Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi’nin yıldızı parlamaya başladı

Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi’nin yıldızı parlamaya başladı. İki ayda 64 firmaya tapu verildi, 30 tesis inşaata başlıyor. Yedi yıldızlı olarak lanse edilen Aliağa Organize Sanayi Bölgesi, eksiklerini tamamladı, yıldızını dokuza çıkardı, iki ayda 930 bin metrekarelik arsa sattı.

SON yıllarda sıkıntılı günler yaşayan Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi’nin (ALOSBİ) yıldızı parlamaya başladı. Mayıs ve haziran aylarında 64 firmanın tapu aldığı, dört firmanın ise sıra beklediği bölgede, yaklaşık 30 firmanın yakın zamanda yatırımlarına başlaması bekleniyor. Yatırımların ilk başta 3 bine yakın kişiye iş imkanı sağlaması hedefleniyor. 25 firmanın faaliyet gösterdiği ALOSBİ’de şu anda bin 500’ü aşkın kişi çalışıyor. Bölgenin tamamen dolması halinde çalışan sayısı 60 bin, ticaret hacmi ise 15 milyar dolar olacak.

ALOSBİ Yönetim Kurulu Başkanı Atıl Akkan, PETKİM ve TÜPRAŞ gibi tesisler nedeniyle hammaddeye yakınlık, lojistik avantajlar, yatırımcıya sundukları ideal koşullar nedeniyle bölgeye yerli ve yabancı firmaların ilgisinin arttığına dikkat çekti.

Son iki ayda 64 firmaya tapu verdiklerini aktaran Akkan, “Bu firmalara toplamda, 930 bin metrekare arsa verdik. ALOSBİ’nin büyüklüğü 9.5 milyon metrekare. Bunun 4 milyon 3 bini parsellerden oluşuyor. Burada hem yeni, hem de eski katılımcılar var. Ama genel olarak bizi tercih edenler büyük metrekarelerde yer alıyor. Bunların başında Dayan Kimya, Bağ Yağları, Akdeniz Kimya, Terbay, Güngör Plastik ve Eltaş Trafo geliyor. Bölgenin dışında başka kentlerden de yatırımcılar bizi tercih ediyor. Kayserili Çinkom A.Ş. de yatırım için ALOSBİ’yi seçti. Çinkom, demir çelik tesislerinin bacasından çıkan küllerden çinko üretecek. Bunların yanında önümüzdeki günlerde ses getirecek birkaç yabancı yatırımcıyla sözleşmemiz de olacak” dedi.

Cazibe merkezi oluyor

Bölgeye olan ilginin temelinde Aliağa’nın Türkiye’nin parlayan yıldızı haline gelmeye başlamasının yattığını ifade eden Akkan, sözlerine şöyle devam etti:

“Aliağa önüne geçilemez bir yükseliş içerisinde. Lojistik olarak çok iyi bir noktada. Artık Kocaeli dolmuş durumda. Limanları yetmiyor. Yolları yoğunluğu kaldırmıyor. Arazi yok. Aliağa ise lojistik olarak çok iyi bir noktada. Bölgede 9 liman var. Çandarlı Limanı’nın mendireği bitmek üzere. Yakında rıhtım ihalesi yapılır ve 2014’ün ilk çeyreğinde buraya gemiler yanaşmaya başlar.

Çevreyolu Çandarlı’ya kadar uzatılıyor. Aynı şekilde İZBAN, Devlet Demir Yolları da buraya geliyor. İzmir-İstanbul Otoyolu’ndan Aliağa’ya bağlantı yapılıyor. Öte yandan Aliağa ürettim üssü haline geldi. Elektrik, rüzgar santrallerinin yanına termikler geliyor. Türkiye’deki demir-çeliğin yüzde 58’i burada üretiliyor. PETKİM ve TÜPRAŞ gibi iki dev kurum burada. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde, yatırımcının gündemine giriyorsunuz.”

Yıldız dokuza çıktı

Bu ilgiyle birlikte ALOSBİ’nin de eksiklerini tamamladığını ifade eden Akkan, yedi olan yıldızın dokuza çıktığını kaydetti. Bölgeyi kimya ve karma olmak üzere iki bölüme ayırdıklarını belirten Akkan, “Şu anda birçok OSB’ye kıyasla daha ekonomik fiyatlarımız var. Karmada 60, kimyada ise metrekaresi 70 Euro. Böyle bir bölge için bu fiyatlar bedava. Yüzde 50’ye yakın bir doluluk oranımız var. 2014’ün sonuna kadar burası tamamen dolar. 2016’ya kadarda burada çalışan sayısı 60 bini bulacaktır. 15 milyar dolarlık da bir ticaret hacmi hedefliyoruz. Ama ağırlıklı ihracat odaklı çalışacak bölge. Şu anda 25-30 firma ve bin 500’ün üzerinde çalışan var” dedi.

Genişlemeye karşıyım

ALOSBİ’nin 2014 sonunda tamamen dolmasının ardından genişleme düşüncelerinin bulunmadığını ifade eden Akkan, “Ben OSB’lerin genişleme taraftarı değilim. Yalım Erez’in bakanlığı döneminde, İzmir’de 17 tane OSB ilan ettirdik. Amacımız, çevre ilçelerden kent merkezine olan göçü önlemekti. Bunu bugün başardığımızı görüyorum. Artık insanlar, Tire’deki OSB’de çalışıyor ve orada yaşıyor. Ama sürekli OSB’leri büyütürsen, bir süre sonra işçi bulamaz hale geliyorsun.

Bugün, İzmir’den her sabah 10 bin kişi Manisa’ya otobüslerle çalışmaya gidiyor. Sonra da Manisa dördüncü, İzmir birinci bölge oluyor. Bu haksızlık. İşçi bulunmuyor orada, buradan gidiyor. Bu ek maliyet. Ama sen hala oraya teşvik veriyorsun. Biz Manisa yüzünden çok sıkıntı çektik. 2008-2012’de buradan oraya giden çok firma oldu. Bu yıl sadece 8 milyon lira buradan giden firmalara para verdik” dedi.

Yeni girişimciler lazım

İzmir’de yeni girişimci doğmadığına dikkat çeken Atıl Akkan, şöyle konuştu: “İzmir’de yeni girişimci yaratmak gerekiyor. Bugün kent ekonomisine baktığımızda, sağdan say 100, soldan say 100. Değişen bir şey yok. Yeni bir yüz yok. Her yıl İzmir’de en az 500 girişimci yetişmesi lazım. Sistem yanlış kurulmuş. Projesi, fikri olanlara sermaye yaratacak bir sistem kurmak gerekiyor. Bugün bazı çalışmalar var ama yeterli değil. Her yıl Türkiye’de 100 bin girişimci olmalı ki işsizlik sıfırlansın. Ayrıca 2023 hedefi için de bu şart.”

EBSO’yu küçülttüler

Mesaisinin önemli kısmını ALOSBİ’ye ayıran Atıl Akkan, geçmiş yıllarda EBSO Yönetim Kurulu Başkanı olarak önemli ve ses getiren işlere de imza attı. Bu dönem EBSO meclisine giremeyen Atıl Akkan, çarpıcı açıklamalarda bulundu:

“İsteseydim meclise girerdim, ama arzu etmedim. Orada 25 senemi doldurdum. Şimdi sadece Denetim Kurulu’ndayım. Artık yeni yüzler olmalı. Gençlerin önünün açılması gerekiyor. EBSO Başkanı Ender Yorgancılar’ın tarzını beğeniyorum. Benim yanımda yetişti ve çeşitli görevler üstlendi. Ama benden sonra başkan olanlar EBSO’yu küçülttü. Çok zararları oldu. Aydın’ı, Muğla’yı terk ettiler. Osmanlı gibi küçülttü. EBSO Vakfı’nı ben kurdum, dönemimde 17 OSB ilan ettirdim. Ekonomi politikalarına tepki için 700 iş adamını trenle Ankara’ya götürdüm. TOBB’un eski başkanlarından Fuat Miras’ı KOBİ’lere kötü davrandığı için karşısında durdum. Bunlar tarih sayfasında yer alan bazı olaylar.”

Yeşil bölge

ALOSBİ’nin eşi benzeri olmayan bir bölgeye döndüğünü ifade eden Akkan, 450 bin ağaç dikileceğini, bunun şu anda 100 binin toprakla buluştuğunu belirterek, “Tam anlamıyla yeşil bir bölge olacağız. Kyoto Protokolü’ne uygun olduğu için burada üretim yapan şirketler, ihracat yaparken yeşil noktayı kullanabilecek. Bu çok önemli. Milli Park gibi yerde üretim yapacaklar” dedi.
ORGANIZE-SANAY

 

Kaynak : Hürriyet

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’ndan İlaca Para Desteği

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’ndan İlaca Para Desteği. Alınan karar doğrultusunda ilaca ‘yerli’ teşviği vermeye hazırlanıyor.
Türkiye’nin yılda 5 milyar lira verdiği ithal ilaçların azaltılmasını amaçlayan hükümet, kanser, gen tedavisi ve kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların Türkiye’de üretilmesini hedefliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘milli ilaç’ çağrısıyla başlayan proje kapsamında araştırmacılara parasal destekler verilecek. Desteğe başvuracak kişiler ilacın dozunu azaltma ve etkinliğini arttırma gibi alanlarda klinik araştırmalar yapılabilecek.

ETKİN VE UCUZ YERLİ İLAÇ

Hükümet yeni ve yerli ilaçların geliştirilmesinde klinik araştırmalar yapılması için ilk adımı atıyor. Kalkınma Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile sağlık bakanlığı’nın ortak yürüttüğü destek programıyla Türkiye’de gelişmiş ülkelere göre eksik kalan klinik araştırma sayısının arttırılması amaçlanıyor. Bu kapsamda yeni ilaç etkin maddelerinin klinik çalışmalarına azami üç yıllık programlar dahilinde destek verilecek. Böylece doğal, sentetik, biyolojik ve biyoteknolojik maddelerin klinik yönden araştırıldığı proje önerilerine parasal Ar-Ge teşviği sağlanacak. Çağrı kapsamında kardiyovasküler hastalıklar, merkezi sinir sistemi hastalıkları, metabolik hastalıklar, otoimmün hastalıklar ve nadir hastalıklar alanında yeni geliştirilen etkin maddeler araştırılacak.

KANSER AŞISI

Destek kapsamında mevcut ilaçların yeni kombinasyonları yenilikçi amaçlarla klinik olarak da araştırılabilecek. Gen tedavisi, kanser aşısı, ilaç dozunu azaltma, yan etkileri engelleme gibi amaçlarla yapılacak araştırmalar destek kapsamına alınacak. Projeye akademi ve sanayi işbirliğinde ya da sponsor şirketlerle başvurabilecek.
İLAÇ

 

Kaynak : medimagazin

DYO, 78 yıllık İtalyan markasını almak için girişimlere başladı

DYO, 78 yıllık İtalyan markasını almak için girişimlere başladı. DYO Boya, İtalyan Colorificio Casati Spa firmasından Casati markasının satın alınması ve Casati Türkiye’den ise iş devri konularında görüşmeler gerçekleştirdiğini duyurdu.
Konu ile ilgili kısa açıklama DYO Boya tarafından, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapıldı.

78 YILLIK FİRMA

İtalyan Ernesto Casati tarafından 1935 yılında kurulan Casati şirketi fırça ve boya malzemeleri üretimi yaptı.Su bazlı boyaların yanında cila üretimine de geçen firmada ikinci kuşak 1972’de üretimi ele aldı. 1974’te fırça üretimini durduran firma tamamen boya üretimine odaklandı. 1990’da 1 milyon 300 bin renk üretebilen Casati Color makineleri üreten firma bugün İtalya’da 1200 mağazada 200 boya makinesiyle hizmet veriyor. Şirketin üretimi de 36 min metrekareye yayılmış tesislerde yılda 20 bin tonu buluyor. Casati’nin 60 çalışanı bulunuyor.

BOYA TİCARETİ İLE BAŞLADI

Türkiye’nin önemli boya üreticilerinden DYO’nun geçmişi ise 1920’lerin sonuna dayanıyor. Durmuş Yaşar’ın 1927’de İzmir’de açtığı dükkan DYO için de ilk kilometre taşı oluyor. 1941’e gelindiğinde ise imalata geçilir. Şirketin ismi ise Durmuş Yaşar Oğulları’nın kısaltılmasından geliyor.
sentetik-boya

 

Kaynak: hurriyet

Plastik sektörü 1 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi

Plastik sektörü yılın ilk 6 aylık döneminde ürün bazında 944 milyon dolar dış ticaret fazlası verdi.Plastik Sanayicileri Federasyonu’ndan (PLASFED) 2013 yılı ilk yarı gerçekleşmeleri ve yıl sonu tahminleri raporunu yayınladı.

PLASFED’den yapılan açıklamaya göre, raporda, dış ticaret fazlası veren az sayıda sektörden biri olan plastik ürünlerde bu özelliğin devam ettiği görüldü. Sektör, plastik ürünlerde ilk 6 ay sonunda 944 milyon dolar dış ticaret fazlasına ulaşırken, yıl sonu dış ticaret fazlası tahmini ise 1,9 milyar dolar olarak yapıldı.

– 16,5 milyar dolarlık üretim-

Plastik ürünlerde ocak-haziran döneminde sektör, 6,6 milyar dolar katma değere ve 16,5 milyar dolar üretim değerine ulaştı. İthalat 1,4 milyar dolar, ihracat ise 2,4 milyar dolar olarak gerçekleşirken, yurt içi tüketim miktarı ise 15,6 milyar dolar olarak hesaplandı. Miktar bazında üretim 3,89 milyon ton olurken, ithalat 261 bin ton, ihracat ise 765 bin ton seviyesinde gerçekleşti.

Plastik mamullerde yılın ilk 6 ayı sonunda ortalama ihraç fiyatı kilogram başına 3,08 dolar ile bir önceki yıla kıyasla yüzde 4,3 oranında arttı. İthalat fiyatı ise kilogram başına bir önceki yıla göre yüzde 3,3 oranında artarak 5,42 dolar oldu.

– 2013’te plastik ürünlerde büyüme tahmini yüzde 13-

PLASFED raporunda 2013 sonunda plastik mamuller üretiminin bir önceki yıla göre değer bazında yüzde 13, miktar bazında yüzde 9 büyüyeceği tahmini yapılırken, ithalatın yüzde 10, ihracatın ise yüzde 17 artacağı öngörüsünde bulunuldu. Raporda, dış ticaret fazlasının ise yüzde 29 ile önemli bir büyüme gösterebileceğine işaret edildi.

PLASFED tahminlerine göre, plastik mamuller üretimi 2013 sonunda 33 milyar dolara, ithalatı 2,8 milyar dolara, ihracatı da 4,7 milyar dolara ulaşacak. Dış ticaret fazlası ise 1,9 milyar dolar olarak gerçekleşecek.

– Hammadde sorunu devam ediyor-

Öte yandan sektörün hammadde bağımlılığı da devam ediyor. Türkiye’de talebi karşılayacak üretim olmaması nedeniyle yapılan hammadde ithalatı yılın ilk 6 ayı sonunda 3 milyon 77 bin tona ulaştı. Hammadede üretim 427 bin ton, dış ticaret açığı ise 3,2 milyon ton olarak gerçekleşti.

– “İlk yarı umut verici ancak dikkatli olmak gerekiyor”-

PLASFED Başkanı Selçuk Aksoy, ilk yarı sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, sektörün büyümesine devam etmesinden memnun olduklarını ancak genel ekonomik duruma bağlı olarak ikinci yarıda dikkatli bir yönetim ihtiyacı doğacağını belirtti.
Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere küresel ekonomide risk unsurunun hala ortadan kalkmadığına dikkati çeken Aksoy, “Türkiye’nin yeni gelişen pazarlarındaki siyasi sorunlar derinleşiyor. Bütün bunlara bağlı olarak Türkiye ekonomisinin büyüme hızının yüzde 4’ün altında kalacağı da yetkililer tarafından açıklandı. Plastik sektörünün yapısal sorunlarında da bir iyileşme yok. Dolayısıyla her açıdan dikkatle yönetilmesi gereken bir döneme giriyoruz. Şunu bir kez daha vurgulamak gerekir ki, plastik hammaddede mecburi olarak ithalat bağımlılığımız sürüyor ama üreticilerimiz büyük güç harcayarak ihracat yapıyor ve dış ticaret fazlası vermeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
plastik

 

Kaynak : bloomberght

Günde 15 bin ton atık İstanbul’u aydınlatacak

Günde 15 bin ton atık İstanbul’u aydınlatacak. Kemerburgaz’a kurulacak Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi 1.5 milyon İstanbul nüfusunun enerji ihtiyacını karşılayacak.
İstanbul’a dünyada ilk 10’a girecek çöp yakma tesisi kuruluyor. Bu yıl içinde ihalesi yapılacak Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi faaliyete geçtiğinde, günde 15 bin ton çöp üreten 1.5 milyon İstanbul nüfusunun elektrik ihtiyacı karşılanacak. Kemerburgaz’a kurulacak tesisin mimarisi, Alman Mercedes fabrikası ve Türk Telekom Arena Stadı gibi daha bir çok projenin mimarı olan Mete Arat ‘a ait. Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisinin kapasitesi 3.000 ton/gün olacak. Bu projeyle, atık bertarafının yanı sıra, tesiste 70 MWh kapasitede elektrik enerjisi üretilecek.

Teknolojiler yarışacak

ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporları alınan ve ihale aşamasına gelen Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi projesi için Alman, Japon Amerikan, Avusturya gibi gelişmiş ülkelerden dev firmaların teknolojileri yarışacak. Türkiye’de bir ilk olacak proje ile hem atık azaltımı hem de yenilebilir enerji hedefleri açısından, AB uyum sürecinde önemli bir adım atılmış olacağına dikkat çeken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, dünyada çöpten enerji üreten şehirler arasında ilk 10’a girecek bir tesis inşa edileceğini söyledi.
atık

 

Kaynak : stargazete


izmir escort

Alman Kimya Devi Bayer 150 yaşında

Alman Kimya Devi Bayer 150 yaşında.
Wuppertal kenti yakınlarındaki küçük bir imalathaneyle sanayi dünyasına adım atan Bayer, şimdi 110 bin kişinin çalıştığı ve yıllık satış hasılatı 40 milyar Euro’yu aşan bir dev.
Bayer Anonim Ortaklığı’nın 150. kuruluş yıldönümü davetine katılan seçkin konuklar arasında Başbakan Angela Merkel de vardı. Merkel Alman kimyacılığını bütün dünyaya tanıtan Bayer’i överken şunları söylüyordu:

“Bayer Almanya’nın en önde gelen temsilcilerinden biridir. Bayer yaratıcılığın ve ileri teknoloji yurdu Almanya’nın sembolü sayılır.”

Bayer yönetim kurulu başkanı Marjin Dekkers yıldönümü konuşmasında geleceğe bakarak, önlerindeki en zorlu sınavın ne olduğunu şöyle dile getirdi: “Devamlı yeni şeyler keşfetmek, yeni buluşları denemek, hastaların iyileşmesine yardımcı olmak, gıda krizlerini önlemek ve enerji tasarruf etmek… 110 bin Bayerli her gün bu amaca ulaşma şevkiyle çalışıyor.”

Boya fabrikasıyla başladı

1 Ağustos 1863’te tüccar Friedrich Bayer ortağı kumaş boyacısı Johann Weskkott ile birlikte Wuppertal’ın Barmen ilçesinde küçük bir boya fabrikası açtı. İşleri iyi gidiyordu. En önemli müşterileri arasında, üniformalarını boyatan silahlı kuvvetler de bulunmaktaydı. Sermaye arttırabilmek için işletme 1883 yılında anonim şirkete dönüştürüldü. Boyacılıktaki rekabeti kazanmak için yeni öğrenim dallarından kimyacılıktan mezun olmuş genç elemanlar işe alındı.

İktisat tarihçisi ve Bayer uzmanı Profesör Werner Plumpe hukuk güvenliğinin artmasıyla Bayer’in altın döneminin başladığını belirtiyor: “Patent kanunun çıkması kimyacıların önemini arttırdı. Çünkü Almanya’da patent alabilmek için, geliştirilen tekniğin gerçekten yeni olduğunu kanıtlamak gerekiyordu. Bunun için de bilgi sahibi kimyacılara ihtiyaç vardı. Usta Uzman kimyacılar sayesinde rakip şirketlerle olan patent anlaşmazlıklarını aşmak da kolaylaşıyordu.”

Bayer zamanla sentetik boyanın yanı sıra ilaç da üretmeye başladı. Boya imalatından artan maddelerin nasıl değerlendirilebileceği araştırılıyor ve bu atıklardan elde edilen maddelerle hastalıkları iyileştiren, ya da arazlarını hafifleten müstahzarlar üretilebiliyordu. 6 Mart 1899’da patenti alınan ağrı kesici Aspirin de bu deneyler sayesinde bulunmuştu. Prof. Plumpe, “Aspirin, bir ara madde olan ve boya imalatından artan Salisilik Asit’in klasik usullerle işlenmesi sayesinde bulundu” diyor.

1895 yılında Köln yakınlarındaki küçük kimya işletmesini satın alan Bayer 1912 yılında şirket merkezini bugün de bulunduğu, Ren nehri kıyısındaki Leverkusen’e nakletti.
Bayer Birinci Dünya Savaşı’ndan önce de küresel aktörler arasında yer almakta ve çeşitli Avrupa ülkeleriyle, Brezilya, Arjantin, Çin, Japonya ve ABD’de fabrika işletmekteydi. O yıllarda Bayer’de on bin kişi çalışıyordu.

Bayer, başarı efsanesini bıçak gibi kesen birinci büyük savaştan sonra bağımsızlığını kaybetti. 1925 yılında ortak çıkarlar topluluğu IG Farben bünyesinde diğer büyük Alman kimyacılık şirketleriyle birleşti.

1933 yılında Nasyonal Sosyalistler iktidara geldikten sonra kapitalist şirketlerin kâr hırsı Bayer’i de siyasetin kuklası haline getirdi. Hitler’in silahlanma programında sentetik benzin ve suni kauçuk önemli rol oynuyordu. Milyonlarca kişinin öldürüldüğü Siklon B gazı IG Farben tarafından üretiliyordu. 1944 yılına kadar Bayer’in Leverkusen tesislerinde dört bin esir işçi çalıştırılıyordu. Prof. Plumpe şunları anlatıyor: “Şirket zorla işçi çalıştırıyordu. En dramatik gelişmeler Auschwitz’deki IG Farben tesislerinde oldu. Bu fabrika Nasyonal Sosyalistlerin baskısıyla kurulmuş ve şirket yönetimi de esir kamplarından getirilenlerin burada çalıştırılmasında sakınca görmemişti. ‘Buraya kadar evet, ama daha fazlasını yapamam’, diyecek vicdani sınırlar ortadan kalkmıştı.”

1951: Yeniden başlangıç

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra IG Farben lağvedildi, sorumluları Nürnberg mahkemesinde yargılandı.
1951’de yeniden kurulan Bayer, başarı tarihi kaldığı yerden yazmaya devam etti.
Lipobay adlı tansiyon ilacı ABD’de Bayer’in başına iş açtı. Bu ilacı kullanan çok sayıda yüksek tansiyon hastasının ölmesi Bayer’i öylesine sarstı ki, bir ara şirketin ilaç üretiminden vazgeçmesi bile düşünüldü.

Ama tam tersi oldu ve ilaç üretimi Bayer’in en önemli branşı haline geldi. İlaç satışlarının toplam ciro içindeki payı yüzde elliye kadar çıktı. Tarım ilaçlarıyla tohumluk üretiminde de piyasa payını büyüten Bayer aynı zamanda çeşitli sanayi kollarına üstün vasıflı sentetik maddeler de üretiyor.
ThyssenKrupp, Siemens, Daimler ve BASF gibi Bayer de Almanya’nın ananevi sanayi şirketleri arasındaki yerini 150 yıldır koruyor.
bayer

 

Kaynak :medimagazin