Sakarya Üniversitesi Kimya Bölümü Nano Sıvı Gübre Geliştirdi

Sakarya Üniversitesi tarım üretiminde bir ilke imza attı. Üniversitede hem doğa dostu hem de ekonomik ileri teknoloji sıvı gübre üretildi.

Çiftçileri zorlayan organik gübre maliyetlerine Sakarya Üniversitesinde üretilen ilk yerli ve milli “nano sıvı gübre” çare olacak. Üretilen ileri teknoloji gübre, aynı zamanda organik ve uygun fiyatlı olma özelliğine sahip.

Geleneksel amonyum nitrat gübresi toprakta organik madde miktarını azaltıyor, canlıların aktivitesini yok ediyordu. Üstelik bomba yapımında da kullanıldığı için yasaklandı. Nano sıvı gübreyle toprakta mineral kayıpları da olmayacak.

Aynı zamanda çevre dostu

Toprakta kalıntı bırakmayan, organik ve verimli olan bu gübre damlama sulama yoluyla toprağa veriliyor. Toprağa ve mikroorganizmalarına zarar vermeyen yavaş salınımlı gübre, çevre dostu olarak da tanımlanıyor.

Sakarya Üniversitesi Kimya Bölümü Anorganik Kimya Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Salih Zeki Yıldız, nano sıvı gübre için şunları söyledi:

“Ekolojik olarak daha uygun, toprağın yapısını bozmayan, canlılara zarar vermeyen bir gübreyle daha güzel verimler yakalamak mümkün oldu.”

Sakarya Üniversitesi Teknokent bünyesinde üretilen nano sıvı gübrenin kullanımının daha da yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Kaynak: TRT Haber

Türk Bilim İnsanları, Eksi 80 Dereceye Kadar Donmayı Engelleyen Madde Buldu

Türk Bilim İnsanları, Eksi 80 Dereceye Kadar Donmayı Engelleyen Madde Buldu. Üsküdar Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi araştırmacıları, yaptıkları çalışmalar sonunda yeni bir madde sentezledi. Antifriz özelliğe sahip olan bu madde; eksi 80 dereceye kadar donmayı engelliyor. Canlı hücrelere karşı toksik olmayan maddenin, hücre dondurma işlemlerinde kullanılabileceği açıklandı.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan, İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi Anorganik Kimya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bahri Ülküseven ve Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü Anorganik Kimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tülay Bal Demirci buluşlarının patenti için başvuru yaptı.

Yrd. Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan buluşları hakkında açıklamalarda bulundu: “Yaptığımız çalışma sonucunda sağlıklı hücrelerde bu maddenin toksik etki göstermediğini ve canlı hücrelerin dondurulmasında kullanılabileceğini bulduk.

Bu madde toksik olmaması nedeniyle canlı yapıların dondurulmasında kullanılabilir. Ayrıca çok düşük sıcaklıklarda donmayı engellediği için antifriz maddelerin diğer kullanım alanları olan motorlu taşıtlarda, tarım alanında, soğutma sistemlerinde ve donmanın engellenmesi gereken cihazlarda da kullanılabilir.

”Araç sahiplerine güzel haber

Kış aylarında araç sürücülerinin en çok dikkat ettiği bakımların başında, araç motoruna antifriz eklenmesi geliyor. Antifrizsiz araç kullanımı motor içerinde paslanmalara ve kışın silindir bloğunun çatlamasına sebep oluyor. Bu durum ciddi masrafları da beraberinde getirebiliyor. Bilim insanları artık sert geçen kış koşullarında çok düşük sıcaklıklarda donmayı engelleyen yeni bir antifriz maddenin patent başvurunu gerçekleştirdi.

Gümüş Nanoparçacıkların, Tekstilde Kullanım Veriminin Arttırılmasına Çalışılıyor

Gümüş nanoparçacıklar, koku önleyici ve antimikrobiyel yetenekleri nedeniyle tekstil ürünlerinde kullanılıyor ancak bu gümüşlerin bir kısmı kıyafetler yıkandığında kumaş üzerinden ayrılabiliyor. Yıkama sonrası atık su çevreye, muhtemelen su canlılarına zarar verebilir ve bu nedenle araştırmacılar gümüşü geri kazanmaya çalışıyorlar. ACS Sustainable Chemistry & Engineering dergisinde yayınlanan bir makalede bir araştırma grubu, deterjan kimyasının bu gümüşün ne kadarının atık sudan uzaklaştırılabileceği konusunda önemli bir rol oynadığını ispatladı.

Gümüş nanoparçacıklar, giysilere günümüzde sıklıkla katılmaktadır. Çünkü bu küçük metal parçaları kokuyu oluşturan bakterileri öldürebilmektedir.

Ancak araştırmacılar, giysiler yıkandıkça bu gümüşün bir kısmının yıkamayla akıp gittiği tespit ettiler. Bu gümüş nanoparçacıklar suda yaşayan organizmalar için toksik olabilirler. Sukalyan Sengupta ve Tabish Nawaz’ın yaptığı önceki araştırmalar, iyon değişim teknolojisinin gümüş için oldukça seçici olduğunu kanıtladı. Ancak bu çalışma deterjan kimyasının bu yöntemle etkileşime girebilme rolünü incelemedi. Bu nedenle, şimdiki raporda incelemek istedikleri şey tam olarak buydu.

Araştırmacılar, gümüşün deterjan bileşenleriyle nasıl etkileşime girdiğini analiz ettiler. Ekip, gümüşün çoğunlukla pozitif yüklü bir iyon olarak var olduğunu ve bu formun belirli koşullar altında birkaç deterjan bileşiği ile etkileşeceğini buldu. Örneğin, pozitif yüklü gümüş iyonu, deterjan içindeki negatif yüklü iyonlarla farklı pH aralıklarında etkileşime girer. Grup ayrıca, rekabet eden iyonların pH’ına ve konsantrasyonuna bağlı olarak gümüşün yaklaşık yüzde 99’unu bulan bir iyon değişim reçinesini kullandı. Reçine daha sonra deterjan bileşenleri ile test edildi ve beş devirde tekrar kullanıldı ve gümüşün akıp gitmesi kısmen engellendi. Ancak, ağartma ve su yumuşatma maddeleri gibi ürünlerin eklenmesi, reçinenin verimliliğini olumsuz etkiledi.

Kaynak : ACS

Kimya’nın 100 Yılı Prof. Dr. Ali Rıza Berkem Poster Ödülleri Sahiplerini Buldu

Kimya’nın 100 Yılı Prof. Dr. Ali Rıza Berkem Poster Ödülleri Sahiplerini Buldu. 10-14 Eylül 2017 tarihlerinde, ODTÜ Kimya Bölümü ve Türkiye Kimya Derneği Tarafında Ankara’da ODTÜ KKM’de organize edilen 29.Ulusal Kimya Kongresi bünyesinde gerçekleşen, ülkemizde Kimyanın bir meslek olarak okutulmaya başlanmasının 100’üncü yılı nedeniyle Türkiye Kimya Derneği tarafından verilen “Kimya’nın 100 Yılı Prof. Dr. Ali Rıza Berkem Poster Ödülleri” sahiplerini buldu. Ödül alan isim ve çalışma başlıkları şöyledir:

BİRİNCİ:
“Polimer Kaplı Yüzeylerin Radikallik Yer Değiştirme Reaksiyonu ile Fonksiyonelleştirilmesi” başlıklı, Gizem Yeter Baş, Rana Sanyal ve Amitav Sanyal ortak çalışması ile Boğaziçi Üniversitesi’nden;
Aysun DEĞİRMENCİ

İKİNCİ:
“Nanoalümina Yüzeyine Tutulu Rodyum (0) Nanokümeleri Katalizörlüğünde Amonyak Boranın Metanolizinden Hidrojen Üretimi” başlıklı, Saim Özkar ortak çalışması ile, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden
Derya ÖZHAVA ÇELİK ,

ÜÇÜNCÜ:
“Kurkumin İçeren Polimerik Misellerin Dermo-Kozmetik Preparat Olarak Deri Hücrelerindeki Etkinliklerinin in vitro Test Edilmesi” başlıklı, Gizem Çıtaközan, İrem Yezer, Fatma Öztürk Kırbay, Dilek Odacı Demirkol ve Suna Timur ortak çalışması ile Ege Üniversitesi’nden
Serhat Güvenç KAYIKÇIOĞLU

Kaynak : Türkiye Kimya Derneği

Sabun İçinde Bulunan Kimyasallar Cildinizin Islanabilme Özelliğini Değiştirebilir

Sabun İçinde Bulunan Kimyasallar Cildinizin Islanabilme Özelliğini Değiştirebilir. Yeni bir araştırmalara göre, kozmetik temizleyicilerde bir bileşen kullanarak cildimizin ıslanabilirliğini değiştirmek mümkün olabilir.

İnsan cildinin en dış tabakası, alttaki canlı doku ile dış çevre arasındaki koruyucu bir bariyer gibi davranır. Bu doku tabakasının ıslanabilme özelliği kimyasalların yayılmasını ve patojenik mikroorganizmaların yapışmasını etkileyebilir. Yeni bir araştırmada, Binghamton Üniversitesi’nden biyomedikal mühendisliği profesörü olan Guy German, diğer araştırmacılarla birlikte, deri tabakasının ıslanabilme özelliğinin, farklı pH değerleri ile tamponlanmış sodyum laury lsülfat olarak bilinen anyonik sürfaktanın solüsyonlarıyla muamele edilmesiyle kontrol edilebileceğini gösterdi.

German “Bu çalışmada, kozmetik temizleyicilerde yaygın olarak kullanılan bir bileşen kullanarak insan cildi yüzeyinin ıslanabilirliğini değiştirebildiğimizi gösterdik. “Cilt dış dünyaya ilk savunma hattı gibi davranıyor ve cildin ıslanabilirliği, mikroorganizmaların önlenmesinde ve ayrıca kozmetik ürünlerin duyusal algılanmasında önemli rol oynamaktadır” diyor.

Yüzey aktif maddeler amfifiliktir ( hem hidrofilik ve hidrofobik özellikler taşıyan bir kimyasal yapı ), yani hem hidrofobik grupları (kuyrukları) hem de hidrofilik grupları (başları) içerirler ve sabun, şampuan, tıbbi kremler ve tıraş kremlerinde bulunurlar.

“Asidik ortamlarda cilt aslında pozitif bir yüke sahiptir. Baş grubunun negatif yükü aslında cildin pozitif yüküyle bağlanır ve kuyruklar yukarı kalkar. Kuyruklar yukarı kalkınca gerçekten hidrofobik bir yüzeye sahip olduğunuz anlamına gelir. Ancak alkali koşullara gittiğinizde ciltte o pozitif yük almıyorsunuz ve kuyruk cilde yapışarak sudan kaçıyor. Baş grupları daha sonra cildi çok daha hidrofilik hale getirir.

Bugüne kadar, araştırmalarının odak noktası sağlıklı ve hastalıklı / düzensiz cilt dokusunun mekaniği, yaşlanması, bakteri enfeksiyonu ve kozmetik ile mekanik ve işlevindeki değişiklikleri araştırmak olmuştur.

Bu araştırma, ciltteki keratin ile yüzey aktif cisimler arasındaki kimyasal etkileşimler yoluyla herhangi birinin cildin fiziksel özelliklerini doğrudan kontrol edebilme kabiliyetini ilk kez sağladığını gösteriyor.

“Anyonik yüzeyaktif madde çözeltilerinin pH’larını kullanarak insan derisinin ıslanabilirliğini kontrol etme” başlıklı yazı Colloids and Surfaces B: Biointerfaces’de yayınlandı.

Kaynak : phys

Geliştiren Boyalar, Hidrojen Üretim Kaynağı Olabilir

Geliştiren Boyalar, Hidrojen Üretim Kaynağı Olabilir. Araştırmacılar, su buharını emebilen ve temiz enerji kaynağı olan hidrojen üretmek için onu parçalayabilen bir güneş boyası geliştirdiler. Boya, nemi emmek ve gıda, ilaç ve elektronik ürünlerini taze ve kuru tutmak için poşetlerde kullanılan silis jel gibi davranan yeni geliştirilmiş bir bileşim içeriyor.

Ancak, silika jelin aksine, yeni malzemede olan sentetik molibden sülfid yarı iletken görevi görüyor ve su moleküllerinin hidrojen ve oksijene ayrılmasını katalize ediyor.

Melbourne, RMIT Üniversitesi’nden araştırma görevlisi Dr. Torben Daeneke, “Bileşimi titanyum oksit partikülleri ile karıştırarak güneş enerjisinden ve nemli havadan hidrojen üreten güneş ışığı emici bir boyaya neden olduğunu bulduk.

Titanyum oksit, duvar boyalarında yaygın olarak kullanılan beyaz pigmenttir, yani yeni malzemenin basit bir şekilde eklenmesiyle bir tuğla duvarın enerji toplanması ve yakıt üretim gayrimenkule dönüştürülmesi sağlanabilir.

“Sistemi beslemek için temiz ya da filtrelenmiş suya ihtiyaç yoktur, havada su buharı bulunan herhangi bir yer, hatta uzaktaki alanlar da sudan yakıt üretebilir.”

Profesör Kourosh Kalantar-zadeh, hidrojenin en temiz enerji kaynağı ve fosil yakıtlara alternatif olarak yakıt hücrelerinde ve konvansiyonel içten yanmalı motorlarda kullanılabileceğini söyledi.

“Bu sistem aynı zamanda okyanus yakınlarında çok kuru fakat sıcak iklimlerde de kullanılabilir, deniz suyu sıcak güneş ışığı ile buharlaştırılır ve daha sonra buhar üreterek yakıt elde edilebilir”.

Kaynak : sciencedaily

VI. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi MAKÜ Ev Sahipliğinde Başladı

VI. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi MAKÜ Ev Sahipliğinde Başladı. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü tarafından düzenlenen Uluslararası katılımlı VI. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi yapılan açılış ile başladı. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Konferans ve Sergi Salonu’nda başlayan kongre, MAKÜ Müzik Bölümü öğrencilerinin müzik dinletisi ve halk oyunu gösterisi ile başladı.

Belediye Başkanı Ali Orkun ERCENGİZ, Rektör Prof. Dr. Adem KORKMAZ, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Belgin BARDAKÇI, akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı kongrede açılış konuşmasını Kongre Başkanı Prof. Dr. Erdal KENDÜZLER yaptı. KENDÜZLER, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinde yapılan saygın kongrelerden biri olan Uluslararası Katılımlı 6. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi’ni teke yöresinin başkenti olan Burdur ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde yapmaktan onur duyduklarını söyleyerek, kongrede 217 bildiri sunulacağını belirtti.

Daha sonra Belediye Başkanı Ali Orkun ERCENGİZ de bir konuşma yaptı. Kendisinin de bir Eczacı olduğunu, eczacılık mesleğinin bir kısmının da kimyaya dayandığını söyledi. İnorganik ve anorganik kimya içerisinde insan hayatının ne kadar çok önemli olduğunu, biraz araştırınca bu işe gönül vermiş birisi olarak bunu bildiklerini belirtti. Eczacı olarak kimya ile ilgili birçok şeyi öğrenme fırsatı bulduğunu da dile getiren başkan ERCENGİZ; “Bilim kendini yenileyen değişen ve değişime açık olan bir dal. Şimdi Belediye Başkanlığı yapıyorum kimyanın yine içerisindeyiz. Hem atıksu, hem de arıtma olarak yine kimyanın içerisindeyiz. Bu konularda sizin gibi akademisyenlerden destek almaktan geri kalmıyoruz. Üniversitemizin hızla büyüdüğünü, dikkat çektiğini görüyor ve gurur duyuyorum. Burada akademik gücün bilime katkı koyduğunu, kent ve üniversite birlikteliğinin en güçlü şekilde sürdürebilmesi açısından bağlılıkların anorganik veya inorganik değil kuvvetli bağlarla yürümesini ve kongrenin hayırlı olmasını diliyorum” dedi. Başkan ERCENGİZ konuşmasının sonunda 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı.

Daha sonra MAKÜ Anorganik Kimya Anabilim Dalı Başkanı ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Mehmet Fatih EMEN açılış konuşmasını yaparak, VI. Ulusal Anorganik Kimya Kongresi’ne ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyduklarını ve kongrelerin diyaloglar oluşturmak, bilgiler paylaşmak ve genç akademisyenlere deneyim kazandırmak adına çok önemli olduğunu belirterek tüm katılımcılara teşekkür etti.

Daha sonra Rektör Prof. Dr. Adem KORKMAZ da bir konuşma yaptı. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi tarafından düzenlenen VI. Uluslararası katılımlı Ulusal Anorganik Kimya Kongresini düzenliyor olmanın büyük mutluluk ve kıvanç verici olduğunu belirtti. “Bilim günümüzde, çağımızda bilimin anlamını, önemini burada ifade etmeye gerek yok. Ancak her türlü açıdan Türkiye’nin uluslararası her alanda rekabette yer alabilmesi için öncelikle bizim bilgiyi öğrenmemizden geçiyor. Temel bilimler alanındaki çabalarımızın artarak devam etmesi gerekiyor.

Bu alanda yeterince gelişme kaydettiğimizde ya da temel bilimler alanında özellikleri fizik, kimya ve biyoloji diye tamamen öğrencinin bu bölümleri tercih edip etmemesi üzerinden yürüyen süreci üzülerek izliyoruz.

Bilim Sanayi Bakanlığımız ciddi çalışmalar içerisinde. İlk olarak bu alanda öğrenci sayımızı artırmalıyız. Bunu yapamazsak maalesef sürekli bir gerileme içerisinde olacağımızı ifade etmek istiyorum. Kongreler genel anlamda üniversitelerin ve bilim dünyasının en önemli buluşma noktaları. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörlüğü olarak, yönetim olarak üniversitemizde herhangi birimimiz hangi düzeyde olursa olsun bir kongre, ister bölgesel ister ulusal, ister Uluslararası bir kongre düzenleme çabası içerisine girdiğinde bunu tartışmasız bir şekilde hiçbir bahse konu etmeksizin destekleme süresi içerisindeyiz. Hatta bu konu ile ilgili önümüzdeki günlerde inşallah çok daha standarda ve kalitesi yüksek fiziksel mekanlar için de çalışmalarımızı yapıyoruz. Üniversitemiz bünyesinde kültür sanat ve kongre merkezi ve fuar alanları aynı alanda eş oturumların yapılabileceği mekanların ve standardı çok yüksek salonların yapılacağı bir çalışma içerisindeyiz. Bir akademisyen olarak “Üniversitelerin temel misyonu, temel vizyonu ne olur? sorusuna cevap verecek olursam bir defa temel misyonu, bilginin üretilmesi ve üretilen bilginin ürüne dönüştürülerek insanlığın faydasına sunulmasıdır. Üniversitemiz bu anlamda, bilginin üretilmesi anlamında özellikle Fen Edebiyat Fakültesi , Veteriner Fakültesi, Mühendislik Fakültesinin de desteği ile 2006 yılından sonra kurulan üniversiteler içerisinde ilk sıralarda yer almaktadır. Üniversiteler arasındaki akademik teşvikte de Fen Edebiyat Fakültemizin açık ara farkla birinci olması büyük bir gururdur” dedi.

“Burdur’da bir üniversite varsa ve devletimiz kıt kaynaklar içerisinde böyle bir destek veriyorsa, içinde bulunmuş olduğu ekosistemin temel problemlerine de çözüm üreten bir noktaya gelmesi gerekiyor” diyen Rektör KORKMAZ, “Geçtiğimiz ay Burdur valiliğimiz ile birlikte hayata geçirmeye başladığımız Burdur İl gelişim planını hayata geçirmeye başladık. Temel misyonun çalışmalarını ortaya çıkaracağı projelerin çok anlamlı olacağını düşünüyorum üniversitemizde sizleri ağırlamış olmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.

Konuşmaların ardından oturumlara geçildi. 18 Mayıs Perşembe günü başlayan ve 21 Mayıs Pazar günü sona erecek kongrede yaklaşık 217 bildirinin sunumu yapılacak.