Sistem Değişiyor, Üniversite Sınavı Kalkıyor !!

Sistem Değişiyor, Üniversite Sınavı Kalkıyor !! Üniversiteye girişi lise başarısı belirleyecek. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, TGRT Haber’de, üniversiteye giriş sisteminin değiştirileceğini açıkladı. Sisteme ilişkin ilk kez detaylı açıklamalarda bulunan Avcı, şunları kaydetti:

DERSHANEYE İHTİYAÇ KALMAYACAK:
2015’te dershanelere ihtiyaç kalmayacak. Sınavlar kalkıyor. Bizim SBS diye bir sınavımız vardı. Geçen yıl bunu kaldıracağımızı söyledik ve bu oldu. Aynen SBS’de olduğu gibi olacak. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulumuz, 1.5 sene önce yaptığı toplantıda üniversiteye giriş sisteminin yeniden biçimlendirilmesi için YÖK, MEB ve TÜBİTAK’ı görevlendirdi. Bu 3 kurum, 2 senedir çalışıyor. Araştırmalar, denemeler yapıyor.

AÇIK UÇLU SINAV DEVRİMCİ ADIMDI:
ÖSYM, 3-4 ay önce açık uçlu üniversite sınavı ile ilgili pilot bir uygulama yaptı. Açık uçlu sınavı nasıl yaparım, üniversite sınavında açık uçlu soruları nasıl kullanabilirim diye. Bu, çok önemli ve devrimci bir adımdı. Açık uçlu soruların değerlendirilmesi çok objektif olacak.

DOĞRUDAN LİSE MÜFREDATI:
Hayat eşittir 180 dakika olmayacak. Ortaöğretime geçişte SBS’yi kaldırarak başladık. İnşallah üniversiteye girişlerde de öğrencilerin lise 1, 2, 3, 4. sınıfların müfredatlarından edindikleri başarıları değerlendirmeye alan bir giriş sistemi üzerinde çalışıyoruz. Üniversiteye girişi doğrudan lise müfredatındaki başarıya endekslemek istiyoruz. Öğrenci, orada gösterdiği başarılarla üniversiteye gidebilecek. Böylece çocuk kendi 4 yıllık performansına bakarak ‘ben hangi üniversiteye girebilirim’ diye konuyu önce kendi vicdanında rasyonalize edecek.

üniversitee

 

Kaynak : sabah

TÜBİTAK, Milli LED lamba için proje başına 1 milyon TL destek verecek.

TÜBİTAK, Milli LED lamba için proje başına 1 milyon TL destek verecek.  Başta savunma olmak üzere, çeşitli sanayi sektörlerinde “yerli üretime” yönelen Türkiye, “milli LED” üretmek için de düğmeye bastı. TÜBİTAK, iç mekanlarda ve sokak aydınlatmalarında kullanılan LED’lerin, azami yerli teknolojiyle üretimi için proje başlattı. Projeyle, hem aydınlatma sistemlerinde ithalatı en aza indirmek hem de enerji verimliliğinin sağlanması hedefleniyor. Proje sonunda, enerji verimliliği düşük, tükettiği enerjiyi ısıya dönüştüren aydınlatma sistemleri yerine, enerji verimliliği yüksek LED tabanlı lamba geliştirilecek.

2 MİLYON TL’YE ÇIKABİLİYOR

4 Aralık’ta sona erecek başvurular çerçevesinde iç aydınlatma LED’leri için proje üst sınırı 24 ay. Bütçede sınır 1 milyon TL. Ortaklı projelerde rakam 1.5 milyon TL’ye çıkarılabilecek. Sokak aydınlatmalarında proje üst sınırı 36 aya kadar çıkarken, bütçe 1.5 milyon TL’yi bulacak. Ortaklı projelerde ise rakam 2 milyon TL’ye yükseltilecek.

ARADA 95 FİYAT FARKI VAR

HALOJENLERE oranla yüzde 94, klasik ampullere oranla yüzde 60’a varan verim artışının yakalandığı yeni nesil LED ürünlerde günde 10 saat kullanım sonucunda oluşan elektrik faturası, bir yılda sadece 3 TL oluyor. Oysa aynı aydınlatmayı sağlayan 50 Watt’lık bir halojen ampulün günde 10 saat kullanımının yıllık faturasının 63 TL’ye ulaştığı belirtiliyor.

led

 

Kaynak :aksam

Türkiye’nin altında hazine yatıyor “yanan buz”. Peki nedir bu yanan buz ?

Dünyada geleceğin enerji kaynağı olarak bilinen ve “yanan buz” olarak da tabir edilen metan hidratın Japonlar tarafından sürpriz şekilde üretilmeye başlanması uluslararası enerji hesaplarını değiştirdi.

Çok büyük kaynaklara sahip olduğu belirlenen Türkiye’nin rezerv tespiti ve üretim konusunda mesafe alabilmesi için Milli Metan Hidrat Projesi hazırlandı.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Günay Çifçi, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin acil olarak Milli Metan Hidrat Projesi’ni uygulamaya koyması ve yeni gemileri devreye alması gerektiğine dikkati çekti.

Yüksek basınç ve düşük sıcaklık nedeniyle katı buz parçalarının içinde metan gazının hapsolması ile oluşan metan hidratın dünyada ilk kez Karadeniz’de 1974 yılında Sovyet bilim insanları tarafından tespit edildiğini anlatan Çifçi, 1 metreküpünden 164 metreküp doğalgaz sağlanabilen metan hidratın, dünya fosil yakıt kaynaklarının yüzde 53’ünü oluşturduğunu belirtti.

Bu kaynağın tespiti ve enerjide kullanılması için özellikle 2000’li yıllar sonrası ardı ardına projeler açıklandığını, ABD, Almanya, Rusya, Fransa gibi ülkelerden üniversite ve enstitülerin bilimsel projeler yürüttüğünü, bu konuda son yıllarda doğalgaz fakiri olan Japonya, Çin, Güney Kore ve Hindistan’ın da araştırmalara başladığına değinen Çifçi, şu bilgileri verdi:

“Petrol şirketlerinin de dahil olduğu bu araştırmalar sırasında metan hidratın gelecekte dünyanın en önemli enerji kaynağı olabileceği yorumları yapılıyordu. Metan hidratın fizibil olarak çıkarılabilmesi için petrol ve doğal gaz kaynaklarının azalması ve fiyatlarının yükselmesi bekleniyordu.

Ancak Japonya’nın geçen yıl Nankai çukurundan metan hidrat elde etmeyi başarması hesapları değiştirdi. Şimdi herkes bir an önce üretim teknolojisini geliştirerek bu rekabette arkada kalmamanın mücadelesini veriyor. Örneğin Almanya kendisine 2016 yılını hedef olarak koydu. AB de bu konuda planlarını yaptı.”

Bu tablo içinde Türkiye’nin çok özel bir konuma sahip olduğuna işaret eden Çifçi, mevcut verilere göre Türkiye’nin metan hidrat konusunda kaynak zengini olduğunun tespit edildiğini söyledi.

Çifçi, şöyle konuştu:

“Kesinlikle söyleyebiliriz ki Türkiye, metan hidrat konusunda kaynak zengini bir ülke. Akdeniz’de bilinen tek gaz hidrat yatakları Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesi içinde. Dünyada halen bu konuda en çok araştırmanın yürütüldüğü Karadeniz’de varlığı saptanmış belli başlı tüm kaynaklar da yine bizim münhasır alanımız içinde.

Karadeniz’de henüz araştırmaları devam eden onlarca alanın bulunduğu dikkate alınırsa en geniş sahil şeridine sahip Türkiye’nin bu konudaki potansiyeline açıklık getirmiş oluruz. Enerji ithalatı nedeniyle cari açık sorunuyla mücadele eden bir ülke için bu kaynağın önemi çok büyük.”

Türkiye’nin uluslararası akreditasyonu bulunan tek jeofizik sismik laboratuvarına sahip DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Entitüsü’nün yine
Türkiye’nin tek bilimsel araştırma gemisi olan Koca Piri Reis ile ülkeyi çevreleyen denizlerde sismik haritalama ve veri toplama çalışması yaptığını anlatan Çifçi, denize kıyısı küçük olan Almanya’nın bile 15 gemiyle bu çalışmaları yürüttüğünü vurguladı.

Çalışmalarda halen veri toplama aşamasında olduklarını, rezervleri tespit etme ve üretim teknolojisini geliştirme aşamasına henüz gelemediklerini kaydeden Çifçi, enerji ithalatının neden olduğu cari açık problemiyle savaşan Türkiye’nin bu çalışmalara “gaz vermesi gerektiğini” dile getirdi.

Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Metan hidrat Türkiye’nin enerji sorununu çözebilecek bir kaynaktır. Ancak bunun için bir an önce Milli Gaz Hidrat Projesi’nin uygulamaya sokulması gerekiyor. Bu konuda enstitümüz tarafından bir proje hazırlandı. TPAO, ODTÜ, İTÜ, İstanbul Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesi gibi kurumların da dahil olduğu proje kapsamında metan hidrat kaynaklarına yönelik haritalandırma, örneklendirme, üretim ve sondaj tekniklerinin geliştirilmesi konusunda çalışma yapılacak. Ayrıca bu çalışmalarda değerlendirilmek üzere 2007 yılında DPT’nin kabul ettiği ancak Maliye Bakanlığı bürokrasisine takılan Çakabey isimli bilimsel araştırma gemisi projesinin de hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Projeyi TÜBİTAK’a sunmaya hazırlanıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da gaz hidratlar konusunda bir hareketlilik içinde. Bu konuda bir birim oluşturuldu. Ancak elimizi çabuk tutmalıyız. Türkiye’nin bu konudaki bilim insanı potansiyeli yeterli seviyede. Projeye başlanırsa metan hidrat yataklarından katma değerinin büyük bölümü ülkemize kalacak bir teknoloji geliştirebiliriz.”

yanan buz

 

Kaynak :ekonomi.haberturk

TÜBİTAK genlerin şifresini çözüyor…

TÜBİTAK genlerin şifresini çözüyor… Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, TÜBİTAK Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nde TÜBİTAK kriptoloji uzmanlarıyla birlikte insan geni haritaları çıkarılmaya başlandığını ifade ederek “İnsan geniyle hastalıklar arasındaki ilişkileri tespit etmeye başladık” dedi. Gen, canlıların karakteristik özelliklerini belirleyen en küçük yapı birimi olarak biliniyor. ‘Gen’ alanındaki çalışmalarını yoğunlaştıran TÜBİTAK, İleri Genom ve Biyoenformatik Merkezi adıyla Türkiye ’nin en gelişmiş gen laboratuvarını kurdu.
‘Kısa boyun’ geni bulundu, şizofreni araştırılıyor

TÜBİTAK BİLGEM İleri Genom ve Biyoenformatik Merkezi’nin Türkiye’de bir ilki başardığını söyleyen Ergün, “Bir sene gibi kısa bir zamanda, Cumhuriyet Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi ile işbirliği içinde bazı hastalıklarla ilişkili genler tespit edildi. Bunlardan birisi ‘Klippel-Feil’ sendromu. Yani boyun omurgasındaki oluşum bozukluğundan dolayı boyun hareketlerinde kısıtlılık ve kısa boyun olarak kliniğe yansıyan doğuştan gelen bir hastalık. İnsanlarda ciddi doğumsal anomalilerine yol açan genler bulundu. Damarsal tümörlerde şu ana kadar bilinmeyen bir mekanizmayı aydınlığa çıkarma yönünde ilk adım tamamlandı. Şizofreniden yaygın hastalıklara kadar giden geniş bir spektrumda hastalık grubu ile de genom çalışmaları karşılaştırmalı olarak devam ediyor” dedi.

Ergün, şunları söyledi: “TÜBİTAK’ın araştırmacıları şifre çözme konusundaki tecrübelerini genetik verilerin analizinde de kullanıyor. Benzer çalışmaları yapan, dünyada 20 civarında ülke var. Bizim farkımız, akraba evliliklerinden dolayı araştırma yapılacak vaka sayısının coğrafyamızda daha fazla olması. Diğer ülkelerde her ne kadar dizileme altyapısı var olsa ve araştırma potansiyelleri yüksek olsa da genellikle vaka başka ülkelerden gitmekte. Bu durum, genomik çalışmaların devam etmesi durumunda bizim için avantaj olarak görülmekte.”
Ergün bu araştırmaların mutlaka Türkiye’de yapılması gerektiğini, bu verilerin yurtdışına gönderilmesi durumunda gelecekte Türkiye için tehdit oluşturma potansiyeli olduğunu vurguladı.

 

tübi

 

Kaynak :Radikal

“İzmir’in kanalizasyon ve atık sulardan elde edilecek enerji Bayburt’taki tüm konutları ısıtabilir”

“İzmir’in kanalizasyon ve atık sulardan elde edilecek enerji Bayburt’taki tüm konutları ısıtabilir”Yaşar Üniversitesi, kanalizasyon ve atık sulardan enerji elde edilmesini sağlayacak yeni projesi ile TÜBİTAK’tan 380 bin TL destek almaya hak kazandı.
Yaşar Üniversitesi, kanalizasyon ve atık sulardan enerji elde edilmesini sağlayacak yeni projesi ile TÜBİTAK’tan 380 bin TL destek almaya hak kazandı. İzmir’in günlük 720 bin metreküp atık su potansiyeli proje kapsamında değerlendirildiğinde, 12 bin konut için ısıtma ve soğutma enerjisi elde edilmiş olacak. Yaşar Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof Dr. Arif Hepbaşlı, 12 bin konut rakamının Bayburt’un toplam konut sayısına eşdeğer olduğuna dikkat çekti.

Geçtiğimiz aylarda, Avrupa Komisyonu 7′inci Çerçeve Programı kapsamında gerçekleştirilecek 13 milyon 500 bin avroluk yenilenebilir enerji teknolojileri projelerine dahil olan Yaşar Üniversitesi, kanalizasyon ve atık sudan enerji elde etmek için yeni bir çalışmaya imza attı. Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof Dr. Arif Hepbaşlı başkanlığındaki ekibin projesi, TÜBİTAK’ın Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında 380 bin TL destek almaya hak kazandı. Güneş enerjisiyle çalışacak sistemle tasarlanan proje kapsamında, atık sudan düşük maliyetle enerji üretilecek. Kanalizasyon ve atık suların yer altındaki yaz ve kış sıcaklıkları, ısı pompaları aracılığıyla mevsime göre az bir enerjiyle düşürülecek ya da artırılacak. Güneş enerjisi panelleri kullanılarak sıcaklık ya da soğukluk elde edilip mekanların mevsimine göre ısıtma-soğutma ve sıcak su ihtiyaçlarında kullanılabilecek.

Türkiye’nin, 2012 sonu rakamlarına göre cari açığının yüzde 71′i enerji ithalatından kaynaklanıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2023 yılına kadar elektrik arzındaki termik, hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerjisi gibi alternatif enerji payını yüzde 1′den yüzde 30′un üzerine çıkararak cari açığı kapatmayı planlıyor. İzmir Kalkınma Ajansı’nın analizine göre, İzmir’in rüzgar enerjisi kurulu gücü, şu an 2 bin 500 konutun 1 aylık tüketimine eş değer. 2023 yılında ise yaklaşık 10 bin 480 konutun 1 aylık tüketimine eş değer olması ön görülüyor. İzmir biyogazda da yaklaşık 2 bin 500 konutun 1 aylık tüketimine eş değer bir potansiyele sahip. Jeotermal kaynaklar açısından da oldukça zengin olan İzmir’in, tüm potansiyelinin kullanılabilmesi durumunda 20 bin 500 konutun ısıtılabildiği şu anki durumdan 5 kat daha fazla olan yaklaşık 150 bin konutun ısıtılabilmesi mümkün. Son yıllarda İsveç, Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkeleri ile Çin’de, ısı pompaları için yenilenebilir ısı kaynağı olarak görülen ve uygulaması 20 yıldır yaygınlaşan atık suyun, İzmir için önemli bir enerji potansiyeli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Arif Hepbaşlı, çalışmayı şöyle özetledi:

-ATIK SU POTANSİYEL ENERJİ KAYNAĞI-

“TÜİK rakamlarına göre bir kişi günlük 217 litre su kullanıyor, bunun yüzde 84′ü yani 182 litresi ise atık su olarak kanalizasyona gidiyor. Oysa, kış aylarında ortalama hava sıcaklığının 7-8 derece olduğu günlerde bile atık su sıcaklığı 14, yaz aylarında ise 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda atık su sıcaklığı 28-29 derece olarak ölçülüyor. Bu durumda konutların, seraların, işyerlerinin hem ısıtılması hem de soğutulması için atık su önemli bir potansiyel enerji anlamına geliyor. Projenin temelini, kanalizasyon sistemine kurulacak, içinde ayrı sıvılar için bölümler bulunan özel bir boru sistemi ile ısı pompaları oluşturuyor. Güneş enerjisi panellerinin yardımıyla daha az enerji harcayarak çalışan sistem, daha ekonomik ısıtma ve soğutma imkanı sağlıyor. Yurtdışında içme suyu veya atık suların geçtiği borular özel olarak seçiliyor. Sistemde kullanılacak borular için de çalışmalar yapacağız. Yapılan ölçümlerde, bu sistemle ısıtma ve soğutmanın yüzde 30′un üzerinde enerji tasarrufu sağladığı görülüyor. Bu da Çiğli’deki arıtma sistemine gelen günlük 720 bin metreküp atık su potansiyelinin tamamının değerlendirilmesi halinde 10 – 12 bin konutun ısıtma ve soğutma ihtiyacının karşılanması anlamına geliyor. Ardahan’ın konut sayısının 7 bin 370, Bayburt’un 11 bin 780, Tunceli’nin de 14 bin 350 olduğu düşünülürse rakamlar, bu sistemin enerji verimliliği açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor”

-BELEDİYELERE ÇAĞRI-

“Enerji, devletlerin işi diyemeyiz” diye konuşan Arif Hepbaşlı, “Fert olarak, üniversiteler olarak bizim de yapmamız gereken şeyler var. En başta enerjiyi daha verimli kullanmamız gerekiyor. Enerji verimliliği enerji üretiminden bile önemli bir konu haline geldi. Üniversiteler de bundan sorumlu. Bu bilinçle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Belediyelerimize de çağrıda bulunuyoruz. Bizim hazırladığımız güneş panelleriyle çalışan prototipin günlük alanda kullanımı için her türlü işbirliğine açığız. Öncelikle ilçe belediyelerinden ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden bu çalışmaya ilgi göstermelerini istiyoruz” dedi.

-PROJE YAŞAR VE EGE ÜNİVERSİTELERİNİN BİLİM ADAMLARI ORTAKLIĞINDA YÜRÜTÜLECEK-
Dışarıdan enerji verilmesi ile düşük sıcaklıktaki bir ortamdan aldığı ısıyı, yüksek sıcaklıktaki ortama veren bir makine olan ısı pompası sistemi temelinde geliştirilen projenin başkanlığını Prof. Dr. Arif Hepbaşlı yaparken, Yaşar Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Emrah Bıyık, Ege Üniversitesi’nden de Doç. Dr. Hüseyin Günerhan ve Öğr. Gör. Dr. Orhan Ekren araştırmacı olarak ekipte yer alıyor. Projenin 30 ay sürmesi ve 1 Nisan 2016 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

yaşar üni

 

Kaynak :tellal

Tübitak, Avrupa Birliği Horizon 2020 Programına Giriş Eğitimleri Edirne’den Başlıyor…

TÜBİTAK tarafından Türkiye Araştırma Alanı’nın Proje Geliştirme Kapasitesini Artırmaya yönelik yürütülen “TurkeyinFP7” projesi kapsamında, 30-31 Ekim ve 1 Kasım 2013 tarihlerinde sırasıyla Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’da “Avrupa Birliği Horizon 2020 Programına Giriş Eğitimleri” düzenlenecek.

Horizon 2020 hakkında genel bilgi vermeyi ve AB Araştırma ve Geliştirme programları kapsamındaki önemli fırsatları katılımcılara anlatmayı amaçlayan ‘Avrupa Birliği Horizon 2020 Programına Giriş Eğitimleri’nin ilki 30 Ekim 2013 tarihinde Edirne’de düzenlenecek.

Eğitime kaydolmak isteyen katılımcıların Edirne Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıt formlarını doldurduktan sonra ‘register here’ butonuna basarak, veya kayıt formunu PDF formatında kaydedip ipatrainings@tubitak.gov.tr’ye göndererek kayıt olabilecekleri bildirildi
horizon

 

Kaynak :medya73

Ondokuz Mayıs Üniversitesi “Likapa Çayı”nı Yeniden Üretecek

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünce, Osmanlı döneminde Rusya’ya ihraç edilen likapa çayının yeniden üretilmesi için başlatılan projede başarılı sonuçlar elde edildiği belirtildi.

OMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki ormanlık alanlar ile yaylalarda kendiliğinden yetişen likapa bitkisinin yapraklarından yapılan çayın aynı zamanda bir şifa kaynağı olduğunu söyledi.

Yöre insanlarınca yüzyıllardır alternatif tıp alanında kullanılan likapa çayının Osmanlı döneminde Rusya’ya ihraç edildiğine dikkati çeken Çelik, likapa çayı üretmek için üç yıl önce başlattıkları çalışmalardan olumlu sonuç aldıklarını vurguladı.

Projelerinin üniversite ve TÜBİTAK tarafından desteklendiğini ifade eden Prof. Dr. Çelik, şöyle konuştu:

“Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki ormanlık alanlar ile yaylalarda yetişen likapa bitkisi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde çay yapılarak Rusya’ya ihraç ediliyordu. Yüzyıllardır alternatif tıp alanında değerlendirilen likapa çayının tekrar yaygınlaştırılması ve alternatif tıp alanında kullanılması için proje hazırladık. OMÜ ve TÜBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında olumlu sonuçlar elde ettik. Likapa bitkisinin bölgemizde tekrar yetiştirilmesi ve yaygın hale getirilmesine çalışıyoruz.”

– “Siyah çay ve fındık, likapa çayını unutturdu”

Türkiye’de bilinen çayın Rize ve çevresinde yetiştirilmeye başlanmasının ardından ve fındık tarımının da gelişmesiyle geçmişte tüketilen likapa çayının unutulduğunu anlatan Çelik, ”Likapa bitkisi ormanlık alanlarda ve yaylalarda yetişiyor. Bilinen çayın daha aktif yetiştirilmesi ve fındık tarımının gelişmesi likapayı unutturdu” dedi.

Likapanın farklı adlarla bilindiğine işaret eden Çelik, şunları söyledi:

“Bitki, Rize’de likapa, kaskanaka, ançera, çela, mehabak, Artvin’de motsvi, Trabzon’da ligarba, lifor, yer liforu, yer ligarbası, orman ligarbası, orman liforu olarak biliniyor. Giresun ve Ordu civarındaki ormanlar ile yaylalarda da yetişen likapa bu illerde çalı çileği olarak bilinmekte. Fakülte olarak üç yıl önce bitkiyi kültüre alarak yetiştirmeye başladık. Rize, Trabzon ve Giresun’da likapa bahçeleri kurduk. Yapraklarını çay olarak değerlendirmeye başladık ve olumlu sonuçlar aldık. Bölgede alternatif olarak yaygın şekilde yetiştirilmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

– ”Alternatif tıp için önemli bitki”

Çelik, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan insanlar tarafından yüzyıllardır alternatif tıp alanında değerlendirilen likapa bitkisini daha bilimsel ve kullanılabilir hale getirme amacında olduklarını anlattı.

Aroması ve özellikleri ile adeta bir sağlık bitkisi olan likapanın sürgünlerinden çorba, meyvelerinden de reçel, marmelat yapılabildiğini vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

”Llikapa, eski dönemlerde dahi bağırsak kurtları, ağız içi yaralar ve iltihaplar için halk hekimliğinde kullanılmakta. Hamile bayanların hamilelik sancılarının giderilmesinde likapadan yapılan çayın iyi geldiği biliniyor. Ayrıca kalp krizi riskini azalttığı, damar sertliği oluşumunu engellediği, gece görüş kabiliyetini artırdığı, kansere karşı savaşan ellagic asit miktarı en fazla olan bitki olduğu biliniyor. Bunun yanında diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçasıdır. Göz yorgunluğunu giderdiği, şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engellediği de bilinir.”

Doğal eczane denebilecek likapanın yaygınlaştırılması için adaptasyon bahçeleri kurduklarını dile getiren Çelik, deneme yetiştiriciliğinde büyük başarı sağladıklarını vurguladı.

Çelik, “Bugün yaklaşık 2 bin dekara yakın alanda üretim bahçelerimiz var. Sağlık açısından çok değerli olan bu bitkiyi tıbbi ve aromatik bitki olarak bol miktarda yetiştirmek ve insanlarımızın tüketimine sunmak istiyoruz” diye konuştu.

Prof. Dr. Hüseyin Çelik, kültüre aldıkları bitkinin tescili için de çalışma yaptıklarını sözlerine ekledi.

likapa çayı

 

Kaynak :memleket