Atatürk Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü Akademisyeni Lityum Bataryalara Rakip Yakıt Pili Geliştirdi

Atatürk Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü Akademisyeni Lityum Bataryalara Rakip Yakıt Pili Geliştirdi. Erzurum’da Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Bayrakçeken Yurtcan, geliştirdiği nanomalzemeler aracılığıyla elektrikle çalışan araçlarda 5 dakikalık dolumla şarj olup yaklaşık 480 kilometre yol gitmeyi sağlayan ve lityum bataryalı araçlara da rakip olacak yakıt pili üretti.

Üniversitenin Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi olan ve yakıt pilleri üzerine 16 yıldır bilimsel çalışma yapan Doç. Dr. Yurtcan, bu alanda önemli başarılara imza attı. Elektrikle çalışan araçlardaki lityum bataryaya rakip olacak yakıt pili alanındaki çalışmasıyla geçen yıl Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülü’nü (GEBIP) alan Yurtcan, geliştirdiği nanomalzemeler sayesinde elektrikle çalışan otomobillerde 5 dakikalık dolumla şarj olan yakıt pili üretmeyi başardı.

Elektrikli araçlarda lityum bataryalar yerine kullanılabilmesi bakımından önem arz eden ve 5 dakikada şarj olan yakıt pillerinin takılacağı araçlar, 480 kilometre yol kat edebilecek.

Çevre dostu olan yakıt pili, bu özelliği dolayısıyla elektrikli araçlarda kullanılan ve 30 dakika ile 12 saat arasında dolup 240 kilometre gitmeyi sağlayan lityum bataryalara rakip olacak.

Yurtcan, Birleşmiş Milletler (BM) “11 Şubat Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Uluslararası Günü” dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, bilimsel çalışmalarını daha çok yakıt pilleri üzerinde yaptığını ve bunlar için nanomalzeme geliştirdiğini söyledi.

Doç. Dr. Ayşe Bayrakçeken Yurtcan, elektrikli otomobillerde yakıt pilli ya da lityum bataryalı olmak üzere iki sistem kullanıldığını ifade ederek, bu sistemler arasındaki farkı şöyle anlattı:

“Lityum bataryaların şarj süresi 30 dakika ila 12 saat ve oldukça yüksek, ayrıca bir şarjla yaklaşık 240 kilometrelik yol gidiliyor. Bizim ürettiğimiz yakıt pillerinde ise 5 dakikalık dolumla yaklaşık 480 kilometre yol gidilebiliyor. Yakıt piline hidrojeni beslediğimizde hidrojenin dolumu yaklaşık 5 dakika sürüyor. Yani içten yanmalı motorun deposu ne kadar sürede doluyorsa yakıt pilli araçlarda da o şekilde doluyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ödül aldı
Üniversitelerde bu konularda daha farklı çalışmalar yapıldığını anlatan Yurtcan, yakıt pili çalışmalarıyla 2017 TÜBA GEBİP ödülünü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldığını söyledi.

Doç. Dr. Yurtcan, söz konusu bilimsel çalışmaları devletin desteklediğini ve önemsediğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Kalkınma Bakanlığı yakıt pili konusunda alt yapıyı oluşturmak için proje çağrısına çıktı. Nano teknolojide en çok dikkat etmemiz gereken sağlık, enerji ve savunma sanayi. Biz enerji ayağındayız. Şu an dünyada yüzde 75 oranında fosil yakıt bazlı enerji kullanımı var. Dolayısıyla biz yakıt pilleriyle hidrojeni kullanarak çevresel olarak çok temiz ve sadece su buharının çıktığı bir sistemle elektrik elde etmiş olacağız. Bu hidrojeni de alternatif kaynaklardan elde ettiğimizde daha çok temiz ve çevre dostu teknolojiyle elektrik üretimi gerçekleştireceğiz.”

Kaynak : Anadolu Ajansı

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu

“100/2000 YÖK Doktora Bursu” Projesi Kapsamında Desteklenecek Üniversiteler ve Alanlar Belli Oldu. 100 tematik alanda 2 bin kişiye yönelik aylık bin 550 Lira doktora bursu verilecek üniversiteler ve programları açıklandı. Üniversitelerinizin web sayfalarından duyuruları takip ederek başvuruda bulanabilirsiniz !!!

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki doktoralı insan sayısını artırmak için “100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Projesi”ni başlattıklarını hatırlattı.

Doktoralı insan sayısında gerilerdeyiz

Kalkınmış ülkelere bakıldığında, doktoralı insan sayısının çok yükseklerde olduğuna işaret eden Saraç, Çin’de bin kişiye 2.2, Amerika’da bin kişiye 1.7, Avrupa Birliği ülkelerinde bin kişiye ortalama 1.5 doktoralı insan düşerken Türkiye’de bu sayının bin kişiye 0.4 oranında olduğunu söyledi.

Doktora için bin / bir hedefini koyduk

Ülkenin kalkınmış ülkeler arasındaki sıralamasını yükseltmek için doktoralı insan gücünün artırılması gerektiğinin altını çizen Saraç, “Biz de bu bağlamda bin/bir hedefini koyalım diyoruz. Yani bin kişiye 1 doktoralı kişi. Buradaki maksadımız aslında endüstriye de sanayiye de bir doktoralı iş gücü, doktoralı insan gücü kazandırmak.” dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” kapsamında Türkiye için öncelikli alanlarda nitelikli bilgi üretmek amaçlı doktoralı insan kaynağına olan ihtiyacı karşılamak üzere, devlet üniversitelerindeki doktora programlarında öğrenim gören öğrencileri desteklemek için yükseköğretim tarihinde ilk kez doktora bursu verileceğini hatırlatan Saraç, dünyanın da üniversitelerden, ürettikleri bilginin kullanımında etkin rol oynamasını beklediğine işaret etti.

Artık üniversitelerin sadece kitlesel eğitim ile yetinmediğini, ürettikleri ve öğrettikleri bilginin kullanımının ekonomik, sosyal alanlarda değer bulmasını takip ettiklerini ve hedef olarak gördüklerini ifade eden Saraç, YÖK olarak bu amaçla üniversitelerdeki enstitülerin, araştırma merkezlerinin girişimci doğalarını, disiplinler üstü ve disiplinler arası çalışmalarını desteklemeye kararlı olduklarını vurguladı.

“‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi”

Bu bağlamda doktora programlarının gelişmesine ve bu programlara, mezun olan en parlak öğrencilerin katılabilmesine her zamankinden daha fazla emek harcayacaklarını bildiren Saraç, şöyle devam etti:

“Bu düşünceyle ‘Gelecek 10 Yıl İçin Güçlü Nesiller Yetiştirme’ Projesi’ni başlatıyoruz. Bu öğrencileri 100/2000 YÖK Doktora Bursu ile mali olarak destekleyeceğiz. Yani ülkemizin ihtiyacı olan 100 alanda, 2 bin öğrenci YÖK bursu ile, Türkiye’nin güçlü üniversitelerinde doktora yapacak. Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizler de öğrencilerin çalışmalarında gösterdiği başarıyı ve akademik performanslarını dikkate alarak, eğitimleri boyunca, özellikle araştırma kavramına yönelik olarak, kendilerine özgün olanaklar sunmaya çalışacağız.

Bu projenin önemli bir ayağı, YÖK’ün bu doktora programlarının eğitim ve araştırmalarını, ulusal ve uluslararası yaptıkları araştırma ve yayınlarını kalite süreci açısından takip kararı almış olmasıdır.”

YÖK Başkanı Saraç, 100/2000 doktora programını bir mükemmeliyet ve prestij programı olarak gördüğünü belirtti.

Seçilen 100 doktora alanının, 2013’ten itibaren dünya bilim literatürüne katılan “Yükseköğretimde Akıllı Uzmanlaşma-Smart Specialisation” çalışmaları ve onlarca bilim insanının fikri alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Saraç, “Bu kavramın esas gayesi, 21. yüzyılda öne çıkan yüksek teknoloji, inovasyon ve gerekli insani ve sosyal değerlerin çalışmalarını ve araştırmalarını üretmek ve ülkeye bu alanda bilim insanı kazandırmaktır. Bunu yaparken de kamu finansmanını doğru ve verimli harcamak ile yükseköğretim çalışma alanlarında dublikasyonu önlemek de üzerinde durulan diğer iki noktadır. Projeyi başarılı olması dileği ile yükseköğretim camiasına sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bilim alanları

YÖK, 22 Aralık 2016-12 Ocak 2017 tarihleri arasında 100 tematik alanda başvuru ilanına çıktı. Üniversiteler bu alanlar arasından seçtikleri en fazla 10 alt alan için yetiştirecekleri öğrenci sayılarını, kurumsal kapasitelerini ve ilgili alanlarda yetkinliklerine ilişkin YÖK’e başvurdu.

YÖK’e “temel bilimler”, “mühendislik ve mimarlık”, “sağlık” ile “sosyal bilimler” üst alanlarında 73 farklı üniversiteden gelen toplam 635 başvuru ve 2 bin 964 kontenjan talebi ön değerlendirmeden geçirildi.

YÖK’ün kararı doğrultusunda belirlenen 53 üniversiteye öğrenciler doktora bursu başvurusu yapılabilecek.

Bu üniversiteler şu şekilde:

“Abant İzzet Baysal, Abdullah Gül, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Anadolu, Ankara Sosyal Bilimler, Ankara, Ankara Yıldırım Beyazıt, Atatürk, Boğaziçi, Bursa Teknik, Bülent Ecevit, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Düzce, Ege, Erciyes, Erzurum Teknik, Eskişehir Osmangazi, Fırat, Galatasaray, Gazi, Gaziosmanpaşa, Gebze Teknik, Hacettepe, Harran, Hitit, İnönü, İskenderun, Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, İzmir Katip Çelebi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karabük, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Marmara, Mersin, Namık Kemal, Necmettin Erbakan, ODTÜ, Ömer Halisdemir, Sakarya, Selçuk, Süleyman Demirel, Trakya, Türk-Alman, Uludağ, Yalova, Yıldız Teknik.”

Gerçekleştirilen paneller neticesinde, temel bilimler, mühendislik ve mimarlık alanlarında 46 üniversitede 855 kontenjan için alt alanlar şöyle belirlendi:

“Akıllı malzemeler, biyobenzetim, bilgi güvenliği, biyoenformatik, biyomalzeme ve doku mühendisliği, biyomedikal ekipmanlar (tıbbi cihazlar), enerji depolama ve enerji malzemeleri, güç ve depolama teknolojileri, hava ve uzay araçları tasarımı, hidrojen ve yakıt pilleri, insan-bilgisayar etkileşimi, insan beyni ve nörobilim, insansız sistemler, mikro ve nanoteknoloji, mimarlık, nanobiyoteknolojik güdümlü ilaçlar, nükleer enerji, örüntü tanıma analizi, savunma bilişimi, modelleme ve simulasyon, savunma sistemleri entegrasyonu, sensör teknolojileri, sürdürülebilir ve akıllı kentler, sürdürülebilir yapı malzemeleri ve teknolojileri, sürdürülebilir, etkin tarım, ulaştırma akıllı ulaşım sistemleri, veri madenciliği ve veri depolama, yeni 3B eklemeli üretim, yeni nesil kompozitler ve çok işlevli nanokompozit malzemeler, yenilenebilir enerji kaynakları/teknolojileri.”

Sosyal bilimler alanında 28 üniversitede 246 kontenjan için alt alanlar ise şöyle oldu:

“Afrika çalışmaları, aile psikolojisi, anayasa hukuku, Balkan çalışmaları, deniz ticaret hukuku, Ermenice, fikri mülkiyet hukuku, göç çalışmaları, hadis, idare hukuku, katılım bankacılığı, kentsel dönüşüm çalışmaları, klinik psikoloji, manevi danışmanlık, medeni yargılama usulü hukuku, okul öncesi eğitim, Ortadoğu çalışmaları, özel eğitim (yetenekli, engelli vb), sosyal medya çalışmaları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, uluslararası güvenlik ve terör, Uzakdoğu çalışmaları, yoksulluk çalışmaları.”

Sağlık alanında 25 üniversite için 299 kontenjan için alt alanlar şöyle:

“Biyomalzeme ve doku mühendisliği, cerrahi hastalıklar hemşireliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, doğal ve bitkisel ürünler, kozmetik ürünler, farmasötik biyoteknoloji ve ilaç tasarımı, gen tedavisi, gıda-metabolizma etkileşimi, hastane enfeksiyonlarını önleme, iç hastalıkları hemşireliği, kanser epidemiyoloji, metabolizma (obezite, diyabet ve ateroskleroz), moleküler farmakoloji ve ilaç araştırmaları, moleküler onkoloji, moleküler patoloji, moleküler ve hücresel gastroenteroloji, odiyoloji, psikiyatri hemşireliği, tümör immunolojisi.”

Belirlenen alanlarda doktora yapacaklara aylık bin 550 Lira 4 yıl süreyle verilecek.​

100 / 2000 YÖK Doktora Bursları Türkiye’nin projesi

Saraç, bu projeyi ‘Türkiye’nin projesi’ olarak niteledi ve Yeni YÖK olarak ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak bu büyük adımla gurur duyuyoruz dedi.

“100/2000 YÖK Doktora Bursları Projesi” ne ilişkin detaylı bilgi için:

http://www.yok.gov.tr/web/100-2000/ana-sayfa

TÜBA’dan Öğretmenlere “II. Uygulamalı Bilim Eğitimi Kursu”

TÜBA’dan Öğretmenlere “II. Uygulamalı Bilim Eğitimi Kursu” TÜBA, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile imzaladığı protokol çerçevesinde ve TÜBA Bilim Eğitimi Programı kapsamında; temel bilimler öğretmenlerine yönelik “II. Uygulamalı Bilim Eğitimi Kursu” düzenliyor. Sorgulamaya dayalı öğrenme ve temel bilim eğitiminin etkinleştirilmesine katkı sağlamayı amaçlayan Kurs, 31 Ağustos -4 Eylül tarihleri arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek.

15 farklı ilden 105 öğretmen
Nisan ayında Gazi Üniversitesi’nde birincisi düzenlenen Program’ın ikincisine yine MEB tarafından seçilmiş olan 15 farklı ilden 105 öğretmen katılacak. Toplam beş gün sürecek olan eğitim programında alanında uzman 33 akademisyen ile TÜBA Bilim Eğitimi Çalışma Grubu Üyesi ve Asosiye Üye Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay Belen ve Akademi’nin Asli Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu, Asosye Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin tarafından eğitimler verilecek.

31 Ağustos’ta başlayacak olan eğitim programı; TÜBA Bilim Eğitimi Çalışma Grubu Üyesi ve MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Doç. Dr. Ali Yılmaz, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, TÜBA Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar’ın açılış konuşmaları ile açılacak.

Sorgulamaya dayalı öğrenme
TÜBA Bilim Eğitimi Çalışma Grubu tarafından yürütülen ve 4 Eylül’de sona erecek olan Kurs’ta; fizik, kimya, biyoloji, matematik ve sosyal bilimler alanlarına ayrılan öğretmen gruplarına hem uygulamalı hem de teorik içerikli eğitimler verilecek.

Bilimsel Argümantasyon, Sorgulamaya Dayalı Laboratuvar Uygulamaları, Yaratıcı Düşüncenin Nörobiyolojisi, Fizik Öğretiminde Araştırma Sorgulama Yöntemi Uygulamaları, Bilimin Doğası ve Bilimsel Bilginin Unsurları, Şifreleme Teorisi, Matematikte Problem Çözme Stratejileri gibi başlıklar altında gerçekleştirilecek olan bu yoğun program öğretmenin öğretme süreci içinde öğrenciyle fizik, kimya, matematik, biyoloji, sosyal bilimler alanlarında çok daha etkin bir iletişimle doğru eğitimi amaçlıyor.

TÜBA Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Türkiye ve dünyada bilim eğitiminin genç kuşaklara sevdirilmesi ve daha etkin hale getirilmesi, eğitim alanında önemli ihtiyaçlardan biridir. Bu bağlamda TÜBA, diğer ulusal akademiler gibi, ‘Bilim Eğitimi Programı Çalışma Grubu’nca çeşitli faaliyetler gerçekleştirmektedir. Yürütücülüğünü TÜBA Asli Üyesi Prof. Dr. Mustafa Safran’ın yaptığı “TÜBA Bilim Eğitimi çalışma Grubu”nca hazırlanan, MEB ile TÜBA arasında yapılan protokol çerçevesinde düzenlenen ve Atatürk Üniversitesi’nin ev sahipliği ve katkısıyla gerçekleştirilecek olan ‘II. TÜBA Uygulamalı Bilim Eğitimi Kursu’ da bu faaliyetler dizisinin devamıdır. Akademi’nin bilim eğitimi etkinlikleri ile ülkemizde de önemli bir sorun olan ‘temel bilim alanlarına ilgisizlik sorunu’nun çözümüne katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Bu etkinliğe katkıda bulunan MEB ve Atatürk Üniversitesi ile Akademi üyelerimize, bilim insanlarımıza, çalışanlarımıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Oldukça ilgi gören TÜBA bilim eğitimi faaliyetlerimiz, değişik etkinliklerle devam edecektir. ” dedi.

TÜBA’dan Öğretmenlere “II. Uygulamalı Bilim Eğitimi Kursu”

47. Uluslararası Kimya Olimpiyatı’nda Milli Takımımızdan Üstün Başarı

47. Uluslararası Kimya Olimpiyatı’nda Milli Takımımızdan Üstün Başarı. 47. Uluslararası Kimya Olimpiyatı’nda Milli Takımımız üstün başarı elde etti. TÜBİTAK’ın önderliğinde oluşturulan 4 kişilik Milli Takımımız 1 altın ve 3 gümüş madalya kazandı.

20-29 Temmuz 2015 tarihlerinde Azerbaycan’nın Bakü kentinde gerçekleştirilmiş olan 47. Uluslararası Kimya Olimpiyatı’nda tüm öğrencilerimiz madalya kazandı. 74 ülkenin katılımıyla gerçekleşen uluslararası yarışmada Ülkemizi temsil eden Baturalp YALÇIN altın, İlker DEVECİ, Furkan BAHAR ve Muhammet ÇAYLI gümüş madalya sahibi oldular.

TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı (BİDEB) tarafından organizasyonu yürütülen 47. Uluslararası Kimya Olimpiyatı’nın akademik yöneticiliğini ekip lideri olarak Atatürk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Arif DAŞTAN ve Doç. Dr. Uğur BOZKAYA ile Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nden Doç. Dr. Yasin ARSLAN katılmıştır.

Ülkemiz, 1978 yılından beri düzenlenen bu yarışmada bugüne kadar 11 altın, 37 gümüş ve 34 bronz madalya kazandı.

Olimpiyatlara katılan tüm öğrencilerimizi tebrik ediyoruz.

47. Uluslararası Kimya Olimpiyatı’nda Milli Takımımızdan Üstün Başarı

 

Kaynak : Tübitak

“Bor Nitrür” Hayatımızı Değiştirebilir.

“Bor Nitrür” Hayatımızı Değiştirebilir. “Bor nitrür”ün ilaç kullanmadan ve enfeksiyon riski taşımadan kemik kırılmasını yüzde 50 daha erken iyileştirdiği tespit edildi. Anadolu Üniversitesi (AÜ), Atatürk Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi iş birliğinde bilimsel çalışma yürütüldü.

AÜ Materyal Bilimi ve Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuran Ay, 1996 yılından beri borun 250 bileşenden biri olan “bor nitrür”le çalışmalarını yürüttüğünü söyledi.

“Bor Nitrür”ün doğada bulunmayan bir bileşik olduğunu belirten Ay, 2012 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zekai Halıcı koordinatörlüğünde “Kemik Kırık İyileşmesinde Bor Nitrürürün Rolü” adlı çalışmaya başladıklarını kaydetti.

Yaptıkları çalışmalar sonucunda bor nitrürün kemik kırıklarının iyileşmesinde büyük bir performans gösterdiğini anlatan Ay, şöyle konuştu:

“Kemiklerin antibiyotik ve diğer ilaçları kullanılmadan daha hızlı iyileşmesini sağladık. Yaptığımız çalışmalara ve elde ettiğimiz verilere göre kırığın iyileşme süresi yüzde 50’den daha fazla kısaldı. Başarılı bir şekilde, hiç enfeksiyon olmadan iyileştiği tespit edildi. Özellikle sporcu yaralanmaları ve kısa süreli çıkılan kayak tatillerinde meydana gelen yaralanmalar açışından bu çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz.”

Çalışmanın 2015 yılında sonlanacağını aktaran Ay, konuyla ilgili Türk Patent Enstitüsü’ne başvuru yaptıklarını sözlerine ekledi.

bilimsel araştırma

 

 

Kaynak : Star

Propolis’in antioksidan ve daha birçok faydası Atatürk Üniversitesi Kimya Bölümü tarafından kanıtlandı

Propolis’in antioksidan ve daha birçok faydası Atatürk Üniversitesi Kimya Bölümü tarafından kanıtlandı. Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin tarafından yapılan bilimsel çalışmada, propolisin çok kuvvetli antioksidan etkiye sahip olduğu, kanseri engellediği, mide ülserine iyi geldiği, ağız ve diş yaralarını iyileştirdiği, bakteri ve virüslere karşı etkili olduğu ve yaşlanmayı geciktirici özelliğinin olduğu belirlendi.

Türkiye Bilimler Akademisi üyesi de olan Gülçin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir arıcılık ürünü olan propolisin eskiden beri Anadolu’da yaygın kullanıma sahip olduğunu belirterek, halk arasında bu kadar yaygın kullanıldığı için merak ettiklerini ve bunun için propolis üzerine bilimsel çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Yaptıkları çalışmada propolisin birçok özelliğini tespit ettiklerini anlatan Gülçin, literatüre bakıldığında özellikle birçok biyolojik aktiviteye sahip olduğunu ve bunun da biyolojik ve farmakolojik aktivitelerin özellikle antibakteriyel, antiviral, antitümör, antikanser ve antieging etkilerinin bulunduğunu ifade etti.

Bölgede bitki çeşitliğinin çok fazla olduğunu ve bunun arıcılık ürünlerine artı bir değer kattığına dikkati çeken Gülçin, “Bölgeden taze propolis numunesini aldık. Bunun antioksidan ve radikal giderme özelliklerini araştırdık. Çok mükemmel aktiviteler gözlemledik. Özellikle standartlarla kıyasladığında neredeyse kullanılan en kuvvetli antioksidanlardan daha kuvvetli etkiye sahip olduğunu gördük” dedi.

Propolisin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullandığı yönünde çıkan haberlerden sonra yeniden gündeme geldiğini vurgulayan Gülçin, çalışmanın ikinci ayağında TÜBİTAK ile ortak yaptıkları çalışmalarda propolisin bu etkili özelliklerinin hangi maddelerden kaynaklandığını araştırdıklarını vurgulayarak, propoliste 300’den fazla uçucu ve diğer organik bileşenlerin olduğunu, özellikle fenolik ve polifenolik içerik açısından oldukça zengin olduğunu belirtti.

Propolisin protein yapı taşları olan aminoasitler açısından da çok zengin olduğunun altını çizen Prof. Dr. Gülçin, şunları kaydetti:

“Zaten farmakolojik ve biyolojik etkilere sahip olan bileşenler bunlar. Propolisin yüzde 15’lik kısmını flavon ve flavonoitler oluşturuyor. Bunlar sağlık için son derece önemli bileşenlerdir. Bugün sebze ve meyvelerden tutun, özellikle sonbaharda çıkan bitkisel gıda kaynaklarındaki bileşenler fenoller ve flavonoitler ve buna benzer bileşenlerdir. Bizim yaptığımız araştırmalarda da özellikle kafeik asit ve kafeik asit fenetil esterinin bol miktarda bulunduğunu, ayrıca A ve C vitamini açısından da çok zengin olduğunu gözlemledik.”

“Uzun yaşamın sırrı: propolis”

Son zamanlarda yapılan çalışmalarda Ortadoğu insanının uzun yaşamlarının sırlarının araştırıldığını anımsatan Gülçin, “Uzakdoğu insanlarının hem uzun yaşamları hem de bağışıklık sistemlerinin daha kuvvetli olduğu bilinmektedir. Bunun sırrı diyetlerindeki propolisten kaynaklandığı söylenmektedir. Çünkü propolis savunma sistemini güçlendiriyor. Tümör hücrelerinin çoğalmasını, ülser hastalarının bir türlü başa çıkamadıkları helicobacter pylori mikroorganizmasına neden olan bakteriyi ciddi oranda engelliyor” ifadelerini kullandı.

Gerçekleştirdikleri çalışmanın yayımlandığı günden buyana 50’den fazla atıf aldığını vurgulayan Gülçin, şöyle devam etti:

“Özellikle ağız ve diş yaralarına ve diğer diş hastalıklarına propolis iyi geliyor. En önemlisi tümör hücrelerinin gelişimini ve ülsere sebep olan mikroorganizmayı önlüyor. Antibiyotik, antiviral özellikleri var. Virüslere karşı da çok etkili. Antikanser olduğu ispatlanmış. Bağışıklık sistemini ciddi şekilde desteklediğini biliyoruz. Yaşlanmayı geciktirici özelliği bulunuyor. Mikrobiyal ve viral enfeksiyonlara karşı etkili kullanılıyor.”

Propolisin dişçilik, eczacılık ve tıp gibi sağlık sektörlerindeki bilimsel araştırmalarda çok yaygın kullandığını belirten Gülçin, “Propolisin yara iyileştirici özelliği, çok kuvvetli antioksidan olduğu ve birçok hastalığa sebep olan serbest radikalleri giderdiğini kanıtladık. Özellikle biyolojik açıdan çok önemli olan bazı bileşenlerin propoliste bol miktarda bulunduğunu gözlemledik” dedi.

propolis

 

Kaynak : Anadolu Ajansı

Atatürk Üniversitesi Kimya Bölümünden Kivi Araştırması

Atatürk Üniversitesi’nde yapılan bilimsel bir çalışmada, kivinin kanser, kolesterol, tansiyon, kabızlık, gribal enfeksiyon başta olmak üzere çok sayıda hastalığa iyi geldiği tespit edildi.

Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin, kivinin ana vatanın Güney Çin olduğunu anımsatarak, meyvenin tropikal olmadığını daha çok Çin’de ve Hindistan’da bol miktarda üretildiğini söyledi.

Kivinin Türkiye’ye 1988 yılından sonra girdiğini ifade eden Gülçin, Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkezi Araştırma Enstitüsü tarafından adaptasyon çalışmalarının yapıldığını ve bu çalışmalar sonucunda kivinin Türkiye’de Marmara, Ege ve Karadeniz bölgesinde çok rahat adaptasyon sağladığını ifade etti.

Türkiye Bilimler Akademisi üyesi de olan Gülçin, kivinin ilk üretiminin yapıldığı dönemlerde astronomik fiyatlarda satıldığını ancak günümüzde normal meyvelerin fiyatına indiğini vurguladı. Fiyatların düşmesinin tüketimi hızlandırmak için oldukça önemli olduğunun altını çizen Gülçin, ”Kivi Türkiye’de farklı sanayilerde de kullanılmaya başlandı. Özellikle meyve sularında, kozmetikte, sabun ve şampuan üretiminde de kullanılmakta. Bunların yanı sıra ticari değeri gittikçe artmakta, tüketiciler kivinin önemini yavaş yavaş kavramakta” diye konuştu.

Kivi Türkiye’de yaygın üretim alanına sahip olduğu için kimyasal özellikleri, gıda değeri ve antioksidan özelliklerinin belirlenmesi için bilimsel bir çalışma yaptıklarını anlatan Gülçin, şunları kaydetti:

”Çalışmamız çok ses getirdi. Food Research İnternational dergisinde yayımlandı ve çok atıf aldı. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgulara bakınca, kivinin özellikle C vitamini açısından çok zengin olduğu gözlendi. Aslında meyvelerde ekşimsi tat veren tek madde C vitamini değil, sitrik asit gibi farklı bileşenlerde ekşimsi tadı veriyor. Kivideki ekşilik tadı daha çok C vitamininden kaynaklanmakta. C vitamini kivide çok ciddi değerlerde olduğunu saptadık. Bunun yanında antioksidan, radikal giderme, indirgeme kapasitesi gibi çok önemli özelliklerin de kivide olduğunu gözlemledik.”

KİVİ CİLDİ DE BESLİYOR

Kivinin içeriğini aydınlatmaya yönelik Marmara Araştırma Merkezi ile paralel çalışma yaptıklarını anlatan Gülçin, fenolik ve flavonoid özelliklerinin zengin olduğunu gözlemlediklerini ifade etti.

Kivinin Orta Asya ülkelerinde özellikle Çin’de yerel tıpta sıklıkla kullanıldığını hatırlatan Gülçin, kivinin daha çok kanser hastalarına yönelik kullanıldığını vurgulayarak, birçok kanser çeşidinin tedavisinde önemli yere sahip olduğunu belirtti. Prof. Dr. Gülçin, şöyle devam etti:

”Kivide lif oranı yüksek. Lif oranı yüksek olunca su tutma kapasitesi de yüksek oluyor. Buna bağlı olarak bağırsakları çalıştırması ve kabızlığı önlemesi ayrıca önemli bir özelliği. Kivinin tansiyon düşürücü ve kolesterol düşürücü etkileri olduğunu gözlemledik. Bayanlar dilimlenmiş kivileri cilde koydukları zaman cildi çok rahatlık beslediğini gözlemledik. Bunun yanı sıra sağlık açısından önemli yere sahip olan bazı minerallerin kivide bol miktarda olduğunu tespit ettik. Sodyum ve magnezyum başta olmak üzere kalsiyum, demir gibi birçok minerali de normal meyve standartlarından daha yüksek oranda olduğunu saptadık. C, E ve A vitamini bol miktarda bulunuyor.”

”ÇOCUKLARA, KİVİNİN FAYDALARI AŞILANMALI”

C vitamini bakımından zengin olan kivinin özellikle grip, nezle ve soğuk algınlığında sık kullanılmasını öneren Gülçin, kivinin herhangi bir yan etkisinin olmadığına dikkati çekerek, meyvenin faydalarını şöyle sıraladı:

”Kivinin çok fazla faydası var. Ama en bariz faydaları kivi kanser türlerinin geciktirilmesi ve yakalanma riskinin azaltılması açısından oldukça faydalı bir meyve. Antioksidan özelliğiyle kansere karşı koruyucu etkisi var. Kivinin yapısında bulunan lif oranı kabızlığı önlüyor. Tansiyon ve kolesterol düşürücü etkileri olduğu mevcut. Grip, nezle, hatta astım hastalığına faydalı. Özellik gribal enfeksiyonların sık görüldüğü günümüzde bol miktarda kullanılabilir.”

Prof. Dr. Gülçin, Türkiye’de ailelerin ve eğitim kurumundaki insanların, özellikle öğrenci ve çocuklara kivi tüketiminin sağlık açısından faydalarını aşılaması gerektiğini kaydetti.

kivi

 

Kaynak :kenthaber