Mantarlar, Odundan Yenilenebilir Enerji Üretmek İçin Yeni Bir Yol Olabilir

Mantarlar, Odundan Yenilenebilir Enerji Üretmek İçin Yeni Bir Yol Olabilir. Uluslararası bir araştırma ekibi, mantarlarda bulunan, odunun ana bileşenlerini parçalayabilen bir dizi enzim keşfetti. Araştırma sonuçlarına göre enzimler, ahşap biyokütleyi biyoyakıtlar gibi değerli kimyasal ürünlere sürdürülebilir bir şekilde dönüştürmek için potansiyel olarak kullanılabilir.

Kömür ve petrole alternatif olarak, ahşap gittikçe artan gelişmiş biyoyakıt kaynaklarından birisidir. Ancak, parçalanması zor bir malzemedir.

Halihazırdaki odun biyorefinasyonu, odunun yakıtlara ve ürünlere dönüştürülmesini pahalı ve enerji tüketimi gerektiren ön işlem prosesleri kullanmak zorundadır. Ekosistemlerde mantarlar , karbon döngüsü içinde odunların parçalanması, besinlerin toprağa geri gönderilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Mantarların bu özelliği, araştırmacılara bu sürecin gerçekleşmesine izin veren mekanizmaları araştırmaları konusunda ilham kaynağı oldu.

Araştırma ekibinden, York Üniversitesi Kimya Bölümü Profesör Paul Walton, “2010 yılında, mantarlarda bulunan bir grup enzimin bakır içerdiğini keşfettik. Bu enzimler artık biliniyor. Biyolojik kütlenin biyolojiyle parçalanmasında önemli bir bileşen olan bu araştırma, ahşabın zorlu moleküler yapısını bozma kabiliyetine sahip olan bu sınıftan başka enzimleri tanımlamaktadır” diyor.

Bu enzimler, odun kullanan biyorefineri uygulamaları için enzim kokteyllerinin geliştirilmesinin temelini oluşturabilir ve sürdürülebilir bir şekilde değerli maddelerin elde edilmesini sağlayabilir.

Nature Chemical Biology’de rapor edilen araştırma, litik polisakkarid monooksijenazlar (LPMO) olarak adlandırılan enzim ailesinin bozunmaya karşı özellikle dirençli olan ahşap biyokütlede sıklıkla bulunan xylan – karbonhidrat moleküllerini parçalayabildiğini göstermiştir.

Marsilya’daki Le Centre National de la Recherche Scientifique (CNRS) merkezinden Fransız araştırmacılarla birlikte çalışan araştırmacılar, karasal karbon döngüsünde hayati bir rol oynayan ve ormandaki odun ayrışmasına ağırlık veren mantarlardan gelen enzimleri izole ettiler.

“Bulgular doğadaki odunsu biyolojik kütlenin bozulma şekli hakkındaki bilgilerimizi ilerletiyor”

Paul Walton, “Bu keşif, odunun çevresel ve uygun maliyetli bir şekilde biyolojik yakıt haline dönüştürülebileceğine dair başlıca bilimsel zorluğun kilidini açıyor ve böylece sürdürülebilir bir 21. Yüzyıla bir adım daha yaklaşıyoruz” diyor.

Kaynak : Phys

Araştırmacılar Tuz ve Metal İyonlarını Sudan Filtrelemek İçin Verimli ve Sürdürülebilir Bir Yol Keşfetti

Araştırmacılar Tuz ve Metal İyonlarını Sudan Filtrelemek İçin Verimli ve Sürdürülebilir Bir Yol Keşfetti. Dünyadaki iki milyar insanın temiz ve güvenli içme suyundan yoksun olması nedeniyle, Science Advances’de yayınlanan araştırma, bu durum yeni bir çözüm sunabilir.

Çözümün temelinde, en büyük iç yüzey alanına sahip inanılmaz yeni nesil malzeme olan metal-organik çerçevelere (MOF’ler) vardır. Sünger benzeri kristaller kimyasal bileşikleri yakalamak, depolamak ve serbest bırakmak için kullanılabilir. Bu duruma, deniz suyundaki tuz ve iyonlar da dahildir.

Etkin mineral ayırma, su arıtma ve enerji dönüşümü için çok hızlı iyon geçirgenliği ve yüksek iyon seçiciliği olan gözenekli zarlar son derece arzu edilir ancak sentetik membranlar kullanarak aynı valans ve benzer ebattaki monatomik iyonların verimli bir şekilde ayrılması hala büyük bir zorluk. Alkali metal iyonlarının ultra hızlı ve selektif olarak taşınması için angstrom boyutlu pencerelerden ve nanometre boyutlu boşluklardan oluşan üniform subnanometre gözenekli ZIF-8 ve UiO-66 membranlar dahil olmak üzere metal organik çerçeve (MOF) membranlar geliştirildi. Angström büyüklüğünde pencereler, alkali metal iyonlarının seçimi için iyon seçici filtreler olarak işlev görürken, nanometre boyutundaki gözenekler, çok hızlı iyon taşınması için iyon iletken gözenekler olarak işlev gördü ve ZIF-8 ve UiO-66 membranları LiCl / RbCI seçiciliği gösterdi.

Çalışma, Dr Huacheng Zhang, Profesör Huanting Wang ve Doçent Zhe Liu ve Avustralya Melbourne’daki Monash Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ndeki CSIRO ekibinden Dr Anita Hill ve McKetta Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden Profesör Benny Freeman’ın işbirliğiyle gerçekleştirildi. Texas Üniversitesi, geçenlerde MOF zarlarının organik hücre zarlarını filtreleme işlevini veya iyon seçiciliğini taklit edebildiğini keşfetti.

Daha fazla gelişme ile bu membranlar deniz suyundan tuzların uzaklaştırılması ve metal iyonlarının etkin ve maliyet açısından verimli bir şekilde ayrılmasını, su ve maden endüstrileri için devrim niteliğinde yeni bir teknolojik yaklaşım sunan işlevleri yerine getirme konusunda önemli potansiyele sahiptir.

Günümüzde, ters osmoz zarları, dünyandaki su arındırma kapasitesinin yarısından ve çoğu su arıtma sürecinin son aşamasından sorumludur, ancak bu zarların enerji tüketiminde sadece 2-3 oranında bir iyileşme alanı bulunmaktadır.

Madencilik endüstrisinde, su kirliliğini azaltmak ve değerli metalleri geri kazanmak için membran prosesleri geliştirilmektedir. Örneğin, lityum-iyon piller şu anda mobil elektronik cihazlar için en popüler güç kaynağı olmasına karşın, mevcut tüketim oranlarında, tuzlu sudan ve atık prosesinden geri kazanım gibi geleneksel olmayan kaynaklardan lityum üretimine ihtiyaç duyulması muhtemel bir talebin artmasına karşı söz konusudur. Ekonomik ve teknolojik olarak, bu tür kompleks bir sıvı sisteminden lityumun doğrudan ekstraksiyonu ve saflaştırılması, büyük ekonomik etkilere neden olacaktır.

Bu yeni araştırmalar sayesinde bu yenilikler artık mümkün. Monash Üniversitesi’nden Profesör Huanting Wang, “Bulgularımızı suyun tuzdan arındırma konusundaki zorlukları gidermek için kullanabiliriz. Bu araştırma, pahalı ve enerji yoğun proseslere güvenmek yerine, tuz iyonlarını sudan çok daha fazla enerji verimli ve çevreye uyumlu sürdürülebilir bir yol”dedi.

Bu çalışma, bu olgu için potansiyelin başlangıç.

Araştırmacılar, bu zarların lityum iyonu seçiciliğine nasıl daha fazla uygulanabileceğini araştırmaya devam edeceklerini söylüyor. Lityum iyonları deniz suyunda bol miktarda bulunur, bu nedenle maden endüstrisi için geçerli olabilecek etkileri vardır. Lityumu kayaçlardan ve tuzlu sudan çıkarmak için verimsiz kimyasal işlemler kullanılır. Elektronik ve piller için lityuma global talep çok yüksek. Bu membranlar, bol miktarda ve kolayca erişilebilir bir kaynak olan deniz suyundan lityum iyonu çıkarmanın çok etkili bir yolu olma potansiyeline sahiptir.

Austin Üniversitesi, Profesör Benny Freeman,” Teksas’taki şeyl gaz sahalarından üretilen suyun lityum bakımından zengin olduğu gibi bu gibi gelişmiş ayırma malzemeleri kavramları potansiyel olarak bu atık akışını bir kaynak kurtarma fırsatı haline getirebilir” diyor.

Bu çalışma, alt nanometre MOF gözeneklerinde monovalent iyonların ultra hızlı ve seçici taşınmasını ortaya koymakta ve ileride etkili iyon ayırımları için benzersiz MOF platformları geliştirmek için yeni bir yol açmaktadır.

Kaynak : PHYS

Gebze Teknik Üniversitesi Biyoyazıcılarda Yapay Deri Üretilecek

Gebze Teknik Üniversitesi Biyoyazıcılarda Yapay Deri Üretilecek. GTÜ tarafından üç boyutlu biyoyazıcılarda yapay deri üretilecek. Geliştirilecek deri çipi ile kişisel tıp uygulamalarına olanak sağlanırken, deneylerde hayvan kullanımı ortadan kaldırılacak.

Bilim dünyasında yeni olarak başlayan deri çipi çalışmaları Türkiye’de ilk defa Gebze Teknik Üniversitesi(GTÜ)’ nde proje olarak ele alınacak. GTÜ Biyomühendislik Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Akpek’in TÜBİTAK destekli “Çok katmanlı deri dokularının 3D biyoyazıcılar ile üretilmesi, mikroakışkan biyoreaktörler ile geliştirilmesi, çip üzerine deri uygulamaları için değerlendirilmesi ve biyonik kol uygulamaları için olası kullanımlarının araştırılması” projesi adı altında GTÜ Biyoyazıcılar ve Organ Çipleri Laboratuvarı’nda yapay deri çalışmaları yapılacak. Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek olan organ çipi (deri çipi) çalışmaları sayesinde kozmetik ve sağlık sektöründe birçok soruna çözüm üretilmesi hedefleniyor. Çalışmalarının odak noktasında olan deri çipi ile ilgili açıklama yapan Akpek çip ile kişiselleştirilmiş sağlık uygulamaları için önemi bir gelişme sağlanacağını söyledi. Akpek kozmetik ürün ve ilaç geliştirilmesinde uygulanan hayvan deneylerinin bu sayede ortadan kalkacağını ekledi.

HAYVAN DENEYLERİ SON BULACAK

Projede geliştirilecek çalışma ile 3D biyoyazıcılarla üretilen çok katmanlı deri dokusunu deri çipi olarak kullanılarak deriye yönelik ilaç geliştirilmesi sağlanırken, biyonik kollara eklemlenerek daha gerçekçi protezler üretilmesini gerçekleştirilecek. Akpek çalışma ile ilgili, “Kozmetik amaçlı bir ürün üretildiği zaman hayvan deneyleri kullanılarak ürün geliştiriliyor. Hayvanlara büyük eziyetlere neden olabiliyor. Bizim yapacağımız deri çipi ile hayvan deneyine gerek kalmadan, sadece bir çip ortamında bir ilaca veya kimyasal ürüne deri ne reaksiyon verecekse deri çipimiz de aynı şekilde reaksiyonu verecek. Bu konu dünyada çok yeni bir konu 2014 yılında Amerika’da başlatıldı, ilk kez Türkiye’de GTÜ’de bu çalışmayı uygulayacağız. Çip, ilaç etkinliği testlerinin süresini hızlandırıp kısa sürede sonuç alınmasını sağlayacak. Çiple hastaya göre kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarının yapılması daha yaygın ve sonuçlarının alınması hız kazanacak.” dedi.

PROTEZLER ÜZERİNDE ÇALIŞILACAK

Üç boyutlu deri üretiminin kısmen Türkiye’de daha önce yapıldığını belirten Akpek projeyi diğer çalışmalardan ayıran farkın deriyi çok katmanlı üretecek olmalarından kaynakladığını söyledi. Derinin vereceği reaksiyonların tümünü elde edebilmek için deriyi tam olarak üretmeleri gerektiğini vurguladı. Projenin bir diğer boyutu ise protezlerde kullanılabilecek bir yapı oluşturmak. Akpek “Üreteceğimiz deriyi, elektronik kollarda da kullanacağız. Elektromekanik bir sistemin üzerine organik bir kaplama gerçekleştireceğiz daha gerçek bir yapay kol üretmiş olacağız. Yapay deriler biyoreaktör ortamı dışında uzun süreler hayatta kalamıyor. Bazı çözümlerle bu süreyi uzatmaya çalışacağız. Protez üzerine insanın orta ve uzun vadede kendi hücrelerinden elde edilmiş olan hücrelerini ekleyeceğiz kendi hücrelerinden oluşturulmuş bir yapay kol üretebileceğiz. Özellikle uzvu olmayan çocuklarda aidiyet hissi oluşturacak, kendisini eksik hissetmesini önleyecek, bu durumdan kaynaklı psikolojik hastalıkların da önüne geçilebilecek.” ifadelerini kullandı.

Kaynak : GTÜ

Gümüş Nanoparçacıkların, Tekstilde Kullanım Veriminin Arttırılmasına Çalışılıyor

Gümüş nanoparçacıklar, koku önleyici ve antimikrobiyel yetenekleri nedeniyle tekstil ürünlerinde kullanılıyor ancak bu gümüşlerin bir kısmı kıyafetler yıkandığında kumaş üzerinden ayrılabiliyor. Yıkama sonrası atık su çevreye, muhtemelen su canlılarına zarar verebilir ve bu nedenle araştırmacılar gümüşü geri kazanmaya çalışıyorlar. ACS Sustainable Chemistry & Engineering dergisinde yayınlanan bir makalede bir araştırma grubu, deterjan kimyasının bu gümüşün ne kadarının atık sudan uzaklaştırılabileceği konusunda önemli bir rol oynadığını ispatladı.

Gümüş nanoparçacıklar, giysilere günümüzde sıklıkla katılmaktadır. Çünkü bu küçük metal parçaları kokuyu oluşturan bakterileri öldürebilmektedir.

Ancak araştırmacılar, giysiler yıkandıkça bu gümüşün bir kısmının yıkamayla akıp gittiği tespit ettiler. Bu gümüş nanoparçacıklar suda yaşayan organizmalar için toksik olabilirler. Sukalyan Sengupta ve Tabish Nawaz’ın yaptığı önceki araştırmalar, iyon değişim teknolojisinin gümüş için oldukça seçici olduğunu kanıtladı. Ancak bu çalışma deterjan kimyasının bu yöntemle etkileşime girebilme rolünü incelemedi. Bu nedenle, şimdiki raporda incelemek istedikleri şey tam olarak buydu.

Araştırmacılar, gümüşün deterjan bileşenleriyle nasıl etkileşime girdiğini analiz ettiler. Ekip, gümüşün çoğunlukla pozitif yüklü bir iyon olarak var olduğunu ve bu formun belirli koşullar altında birkaç deterjan bileşiği ile etkileşeceğini buldu. Örneğin, pozitif yüklü gümüş iyonu, deterjan içindeki negatif yüklü iyonlarla farklı pH aralıklarında etkileşime girer. Grup ayrıca, rekabet eden iyonların pH’ına ve konsantrasyonuna bağlı olarak gümüşün yaklaşık yüzde 99’unu bulan bir iyon değişim reçinesini kullandı. Reçine daha sonra deterjan bileşenleri ile test edildi ve beş devirde tekrar kullanıldı ve gümüşün akıp gitmesi kısmen engellendi. Ancak, ağartma ve su yumuşatma maddeleri gibi ürünlerin eklenmesi, reçinenin verimliliğini olumsuz etkiledi.

Kaynak : ACS

Selülozdan, Biyobozunur Mikro Boncuklar Geliştirildi

Selülozdan, Biyobozunur Mikro Boncuklar Geliştirildi. Bath Üniversitesi’nden bilim adamları ve mühendisler, okyanus kirliliğine neden olan zararlı plastiklerin yerini alabilecek sürdürülebilir bir kaynaktan biyolojik olarak parçalanabilir selüloz mikro boncuklar geliştirdiler.

Mikroboncuklar, kozmetik, güneş kremi ve dolgu maddeleri de dahil olmak üzere kişisel bakım ve temizlik ürünlerinde bulunan ve bunlara yumuşak bir doku kazandıran, 0.5 mm’den daha küçük plastik kürelerdir. Kanalizasyon filtrasyon sistemleri tarafından tutulamayacak kadar küçüktürler ve bu nedenle nehirler ve okyanuslara taşınırlar. Burada kuşlar, balıklar ve diğer deniz canlıları tarafından yutulurlar.

Tek bir duşun, okyanusa giren 100.000 plastik parçacıkla sonuçlanabileceği ve bunun her yıl okyanusa girdiği sekiz milyon ton plastiğe katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir. Parçacıklar, yaban hayata zarar verebileceği gibi aynı zamanda besin zincirine girerek yemeğimize de zarar verebilir.

Çevresel gruplar tarafından yapılan son gösterilerin bir sonucu olarak, Birleşik Krallık Hükümeti 2017’de plastik mikro boncukları yasaklamaya söz verdi.

Biyobozunur mikro boncuklar

Üniversitenin Sürdürülebilir Kimyasal Teknolojiler Merkezi’nden (CSCT) bir araştırma ekibi ölçeklenebilir, sürekli üretim sürecinde plastik mikroboncuklara, biyolojik olarak parçalanabilir yenilenebilir bir alternatif üretmenin bir yolunu geliştirdi.

Boncuklar, odun ve bitkilerde bulunan sert lifleri oluşturan malzeme olan selülozdan yapılır. Bu mikro boncuklar, bir vücut yıkamasında dengeli kalacak kadar sağlamdır, ancak kanalizasyon arıtımındaki organizmalar tarafından hatta çevre içerisinde kısa sürede parçalanabilir.

Sonuçlar, ACS Sürdürülebilir Kimya ve Mühendislik dergisinde yayınladı.

CSCT’nin bir parçası olan Dr. Janet Scott, “Kozmetik endüstrisinde kullanılan mikro-boncuklar çoğunlukla polietilen veya polipropilenden üretilir, bunlar ucuz ve kolay yapılır. Bununla birlikte, bu polimerler petrolden türetilir ve çevreden uzaklaştırmak yüzlerce yıl alır.

“Sadece yenilenebilir bir kaynaktan değil, selülozdan mikro boncuk yapmanın bir yolunu geliştirdik, aynı zamanda zararsız şekerlere biyolojik olarak ayrışırlar”.

Sürekli üretim süreci

Kimya mühendisliği profesörü ve CSCT’nin bir parçası olan Davide Mattia, “Amacımız imalat için ölçeklendirilebilen sürekli bir süreç geliştirmek. Baştan beri birlikte çalışarak, süreç tasarımını ve kimya optimizasyonunu birbirine entegre ederek bunu başarmış olduk. ”

Boncuklar, boru şeklindeki bir zarın içindeki küçük deliklerden geçirilen selüloz çözeltisi kullanılarak yapılır, bitkisel yağ kullanılarak zarın yüzeyinden selüloz çözeltisi yıkanır, böylece küresel damlacıklar oluşturulur.

Boncukların fiziksel özellikleri,  (örneğin boncukları sertleştirmek gibi) selülozun yapısını değiştirerek düzeltilebilir. Scott liderliğindeki ve Mattia (Kimya Mühendisliği) ve profesör Karen Edler (Kimya) dahil olmak üzere takım, gözenekli boncuklar, kapsüller ve mikro-süngerler geliştirmek için Mühendislik ve Fiziksel Bilimler Araştırma Konseyinden 1 milyon sterlin tutarında bir fon almışlardır.

Kaynak : worldofchemicals

Antibiyotiklere Dirençli Bakterileri Tespit Edebilen Test Geliştirildi

Antibiyotiklere Dirençli Bakterileri Tespit Edebilen Test Geliştirildi. Araştırmacılar, antibiyotiklere dirençli bakterileri tespit edebilen testin hızını önemli ölçüde geliştirdiler.

Test, bu tür bakterileri 30 dakika gibi kısa bir sürede tespit edebilir ve sağlık uzmanlarına, hangi antibiyotiğin bir enfeksiyonu tedavi etmek için kullanılabileceğine karar vermesine yardımcı olabilir.

Araştırmacılar, doktora tek bir ziyarette tamamlanabilecek bir test geliştirmeyi hedeflediler ve ortak bir enfeksiyona odaklandılar (idrar yolu enfeksiyonları (İYE’ler)).

Test, bir İYE hastasından bir idrar örneği toplar ve daha sonra iki bölüme ayrılır. Bir numune 15 dakika boyunca bir antibiyotiğe maruz bırakılırken, diğeri antibiyotiksiz inkübe edilir. Önce her numuneden bakteriler hücresel içeriğini serbest bırakmak için parçalanır.

Hücresel içerikler daha sonra, dijital gerçek zamanlı döngüsel izoterm uygulaması (dLAMP), Slip Chip adı verilen bir cihazla (Caltech ( California Institute of Technology ) bilim adamlarının önceki buluşu) bir araya getiren bir işleme maruz bırakıldı. Bu eşsiz kombinasyon, spesifik DNA işaretleyicilerini çoğaltır ve onların görüntülenmesine izin verir ve çip üzerinde flüoresan lekeleri sayılır. Antibiyotiklere dirençli olmayan bakteriler, DNA’yı daha verimli bir şekilde çoğaltır ve iki numune arasında görünür bir fark yaratır.

Saha testi uygulamalarında yeni yöntemin, doğruluk için altın standart olarak kabul edilen, iki günlük testten elde edilen sonuçların % 95 doğruluğu vardı. Araştırmacılar ilerlemeye devam ederek performansını gözlemlemek için bu testi diğer bakteriyel enfeksiyonlarla birlikte kullanmayı hedefliyorlar. Ayrıca kan örneklerini test etmeye başlamayı planlıyorlar.

Makale Science Translational Medicine‘de yayınlandı.

Uluslararası Biyokimya Kongresinin İlki, Atatürk Üniversitesinin Ev Sahipliğinde Başladı

Uluslararası Biyokimya Kongresinin İlki, Atatürk Üniversitesinin Ev Sahipliğinde Başladı. Bu yıl ilki düzenlenen Uluslararası Biyokimya Kongresi ve 28’incisi düzenlenen Ulusal Biyokimya Kongresi Atatürk Üniversitesinde başladı. 15 Temmuz Milli İrade Salonunda açılışı yapılan kongre, beş gün boyunca devam edecek.

Kongre, Erzurum Milletvekillerinden Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı ve Orhan Deligöz, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Türk Biyokimya Derneği Başkanı Doç. Dr. Doğan Yücel, Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut, Aziziye Belediye Başkanı Muhammed Cevdet Orhan, Palandöken Belediye Başkan Yardımcısı Zafer Bülent Engin, kongreye katılan firma yetkilileri ve akademisyenlerin katılımlarıyla başladı.

Atatürk Üniversitesi, Bin Yılı Aşkın Bilim, Kültür ve Eğitim Mirasını Gururla Geleceğe Taşımaktadır

Böylesine önemli ve büyük bir kongreye ev sahipliği yapmaktan dolayı büyük memnuniyet duyduklarını ifade eden Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı: “Misyonu gereği bilim üreten, bilim yapan, bilim adamlarını buluşturan ve geleceğe yönelik perspektifler oluşturan Atatürk Üniversitesi, kuruluşundan bugüne sayısız kongre, bilgi şöleni, çalıştay ve ilmî toplantıya ev sahipliği yapmıştır. Üniversitemizin 60. yılı kutlama etkinlikleri kapsamında da pek çok bilimsel toplantı gerçekleştirilmektedir. Bunlar arasında özellikle bölgesel öneme sahip olan İran, Azerbaycan ve Gürcistan’dan değerli konuşmacıların yer aldığı, içeriğinde beş kurs/çalıştaya yer veren bugünkü kongrenin çok özel bir yeri olduğunu düşünüyor, böyle bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum” dedi.

Erzurum, tarihi açıdan oldukça önemli bir kültür kavşağında olduğuna dikkat çeken Çomaklı: “Tarih boyunca yolcuların, tüccarların, kervanların ve orduların geçtiği, kültürün konakladığı yer olan Erzurum aynı zamanda 1000 yılı aşkın bir bilim ve eğitim merkezidir. İslam medeniyetiyle tanıştıktan sonra siyasi, ticari, ilmi ve kültürel faaliyetler açısından önemli merkezlerden biri haline gelen bu tarihi kültürel doku içerisinde yer alan üniversitemiz, bin yılı aşkın bilim, kültür ve eğitim mirasını gururla geleceğe taşımaktadır. 1957 yılı itibariyle Üniversitemizin kurulması hem ilimiz, hem bölgemiz hem de ülkemiz açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bugün 300 bini aşan öğrenci kapasitesi ile ülkemizin en büyük üniversiteleri arasında yer almaktadır. Üniversitemiz, ülke ve dünya bilimine katkıda bulunacak sayısız araştırma ve projeye imza atmıştır” ifadelerini kullandı.

Bu tür toplantılar, güncel bilgilerin, ulusal ya da uluslararası otoritelerce aktarılmasının dışında, tanışmaya, bilgi ve görüş alışverişinde bulunmaya, yeni dostlukların oluşmasına zemin hazırladığının altını çizen Rektör Çomaklı: “Alanlarında yetkin bilim adamlarının geniş ve güncel konu yelpazesi, sözlü ve poster niteliğindeki değerli sunumlarıyla alışılagelen yüksek bilimsel standardın yanı sıra, gönüllerimizi birleştiren Üniversitemiz ve Erzurum’a dair güzel intibalarla ayrılacaklarına inanıyorum.

Üniversitemizin 60. Kuruluş yılında Erzurumumuzda düzenlenen ve ülkemizde ilk kez gerçekleşen 28. Uluslararası Biyokimya Kongresi’nin verimli geçmesini diliyor. Türk Biyokimya Derneği ve Kongre Başkanı Sayın Dr. Doğan Yücel Bey şahsında değerli bilim adamlarımıza, tüm katılımcılara, kongreyi destekleyen kuruluşlara kısacası emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.

Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı’nın Destekleri İle Ulusal Toplantıyı Kısa Zamanda Uluslararası Bir Toplantıya Dönüştürdük

Atatürk Üniversitesinin böylesine kıymetli bir organizasyona kapılarını açtığı için memnuniyet duyduğunu ifade eden Türk Biyokimya Derneği Başkanı Doç. Dr. Doğan Yücel: “Doğu Anadolu’nun en büyük ve tarihi kenti Erzurum’da, güzel ve bilimsel bir ortamda sizlerle buluşmak Biyokimya Derneği olarak bizleri çok mutlu etti. Erzurum’da toplantı yapıyor olmak bizler için çok değerli çünkü ülkemizin bağımsızlığının temelleri bu şehirde atıldı. Bu anlamda başka Mustafa Kemal Paşa’ya, silah arkadaşlarına ve onlara kucak açan Erzurum halkına şükranlarımızı tekrar sunuyoruz. Bu toplantı bizler için Erzurum’da bir ilk oluşundan dolayı da çok önemli. Hep istememize rağmen Erzurum’da ilk kez ulusal bir toplantı yapma kararı aldık. Başlangıçta sadece ulusal kongre yapmayı düşünmüştük, ancak 2017 yılının Atatürk Üniversitesi’nin kuruluşunun 60. Yılı olması sebebi ve Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı’nın destekleri ile ulusal toplantıyı kısa zamanda uluslararası bir toplantıya dönüştürdük” şeklinde konuştu.

Toplantının bilimsel içeriğin ön planda olduğu, katılımcı sayısının çokluğu ve sponsorların büyüklüğü ile merak uyandırdığını belirten Yücel: “Atatürk Üniversitesi bize ev sahipliği yapıyor, kapılarını bize sonuna kadar açtı. Büyük destek veriyor. Bu anlamda başta Prof. Dr. Ömer Çomaklı’ya ve emeği geçen herkese şükranlarımızı sunuyorum” diye sözlerini tamamladı.

Sağlığa Ayrılan Bütçenin Yüzde 70’i İlaç Sektörüne Gitmekte

Erzurum’un bilimsel çalışmalara kapılarını açmasından dolayı memnuniyet duyduğunu ifade eden Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen: “Her geçen gün sağlık alanında yapılan çalışmalar her geçen gün gelişmektedir. Sağlığa ayrılan bütçenin yüzde 70’i ilaç sektörüne gitmekte ve bu da ithal yolla sağlanmaktadır. Gönül arzu eder ki bu ithalatı durduralım, bunun yerine artık bu ürünleri ülkemizde üretelim. Bu kongreler sayesinde yeni düşünce ve fikirlerin ortaya çıkmasını arzu ediyor, yarım asrı geçen bilgi birikimi ve tecrübeli akademik kadrosu ile önemli bir misyona sahip Atatürk Üniversitesini bu organizasyona ev sahipliği yaptığı için tebrik ediyorum” dedi.

Atatürk Üniversitesi mensubu olmaktan gurur duyduğunu ifade ederek sözlerine başlayan Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz: “Üniversite kuran üniversite unvanını alan ve kuruluşunun 60. Yılını kutlayan Atatürk Üniversitesinde ilki düzenlenen Uluslararası Biyokimya Kongresi ve 28’incisi düzenlenen Ulusal Biyokimya Kongresi, hayatımızın artık olmazsa olmazlarından olan biyokimya bilim dalını bizlerle buluşturdu. Biyokimya olmadan sosyal hayatın olmayacağı artık herkesin malumu. Bunun için bu kongrenin Erzurum’da ve Atatürk Üniversitesinde yapılmasını önemli görüyor emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Türkiye’nin değişik illerinden, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen konukların Erzurum için önem arz ettiğine vurgu yapan Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı: “Uzun yıllar çeşitli üniversitelerde çalışmış birisi olarak ulusal ve uluslararası kongrelerin hazırlık sürecinin ne kadar zahmetli olduğunu iyi bilirim. Bu yüzden katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. Bu kongrenin bizim için bir diğer önemi ise Atatürk Üniversitesi gibi marka bir üniversitede ilk defa bir biyokimya kongresinin Erzurum’da yapılıyor olması büyük anlam ifade ediyor. Bu kongrenin Türkiye’ye, Atatürk Üniversitesine, uluslararası bilime katkı sağlamasını temenni ediyorum” şeklinde konuştu.

Açılışın ardından, Türk Biyokimya Derneği Başkanı Doç. Dr. Doğan Yücel desteği ve katkılarından dolayı Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı ve sponsor kuruluşlara plaket takdim etti.

Uluslararası Biyokimya Kongresi ve 28’incisi Ulusal Biyokimya Kongresi, Atatürk Üniversitesi 15 Temmuz Milli İrade Salonu ve fuaye alanında 5 gün boyunca misafirlerini ağırlamaya devam edecek.

ANA KONULAR

Analitik Performans Kardiyovasküler Belirteçler
Bilgi Teknolojileri Klinik Performans
Bireysel Tıp Klinik Toksikoloji ve Laboratuvar
Biyoinformatik Laboratuvar Güvenliği
Biyokimyasal Hematoloji ve Hemostaz Laboratuvar Yönetimi
Diabetes Mellitus Lipitler
Eğitim Moleküler Tanı / Moleküler Biyoloji
Endokrinoloji ve Metabolizma Nütrisyon ve Laboratuvar
Enfeksiyöz Hastalıklar Oksidatif / Nitrozatif Stres
Enflamatuvar Hastalıklar Organ Spesifik Hastalıklar
Enzimoloji ve Klinik Enzimoloji Pediatrik Laboratuvar
Epigenetik Referans Aralıklar
Fitoterapi Terapötik İlaç İzlemi
Gebelik ve Laboratuvar Tıbbi Etik
Hasta Başı Testler Tiroid Hastalıkları ve Testleri
İdrar Analizi Vitaminler
İmmünolojik Hastalıklar Vücut Sıvıları Analizi
İleri Laboratuvar Teknikleri Yasal Düzenlemeler ve Hukuk
İnterferanslar Yaşlılık ve Laboratuvar
İz Elementler Zoonotik hastalıklar
Kalite Yönetimi Diğer
Kan Gazları
Kanser

Kongre ana sayfasına ulaşmak için :  http://www.biyokimyakongresi.org/