj sağladı. Ayrıca üç boyutun bize ileride hastanın anatomik bilgileriyle kişiye özel el tasarlayabilme imkânı da vereceğini düşünüyoruz. Geliştirdiğimiz elin literatürde kabul gören fonksiyon testlerinin yanı sıra simülasyon analizleri başarıyla tamamlandı. Şimdiki hedefimiz, elini veya diğer bir deyişle, ön kol fonksiyonunu kaybetmiş hastaların bu fonksiyonlarını yeniden kazanmalarına yardımcı olacak, insan anatomisine yakın bir modelin klinik aşamasına geçebilmek’’.

Mevcut protezlerden daha fazla hareket ve fonksiyon imkânına sahip olacak

Prof. Dr. Özkan şöyle devam etti: ‘’İnsanın elini kaybettiği zaman kaybettiği fonksiyonlardan biri de dokunma duyusudur. Ancak dokunma duyusu sadece önemli fonksiyonlardan biridir. Bunun dışında elin kontrolü başlı başlına karmaşık bir problemdir. Geliştirdiğimiz ilişme elde sinir sistemi ve kas sisteminden elde ettiğimiz sinyalleri kontrol işaretine dönüştürerek ele istenen hareket fonksiyonunu yeniden kazandırmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken yine biyolojik sinir sistemlerinden esinlenen öğrenme algoritmalarından yararlanıyoruz’’.

Özkan, halen piyasada bulunan protez cihazların hasta anatomisine uygun olmadığı için hareket kabiliyetini oldukça sınırladığına dikkat çekti. Hastaların doğal hareketi elde edememe, cihazın pil sorunları ve ağırlığı nedeniyle kullanım zorlukları gibi sorunların yaşandığını ekleyen Özkan, Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen insansı protez elin bu sorunların üstesinden gelecek yaklaşımlarla insan anatomisine en uygun biçimde geliştirilmeyi amaçladıklarını vurguladı.

İnsan elinin mekaniğinin çok karmaşık bir yapı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Özkan bu karmaşık mekaniği çözebilmek ve insan anatomisine en yakın ele ulaşmak için farklı çözümler bulmaya çalıştıklarını, bu çerçevede parmakların hareketini sağlarken motor kullanmak yerine parmaklar arasında bağlar kurarak eli hareket ettirmeyi tercih ettiklerini belirtti.

Kaslardan alınan sinyaller parmaklarda harekete dönüşüyor

Protez elin hareketi hastanın koluna takılan, bilezik formatındaki ‘’Armband TM’’ sayesinde gerçekleşiyor. Armband hastanın kaslarının ürettiği sinyalleri alarak protez ele iletiyor. Proteze ele iletilen hareketin doğru algılanmasıyla da hareket gerçekleşiyor.

Geliştirilen protez el prototipinin tutma, açma, sıkma gibi temel hareketleri rahatlıkla yapabildiğini belirten Özkan, sözlerine şöyle devam etti: ‘’İnsan elinde parmakların yaklaşık 24 farklı hareket ekseni mevcut. Hali hazırda var olan protez ellerde bu sayı ise 10 civarında, dolayısıyla çok düşük. Biz tüm parmakların hareket fonksiyonlarını içeren hareketler saptadık. Bunlar arasında tutma hareketi, açma hareketi, sıkma hareketi gibi hareketler var. Hedefimiz protez elde parmakların tüm hareket serbestisini kullanmalarını sağlamak. Burada ayrıca Protez El sekiz kanaldan sinyal alıyor. Bu sinyalleri yapay sinir ağlarını kullanarak yorumlayan bir algoritma çalışıyor. Gelen sinyalleri sanki normal fizyolojik sistemde olduğu gibi sinyal olarak algılıyor, analiz ediyor, hangi hareket olduğunu gönderiyor ve parmağa gönderiyor. Ama hedefimiz sinir bağlantılarını da doğrudan yapacak bir seviyeye ulaşmak’’ .

Üç yıl içinde hastalar tarafından kullanılması hedefleniyor

Dünyanın önde gelen birçok araştırma merkezlerinde uygulanmakta olan yöntemlerle yetinmeyerek çalışmalarını bir sonraki aşamaya da taşımayı amaçladıklarını ifade eden Özkan, projenin sonraki evrelerinde cerrahi yöntemlerle protezin kola montajını gerçekleştirerek, insan sinir sistemine entegre bir yapıyı hedeflediklerinin altını çizdi. Prof. Dr. Mehmed Özkan, medikal bir cihazın piyasa çıkma süresinin fikir aşamasından sonra ortalama sekiz yıl sürdüğünü belirterek, önümüzdeki üç yıl içinde ise cihazı hastalar tarafından kullanılabilir bir prototip olarak geliştirme yönünde çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.

Proje ekibi, Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın yanı sıra, Doç. Dr. Burak Güçlü, Prof. Dr. Semih Takka (ortopedist ve el cerrahisi uzmanı), Boğaziçi Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışan Doç. Dr. Erkan Kaplanoğlu, Dr. Ersin Toptaş, doktora adayı Ahmet Atasoy, master öğrencisi Engin Kaya, master çalışmalarını tamamlayıp İngiltere’de doktora çalışmalarını sürdüren Yasin Çotur, doktora öğrencileri Mehmet Turpçu, Shavkat Kuchimov ve Caner Gümüş’den oluşuyor. Ayrıca zaman zaman kısa süreli stajyer öğrenciler de ekibe katkı sağlıyor. Bunlardan en son ekipte yer alan misafir öğrenci ise ERASMUS kapsamında Almanya’dan gelen Gülfize Sava.

Kaynak : BOÜ